Doğal Seleksiyon

Evet herşeyin başından beri hepimiz bir seleksiyonun kozmik ürünleriyiz. Kullandığım kalemin ucundaki karbon atomunun big bang’ den sonra meydana gelen ilk atomlardan birine ait olması heyecan verici , vücudumun yapı taşlarından birininde aynı patlamada meydana gelen ilk yapı taşlarını taşıması hepimizi kozmik kardeşler yapmıyor mu? Peki ya birdenbire dünyanın çeştli yerlerinde ortaya çıkıveren homosapienslerin diğer insan türlerinden daha hızlı evrimleşmesi ve hayatta kalmayı başarabilmesi, gelişimini sürekli devinen bir doymazlık içinde sürdürmesi, istikarlı olarak önce kendine zararlı bütün canlıları yok etmesi sonra hızını alamayıp çekirge sürüsü gibi çoğalarak dünyayı yaşanabilir standartlardan hızla çıkarmaya başlaması başka bir seleksiyon sorusunu akıllara getirmiyor mu?

Yumurtaya ilk ulaşanlar olarak hayata diğer rakiplerimizden hep bir adım önde başlayan bizler hayat boyu diğer yumurtaya ilk ulaşanlarla rekabet içinde değil miyiz? Bu rekabet bizi kapitalizmin kucağına atmadı mı, peki yıllar sonra torunlarımız başka bir gezegende oluşturulan kolonilerde hayatlarına devam ederken , kapitalizm doğal seleksiyonun bir parçası idi kapitalizmin vahşi rekabetçi hırsı olmasaydı belki atalarımız dünyada hala Lada otomobillere binmeye devam edecekti diyebilirler mi?

Yani dünyayı yaşanmaz bir hale sokan kapitalizm , ticari kar eksenli gelişme hırsını dünya dışı koloniler kurmaya yönlendirip , kendi kirlettiği dünyadan insanlığı kurtaracak ve biz yüzyıllar sonra buna da doğal seleksiyondu mu diyeceğiz ?

Yoksa ?

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Denemeler, Kısa Devre --- Etiketler: , , ---

Uyum ve Uyumsuzluk

Bazen sadece akışta kalmak yeterlidir; olabilecek her şeyin olmasına izin vermek anlamına gelir biraz da bu. Aslına bakarsanız zaten evrende hep bir akış ve uyum söz konusudur. Bu akışa uyamayan “ego” muzla akıntıya karşı yüzen “o uyumsuz” bizleriz aslında. Uyumsuzluk çok göreceli bir kavrama dönüşüyor işte tam da bu noktada benim açımdan en azından.

Toplumsal kurallara ve düzene uymamak da bir çeşit uyumsuzluktur. Ya da genel geçer herkesin kabul ettiği herkesin doğru bulduğu fikirlere-olgulara katılmamak da uyumsuzluktur. Benim biraz önce bahsettiğim uyumsuzluğun bütün bunlarla bir ilgisi yok. Elbette ki uyumlu olmak adına her şeye boyun eğip önümüze gelen her şeyi kabul etmemeliyiz. Ancak bazen belirlediğimiz hedeflerin ya da edindiğimiz amaçların sırf biz istediğimiz için ille de olması gerektiği düşüncesinden kurtulmamız lazım. Çünkü isteklerimiz-amaçlarımız ya da hedeflerimiz tinin planıyla uyumlu olduğu ölçüde ulaşılabilir oluyor.

Bu durumda taktiksel olarak ve tabiki enerjimizi korumak adına tinin planına uymak ve evrendeki akışın uyumlu bir parçası olmak yapılabilecek en iyi şey sanırım. Çocukça inatlaşmaların son bulduğu yer, belki bütün bunları kabul ettiğimiz zamandır. Belki de büyümeye başlamışızdır. Büyümeyen ve inatla akıntıya karşı yüzen öfkeli uyumsuz çocukların sonu boğulmaktan başka bir şey olmuyor. Yani kendilerine zarar vermekten başka bir şey elde edemiyorlar. Bu durumda hoşunuza gitmese bile içgüdüsel olarak yaşamak için mecburen bir uyumun içinde akarken bulursunuz kendinizi. Evet şimdi sıra hoşumuza gidip gitmemesi meselesine geliyor. Çok önemli bir şey değil mi bu… olagelen bir şeyin sizin hoşunuza gitmesi gerekir. Çünkü söz konusu olan “siz” siniz “ego” nuz ve nihayetinde “kendinizi önemsemeniz”. Hayatınız ne kadar size ait ya da yaşamsal enerjiniz sadece size mi ait? Kaç kişi besleniyor enerjinizden kim bilir ve sonuç olarak olagelen şey sizin hoşunuza gitmiyor gibi geliyorken gerçekte size öğretilen doğrulara uymuyor demektir.

Yani söylenecek yazacak çok şey var bu konuda ki sürekli dile getiriliyordur belki yüzyıllardır herkes yazmıştır farklı dillerde ve farklı şekillerde. Önemli olansa bunları ne yazmak, ne okumak ne de öğrenmek sadece uygulamaktır. Aynı zamanda kabullenmektir bunun diğer adı. Sonuçta son sözüm şu oluyor: Akışta kal ve senin tek başına bir varlık olmadığını aslında çok muntazam bir enerji akışının içinde var olduğunu ve bu akışa uyum sağlaman gerektiğini kabullen.

İyi Pazarlar 🙂

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Denemeler --- Etiketler: , , , ---

Yüzüncü Maymun Modeli

‘The Hundredth Monkey’, yani ‘Yüzüncü Maymun’ isimli kitapta Macaca Fuscata denilen bir maymun türü üzerinde yapılmış 30 yıllık bilimsel bir araştırma projesi anlatılır. Zihninizden geçen sorulara ışık tutabileceğini düşünerek bu araştırmanın öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum:

Japonya’daki Koshima adasında vahşi bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim adamları onları kumların üzerine bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyor, ancak kumlu ve kirli olarak yedikleri için durumlarından çok da hoşnut olmadıklarını belli ediyorlardı. Bir gün, İmo adlı sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlarından arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da İmo’nun yöntemini öğrendiler ve onlar da diğer maymunlara öğrettiler. Kısa bir süre içinde birbirlerini taklit eden bir sürü maymun patateslerini yıkayarak yer hale geldi ve bilim adamları yaşananları 1952-1958 yılları arasında kayda geçtiler. 1958 yılının sonbaharında Koshima adasında patatesleri yıkayarak yiyen maymunların sayısı “Kritik Kütle” diye adlandırılan sayıya ulaştı, artık hemen hemen tüm maymunlar patatesleri yıkıyorlardı. Bu olay bir tek Koshima adasında yaşansaydı, maymunlar arasında bir tür iletişim olduğu düşünülebilir ve araştırma bu şekilde sürebilirdi. Ancak, aynı anda çevre adalardaki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başladılar, hatta Japonya’nın anakarasındaki Takasakiyama’da bile… Onca maymun bilinen hiçbir şekilde iletişim kurmuş olamazdı ve bilim adamları ilk kez böyle bir olayı gözlemliyorlardı. Sonunda, bu adalar boyunca uzanan bir tür morfogenetik yapı ya da alanın varlığı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurduklarını ileri sürdüler.
Devamını oku

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Denemeler, Felsefe, Kısa Devre, Sosyoloji --- Etiketler: , , ---

Dövüş Kulübü – Tarihin Ortanca Çocukları

Tyler-durden‘Şunu unutma,’ diyor Tyler.
‘Ezmeye çalıştığın bu insanlar, senin muhtaç olduğun herkestir. Biz senin çamaşırını yıkayan, yemeğini pişiren ve önüne getiren insanlarız. Senin yatağını biz yapıyoruz. Uykudayken seni biz koruyoruz. Bizler ahçıyız, taksi şoförüyüz ve senin hakkında herşeyi biliyoruz. Sigorta bildirimlerini, kredi kartı ödemelerini biz takip ediyoruz. Hayatının her alanını biz denetliyoruz. Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi birgün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbiri olamayacağız.’

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Denemeler --- Etiketler: , ---

Cam Tavan Sendromu

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür.Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.

Pireler camın ne oldugunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker.
Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.
Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır.
Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi” ne sadık halde yaşarlar.
Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.

Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel halen varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. Buna “cam tavan sendromu” denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Denemeler --- Etiketler: , ---

Karakteriniz Kaderinizdir

RUSSEL GOUGH, “Karakteriniz kaderinizdir” adlı kitabında diyor ki:
“Doğru ve iyi olanı bilmekle doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır.”

Eğer karakter gelişmemişse eğitim işe yaramıyor. Unutmayalım; banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rüşvet alanlar, yurdu çıkar uğruna satanlar, maç satanlar, şike yapanlar, teşvik verenler; birilerini düşük görüp aşağılamakla yükseleceklerini sananlar hep egitimli bireylerdir…

O yüzden Roosevelt demis ki:
“Bir insanı ahlakça eğitmeden yalnızca beyinsel olarak eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.”

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Denemeler --- Etiketler: , ---