Şeytan Ağacı

baobab_tree

Baobab ağacına yerliler “şeytan ağacı” derler, çünkü bir zamanlar şeytanın bu ağacın dallarına takılıp kaldığına, bu yüzden ağacı cezalandırmak için onu başaşağı çevirdiğine inanırlar. Yerlilerin gözünde, kökler şimdi dallar olmuş, dallarda kökler olmuştur. Yeni baobab’lar yetişmesini istemeyen şeytan tüm genç fidanlarıda yok etmiştir.

 

Yerliler, işte bu yüzden dünyada yalnızca yetişkin baobab ağaçları kaldı, demektedirler.

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Antropoloji, Denemeler --- Etiketler: , , , ---

İş Yönetimi

Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak bir bekçi işe almaya karar verir. Bir süre sonra düşünülür ;”Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak” Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere iki kişi işe alınır. Bir süre sonra “İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz” diye düşünülerek iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar. Bir süre sonra “Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek” diye tartışılır ve bir muhasebeci şefi, bir katip, bir de istatistikçi işe alınır. Bir süre sonra ; “Peki bunlardan kim sorumlu olacak.” Diye düşünülür ve bir müdür ve iki de müdür yardımcısı işe alınır.

Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır…

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Kısa Devre, Siyaset --- Etiketler: , , ---

Ne tarafa dönüyor?

ATT00001
Bu resimdeki kadını her iki tarada dönüyor görürseniz şaşırmayın. Tamamen algılsal bir olaydır. Aynı resme bakan iki kişi farklı yönlere döndüğünü görebilir.

Önemli olan şey, algılarımız ne tarafa doğru dönüyor.

Yorum Durumu: 2 yorum --- Kategori: Kısa Devre, Psikoloji --- Etiketler: ---

Kızılderili ve Beyazadam

“Duwarmish” Kızılderililerinin Reisi Seattle’ın “Washington’daki Büyük Başkan”a, yani 1853-1857 yılları arasındaki Amerikan Cumhurbaşkanı Franklin Pierce’a göndermiş olduğu mektuptur:

Washington’daki Büyük Başkan topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş Büyük Başkan… Ama biz sizin, dostluğunuza ihtiyacımız olmadığını biliriz.

Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz? Ya da satabilirsiniz? Ya toprağın sıcaklığını? Ağzımdan çıkan sözler yıldızlara benzer Büyük Başkan, hiç sönmezler. Bu yüzden söyleyeceklerime güveniniz. Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına… Sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?

Kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum için… Yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı, denizi kucaklayan kumsallar, karanlık ormanların koynundaki sis, şakıyan böcekler… Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları ağaçların öz suyunda saklıdır. Toprak bizim anamızdır. Washington’daki Büyük Başkan bizden topraklarımızı istediği zaman, bütün bunları istemektedir. Büyük başkan bizim babamız, biz de onun çocukları olacakmışız.

Büyük Ruh ulusumuzu sever; fakat nedendir bilinmez, Kızılderili çocuklarını terk etti. Şimdi size makineler yolluyor ve çok yakında beklenmedik yağmurlar sonrası yataklarımıza taşan ırmaklar örneği, beyaz adam bu toprakların her karışını dolduracak. Bizler yetim kaldık. Çünkü başka ırklardanız; çünkü ihtiyarlarımız farklı öyküler anlatırlar. Bilesiniz ki; derelerin ve ırmakların içinden geçen sular sadece su değildir, atalarımızın kanıdır o. Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam. Toprağı çocuklardan çalar. Açlığın dünyayı saracak beyaz adam ve ardında koskoca bir çöl bırakacaksın. Sabahın sisi dağların karnından doğan Güneş’i görür ve kaçar. Demir at (lokomotif) öldürüp çürümeye bıraktığınız, binlerce buffalodan nasıl kıymetli olabilir? Nasıl? Anlamıyorum. Hayvanlar insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi? Hayvanların başına gelen, insanın da başına gelecektir. Toprağın başına gelen, oğullarının da başına gelecek…

Çocuklarımıza bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretin. Toprak bizim anamızdır. Ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece…
Devamını oku

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Antropoloji, İnsan ve Toplum --- Etiketler: , ---

Orta Asya ve Kuzey Kavimlerinde Semavi Tanrılar

İlkel kavimlerin dinlerinden çoktanrılı (polytheiste) denilen dinlere geçerken karşılaştığımız temel farklılık onların kendilerine has tarihinden ileri gelmektedir. Şüphesiz tarih, ilkel teofanileri (teophani) değiştirmiştir. İlkel kavimlerin semavi tanrılarından hiçbiri belirgin değildir. İster dış etkiler, ister açıklık ve basitlikleri sebebiyle olsun, insanların geleneğinde yaşamış olsalar bile değişikliğe uğramışlardır. Fakat, çok tanrılı dinlerde tarih, oldukça farklı bir yol takip etmiştir. Tarihin yaratıcısı bu kavimlerin maddi hayatlarında olduğu gibi, dini yaşayışları, düşünüş ve temayülleri de birçok etkilere maruz kalmıştır. Medeniyetler vasıtası ile elde edilmiş mefhumlar gibi, ilahi suretler de birçok ortak esaslardan meydana gelmiştir. Bereket versin ki, dini hayatın ilkel biçime doğru yönelmiş olması sebebiyle onların anlaşması kolaylaşmaktadır. Bir dini meydana getiren ve onda birliği sağlayan esaslar ne kadar çok olursa olsun (yani ilahi suretteki mit, rit, kült) onların ifadesi ilkel biçimin özüne kadar uzanır. Çoktanrılı dinlerin hakikatini kavrayabilmek için onların tarihini ve geçirdiği evreleri bilmek zorundayız; mademki, onların her biri kendi tarihi gelişmelerinin tersine orijinal şeklini yeniden bulmaya, ilkel durumuna yeniden gelmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte, her ne kadar bizce basit görünseler de, bu durum, onların semavi ilahlarının basitliğini ifade etmez.
Devamını oku

Yorum Durumu: 2 yorum --- Kategori: Antropoloji, Felsefe, İnsan ve Toplum --- Etiketler: , , , , ---

Eski Türk Dini

Eski Türk dini ile ilgili birçok problem vardır. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış olan araştırmaları dikkate aldığımızda da söz konusu problemleri daha açık şekilde tesbit etmemiz mümkündür. Ancak biz doğrudan konuya geçmeden, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için tarih ve dinler tarihi üzerinde kısaca durmak, aralarındaki mevcut ilişki ve farklılıklara dikkat çekmek istiyoruz.

Tarih insanların mekân ve zaman çerçevesi içinde meydana getirdikleri olayları, bu olayların sebep ve sonuçlarını ortaya koyan objektif bir bilimdir. Tarihçi olayların açıklamasını yaparken konu ile ilgili dokümanları (arkeolojik, etnografik. linguistik… vb.) ve olayları meydana getiren toplulukların ruhi durumlarını da dikkate almak zorundadır.

Dinler tarihi ise, tarihle aynı metodları kullanarak dini olayları ortaya koyma bilimidir. Böyle olmakla birlikte, tarihçi ile dinler tarihçisi arasında fark vardır. Şöyle ki; dinler tarihcisi bir dini incelerken hem tarihi, hem de incelediği dinin mahiyetini bilmek, dini bir olayın spesifik ve tarihi aşan (transhistorique) anlamını kavramak zorunda iken, tarihçi için böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarihi olaylar bir defaya mahsus olarak meydana gelirken, fenomeni yaratanın süreç olduğu dikkate alındığında, dini olaylar bir defaya mahsus, belli bir zaman ve mekânla sınırlı olarak ortaya çıkmaz. Dini inceleyen biri için ise, tarih tüm fenomenlere bağımlılığı ihtiva etmektedir. Hiçbir dini fenomenin saf halde bulunmayacağını göz önüne alırsak, dini olayları sosyo-kültürel, ve sosyo-ekonomik olaylardan bağımsız düşünemeyiz. Bu sebeple eski Türk dinini anlamak ve kavramak için de onu sadece bir yönü ile değil, birçok yönü ile ele almak zorundayız. Bu kısa açıklamadan sonra eski Türk dini ile ilgili görüş ve düşüncelere geçebiliriz.
Devamını oku

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Antropoloji, Felsefe, İnsan ve Toplum, Sosyoloji --- Etiketler: , , , , , ---

Teleolojik Aklın Eleştirisi

On sekizinci yüzyıl İngiliz Teologu William Paley’in, dönemini çok etkilemiş ve günümüzde de sıklıkla başvurulan bir tezi mevcut: ” Doğada yürürken bir saat bulursanız bu saatin kendi kendine oluştuğunu düşünmezsiniz. Tasarımcısının olduğunu bilirsiniz. Çünkü işleyişinde bir düzen vardır. Doğal işleyişte de bir düzen olduğuna göre evrenin de bir tasarımcısı olması gerekir. ”

Tezin kendisi bu. Tartışmaya geçmeden önce biyoloji sahasından kısa bir not düşmek istiyorum. Herkese hararetle tavsiye edebileceğim “Kör Saatçi” adlı seçkin yapıtında Richard Dawkins; Doğadaki biyolojik işleyişin, bir sonraki adımını görmekten aciz bir yapbozcunun çalışma tarzından farksız olduğunun altını çizmektedir. Bu nedenle türlerin adaptasyonuna hizmet eden doğal seçilimin her zaman başarılı sonuçlar vermeyerek bedensel yapıları pek de akıllıca olmayan bir sürü ucube ya da “teknik donanımı yetersiz” canlının ortaya çıkamasına neden olduğunu ve bu tür canlıları hâlâ suda, karada ve havada hayatlarını sürdürdüklerini kanıtlarıyla açıklamaktadır. Stephen Jay Gould Üstad’ın, “Darwin ve Sonrası” adlı çalışması ile birlikte okunmasında fayda var. Gerçekten heyecan verici!

Ama benim itirazım felsefî açıdan olacak. Yine de biyolojik kanıtlar, aslolandır.
Devamını oku

Yorum Durumu: 6 yorum --- Kategori: Bilim, Felsefe, Sosyoloji --- Etiketler: , , , , , ---