Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Medya ve Zedelenen Anlam

delete

(…) "Amacı ileti üzerinden gerçekleşen iletişim sürecinde, hedef kitle üzerindeki etki, belirli bir anlama sahip olan bu iletiler sayesinde gerçekleşir. Haberde verilmek istenen mesaj (ileti) da etkinliğini taşıdığı anlam üzerinden gerçekleştirir. İster politik, ister eğitici, isterse kültürel içerikli olsun haberin niyeti kitlelere anlam iletimini sağlamaktır. Bu sayede kitleler anlamın egemenliği altında tutulmaktadır.

Kendini haberin sürekli olarak ahlaksallaştırılması zorunluluğu, daha iyi haber verebilmek ve kitlelerin kültürel düzeylerini yükseltmeye çalışmak vb. gibi nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Ancak kitleler bu anlam üretimine biçimde karşı koymaktadırlar. Kuramcı bu aşamada kitlelerin anlamı önemsemeyip, gösteri istedikleri görüşündedir. Buna göre, anlam yerine gösteri isteyen kitleleri, içeriklerin ya da kodun ciddiyetine inandırmak için gösterilen hiçbir çaba yeterli olmamıştır. İnsanlar gösteri isterlerken onlara mesaj verilmeye çalışılmaktadır. Onlar içinde bir gösteri bulunması kaydıyla bütün içeriklere tapmaktadırlar. Yani anlamın diyalektiği yadsınmaktadır. Onların aldatılıp kandırıldığını söylemek de boşuna olacaktır. Kuramcı bu varsayımı ikiyüzlü bir varsayım olarak nitelendirmektedir. “Bu ikiyüzlü varsayım anlam üreticilerinin entelektüel bir rahatlığa kavuşmak için ileri sürdükleri bir varsayımdır. "Kitleler sözüm ona kendiliklerinden yutacaklarmış!" Oysa kitleler, tam tersine kendilerine verilen anlam ültimatomuna karşı gösteri istediklerini belirtirken tam anlamıyla özgürdürler. Çünkü anlamın bu saydamlığından ve bu politik iradeden, ölümden çekindikleri kadar çekinmektedirler.”

Ona göre kitleler anlamın gerisinde yatan ideal hegemonyanın işleri basitleştiren şiddetinin kokusunu almaktadırlar. Burada kitlelere yutturulan bir şey de yoktur, çünkü kitleler bunu kendileri istemektedirler. Kültürün, bilginin, gücün, toplumsalın emilip yok edilmesi işi kitlelerin anında ve olumlu bir şekilde oluşturdukları stratejidir. Günümüzde bütün boyutlarıyla ortaya çıkan bu çalışma biçimi, çok eski bir çalışma biçimidir. Bu yolla daha önceden bilinen bütün senaryolar altüst olmaya zorlanmaktadır. Anlam artık toplumlarımızı sürükleyip götüren ideal çizgi değildir. Anlamdan kaçan artıklar da bir gün özümseneceklerdir. Günümüzdeki anlam karmaşıktır ve herhangi bir uzantısı kalmamıştır. Anlam belli bir zaman diliminde (tarih, iktidar vs.) üç boyutlu, ideal bir uzam oyununa dönüşmüş durumdadır. Bizlerse ikinci derecede anlam taşıyıcıları olarak, çoğu kez anlamın önünden ya da arkasından giderek geçici bir paniğe kapılan derinlerdeki kitleyi oluşturmaktayız. Bu ters varsayım, sessiz edilginlikler folkloruna ait olan anlamı aşağılayan binlerce örnek olduğunu göstermektedir.

Medyalardan gösteri isteyen kitleler, bu amaçlarına ulaşmayı daima başarmışlardır. İlginç gösteriler ortadan kalktığında haber programlarının izlenmediği görülmüştür. Bu durum kitlelerin gösteri istediklerinin açık bir kanıtı olarak değerlendirilmektedir. “İçinde yaşadığımız dünyada haber oranı arttığı ölçüde anlam oranının giderek azaldığı görülmektedir. Azalan anlamın yerini, giderek artan gösteriler almaktadır. Bu durumda kuramcı üç varsayımdan bahsetmektedir.” ilkinde, haber anlam üretmekte, ancak bütün alanlardaki ani anlam yitimi açığını kapatamamaktadır ki medyalar aracılığıyla istendiği kadar biçim ve içerik insanlara yeniden enjekte edilmeye çalışılsa da, anlam boğulması ve yitiminin yeniden enjeksiyondan daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin engellenemediği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda güçsüz medyaların eksikliklerini kapatabilmek için temel bir üretime gerek duyulmaktadır.

İkinci varsayımda, haberin anlamla hiçbir ilişkisi yoktur. O zaman da onu başka bir şekilde adlandırmak gerekecektir. “Bir başka düzeyde iş gören işlemsel bir model” gibi. Bu durumda anlam ve anlam ticaretinin dışında kalan bir şeydir ki, bu Shannon'un varsayımıdır. Yalnızca araçsal bir niteliğe sahip olan haber olgusu hiçbir anlam amacı içermeyen teknik bir araçtır, öyleyse bir yargılama tarafından da içerilmeyen bir olgudur. Genetik kod türünden bir şeydir, neye benziyorsa o dur. Anlamıysa başka bir şeydir. Örneğin, Monod'un Raslantı ve Zorunluk’unda olduğu gibi anlam arkadan gelen bir şeye benzemektedir. Bu durumda haber enflasyonuyla anlam azalması (deflasyonu) arasında anlamlı hiçbir ilişki olamayacağını göstermektedir.

Üçüncü varsayımdaysa, haber anlamı hem yok eden, hem de nötralize eden bir olgu olduğu ölçüde ikisi arasında kesin ve zorunlu ilişki vardır. Anlam yitiminin doğrudan iletişim araçlarıyla kitle iletişim araçlarının haberi eriten, ikna edici bir biçime sokan müdahaleleriyle bir ilişkisi vardır.

Kuramcı bu son varsayımı çok ilginç bulmaktadır, ancak varsayımda yer alan düşüncelerin, kabul gören düşüncelerin tam tersi olduğunu belirtmektedir. Ona göre, nereye bakarsak bakalım toplumsallaşmanın iletişim araçlarının gönderdiği mesajlarla ilgilenme oranıyla doğru orantılı olarak ölçüldüğünü görmekteyiz. İletişim araçları ve gönderdikleri mesajlarla ilgilenmeyenler gücül ya da gerçek düzeyde toplumsallaşamamış insanlar olarak kabul edilmektedirler. Haberse her yerde hızlı bir anlam dolanımını sağlamakla yükümlü kılınmıştır. Bu durumu Baudrillard, kapitalin hızlı bir şekilde el değiştirme zorunluluğu sonucunda üretilen "artıdeğer" olayına benzetmektedir. Buna göre, haber iletişim yaratan bir şey gibi sunulmaktadır. Boşa üretilen haber oranı çok büyük boyutlara ulaşsa bile, genel bir uzlaşmaya dayanılarak bu haddinden çok anlamın, toplumsalın kılcal damarlarına kadar dağıtılması istenmekte. Bu yüzden boşa üretilen haber kadar anlam üretimi konusunda da kimsenin sesini çıkarmadığı görülmektir. “Hepimiz bu efsanenin suç ortaklarıyız. Bizim modernliğimizin başında da maddi üretim vardır, sonunda da. Zaten maddi üretim olmasaydı bizim toplumsal örgütlenmemiz inandırıcı olamazdı. Oysa sahip olduğumuz toplumsal örgütlenme düzeni, yine maddi üretim yüzün çökmektedir. Haberin anlam ürettiğini sandığımız sırada aslında tersi olmaktadır.”

Kuramcının düşüncesine göre, haberin kendi ürettiği içeriği, iletişimi ve toplumsalı yok etmesinin altında yatan nedenler şunlardır:

Haber, iletişim kurmak yerine sahneye koyduğu iletişim oyunu içinde kaynayıp gitmektedir. Anlam üretmek yerine, sahneye koydu anlam üretimi oyunu içinde kaynayıp gitmektedir. Bu da simülasyon sürecinin bir parçasıdır. Artık etrafımız hayali içeriklerle, uyanıkken görülen düş türünden bir iletişim biçimi ve bir haber ağıyla sarılmıştır. “Bu olumsuz durum” sahneye çıkma arzusunun konulduğu bir kısır döngüsel düzenleme, bir tür iletişim antitiyatrosu yani geleneksel kurumu yadsıyarak sağlığına kavuşturma yani kapalı devreye dönüşen “bir durum olarak nitelendirilebilir. Buradaki amaç, bizi, radikal bir anlam yokluğu gerçeğiyle karşı karşıya getirecek, ani bir simülasyondan kurtulma olayını engelleyebilmektir.”

Kuramcı, birer kapalı devreye benzeyen iletişimin ve toplumsalın bir “yem” işlevine sahip olduğu düşüncesindedir. Bu yem bir mitin gücüne sahiptir. Sistemin kendi gerçekliğini kanıtlayabilmesi için haberin sürekli olarak yenilenmesi gerekmektedir. Sistem bu sayede gerçeklik kazanmaktadır. Habere inanılmasının altında yatan neden de budur.

İletişimin bu anormal boyutlara ulaşan görüntüsünün gerisinde, iletişim araçları ve haber bombardımanının toplumsal yapıyı bozmaları engellenememektedir. Haber hem anlamı, hem de toplumu anlamsızlaştırmaktadır.

3) İletişim araçları, toplumsallaşmayı sağlamaya yönelik araçlar olma özelliklerini kaybetmiş, toplumsalın kitleler içinde, için için kaynamasını sağlayan araçlara dönüşmüşlerdir. Bu durum anlamın için için kaynaması olayının bir uzantısıdır. "Anlam, anlama ait tüm içeriklerin egemen bir iletişim aracı tarafından yutulduğu bir yapıya kavuşmuştur. İçeriklerin tutucu ya da yıkıcı olması hiçbir şey farkettirmemektedir, olay çıkmasını sağlayan tek şey iletişim aracıdır.” Ancak kuramcı, yalnızca mesajın iletişim aracı içinde için için kaynamasından sözetmemekte, iletişim aracı, gerçeğin içinde için için kaynarken, iletişim aracı ve gerçeğinde bir tür hipergerçek, bir nebula içinde için için kaynadığını da belirtmektedir. Mac Luhan'ın "medium is message" (araç mesajdır) formülünü geliştiren kuramcı, tüm içerik ve mesajların iletişim araçları tarafından buharlaştırıldığı yönündeki bu görüşe kendi düşüncelerini de eklemiştir. Ona göre, bu süreç içinde iletişim aracının kendisi de buharlaşıp, yok olmak durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Böylece, mesajın iletişim araçlarının bizzat kendisi olması durumuyla (medium is message) hem mesajın hem de iletişim araçlarının sonu gelmiştir. Artık iletişim aracı diye bir şey kalmamıştır. Bir gerçeklikle bir diğeri, gerçeğin bir konumuyla başka bir konumu arasında aracılık yapan süreç ortadan kalkmıştır. İçin için kaynama denilen şey budur. Böylelikle kutuplar birbirleri tarafından emilmiş, iletişim aracı ve gerçek gibi belirgin karşıtlıklar yok olmuş, farklı anlamlar üreten kutuplara sahip sistemlerde kutuplar birbirine kısa devre yaptırmıştır. Öyleyse iki kutup ya da bir kutupla diğeri arasında aracılık yapma ya da diyalektik bir müdahalede bulunabilme olanaksızlaşmıştır. İletişim araçlarının etkisi denilen şey kısır döngüsel bir görünüm kazanmıştır, Yani anlamı bir kutuptan diğerine tek yönlü bir şekilde sürdürebilme imkânı ortadan kalkmıştır. Baudrillard, bütün bu gelişmelerin ardından hem iletişim araçlarının hem de gerçeğin, içinden çıkmanın olanaksız olduğu tek bir "nebula"ya dönüştüğünü belirtmektedir.

İçeriklerin için için kaynaması, anlamın emilmesi, iletişim aracının giderek anlamsızlaşması, iletişim diyalektiğinin modelin tamamıyla kısır döngüleşmiş biçimi içinde eriyip gitmesi, toplumsalın da kitleler içinde için için kaynaması insanda bir felaket duygusu yaratarak, onun umutsuzluğa kapılmasına neden olabilmektedir, Düşünür, bu saptamayı doğru bulmaktadır. "Bu saptama habere bakış biçimimizi temelinden belirleyen idealizme oranla doğrudur, çünkü hepimiz kudurmuş bir anlam ve iletişim idealizminin yani anlama dayalı idealist bir iletişimin peşinden gittiğimiz için doğal olarak bu perspektif doğrultusunda ölümümüz de anlamın elinden olacaktır.”

Felsefeciye göre, felaket teriminin böyle bir felaketimsi yokoluş anlamını kazanması ancak sistemin bize dayatmaya çalıştığı üretim ve çizgisel bir biriktirimi amaçlayan bakış açısıyla mümkündür. Etimolojik anlamda bu felaket, aşağı doğru sarmal bir şekilde inen ve ötesine geçebilmenin olanaksız olduğu "haberin sınırı" aşıldığında ya da ötesine geçildiğinde, bizim için bir anlam ifade eden hiç bir şeyin bulunmadığı bir süreçtir. Oysa anlamın ihtarlarına boş verdiğimiz andaysa felaket sahip olduğumuz güncel düşgücünde nihilist ulaşılması ve ulaşılması gereken son nokta, yani ölüm gibi bir anlama sahip olmayacaktır.

Anlamın ötesine geçtiğimizde karşımıza anlamın nötralize edilmesiyle ve için için kaynamasıyla elde edilen bir çekicilik çıkmaktadır. Burada kitlelerin anlama meydan okudukları görülmektedir. Kitleler, iletişim araçlarının sundukları anlama ve araçların çekiciliğine meydan okumaktadırlar. Bu bakış açısı doğrultusunda değerlendirildikleri zaman, anlamı diriltmeye yönelik tüm marjinal ve alternatif çabalar yararsız şeylere dönüşmektedirler. Kuramcı, kitle iletişim araçlarının anlama şiddetle saldıran ve büyülenmek isteyen kitlelerin yanında olup olmadığını saptamaya çalışmıştır. "'Kitleleri büyüleyen şey iletişim araçları mıdır? Yoksa kitleler mi iletişim araçlarını gösteri aracı olmaya zorlamaktadır?" sorusuna yanıt arayan kuramcı, iletişim araçlarının anlamla yanılgıyı birlikte götürdüğünü ve bunları dilediği şekilde kullandığını söylemektedir. "Bu sistemi denetleyebilmekte mümkün değildir; çünkü sisteme özgü içsel simülasyonla, sistemi yok edici simülasyon kitle iletişim araçları tarafından Mobiyüs şeridi türü ve kısır döngüleşmiş bir mantıkla yansıtılmaktadırlar," Kuramcı bu durumu sakıncalı olarak görmemektedir. Ancak bunun alternatifi ya da mantıksal bir çözümü de bulunmamaktadır. Baudrrilard, tek alternatif olarak, mantıksal açıdan bu olayı gidebileceği en uç noktaya kadar götürmeyi ve felaket, türünden bir çözüm önermeyi göstermektedir.

Günümüzde sistem kendini, herkese maksimum söz hakkı tanıyarak, maksimum yönde anlam üretiminden yana tavır koyarak kanıtlamaya çalışmaktadır. Yani direniş stratejisinin adı, anlam üretimini ve konuşmayı reddetmek olmuş durumdadır, Bu sisteme özgü mekanizmalar hiperuyumlanma simülasyonu olarak da adlandırılabilmektedir. Kitleler de bunu yapmaktadır, yani sistemin mantığına tamamıyla uyup, bu mantığı kendisine karşı direnmek amacıyla kullanıp, bir tür ayna görevi yaparak sistemin gönderdiği anlamı hiç emmeden kendisine geri göndermektedir. Bugün bu stratejinin belirleyici olmasının nedeni, sistemin bu safhasının ağırlığını koymasıdır. "Güdülecek stratejide yanılmak çok ciddi bir şeydir. Yalnızca özgürlük ve özgürleştirici eylemler üzerine oynanan bir tarih öznesinin, grubunun ve bilinçlenen sözün geciken dirilmesini hatta öznelerle kitlelerin 'bilinçaltlarının bilincine varmaları'nı isteyen tüm hareketler gerçekte sistemin göstermiş olduğu yönde ilerlediklerinin farkında bile değildirler. Çünkü sistem günümüzde kesinlikle aşırı miktarda yenilenmiş anlam ve söz üretilmesini istemektedir.”

Kitle iletişim araçlarının büyüleyiciliğinin, mesajın eleştirel yanını yok ettiği gözlenmektedir. Kitleler de, aracın büyüleyiciliğini mesajın eleştirel yanına tercih etmektedirler. Çünkü büyülenmenin anlamla bir İlişkisi yoktur. Büyülenme anlamın kullanılmamasıyla doğru orantılı bir durumdur. Bu durum, araç yararına mesajın ve simülasyon yararına gerçeğin (doğrunun) nötralize edilmesiyle elde edilmektedir. Yani kitle iletişim aracının ilkesi büyülemedir. Bu şekilde, anlamın kullandığı aracın dışında kalan ve iletişimdeki yoğunluğun anlam tarafından yutularak çökmesiyle sonuçlanabilecek bir iletişim biçimini öngören varsayım da olanaksız duruma gelmiştir. Artık hoşa giden şey ne anlam, ne de aşırı anlamlılıktır. İnsanı büyüleyen şey anlamın nötralize edilmesidir. "Bu nötralize etme işiyse bir ölüm güdüsü tarafından gerçekleştirilmemektedir. Çünkü bu durumda yaşamın bir anlamı olacaktır. Oysa tam tersine bütün bunlar gönderene, mesaja ve her türlü dil bilimsel kategori girişimlerine karşı bir allerji, bir meydan okuma ve sonunda göstergenin büyülenme içinde kaybolması yararına inkar edilmesiyle sonuçlanacaktır. (Artık ne gösteren vardır ne de gösteri­len: Anlam kutupları emilmiştir.) Hiçbir anlam bekçisi bunların farkında değildir: Anlam ahlakı büyülenmenin karşısındadır."

Umberto Eco'nun belirttiği gibi üretilen enfonnasyonda bir anlam kaybı yaşanmaktadır. Gösteri karşısında yenik düşen ikinci plana atılan bir anlam söz konusudur. Yiten bu anlamsa haberin yıkıcı, ikna edici eylemine doğrudan bağlıdır. Haber enflasyonuyla anlam deflasyonu arasındaki anlamlı ilişki bizleri bir tür "Gösteri çağı "na doğru götürmektedir. "Medya çağı, bir Gösteri Çağı"dır. Gösteri Çağı’ysa, ideolojinin yerine kozmetiğin geçtiği, hakikatin imaja yenik düştüğü, her şeyin eğlenceli bir biçimde sunularak içeriksizleştirildiği, müthiş bir enformasyon bombardımanının insanları parçalara ayırarak tepkisizleştirdiği, hafızanın kaybolduğu, algılama ve muhakeme yeteneğinin azaldığı bir dönemdir.

"Mesaj bombardımanı hazırlayan silahlar'' olarak görebileceğimiz medya endüstrisi bize anlamdan çok gösteri sunmaya başlamıştır. Bu durumsa gösteri karşısında anlamın giderek zedelenmesine hatta unutulmasına yol açmaktadır.

J. Baudrillard

Kadife Karanlık

21. Yüzyıl İletişim Çağını Aydınlatan Kuramcılar

Su Yayınevi


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -