Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Tasavvuf ve Sır

delete

Tasavvuf tarikatlarının büyük çoğunluğu, özellikle şiî-bâtınîler, varlıkbirliği (vahdet-i vücut) anlayışında birleşirler. Bu anlayış, tüm varolanların tanrının çeşitli belirimleri olduğu, daha açık bir deyişle her varlığın bizzat tanrı olduğu inancını dile getirir. İslam gizemciliğinde vahde- i şühut ve vahdet-i kusut’tan sonra erişililen üçüncü ve son aşamadır. Bu en yetkin aşamada bütün varlıklar, görünüşteki ayrılıklarından sıyrılarak tek varlık içinde birleşir ve kaynaşırlar. Önce bütün varlıkları ayrı ayrı gören (vahdet-i şühut) gizemci, sonra kendi iradesini tanrılık irade ile birleştirmiş (vahdet-i kusut)ve daha sonra kendi varlığını tek varlığa katarak vahdet-i vücut aşamasına ulaşmıştır. Bu yetkin aşama, kendinden önceki bütün aşamaları kapsar. Bu aşamada gizemci, artık kendisinin tek varlığın insan biçimindeki belirtisi olduğunu bilmektedir. Örneğin Muhiddin Arabî, Feridüddin Attar, Mevlana Celaleddin gibi son büyük gizemciler bu aşamaya ulaşmışlardır.
İslam gizemciliğinin bu aşaması, Batı’nın kamutanrıcılığına (panteizm) benzer.Dinsel alanda inanca dönüşen bu spekülatif varsayıma göre her şey, tek şeydir. Ayrılıklar görünüştedir, öz birdir. İslamsal vahdet-i vucut anlayışı bu özü tanrıya bağlar. Bir çeşit Hegelci tasarımla tanrının doğalaştığını ve sayısızca çeşitlendiğini, çeşitli varlııklar halinde meydana çıktığını ileri sürer. İslamsal varsayımda olduğu gibi bu bir yaratma değil, bir belirme, (tezahür etme, zahir olma, görünme)dir. Tanrı ot olarak görünür, böcek olarak görünür. Her şey tanrıdır.Demek ki yaratan ve yaratılan (Halik ve mahlûk) yoktur, sadece tanrısal bir varlaşma vardır.
Tasavvuf düşünürlerinden Hallac-ı Mansur, bu düşüncenin açık seçiğini şu sözle ortaya attı: Ben Tanrıyım (Enelhak)…Hemen yakalayıp döve döve öldürdüler. Mansurûn sonu , kendinden sonra gelen tasavvuf düşünürlerine ders oldu. Mansur’un açık seçik sözü söylendi ama, öylesine anlaşılmaz biçimlerde söylendi ki, söyleyenler, öldürülmek şöyle dursun, sözlerini kimsecikler anlamadığından ötürü, tümen tümen hayranlık kazandılar. Birtakım harflere, işaretlere, sayılara anlamlar verildi. Açık seçik düşünce sır oldu. Tarikata girenlere güvenilmiyor, sırrı öğrenebilmeleri uzun denemelere bağlanıyordu. Mansur’un iki kelimeyle söyleyiverdiği o yalın sözü öğrenebilmek için uzun yıllar geçirilmesi gerekiyordu. Bu korku, tarikatlarda birtakım dereceler, menasik adı verilen formaliteler doğurdu. Önce çırak, sonra kalfa, sonra usta olunuyor, ustalıktan sonra da yavaş yavaş yükselenlere gerçek adı verilen sır azar azar sunuluyordu. Sırrı öğrenebilme derecesine gelen, kellesini vermeden sırrı açıklayamayacak kadar tarikata bağlanmış oluyordu. Elde edebilmek için geçirilen uzun ve yorucu çaba sırrı kutsallaştırıyordu. On dakikada öğrenebileceklerini on yılda öğrenenler bilgilerini önemsemek zorundaydılar. Dışarıda kalanlar da, hiçbir şey anlamadan şaşkın şaşkın bakıp durdukları harfleri, sayıları, işaretleri büsbütün kutsallaştırdılar. Üç, beş, yedi, kırk derken, işler büsbütün karıştı. Güzelim insan düşüncesi putlaşmaya başladı.
Pythagoras’tan gelen sayı mistikliği, İslam düşüncesinde Esterâbatlı Fazullah’ın eliyle Hurufilik oldu. Her harf bir sayıyı karşılıyor, her sayı bir sözü anlatıyordu. Açıkça söylenemeyen söz, sayılarla harflerin ardına gizlenmişti. XIV. Yüzyılda yaşamış olan Fazullah; sayılar, harfler, işaretler komedyası arkasında açık seçik olarak şunu söylemektedir: Biz, evrenin tanrısı olarak ancak insanı bulduk (Mâ Hüdây-ı âlem âdem yâftim).

XX. yüzyılın ikinci yarısında bile kolaylıkla söylenemeyen bu sözü XIV. Yüzyılda söyleyebilmek için harflerin, sayıların ardına gizlenmek gerekirdi elbet.
Mevlânâ Celâleddin (1207-1273), bir şiirinde şöyle demektedir: Bizim yolumuz şu güzelim dünyada yaşamak yoludur… Bir başka şiirinde de şöyle diyor: Körün ayağına bir engel takıldı, yaygıyı yayan iyi yaymamış dedi. Yaygıyı yayan da, a kör dedi, kimseye suç yükleme , sen tutacağın yolu görmüyorsun.

Mevlânâ’nın öğrencileri arasında Süryanos adında bir de Rum delikanlısı var. Çetrefil lakırdı etmesini beceremeyen, açık sözlü bir genç olacak ki , uluorta konuşmalarından ötürü yakalayıp kadı’nın önüne götürüyorlar. Kadı soruyor: Sen Mevlânâ’ya tanrı diyormuşsun, doğru mu?... Süryanos hep o açık sözlülükle: Yalan, diyor ben Mevlânâ’ya tanrı demedim, tanrıyı yaratandır dedim. Tanrı benim, ama bunu yıllardır bilmiyordum, bana tanrı olduğumu Mevlânâ öğretti…Süryanos’u iyice çıldırmış sanarak bırakıyorlar. O da gelip olup bitenleri Mevlânâ’ya anlatıyor. Mevlânâ: Kadı’ya deseydin ki, diyor, yazıklar olsun sana , eğer sen de tanrı olamadıysan.

Mevlânâ’ya göre bilgi, insanı öbür varlıklardan üstün kılar. Evrenin bütün varlıkları içinde bilgiye erişmiş olan tek varlık insandır. Her ne kadar evrendeki bütün varlıklar aynı varlığın belirtisiyseler de, insan bilgiyle hepsinin üstündedir. (Hançerlioğlu, 2008:151,152)

Sevgili güneş'ime yardımlarından ötürü sonsuz teşekkürler:)


Enel hakk

Kaplumbağa -- 06.10.2009 - 19:31

Enel Hakk on dakikada anlaşılacak bir konu değildir. Onu anlayacak dereceye vardığı zaman insan, evet on dakika yeter o sözü hissetmek ve söylemek için. Ancak oraya varana dek, uzun yollar vardır. Hallac da o uzun yolu yürümüştür.

Bir kaşık ondan, bir kaşık bundan misali oluşturulan yazılar (ne kadar Hançerlioğlu da olsa bu)insana bir şey öğretmekten ziyade kafa bulandırır diye düşünüyorum. Bu ortaya konan düşüncenin yanlış olduğundan değil, tam aksine yazıda yerli yerine oturmadığından da ileri gelebilir.

Ama düşünce egzersizi diyecek olursak, o zaman kabul.

Mevlâna öyle bir şey söylemiş midir, bilmiyorum; henüz tüm eserlerini okumadım. Ancak Mevlâna'yı anlamaya çalışırken onun şu sözü hep başucumda durur -ki bu söz www.semazen.net'in de en başında yer alır:

"BEN YAŞADIKÇA KUR'AN'IN BENDESİYİM

BEN, HZ. MUHAMMED MUSTAFA'NIN YOLUNUN TOZUYUM

BİRİ BENDEN BUNDAN BAŞKASINI NAKLEDERSE

ONDAN DA ŞİKAYETÇİYİM, O SÖZDEN DE ŞİKAYETÇİYİM,"


kendi yazılarınızın

Marsseh -- 06.10.2009 - 19:50

kendi yazılarınızın altına yazılacak eşsiz bir ifade olmalı bu "bir kaşık ondan bir kaşık bundan." Pes. Hurufiliği bu denli açık, net tarihleyip sıralayan bir alıntı ekleyin hurufiliğin kendisine düşmeden o kadar..


On dakikada

oik0s -- 06.10.2009 - 20:05

On dakikada öğrenilmeyeceğini önerdiğinize göre, siz ulu büyük kaplumbağa o yolu yürüyüp öğrenmişsiniz o halde... Ahmet Altan okuyarak, kırmızı ayakkabılar düşleyerek...

Türk düşün tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Hançerlioğlu'nu yerecek kadar aymaz olmanız, aslında tasavvufun zerresini öğrenmediğinizin ve hatta zerresini bilmediğinizin en büyük ispatıdır.

Hançerlioğlu'nun yazdığı türden eserler üretmek; çok uzun emek isteyen, kaliteli ve kalıcı bilgi sahibi olmayı gerektirir. Gerçekten kınıyorum. Türk insanının referans alabileceği bir usta, bir kaynak bırakmadığınız için...

Orhan Hançerlioğlu Eserlerinden bazıları:

Türk dili sözlüğü
Toplumbilim sözlüğü
Ticaret sözlüğü
Ruhbilim sözlüğü
İslam inançları sözlüğü
Felsefe sözlüğü
------------------
Felsefe ansiklopedisi (9 Cilt)
Düşünce tarihi
Dünya İnançları Sözlüğü Dinler, Mezhepler, Tarikatlar, Efsaneler


Vahdet-i Vücut, Enel Hak

kutadgubilig -- 07.10.2009 - 06:08

Sevgili Oikos malesef Hançerlioğluna katılamayacağım.

Felsefe okuyarak, Prof olarak, İslam öğrenilemez. Tasavvuf ise usta çırak ilişkisiyle öğrenilebilecek bir şey. Kitap okuyarak Tasavvufun özüne ulaşılamaz, hele hiç yaşanamaz.

Türkiyedeki Profların çoğu, Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz başta olmak üzere İslamı bilmiyorlar. Okudukları bir takım kitaplardan etkilenerek kendilerine göre bir takım yorumlar yapıyorlar. Böylece Yaşar Nuri İslamı, Zekeriya Beyaz İslamı ortaya çıkıyor.

Bazıları da Batıda doktora yaparak İslamı öğrenmeye çalışıyorlar!

Vahdeti vücut felsefesi, tasavvufu çarpıtılmıştır. Vahdeti Vücut'un aslı Allahla bir olmak, yani Allahın emirlerini tam olarak yerine getirip, tasavvufta en üst derecelere çıkarak Allahın istediği şekilde kamil bir insan olmak anlamına gelir. Yoksa haşa fizik olarak Allahla bir olmak anlamında değildir!

Yaratıcı ile yaratılanlar nasıl bir olabilir? Yaratıklar, maddeler nasıl madde olmayan Tanrı olabilir? geçelim..

'Enel Hak' konusuna gelince Hallac-ı Mansur tasavvufta yüksek derecelere gelmiş biriydi, yanlış bir adam değildi. Fakat bu sözüyle onu yanlış anladılar. Şimdi de bizim yanlış anladığımız gibi:

'Enel Hak' demek ben Tanrıyım demek değildir. Bu söz mecaz olarak söylenmiştir. Enel Hak demek 'Ben Hak üzereyim, Hakkın ta kendisiyim, Allahla beraberim' Yani Allahın istediği şekilde bir insan oldum, erdim demektir. Benim söylediklerim Allahın söylememi istedikleridir gibi anlamlar çıkarılabilir. Yoksa hiç bir Ermiş, Evliya ben Tanrıyım demez!



http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm


Eleştirmek, mutlaka kötülemek de değildir.

Kaplumbağa -- 07.10.2009 - 06:21

Tekrar belirtmeliyim ki, benim burada itiraz ettiğim nokta Enel Hakk’ın “on dakikalık” bir iş olduğu sözüydü. Buraya da sanki bir yazının içinden çekip çıkartılmış, üzeri soyularak konmuş gibiydi. Aynı kabuğundan çıkartılmış ifadeler – ya da buraya alıntılama şekline göre- Mevlâna ve öğrencisi hakkındaki sözlerdi.

Elbette ben de okuduğum yazıya göre yorum yapacaktım. Ve öyle de yaptım.

Ama azıcık araştırınca kafamdaki soruların cevabını yine Hançerlioğlu’nda buldum. Sizin bu yazınızın altına onun Düşünce Tarihi’nin bu bölümü de eklenmeliydi; yoksa yanlış anlaşılması kaçınılmazdı. Bakın ne diyor, siz de okuyun ve öğrenin:

“…
Muhammed Nura göre, bu bütünlük'ün bilincine ve zevkine bilgiyle varılır. Birleşme (tevhit, bütünlükten olduğunu duyma), anma ya da söyleme (zikir) yoluyla elde edilecektir. Söyleye söyleye anma, anan, anılan (zikir, zakir,
mezkur) birleşirler. İnsanın bu bilgiye varması için yetiştirilmesi gerekir. Bütünlük bilinci, her bilinçli insanınkendiliğinden, yetiştirilmeden elde edebileceği bir bilinç değildir (bana Tanrı olduğumu Mevlana öğretti, diyen
Süryanos'u hatırlayınız). Bu bilince, altı basamakla çıkılır. İlk üç basamağa birleşme katları (makamat-ı tevhit) ya da ölümlülük aşamaları (meratib-i fena), son üç basamağa da birlik katları (makamat-ı ittihat) ya da ölümsüzlük
aşamaları (meratib-i beka) denir. Bu basamaklar şunlardır: “

Diyerek o basamakları saymaya başlıyor. Devamı aynı eserden okunabilir.

Tekrar söylemek gerekirse, ben önüme konan şeyi beğenebilirim de, eleştirebilirim de. Bu bağlamda hiç kimse de eleştirilemez sınıfına girmez. Eleştirilerimde yüzde yüz doğru olmasam bile eleştirim; eleştirilerim içindeki doğrular bana başka kapılar açacak ve yeni bilgilere ulaştıracaktır.

Belki en büyük eksiklik bir şeyi eleştirmeden kabul etmektir; ne dersiniz? Bu yüzden tıkamıyor muyuz geleceğimizi? Atatürk’ü eleştiremeyiz, askeri, Türk’ü, Türklüğü eleştiremeyiz. Bırakın eleştirmeyi, Can Dündar bir Mustafa filmi yaptı da adama demediklerini bırakmadılar.

İşte ben bu yönümü çok seviyorum; ben herkesi eleştirebiliyorum; kendimi bile…

Eleştirmek, mutlaka kötülemek de değildir; bu da bilinmez nedense. Ben Atatrük’ün kimi sözlerini doğru bulmam; ancak yine de o baş tacıdır. Onu küçük görmem mümkün mü? Babamın da bazı düşünce ve davranışlarını hiç beğenmem; ancak yine de onu çok severim.

Ama biz millet olarak birini bir davranış, ya da sözünden dolayı eleştirdik mi onun diğer tüm iyiliklerini ve büyüklüğünü bir kalemde yere çalarız nedense. Ya da birini baş tacı ederek, onun da insan olduğunu unutup tanrılaştırmaya kalkarız hemen.

Ki, tanrı bile tartışılabilirken…


Kutadgu, Hiç merak etme!

oik0s -- 07.10.2009 - 06:25

Kutadgu, Hiç merak etme! Zaten Hallac-ı Mansur'u senin gibi cahiller öldürdü.


bir şeyler paylaşmaya, bir şeyler öğrenmeye

Kaplumbağa -- 07.10.2009 - 06:33

Sevgili oikos; burada bir şeyler paylaşmaya, bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Yukarıda da dedğim gibi hepizin sözleri içerisinde doğrular da olabilir, yanlışlar da.

Birbirimi suçlayarak güzek bir konuyu niye mahvediyoruz ki? Bu hiç hoş değil.


Ayrıca....

Kaplumbağa -- 07.10.2009 - 06:39

Ayrıca öne sürülen her düşünceye karşı mutlaka bir de karşı düşünce vardır; onu ortaya koymalıyız.

Unutmamak gerekir ki, ortaya konan yanlış bir düşünce de olsa, mutlaka içinde doğru olan şeyler vardır ve bize o doğruların kırıntıları yeni kapılar açacaktır.

Suçlamak yerine o kapılara yönelmeliyiz.

Yoksa paylaşım değil bir kavgaya döner bu konuşmalar ki, bu hepimizi gerer.

Ki, gerilmek için girmiyoruz bu siteye sanırım.


Bu korku, tarikatlarda

oik0s -- 07.10.2009 - 06:48

Bu korku, tarikatlarda birtakım dereceler, menasik adı verilen formaliteler doğurdu. Önce çırak, sonra kalfa, sonra usta olunuyor, ustalıktan sonra da yavaş yavaş yükselenlere gerçek adı verilen sır azar azar sunuluyordu. Sırrı öğrenebilme derecesine gelen, kellesini vermeden sırrı açıklayamayacak kadar tarikata bağlanmış oluyordu. Elde edebilmek için geçirilen uzun ve yorucu çaba sırrı kutsallaştırıyordu. On dakikada öğrenebileceklerini on yılda öğrenenler bilgilerini önemsemek zorundaydılar.

Hançerlioğlu, bunları yazdıktan sonra senin yazdığın bölüme geçiyor. Ve bir bilgi olarak Muhammed Nur gibilerin olayı nasıl çarpıttığını gözler önüne seriyor. Öğrenciler için sır hala yoktur. Ama "menasık","basamaklar" varlığını sürdürmektedir. Kısaca "Sır" ancak öğrenenler için mümkündür tespitini yapıyor Hançerlioğlu... Muhammed Nur'un tam olarak bu sırra vakıf olduğunu söylemek mümkün müdür? 1850 lerde yaşamış Muhammed Nur'un yüzyıllar sonra bu oluşumu nasıl değerlendirdiği gözler önüne serilmek istenmiş... Süryanos örneğini gene aynı sebepten veriyor. Usta/Öğrenci ilişkisi ve sonuçlar...

Not : Esas alınan konu "sır" olduğu için bölümün devamını yazmak lüzümu yoktur.


Oikos kusura bakma ama bu

kutadgubilig -- 07.10.2009 - 09:20

Oikos kusura bakma ama bu sitede her yazdığımı yanlış anlayan bir sen varsın.

Ben Hallacı Mansura destek veriyorum, yanlış anlaşıldığını söylüyorum, sen ne diyorsun! Bu kadar her yazılanı yanlış anlamaya da pes doğrusu.

Sen daha yazılan yazıyı dahi anlamaktan acizsen Hallaçta öldürülür herşey olur.

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm


Muhammed Nur'un

Marsseh -- 07.10.2009 - 10:05

Muhammed Nur'un basamaklarını yazmak "yazık can dündar'a" falan demek...kim kopuk kim saçma?

bakınız beyfendi sizin alınmış, metnin içinden çekilmiş dediğiniz alıntı ilgili metnin tasavvuf-hurufilik bölümünün "mevlana" ile ilgili olan kısmıdır. Aynı metin Hacı Bektaşi Veli ve Yunus Emre ile devam eder.

tasavvuf okunarak anlaşılmazmış falanmış filanmış. 14. yüzyılda tanrı-insan ve bilgi üzerine fikirlerini-bilgisini-inancını "hurufilikle" aktarma kaygısı bir nebze anlaşılabilir. 21. yüzyılda Mevlana'nın övdüğü "bilginin sahibi" değerli varlık insanın durumuna bir bakalım:

-Bilgi oradan öğrenilmez başkaları da doktora yapıyor ne gerek var iki dudağı arasından çıksın hamdolsun yeter denilerek insana beyninin yarısı alınmış mahluk gibi davranılır.

-Ne gerek var kitaba ilime şu internet sitesinde var benim başucu kaynağım.okuyorum iyi geliyor.

-"bilgi bilinmez sezilir ona da siz ulaşamazsınız zaten" septizmüstü sürralizm.

Gerçek mi?

1-Can dündar kendisine ve bu ülkenin tarih bilir tüm aydınlarına cemaat talebiyle ihanet etmiş ortaya abukluklar abidesi his artığı güdük ve başarız bir iş(!) çıkarmıştır -ki film olamamış bir belgesel olamayandır bu iş.
2-Kendinizi eşleştirdiğiniz sizin yanılgınızdır yüksek ve şişkin egonuz karşısında tüm insanlar hata yapmıştır siz her daim gönlü açık mağrur mağdursunuzdur ki bunun konumuzla alakası yok.

3-Türklüğü emparyal odaklar ve kıtalar arası planlar arasında "eleştiri" adıyla anan bir tayfanın devamı olarak sizin düşünce tarihi, millet, hatta ait olduğunuz millet, ülke, değer, özsaygı, ahde vefa kavramlarından zerre haberiniz olmadığı sonucunu tüm söylemlerinizden çıkarmak mümkün.

4- Metne neden şüpheyle yaklaşıyorsunuz ki? Duymak istedikleriniz değil mi yoksa? tüh...doğru 3 kuşak sonra sizin gibi bilgiden azadeler "bilgisiz korkak bir saf'a" dönüştürüp Mevlana'yı yeniden yazacak öyle sanırım..


ayrıca Hallac-ı Mansur'a

Marsseh -- 07.10.2009 - 10:11

ayrıca Hallac-ı Mansur'a destek verdiğinizi nereden çıkardınız? siz "Hallacı Mansur öyle demiştir de böyle demek istmemiştir, yoksa ben zaten şöyle diyeceğini tahmin etmiyorum vs" gibi bir karşı savunmaya geçmişsiniz.

Hallac-ı Mansur'un dediği de Mevlana'nın bu konudaki öğretisi, sözleri, anektodları da ortadadır bunu sizin yüksek IQ nuzun nasıl yorumladığı bu evrene yayılmış engin ve sonsuzhoşgörünün mabedi kalbi ilgilendirmeyecektir. Ham ve pişme arasında kalkıp bir de öyle dememiştir demeniz evet belki "derisini yüzenler arasında olmazdınız Hallac'ın fakat kesin yüzülmesi gerektiğini düşünürdünüz" tıpkı şimdilerde 21. yüzyılın Hallaç'larına duyduğunuz öfkeyle.


Konu güzel

xenix -- 07.10.2009 - 13:20

Bir insan düşünün. Dünyayı dolaştım dediği için döve döve öldürülmüş olsun. Elbette bu insanın niyetine sahip olanlar, amaçlarının dünyayı dolaşmak olduğunu söylemeyeceklerdir. Yeni giren birisi bu topluluğa dünyayı dolaşmak amacını bile yıllar sonra öğrenecektir. Oysa 10 dk da amaç açıklanabilirdi. Ama, dünyayı dolaşmakla, dünyanın dolaşılması gerektiğini bilmek aynı şey değildir.

Bu yüzden kaplumbağa da, oikos ve marsseh te kısmen doğru söylüyorlar.

xenix: Bence 3 doğrunun arasına 1-2 yanlış eklenmiş hep. Bir ara gireceğim konuya tekrar. :))


kimlerin ekmegine yag sürüyor?

ebubekir -- 10.10.2009 - 19:20

Tasavvufun reel hayatta icra ettigi fonksiyona ve kimlerin ekmegine yag sürdügüne bakmak lazim..
dini yasam tarzindan nefret eden,islama düsman olanlarin tasavvufa sicak bakmalari nasil anlamlandirilmalidir?

Tasavvufun kaynagini Hind,Cin,endülüs öncesi Ispanya ve
Türk samanizm´inde aramak gerekir..

seyh olmadan vahdet-i vücud´a nasil ulasacaksiniz?
ruhban sinifi ortaya cikaracaksiniz,bir takim ritüeller
ile kurumsallastiracaksiniz..
önümüze islam diye sunacaksiniz..

Tasavvuf ne kadar islamdir?
Sahabe,ehl-i beyt ne kadar mutasavviftir?

bu sualleri ve daha fazlasini sormaliyiz..

Tasavvuf ögeretisinin beyin yapicilarinin israrla insanlara"Qur´an´i herkes anlayamaz"dayatmasi karsisinda size de kutsal kitabi RUHBANlardan baskasi anlayamaz seklindeki uyanikligi cagristirmiyor mu?

bakin toro rümuzlu arkadas 9.8.09 tarihinde ne yazmis:
"Tasavvufi bilginin testi mümkün degildir.
dogrulugu "kendinden menkul´dür".
Islam ise ölcüyü belirlemistir.bunlar Kur´an ve onunla uyumlu sünnettir.
Tasavvuf hayati kücümser.bu kücümseme,hayattan uzaklasma
ve riyazet ile sonuclanir."
dogru söze ne denir ki..

slm.


Bu ebubekir diyor

oik0s -- 10.10.2009 - 19:58

Bu ebubekir diyor ki:

Tasavvufun içinde arap yok. Halbuki bilse ne araplar var...

Bir de en garibi ve korkunç olanı tam bir kamplaşma yaratması...

Bakınız ne demiş:
Tasavvufun reel hayatta icra ettigi fonksiyona ve kimlerin ekmegine yag sürdügüne bakmak lazim..
dini yasam tarzindan nefret eden,islama düsman olanlarin tasavvufa sicak bakmalari nasil anlamlandirilmalidir?


Buradaki "yağ sürmek" deyimi nasıl bir nefret içinde olduklarının net bir göstergesi. Hani yakalasalar veya güçleri yetse bir kaşık suda boğarlar.

İslam bana ait diye haykırıyor nasıl bir ruh haliyse...

Evet ben senden değilim bu doğru ama bu durum hala sana tanrıyı sahiplenme hakkını vermiyor (diğer konuda canu'ya da benzer bi laf etmişti). Zira ne sen ne de senin yandaşların kimin tanrıyı çok sevip sevmediğine karar veremez. Aslında Tasavvuf erbabı olmak bile yetmiyor ya... Kendine verdiği garip paye ile aslında bir kesimi savunuyor... Bunun içinde ne tanrı var ne de peygamber... Sadece içindeki öfkeyi görmek mümkün... Muhammedi değilmiş tasavvuf? O halde İçinde insan olmayan bir din seninki ebubekir...

Haa bi de tasavvuf nerden çıktı diye düşünürsen bir gün eğer, bilmelisin ki ihtiyaçtandır, yetmemiştir birşeyler...

Ekmeğine yağ sürülenler kimler?

Büyük ihtimal Onlardan olmayan...

Eeee kardeşim ne işin var burda o halde... Senden değiliz tamam. Hepsi bu... Bitti...

Ayrıca sözde süper dindarlara da ihtiyacımız yok... Biz mutluyuz böyle...

Biz Aleviyiz, Şamanız, Hinduyuz, Yahudiyiz, Hristiyanız, Yunus'uz, ötekileriz...


Bitti mi? daha yeni basladik..

ebubekir -- 10.10.2009 - 21:35

sayin oikos,
forumda yazmaya basladigim AN senin satasmalarin ve niyet okumalarin basladi..

"Beyin Firtinasi"ndan rahatsiz oluyorsun biliyorum..
Farkli düsüncelere tahammülün yok her halinle belli ediyorsun..
belli ki Forum´un da "körler sagirlar birbirlerini agirlar"
degisinde ifade edildigi gibi tek düze olsun istiyorsun..
kafa konforunun bozulmasina bozuluyorsun..(vs.)

Rahatsiz olan sadece sen olduguna göre benim degil senin ne isin var burda?

sempatilerini,ideolojilerini,mezheblerini(vs.)her bir seyin önüne koyup dogma yapanlarin damarina bastigimda her biri
ayni sesi veriyor..

benden olmayanlar oldugu gibi senden olmayanlar da vardir yoksa sen onlar adina da mi konusuyorsun?

hatirlatayim;
Vahiy bir tekliftir..
insanlarin tercihlerine saygi esastir..

"yetmemistir birseyler"
nedir o
oikos ?

slm.







rahatsiz olan düsünsün ne isi var burda diye..

ebubekir -- 10.10.2009 - 21:49

sayin oikos,

sözleri minciklamayi,satasmayi,niyet okumayi birak da yazdiklarima cevap ver..
bilgin yetmiyorsa sus da molla sansinlar..

benden olmayanlar oldugu gibi senden olmayanlarda vardir öyle degil mi?

rahatsiz olan sadece sen olduguna göre senin ne isin var burda?

"yetmemistir birseyler"
nedir
O
oikos?


YOBAZLARDANCUMHURİYETVe

oik0s -- 10.10.2009 - 22:19

YOBAZLARDAN
CUMHURİYET
Ve ATATÜRK düşmanlarından rahatsız olduğum doğru.
İçinde bilgi olmayan bilgilerden rahatsız olmam imkansız.
Az önce yukarıda yazdığın yazı gibi...

Ne yazdın da cevap vereyim?
Önce yazmayı öğren.
Q harfiyle yazmakla olmuyor.


aramizaki fark

ebubekir -- 10.10.2009 - 23:22

sayin oikos,

sen herkesin senin gibi düsünmesini ve algilamasini dayatmaya calisiyorsun..
kendini merkeze koyuyorsun..
herkesin etrafinda dolanmasini ve senin rap rap rap anlayisina göre sekillenmesini istiyorsun..
senin gibi düsünmeyenleri yobaz ve Atatürk düsmani
olarak damgaliyorsun..
Forum da sanki herkes senin fikirlerini paylasiyormus gibi bir hava estirerek üzerine vazife olmadigi halde baskalari adina da ahkam kesmeye soyunuyorsun..

bu zihniyetin ortacag kilisesinin "engizisyon"
mantigindan farki yoktur ve ülkemizdeki militan Laikler
Mustafa Kemal´in arkasina siginarak bu "insan"karsiti zihniyeti ve uygulamalari günümüze kadar dayatti..
eh artik isler hayal ettikleri gibi yürümüyor dellenmeleri ondan..
yoksa
ahlakli bir Atatürk-cü
senin küfürlü video-nu foruma asarmiydi..
AR damari catlamasi gerekir insanin..
ya da öfkesi akli melekelerini örtmüs olmali..

defolu
bir anlayisin tükenmekte olan
ZORBA
zihniyet-in
dil-in
söylem-in
uygulama-larin cikardigi ses ve cirpinislaridir
verdigin tepkiler..

yalniz su kadarini bilmende fayda vardir..

Laik bir düzen
"MECBURIYET DISI" bir sistemin adidir..
siz
bir"MECBURIYET"é(seriat)karsi cikarken niye diger insanlara bir"MECBURIYET"i(kemalizm)dayatiyorsunuz..
bu iki yüzlülük degil mi?

iste aramizdaki fark..
slm.


yazinin

ebubekir -- 10.10.2009 - 23:25

yazinin bir(bastan)
bölümü
cikmamis?


nedir O oikos?

ebubekir -- 10.10.2009 - 23:35

sayin oikos diyor ki;


"haa bi de tasavvuf nerden cikti diye düsünürsen bir gün eger,bilmelisin ki ihtiyactandir,yetmemistir birseyler"

soru:

yetmemistir bir seyler
nedir
O
oikos?

slm.


Belki dinler

xenix -- 13.10.2009 - 21:21

Belki dinler yetmemiştir, tasavvuf ondan çıkmıştır...

xenix


sencede

ebubekir -- 13.10.2009 - 22:21

sencede yetmemismidir?

slm.


Evet

xenix -- 13.10.2009 - 22:36

Yoksa çıkmazdı değil mi?

xenix


cikardi

ebubekir -- 14.10.2009 - 06:00

Allah Vahiy´de söyle buyurur;

"..biz sizi birbiriniz icin imtihan araci yaptik.sabrediyormusunuz?(furkan/30)

"..biz bir imtihan olarak sizi ser ile de
hayir ile de deniyoruz.
sonunda bize döndürüleceksiniz.."(enbiya/35)

"..yemin olsun,icinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar,sizi belalarla imtihan edecegiz.."(muhammed/31)

"..insanlar inandik demeleriyle kendi hallerine birakilacagini
ve hicbir imtihana cekilmiyecegini mi sandilar.."/ankebut/2)

insanoglunu
zaaflari ve dürtüleriyle
kabullenebildigimiz AN mesele kendiliginden cözülür..

insan bozdu
Yaratan elci gönderdi
düzeltti
ve
insan yine bozdu
ve
bu bir sürec
Allah´in nizaminda bir degisiklik göremezsin..

insan bozdu
bilge
önder
rehber
lider
geldi düzeltti
ve
insan yine bozdu
nitekim bu bir
sürectir
yaristir
mücahededir
mücadeledir
..siz imtihana cekilen bir topluluksunuz..(neml/47)

yani
cikardi..

slm.



Elbette çıkardı

xenix -- 14.10.2009 - 07:22

İnsan ve toplumlar değişken varlıklardır. O yüzden sabit ve stabil şeylere gelemezler. Elbette çıkardı, çıkacaktı ve bundan sonrada çıkacak. Şu son yüzyılda bile yüzlerce din çıkmıştır. Ben bunları bozmak yapmak olarak görmüyorum. Değişim ve gelişim olarak görüyorum. Bu değişim ve gelişim sürecinde de hiç bir din sabit olarak kalamayacaktır. Kalmamalıdırda zaten. Dogma bu sabitlikten doğar.

xenix


Yeri göğü ve her şeyi

Misafir -- 31.12.2009 - 20:11

Yeri göğü ve her şeyi yaratan yüce Yaradan; insandan önce aklını kullanarak kulluk şuuruna varmasını,
kendisini isim sıfat ve fiileriyle tanıyıp;
her türlü düşünce, davranış, niyet ve yaşantılarıyla sünnete uygun bir ibadete dayalı ömürle,
kal-u bela'da verdiği sözü tutarak hayatını tamamlayıp Mahşer'de karşısına çıkmasını istemiştir.
Sözü Fuzuli'nin bir beytiyle bitirmek isterim:

Aşk imiş her ne var ise alemde
Gerisi ancak bir kıyl u kal imiş

Kıyl u kal:Dedikodu
Sizi keyifle ve saygıyla izliyorum,saygılar..


Neyi neden yaptığımızı

Ömer Osmanlıoğlu -- 01.01.2010 - 03:18

Neyi neden yaptığımızı akıl yoluyla değilde aşk taki gibi yanarak anlamaktır tasavvuf.

Bir zanna sahip oldun
Seni sen sandın
Halbuki sen hiç olmadın, olmazsın
Sen senden geçince şüphesiz bir rab kaldın
Geç bu zannı iki değil tek kaldın...

Vahdetül vucutta sadece bir mertebedir. Hatta bediüzzaman derki öyle bir derecedir ki çoğu insan o mertebeye geldiğinde aldığı hazdan dolayı en yüksek mertebe olduğunu düşünmüş ve orada kalmıştır.


tasavvuf ve sır

babanur -- 01.01.2010 - 12:30

Yeri göğü ve her şeyi yaratan yüce Yaradan; insandan önce aklını kullanarak kulluk şuuruna varmasını,
kendisini isim, sıfat ve fiileriyle tanıyıp;
her türlü düşünce, davranış, niyet ve yaşantılarıyla sünnete uygun bir ibadete dayalı ömürle,
kal-u bela'da verdiği sözü tutarak hayatını tamamlayıp Mahşer'de karşısına çıkmasını istemiştir.

Sözü Fuzuli'nin bir beytiyle bitirmek isterim:

Aşk imiş her ne var ise alemde
Gerisi ancak bir kıyl u kal imiş

Sizleri keyifle ve ilgiyle okudum,saygılar..


Aşk İlahidir; imanla

ilhan -- 07.10.2012 - 21:16

Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yaşar. Sırrı saklamayanlar, başını verir.

İskender Pala


okios insanların kafalarını bulandırmaktan vazgeçin lütfen.


Sağol İlhan :)

oik0s -- 08.10.2012 - 21:12

Sağol İlhan :)


Kim ne dersin desin

sanalmanik -- 20.05.2014 - 22:08

Kim ne dersin desin (gevelerse gevelesin) tasavvufun özü (sonucu) varlık virliği ( vahdet-i vücut) fikridir;
Verceği ve öğreteceği bilgide-gerçekte (sırda) budur;
Ve varlık birliği fikri evet panteizmdir;
Bunda yaratıcı ve yaratılmış ikiliği ve ayrılığı/gayrılığı yoktur, İkisi bir, içiçe ve aynıdır;
Vahdet fikrine gayrılık sokup türetmeyiniz;

Eğer tasvvufun özünün varlık birliği olmadığı tartışılacaksa tartışılır, tartışılabilir; bu denilebilir, diyebilirsiniz belki; ama nereye varır;

Ama eğer varlık birliği fikrinin yanlış yorumlandığı / yanlış anlaşıldığı, tartışılacaksa bence hiç tartışılmamalıdır, Bu (ap)açıktır,
Aslına bakarsanız bu çarpıtmadır, Gerçeği çarpıtma ve üstünü örtme ve yalanlaştırma çabasıdır, Yalan bulama ve bulanıklaştırma çabasıdır; ama;
Çamur at izi kalsın ama güneş sıvanmaz balçıkla;
Buradaki yorumcular için demiyorum bunu, Tarihsel şüreç içinde bu anlam bozunumlar zaten bu yapılmış ve muhtemelen onlarada öyle nakledilmiş-aktarılmış ve iletilmiş, Onlar muhtemelen bunu bilerek ve isteyerek yapmıyorlar ve onlarda öyle sanıyorlar ve sandırılıyorlar; Arabi Rabbani'den okunacak, O öyle demedi böyle dedi bilmem ne! Geçin kardeşim geçin,
Tüm çağlar buna tanık oldu, Şimdide oluyoruz;

Açıkçası kişi varlık birliği fikrini benimsiyecekse (ikiliksizce) olduğu gibi benimsemeli/araştırmalı/düşünmeli ya da karşıtlamalıdır güzel kardeşim; Bi o var elimizde onu da bozup çarpıtmayalım;

"Vahdeti vücut felsefesi, tasavvufu çarpıtılmıştır. Vahdeti Vücut'un aslı Allahla bir olmak, yani Allahın emirlerini tam olarak yerine getirip, tasavvufta en üst derecelere çıkarak Allahın istediği şekilde kamil bir insan olmak anlamına gelir. Yoksa haşa fizik olarak Allahla bir olmak anlamında değildir!
Yaratıcı ile yaratılanlar nasıl bir olabilir? Yaratıklar, maddeler nasıl madde olmayan Tanrı olabilir? geçelim..
'Enel Hak' konusuna gelince Hallac-ı Mansur tasavvufta yüksek derecelere gelmiş biriydi, yanlış bir adam değildi. Fakat bu sözüyle onu yanlış anladılar. Şimdi de bizim yanlış anladığımız gibi:
'Enel Hak' demek ben Tanrıyım demek değildir. Bu söz mecaz olarak söylenmiştir. Enel Hak demek 'Ben Hak üzereyim, Hakkın ta kendisiyim, Allahla beraberim' Yani Allahın istediği şekilde bir insan oldum, erdim demektir. Benim söylediklerim Allahın söylememi istedikleridir gibi anlamlar çıkarılabilir. Yoksa hiç bir Ermiş, Evliya ben Tanrıyım demez!"


Tam olarak bunlar size/bize anlatılan masallar ve çarpıtmalar ve anlam bozumlardır işte; Arkadaşlar güzel özetlemişler;


buraya bir teşekkür

sanalmanik -- 12.05.2015 - 20:32


buraya bir teşekkür yazacaktım; bu güzel metni paylaştığınız için;

---

"
kendimi öyle biri gibi okuyorum ki (yukarda) başka biri görüyorum
ben içinde kim yaşar
iki kişi mi?
üç kişi mi?
ben buna nasıl alıştım-kandım-oldum-oldu bu nedir? ya da "


---

tanrı evrenin içinde mi değil mi? birlikte mi değil mi? düzende mi değil mi?
biz bir varlıksı bölünmüş öznemsi-noktamsı yada bazıları için sanırım merkezsi -güneşsi ışıksı/hiçsi ya da varsıdışsı-yoksu herneyse uzayan bi tanrı bölünümünü ve imgesini nasıl aşacağız ve nasıl tat katacağız bu evren nasıl? nasıl içiçelik değer ve denge yükleyeceğiz bu sisteme nasıl yeniden olacak bu? kafaya nasıl bir imge yerleştirmeli ve koymalı nasıl?

tanrı evrenin içinde mi (tanrı derken tanrı değil tabi ; tanrı ve tanrı değil -ikili mantık asal mantık) değil mi?

"ben buna nasıl alıştım-kandım-oldum-oldu bu nedir? ya da
bu değil ben aslında diğer arkadaşlar için-herkes-bunun gerçel karşılığını merak ediyorum-ben alıştım buna sonuçta;
başkalarında da var az çok-bağlantı"


kesrette sır/hassrette

sanalmanik -- 12.05.2015 - 20:52

kesrette sır/hassrette sır;

bunu diyen tabi ki ben tanrıyım ve seni yarattım ben üstün insan üstüntanrı ve tanrı insanım demiyor ve demek istemiyordur

bunu diyen ben senim kadar sende tanrısın diyordur-der aslında der de aynı zamanda
ve ağaçta odunda benim tanrım sen benim tanrımsın/benim senin tanrım olduğun kadar da demek istiyordu da diyordur da aslında

"hemen oracıkta döve döve güldürdüler"


biz tanrıyız diyor aslında herşey birbirinin yaratığı/yarattığı ve bütünü içiçe
o an ordan görüyor-bakıyor ya da biliyor; bi anlık bilgi/bilme çakması ya da keşf yansıması içinden bu bütünlük görme hali- oluyor-oldu tüm çağlarda herkeslere ve tanıklar var bolca da ;Anlatım ve anlatılan böyle; Yüksek bir evraka zihni ya da çakması gibi kendini biliş/duyuş -anlık- bi anlık- 'bir görüş' hep anlatılıyor
"
hemen oracıkta öve öve "


tabi ki tanrı bütündür-bütünlüktür ve tüm yaratıcı ya da tüm varolandır;
bizle aynı ve her şey içiçe ve hep o olan ve hiç olmayanla beraber o olan biz oyuz ve herşeyiz
demekler

"hemen oracıkta göve göve yükselttiler"


mansur'da bunun olmasını istemezdi; sanırım-bilmiyorum ama
anlaşılamamaktansa ya da kendini anlatamamk-bütünleyememek ve aklını tamamlayamamak ve bunu tam aktaramamaktansa;

hemen oracıkta göğe göğe yükseldi mansur; her yere ve herşeye yükseldi mansur

https://www.youtube.com/watch?v=FeIrXuJIC6g


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -