Forum

Bilim ve Toplum ili...
 

Bilim ve Toplum ilişkisi  

  RSS

sonsuz
(@sonsuz)
Admin
Katılım : 4 sene önce
Gönderiler: 39
10/09/2019 11:27 pm  

Bilimin işleyiş şekli

Bilim deney, gözlem, genelleme, soru sorma, sorgulama, araştırma gibi temel kavramlar üzerine kuruludur. Bu kavramlar yüzyıllardır hatta bin yıllardır insanların, bilimi oluşturma ve bilimsel düşünmeyi temel alarak geleceklerine, meraklarına, gerçeklere yön tutma gibi önemli konularda kullanılmıştır.

İnsanlık tarihinin karanlık devirlerinde bile bilimin ışığını kullanarak önlerindeki karanlık yolu aydınlatıp görmelerini sağlamıştır. İlk çağlarda doğa olaylarını, yıldızları, bitkileri, hayvanları izleyen şamanlar hava durumunu, ürün gelişimini, av olanaklarını, hasat tahminlerini, sulak yerleri, yağışları, barınma yerlerini ve daha nice günlük yaşamda hayatta kalmak için kullanarak bilgiyi nesilden nesile sözlü aktarmış, usta-çırak ilişkisi içinde bilgi ve bilimsel düşünme sistemini aktarmıştır.

Günümüzde kullanılan bilim dallarının kökeni insanlığın çok eski zamanlarından gelmektedir. Örneğin tıp, eczacılık yine ilkel çağ insanlarının otlar, bitkiler, hayvanlar üzerindeki gözlem ve deneylerine dayanır.

Günümüzde yaşam alanlarımıza, hayatın uzamasına ve kaliteli, nitelikli bir şekle dönüşmesine ve bu kadar insanın dünyanın en zor şartlarında bile yaşayabilmesine olanak sağlayan en önemli şey elbette bilimdir, bilimsel düşüncedir.

Bilme ve öğrenme merakı, bunu düzenli hale getirme ve sınıflandırma yaparak bilgiyi nesilden nesile aktarma işlemi hep olmuş hep de olmaya devam edecektir.

Ama diğer yandan incelendiğinde toplumların ilkel olsun uygar olsun içindeki bilim insanı sayısı her zaman azınlığı hatta çok azınlığı oluşturmuştur. Eski kabilelerde bile bir veya iki şifacı varken topluğun büyük çoğunluğu avcı toplayıcı veya tarım toplumuysa çiftçi gibi ya da daha büyük topluluklarda asker, savaşçı ve güvenlik alanında çalışan büyük bir bölümünü oluşturan tarafta yer almışlardır.

Buradan da görülüyor ki herkesin bilim insanı olmasına veya bilimsel düşünmesine gerek yoktur. İş bölümü yaparken çok az bir kısmın bilimsel düşünceye sahip olduğu diğer büyük kesimin ise buna sahip olmadığı görülmektedir. Bu durum günümüz için de geçerlidir.

Fakat burada önemli bir noktaya değinmemiz gerekiyor. Bu çoğunluk bilimsel düşünmese bile bilime ve bilim insanlarına güvenmiş, onların önerilerini dinlemiş, ciddiye almış ve uymaya çalışmıştır. Elbette bunu dönem dönem yapmayan toplumlar geri kalmış ve kendi sonlarını çabuk getirmişlerdir. Örneğin günümüzde bir insan hasta olduğunda bilimsel düşünme yetisine sahip olmasa bile bilimin yetiştirdiği bir doktora güvenir ve ona gider, tedavisini uygulamaya çalışır, ilaçları için tıp ve eczacılık alanlarına güvenir, ameliyat olması gerekiyorsa olur. Bazen bunun aksi de görülür. Tıp ve türevlerine güvenmeyip şarlatanlara gidenler de olmaktadır. Elbette bunun sonuçlarını da yaşarlar.

Belirttiğim gibi çoğunluğun bilimsel düşünmesine gerek yoktur hatta mümkün de değildir. Fakat burada önemli olan nokta bilimsel düşünmeyi bilgi olarak değilse bile güven veya düşünce yapısı olarak hayatına sokmaktır. En azından bilmediğinin farkında olmaktır.

Maalesef okullarımızda her ne kadar bilimin ışığında bilgiler öğretilse de bilimsel düşünme ve bilim felsefesi öğretilmemektedir. Okullardaki eğitim sistemi sadece bilimin bulduğu sonuçları paylaşan ama o bilgiye giden yöntemi öğretmeyen bir şekilde tasarlanmıştır. Yani bizlere balık veriliyor ama balık tutması öğretilmiyor.

İlk ve orta öğretim aşamasında bilim tarihi, bilim felsefesi, bilimsel kavramlar ve bilimsel düşünme sistemi, sorgulama, şüphecilik yok gibi. Liseden mezun olan bir çok kişinin bilim hakkında bildikleri bundan iki bin yıl önceki filozofların veya bilim insanlarının bilgisinden daha fazla değil. Belki bilgi yığılması olarak bir çok biliyorlar ama en basit bilimsel düşünme yetileri, deney, gözlem, ilişki kurma gibi bilimsel düşünce biçimleri maalesef yetersiz kalıyor.

Okullarımızda şüphecilik değil tam aksine sorgulamadan inanma (bu bilimsel bilgiler için de geçerli) , bilmek ama düşünmemek üzerine eğitim veriliyor. Bu da haliyle bilimsel düşünceden oldukça uzak bir sonuç üretiyor. Örneğin toplumun büyük bir çoğunluğu bilimsel kanun, bilimsel teori, hipotez gibi terimleri duysa dahi aralarındaki ilişkiyi bilmiyor. Teorilerin kanun olacağını sanıyor. Bu sadece lisede değil üniversite aşamasında da bu şekilde.

Bir başka önemli konu ise üniversiteler aslında bilim üretmesi gereken yerler olması gerekirken bizim gibi ülkelerde sadece iş bulmaya yönelik meslek edindirme kurumları haline gelmiştir. Gençlerin eğilim ve yetenekleri çok daha erken yaşlarda belirlenmeli ve mesleki yönlendirme ile eğitimlerini çok daha önce almaları gerekmektedir. 18 yaşına gelmiş bir birey artık çalışabilir bir halde olmalıdır. Oysa bizde bu yaş artık daha mesleğine karar vermemiş veya çeşitli yönlendirmelerle istemediği bir alanda devam eden üniversite yaşamı ile sürdürülüyor. Bu da bilimle ilgilenen kişiler için çok geç yaşlara karşılık geliyor. Çünkü tarihte bilim insanlarına baktığımızda en büyük buluşlarını yirmili yaşlarda yaptıklarına şahit oluruz. Zihnin en iyi çalıştığı, en üretken olduğu bu dönemlerde gençlerimiz bilimden ve bilimsel düşünceden uzak meslek edinme kaygısı içinde bir sürece giriyorlar ve bilimsel düşünce metotlarına ulaşamayan bu parlak zihinler körelip gidiyor. Bilimsel düşünme alışkanlık ve disiplinini alamayan kişiler de istemeden de olsa konuya uzak kalıyor.


CevapAlıntı
Share: