Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

KADER dedikleri ve GERÇEK

delete

KADER

***

O GÜN inkarcılar şöyle diyecekler:

-Eğer Allah dilesiydi biz onu inkar etmezdik.

Ve Allahta O GÜN cevap olarak onlara şöyle der:

-HAYIR!!!
Sizin bundan (kaderden) yana bir ilminiz (bilginiz) yoktur.
Siz sadece zanederek yalan söylüyorsunuz!


KADERCİLİK

Kader hakkında toplumda revaçta olan fikir şudurki;
İnsan Tanrı tarafından kendisi için yazılmış
kaderi YAŞARKİ insan bütün özgür iradesine rağmen
bu yazgının dışına asla çıkamaz.

Kaderlerimizi TANRI çok önceden dilediği gibi yazdıki
böylece BÜTÜN ÖZGÜR İRADEMİZE RAĞMEN KAÇINILMAZ OLAN kaderimizden yaşantımızdan dolayı
sorumlu olan biz değil dolaysıyla sorumlu olan kaderimizi yazandırki
Tanrının daha evel yazdığını kukla gibi yaşıyan insan yaptıklarından dolayı cezalandıralamaz.



Eğer yukarıda geçen gibi 'TANRI YAZMIŞTIR' gibi bir kader inanışınız varsa
bu KURANLA hiç bir ilişkisi olmayan batıl bir kader inanışınız var demektir.


-KADERLERİMİZİ (GELECEĞİMİZİ) TANRI YAZMAMIŞTIR.


Tanrı sadece geleceğimizi yani kaderimizi bilmektedirki bunuda kuranın
söylediği gibi: HAK OLARAK BİLMEKTEDİR.



-GELECEĞİMİZİ (KADERİMİZİ) KİM YAZDI VE KİM YAZIYOR?







Kuran ayetindede görüldüğü gibi inkarcılar İNKARLARININ
ALLAH dilemesiyle (KADERLERİYLE) ilgili bir şey olduğunu söylerlerki
Allah HAYIR sizin kader YAZGI hakında bir İLMİNİZ (bilginiz) yoktur. Siz sadece zanederek YALAN
söylüyorsunuz demektedirki onların YAZGI hakkında bilmediği bu bilgi (ilim) NE?


KADERE 'geleceğe' DÜŞÜNSEL BAKIŞ:


TANRI karar kılıp yaratmadan evvel evren ve dolaysıyla onun GELECEĞİ nasıl bir haldeydi ve o EVREN ve onun GELECEĞİ (kader) yaratılmadan evvel SİZCE nasıl bir halde vardı?

CEVAB: evren ve dolaysıyla onun geleceği (kader) yaratılmadan evel gelecek (kader)

yaratılmadan evel onun geleceğin varolmak için ihtiyaçı vardıki o (onun varlığı) var olmak için
ihtiyaça çökmüştü ve onun yani geleceğin varoluşunun çöktüğü bu ihtiyaç ( VARLIK ALTI BİR VAROLUŞLA VAR OLDUĞU) bu İHTİYAÇ --> ihtiyaçsızdı ve ihtiyaçsız HAKTI!: Tanrı evreni yaratmadan evvel kainat dolaysıyla
onun geleceği: GELECEK/KADER varolmak için İHTİYAÇA çökmüş bir (varlık altı varoluşla VARDI) ki onun VARLIĞININ çöktüğü bu ihtiyaç ------> (sevgi)-------> İHTİYAÇSIZ yani HAKTI!



ALLAH işte böylece HAK olan geleceğe HAKLA BAKTI! VE BÖYLECE GELECEĞİ HAKLA MÜŞAHADELE EDİP bildi.




basit olarak tekrar söyleyelim:


Gelecek yaratılmadan evel var olmak için ihtiyaça çökmüş bir halde vardı ve onun varlığının var olmak için çöktüğ bu ihtiyaç (onun o zamanki varlığı)İHTİYAÇSIZ YANİ 'ihtiyaçsız olan = HAKTIR' HAKTI.

kuranı kerimin ALLAHIN GELECEĞİ (KADERİMİZİ) HAK OLARAK BİLDİĞİ SÖYLEMİNİ altyapısıyla umarım
anladık.


Şimdi gelecek adlı kader kitabını kim yazıyor ve ona kim müdahale ediyor?



geleceği İHTİYAÇ (=sevgi) YAZIYORKİ
bu ihtiyaç İHTİYAÇSIZ
ve ihtiyaçsız = HAKTIRKİ
GELECEĞİ dolaysıyla KADERİMİZİ gerçekte HAK YAZIYOR.





!VE HAK!




şimdi dikkat edelim: Hakkın yaratılmış bu sistemde evrende bilgisi şudurki
o: İHTİYAÇI VERİLİP İHTİYAÇSIZ YAPILAN ŞEYDİR.



YANİKİ geleceği ve geleceğimizi İHTİYAÇI VERİLİP İHTİYAÇSIZ YAPILAN ŞEY (HAK) yazıyor.



ŞUNU bilelimki GELECEĞE ve gelecek adlı kitaba KADERE Allahta dahil olmak üsere hiç kimse ama hiç kimse müdehale edemez (MÜDAHELE EDEN SONUÇLARINA KATLANIR)
Ama müdahele edibilen var ve KİTABA (geleceğe müdahele edip onu yazan) HAKTIR.


kader kitabını (hak) yazdığı gibi hak yazdığı bu kitaba müdahelede ediyor.



şöyleki:

EYLEM ---->= SONUÇ, SONUÇ= HAK

örneğin:

ben çalıştım ve zengin oldum.
çalışmak EYLEM zengin olmak SONUÇTUR.

Ben çalıştım çalışarak zangin olmanın ihtiyaçını verdim ve onu
zengin olmayı ihtiyaçını verdiğimden dolayı İHTİYAÇSIZ yani hak ettim.

bu olay = ben geleceğime HAKLA müdahale ettim ve onu hakla YAZDIM.

Bu düşünceyi şöyle sürdürelim.


eylem = sonuç (fakirlik)= HAK
eylem= sonuç (cehenem) = hak
eylem= sonuç (cennet) = hak

BİZ geleceğimizi işte böyle bazı sonuçların ihtiyaçlarını verip İHTİYAÇSIZ yani hak ederek yazıyoruz
geleceğimizi biz yazıyoruz çünkü onu yazan ihtiyaç bizim elimizde ve bizim kontürülümüzde.


sonuçmu : geleceği biz 'hakla' yazıyoruz.


Lakin ALLAHIN daha evvel gördüğü GELECEK kader bütün özgür irademize rağmen kaçınılmazdır. ama O YAZMADI!


ŞUNU KESİNLİKLE BELİRTELİMKİ TANRI yaratmadan evel geleçeğe(KADERE)baktığında onun ihtiyaça çökmüş bir halde var olduğunu gördükki onu GELEÇEĞİ O AN (yani geleceğin o an gelecekteki varlığını) İHTİYAÇ YAZIYORDUKİ O İHTİYAÇ O anda yani dolaysıyla o an = bu anda bizim elerimizde. yani yaratış anından evvelde geleceği (KADERİMİZİ) GERÇEKTE BİZ YAZIYORDUK!













ALLAHIN KİTABA MÜDAHELSİ DURUMUNDA KAÇINILMAZ OLARAK HAKSIZLIK ORTAYA ÇIKARKİ BU HAKKIN YANİ ( DÖNENİN ) İHTİYAÇSIZIN (sevginin) İHTİYAÇA (nefrete) ÇEVRİLMESİ OLURKİ EĞER O İHTİYAÇA ÇEVRİLİRSE HERŞEYİ İHTİYAÇA ÇEVİRİRKİ HERŞEY ÇIKTIĞI YERE CEHENEME GERİ DÖNER!








ALLAH YERİ VE GÖĞÜ HERKES HAK ETTİĞİNİ ALSIN DİYE YARATTI ONLARA KADERLERİYLE NASIL BİR HAKSIZLIK EDEBİLİRKİ.......


Kader diyelim gitsin,

statik -- 07.11.2008 - 11:44

Derdim benimle doğmuş
Nasıl bırakıp gitsin,
Yaşamak demek buymuş
Kader diyelim gitsin.

İçimdeki sızıya
yarım kalan arzuya,
Şu kapkara yazıya
Kader diyelim gitsin.

Yanarız içimizden
Ne gelir elimizden,
Utansın dertler bizden
Kader diyelim gitsin.

Kaderin şerefine
Bu günde böyle bitsin,
Dünyanın kederine
Kader diyelim gitsin.

Cengiz Tekin


Bu kadar aptalca bir

orcagada -- 08.11.2008 - 13:20

Bu kadar aptalca bir açıklamayı kim yer ben de onu merak ettim şimdi işte.

Bu saçmalıkları burada da görmek zorunda mıyız?

Madem öyle bende ne kadar ateist site varsa toplayıp başlık başlık dizeyim sırayla.

Nurcusundan,yobazından gına geldiğinde buraya kaçıp bir nefes almak istiyorum karşımda yine bunlar.

Amaç nedir,anlamıyorum...

Ama meydanı boş bulup da habire saçmalamalarından da bıktım.

Eski bir yazımdan aynen aktarıyorum,

Orjinali:http://ateistplatform.ipbfree.com/index.php?showtopic=3970&hl=kader adresindedir.

Umarım okumaktan eğrinmezsiniz,

Şimdi daha 8-10 yaşlarında bir sapık tarafından tecavüze uğrayan bir erkek çocuk tasarlayın.Tanrı kaderinde bunu görüyor sizce değil mi?

Bu cocuğun günahı nedir peki?

Ona tecavüz edenin sapıklığının da kaderi olduğunu düşünelim.Tanrınız sapığı cehenneme sokup cayır cayır yakar,adalet bu adamı yakalarsa (ama seriat ama medeni kanun) cezasını dünyada da verir.

Peki çocuğa ne olacak çektiği azap sebebiyle;

A- Kaderim buymuş tanrı beni mükafatlandıracak der ve ömrünün sonuna kadar bununla yaşar.Hatta sofu olma ihtimali bile var.

B- Ben böyle kaderin....,diyerek zalim,duygusuz,kötü,veya tecavüzün vahim sonuçlarından biri olarak eşcinsel olabilir.Bu durumda tanrı lut peygamberin kavmine (Sodom ve Gomoradaki) insanlara yaptığı gibi onu yine lanetleyecektir.

Sonuçta bu biçare kadersiz hep yenik taraf olacaktır,yaşadığı sürece elinden herşey alınmış olacaktır.

Hal böyleyken tanrınızın kaderi levf-i mahfuza böyle yazmış olması (sözde) gerçeği bile mide bulandırıcı değil midir?Seçimleri serbest bırakmış olması gördüğünüz gibi bu çocuğun durumunu hiç değiştiremeyecektir.

Burada sakın tanrıyı sorguladığım sonucu çıkarılmasın.Sorguladığım nasıl olur da sizce eşsiz olan ulu tanrınıza bu şeyleri yakıştırabildiğinizdir.

Ve sonra da buna nasıl kadere iman gözüyle hak verebildiğinizdir.Tanrısal ve kutsal saydığınızdır.

Elbette ki tanrı yoktur ve bu çocuğun başına bu talihsizlik gelmiştir.Ama sorun şudur ki mutluluğun sevgili tanrısının kendi suretinde yarattığını iddia ettiği sevgili ademsoylu yaratıklarının dünyasında bunlar olmamalıdır.

Oluyorsa birşeyler eksiktir.O da tanrının kendisidir.

Türkçe Sözlükte, "irade"nin birinci anlamı "istemedir". Aynı sözlükte "ruhbilim"deki anlamı için de "bir şeyi yapmayı veya yapmamayı belirten güc, istemek yetkisi" deniyor. Bu anlamı da, islam kelamındaki anlamına oldukça uygundur. "Cuz-i Irade" de, "kulli irade"nin yani olumluyu ve olumsuzu birlikte içine alan iradenin bu iki yandan yalnızca birine yöneltilmesi, yani bir şeyi yapma ya da yapmama yönlerinden birini seçmedir. (Gelenbevi Ale'l-Celal, 1316, 1/194) Demek ki irade bir "seçme"dir. Olumlu ve olumsuz, yapma ve yapmama yanları birlikte bulunurken "kulli" bu yanlardan biri secildigi, istek bu yanlardan birine yöneltildiği zaman da "bölündüğü" için "cuz-i" adını alır. Böylelikle genellikle "kulli" irade Tanrı'nın iradesi, "cuz-i" irade de insanın iradesi olarak bilinir ki bu yanlıştır. Yani islam kelamındaki açıklaması böyle değildir.

Kısacası: "İrade", karşıya çıkan seçeneklerden birini seçmedir ya da seçebilme gücüdür."İrade”si olan bir secim yapar; onu ya da bunu, şu yönü ya da bu yönü, şu biçimde ya da bu biçimde, olumlu ya da olumsuz doğrultuda seçer.

Ne var ki, Kur'an’ın pek çok ayetinde, hiçbir yoruma yer kalmayacak biçimdeki açık anlatımlara göre, insanın böyle bir seçim yapabilmesi, "Tanrı"nın iradesine, "Tanrı'nın dilemesine bağlıdır. Şimdi buna ilişkin ayetlerden bir kesimine bir göz atalım:

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz..."

Diyanet çevirisidir bu. Ve bunu diyen söz, iki ayette aynen yer alıyor. (Bkz. İnsan suresi, ayet 30; Tekvir:29).

Bu ayetlerin açıklamasıysa, insana, bir şeyi yapma ya da yapmama özgürlüğü şöyle dursun, bir şeye yönelme, bir şeyi dileme, isteme özgürlüğünün bile verilmediği son derece net bicimde anlatılıyor.

Çünkü bu ayetlere göre, herhangi bir konuda Tanrı dilemelidir ki, insan dileyebilsin. İnsan dilemesini, istemesini Tanrı dilemiyor, istemiyorsa, insan dileyemez, isteyemez.

Yine Diyanet'in çevirisinden:

"Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar." (En'am suresi, ayet:39).

"Ey Muhammed! Rabbin dileseydi, yeryüzünde insanların hepsi inanırdı." (Yunus suresi, ayet: 99).

Kuran’ın Tanrı'sının şu sözü ne denli açıktır:

"Biz dilesek, herkese hidayet verirdik. Fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair, benden söz çıkmıştır." (Secde suresi, ayet: 13).

Şu ayetler de az açık değildir:

"Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet’e acar. Kimi saptırmak isterse, göğe yükseltiyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah inanmayanları, küfür ve karanlığında bırakır."(En'am suresi, ayet: 125).

"Üstün delil Allahın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi de!" (En'am, ayet: 149).

İnsan iradesine özgürlük tanımayan bu ayetleri yorumlamada nasıl zorluk çekildiğini ve bu zorlama yorumların nasıl bir komedi durumunu aldığını görmek için "akaid" (kelam) kitaplarına şöyle bir göz atmak yeter. (Örneğin Ebu Mansuri'l- Maturidi, Kitabu't-Tevhid).

Birkaç ayet daha:

De ki: Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet dilese, sizi O'na karsı kim savunabilir?; (Ahzab suresi, ayet: 17).

"Allah size bir zarar gelmesini dilese, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter?"; (Feth suresi, ayet: 11).

”Helak ettiğimiz hiç bir ülke yoktur ki, hakkında bizce bilinen bir yazgı olmasın” (Hicr suresi, ayet: 4).

”De ki, Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez” (Tevbe 51)

”Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya çetin azaba uğratmayacağımız bir şehir yoktur. Bu, kitapda yazılıdır.” (17/58)

”Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı. Fakat onlar ihtilafa düşmeye
devam edecekler. Ancak rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. ZATEN RABBIN ONLARI BUNUN İÇİN YARATTI. Rabbin 'Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım' sözü yerini buldu.” (Yusuf 118-119)


Bu doğrultuda Kuran’da pek çok ayet ve ayet hükmü vardır. İslam kelamcısı, "Tanrı dilediğini yapar; (Hud, ayet: 107) ilkesini benimsemiştir. Tanrı dilerse insan iradesini iyiye, dilerse kötüye yöneltir. Anlatılan bu. Bu benimsenince de "insan iradesi" havada kalır.


Fakat Kuran’da aynı zamanda insanın iradesi olduğunu düşündürecek tipten ayetler de vardır. Bu tür ayetlere örnekler:

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?” (10-yunus, 99)

“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin” (18-Kehf, 29)

“Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.” (36-Yasin, 54)

”İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görür.” (41-Fussilet, 40)

”Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.” (42-Sura, 30)

”İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur. Küçük büyük hepsi satır satır yazılmıştır” (54-Kamer, 52-53)



Özellikle şu iki ayet arasındaki çelişkiye dikkat edelim:

”Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.” (42-Sura, 30)

Burada başınıza gelen musibetin sebebi sizin yaptıklarınızdır der.
”Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen hiç bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan ÖNCE, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.” (Hadid 22)

Burada da Musibet'ler önceden bir kitapta yazılmıştır. Bu açıkça bir çelişkidir.
Aşağıdaki iki ayet te birbirleri ile celisir:

”Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı, fakat o dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” (Nahl, 93)

“İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve
azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki,” (Bakara, 213)

Aşağıdaki ayette ise en başta belirttiğimiz çelişkiyi bir arada buluruz. Hem inanmak Allah’ın iznine tabiidir, Hem de Akıl'dan bahseder:

“Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir.” (10-100)


Bu yüzden insan iradesi ve kader konusu islam yorumcularını çok düşündürmüş ve bazı din alimlerinin bu konuya kafa yormaktan kafayı üşüttüğü söylenmiştir.

Doğal olarak, bu konuda farklı yorumlar ve sonuçlar da ortaya çıkmıştır islam dünyasında. Örneğin, Cebriyye mezhebi ayet ve hadisleri göz önünde tutarak, insanın iradesizliğini kabul etmek zorunda kalmıştır.. Bu mezhebe göre, insan, ;cansız varlıklar; gibidir. Kesmeye yarayan bir bıçağın, yelden sallanan bir ağacın ya da savrulan bir nesnenin, açılıp kapanan bir kapının nasıl özgürlüğü yoksa, insanın da birşeyi yapma ya da yapmama özgürlüğü yoktur, ne yapıyor ya da yapmıyorsa, zorunlu olarak yapıyor ya da yapmıyordur. Es'ari mezhebinin görüşü de buna yakın olduğu için;orta dereceli bir zorunluluk; (el cebru'l mutavassit) görüşü savundukları kabul edilir. Maturidi meshebi cesitli yorumlarla "insan İradesi”ni biraz kurtarma çabasını gösterir. Mutezile mezhebi biraz daha çok gösterir bu çabayı. (Bu mezhepleri bir arada görmek için Hayali, Serhu Kasideti'n-Nuniyye,Osman el Uryani, Hayru'l- Kalaid Serhu Cevahiri'l Akaid'e bakabilirsiniz.)

Halbuki dinlerin tanrısal olduğu bakış açısı bir kenara bırakıldığında çözüm basit,

Tanrı varsa, Kader vardır.Kader varsa, Kitap yoktur.

Sadeleştirirsek,

Tanrı varsa, Kitap yoktur.

Tanrı geleceği biliyorsa, değiştiremez.O zaman, önceki bilgisi yanlış olur.

Tanrı, yeni bir şey öğrenemez.O zaman önceki bilgisi eksik olur.

Dolayısı ile tanrı tüm olan biteni olmadan bilmek zorundadır, Ve bu değiştirilemeyeceğinden;

Her şey önceden belli olmalıdır.Ve değiştirilemez olmalıdır

Kısaca, tanrının iradesi,tüm iradelerin özgürlüğünü geçersiz kılar.

Kitap ve Peygamber ise “müdahale”dir.Önceden belli ve değişmeyecek olana müdahale anlamsızdır

Bu müdahale, önceki bilgide hiç bir değişikliğe yol açamaz.

Çünkü kitap göndermek,”Neler olacak ben de bilmiyorum” demektir.

Kitap göndermek, Özgür iradenin tescilidir.

Özgür iradeyi kabuldür.

Fakat tanrı varsa,Hiç bir irade özgür olamaz.Hiç bir irade tanrının izni ve bilgisi haricinde iş göremez.

Dolayısıyla, din ve özgürlük kavramları, bir arada çelişkisiz duramaz,

Bu çelişki, dinlerin doğasında vardır.

Ve bu çelişkiyi çözmeye çalışmak beyhudedir.

Eğer tanrı varsa bile o zaman bütün bu beşeri sıkıntının yegane sorumlusudur.

Saygılarımla...


Yazınızı okuduğumda

Agnia -- 08.11.2008 - 13:51

Yazınızı okuduğumda zihnimde bir soru canlandı:
İnsan bilmediği şeyi isteyebilir mi?

Lütfen bu cevabımı ne itiraz ne de onay olarak değil sadece nötr bir paylaşım olarak algılayınız sevgili Orcagada.

Bunu bilfiil bir deneyimimle anladığımda 12 yaşımdaydım:
Ailemin görevle bulunduğu Sivas'ta yaz günü bir hafta sonu gezisine çıkmıştık, şu an ismini hatırlayamadığım bir köye gidiyorduk, çok uzun bir yoldan sonra artık ben sıkılmışken, geldik dediler va araba durdu. Ben çevrede ev filan görmüyordum, hafifçe yerden yüksek duran tümsekler vardı ve üzerlerinde inekler otluyordu. Meğer se o tümsekler evmiş!
Bir süre ortalarda dolaştık, buğday biçilmişti ve döğenler ile sap saman ayrılıyordu, benim yaşlarımda kırmızı kırmızı yanaklı çocuklar gördüm.
Dönüş yolunda çok hüzünlüydüm ve eve varınca da üç gün üzüntüden yemek yiyemedim. Sebebi şuydu; oradaki çocuklar için , onların içinde bulunduğu şartlar için çok üzülmüştüm.
Fakat sonra aniden kafamda bir ampul yandı, o çocuklar o köyden dışarı çıkmamışlardı (Sivasın köyleri çok uzakta ve şartları çok ağırdı o zamanlar)ve daha iyisini bilmedikleri için kendi şartlarından hoşnuttular. İnsan ancak daha iyisini bilirse şartlarından şikayetçi olur.
Ve o zamanlar henüz TV icad edilmemişti!!!

http://sibelatasoy.com


Sayın Agnia

orcagada -- 08.11.2008 - 16:09

"Ve o zamanlar henüz TV icad edilmemişti!!!"

Bu kelamınıza takıldım esasen.Televizyonun 1925-1930 yılları arasında icad edildiğini hatırlıyorum.

İyimser bir bakışla 1930 diyelim.

2008-1930=78 buna bir de 12 yaşında olduğunuzu söylediğinizi hatırlatarak ekleyelim =90

Halbuki imzanızdaki linke tıkladığımda karşıma çıkan "sardalyasını yedikten sonra Murattisini tüttürmüş,pembeden kırmızıya çizgideki renklerden hoşlanan,yüzüne vuran ışık mı güneşten yoksa o yüzle güneşe "gerçek rengini bul" mu demiş olduğuna karar veremediğim "güzel bayan" hiç de yaşlı görünmüyor...:)

Burası tamam,

"İnsan bilmediği şeyi isteyebilir mi?"

Ben de şöyle bir soruyla cevaptan kaçayım,

İnsan bilmediği şeyleri "haketmez mi?"

Saygılarımla...


Güzel bir nokta

xenix -- 08.11.2008 - 16:16

Agnia nın TV icad edilmemişti derken neyi kastetiği çok açık aslında. Buraya takılacak kadar bir manevraya ihtiyaç ancak zaman kazanmak olabilir diye düşünüyorum.

İkinci bir zaman kazanma manevrası ise soruya soruyla karşılık vermektir.

Aynı cevap içinde iki tekniğide kullandığınız için tebrik eder, korkunun ecele faydası olmadığını belirtirim.

ve sorulan soruya kendi adıma cevap verebilirim. İnsan bilmediği şeyi isteyemez.

Ama birşeyi de ifade etmeden geçmek istemiyorum. İnsanın bilmediği birşeyi istememe durumunun bize pratikteki faydası nedir.

Diyelimki bir grup insan bir işi zor bir yoldan hallediyor. 10 saatte yapıyorlar. Daha pratik bir yolunu bilmedikleri içinde gayette mutlu mesut yaşıyorlar. Ama siz aynı işi 2 saatte yapmanın pratik yolunu biliyorsunuz.

Bunu onlara öğretip kimilerinin görmesini ama mutsuz olmasını mı sağlarsınız. Yoksa hiçbişey öğretmeyip hepsinin mutlu mesut bir şekilde işlerine devam etmesinimi istersiniz.

Asıl problem burada sanırım.

xenix


Brawo sayın Xenix

orcagada -- 08.11.2008 - 16:29

"Ben de şöyle bir soruyla cevaptan kaçayım,"

Dediğimi de farkettiniz mi?

Ben de sizle aynı kanaatteyim.Ama burada "cehalet mutluluktur" özdeyişi ile karşılaşırmıyım diye de tereddüt ettiğimden fazla söyleşmeden kaçmayı planlamıştım ki size yakalandım.

Lütfen bir daha böyle üstüme gelmeyin,normal kaçış hızımı arttırmama sebep olacaksınız zira,:)

Esenlikler dilerim...


Konuyu neden bu açıya

Agnia -- 08.11.2008 - 16:37

Konuyu neden bu açıya getirdiğimizi hatırlayacak olursak, özgür iradenin yokluğuna sebep olarak gösterilen:

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz..."

Diyanet çevirisidir bu. Ve bunu diyen söz, iki ayette aynen yer alıyor. (Bkz. İnsan suresi, ayet 30; Tekvir:29).

Bu ayetlerin açıklamasıysa, insana, bir şeyi yapma ya da yapmama özgürlüğü şöyle dursun, bir şeye yönelme, bir şeyi dileme, isteme özgürlüğünün bile verilmediği son derece net bicimde anlatılıyor


yukarıdaki pasajda bizim bişey dilememiz yasak değil, bilmediğimizden dileyemeyeceğimizi hatırlatmak istemiştim.

Şaka yollu söylediğinizde haklısınız , Türkiyeye henüz TV gelmemişti olarak düzelteyim :)

xenix'e
Eğer evrim kelimesine ya da tekamül diyelim, sıcak bakmıyorsanız evet haberdar etmeyelim derim!
:)
http://sibelatasoy.com


"Allah dilemedikçe siz

orcagada -- 08.11.2008 - 17:04

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz..."

İslami düşünüşe göre "allah istemese yaprak bile kımıldayamaz"

Bir şeyi yapıyorsak önce islam tanrısınca bilinmeli ve yine onun tarafından fiil "oldurulmalıdır."

Bu durumda zaten kaderimiz çizili olduğu yöne akışkanlık gösterir.Zira islam tanrısı öğrenmez ve bilgisi değişmez olarak anlatılır.

Nitekim bu durumda tanrının dediği olduğundan "özgür iradeden" bahsedilemez.

Saygılarımla...


Güzel

xenix -- 09.11.2008 - 09:03

Evet agnia, bilmediğimiz şeyi isteyemiyoruz. Allah istemedikçe isteyemiyoruz. Şimdi analitik bir matematikçi olarak bu cümleleri mantıksal şekilde birleştirmeye uğraşmaya başladı bile us'um. Ve yapabildiğim tek şey, isteyemiyoruz ları karşılıklı götürebilmek oldu. Geriye "Bilmediğimiz şeyler" ve "Allah'ın istekleri" kaldı. Ama bu ikisi arasında bağıntı kuramadım ben.

Diğer konuya gelirsek evet bende öğretmeyebilirdim. Ne evrime sıcak bakıyorum nede bilgiye son zamanlarda. İnsanı derin uykuda tutmanın eseri gibi iki kelimede.

Sayın orcagada, sizide kaçırmadan bir soru sorayım. Herhangi bir din yada tanrı inancından bağımsız olarak özgür iradeniz olduğuna inanıyor musunuz?

xenix


Sevgili xenix, olguyu bir an

Agnia -- 09.11.2008 - 09:37

Sevgili xenix, olguyu bir an için din kitaplarının dışında düşünmeye çalışalım (mümkün mü bilemiyorum çünkü zihnimiz ve hücrelerimize işlemiştir ama yine de denemek isterim)

Oluşturduğunuz eşitlik aslında şöyle bi şeydir:
Bilmediğimiz şeyler= Allahın potansiyeli

Allah'ı kişileştirmek ve ona bir irade vermeye çok meraklıyız. Oysa yukardaki eşitlik pekala mümkündür ve bence son derece mantıklıdır.
Allahın iradesine karşı bizim irademiz söz konusu değil, onun potansiyelini kullanmak için bizim irademiz mevcut.
Peki Allah potansiyelini, nasıl kullanacağımız, (neyi ne miktarda) konusunda özgür müyüz?
Sanırım burada da tam bir özgürlük yok, fakat bu başkasından kaynaklanan bi kısıtlama değil, tabii bir kısıtlama, bu konuda gerek genlerimiz (atalarımızın eğilimleri) gerekse 0-4 yaş arasında bizi büyüten, bize dünya denilen yeri öğreten varlığın yapısına tabiyiz ister istemez.
Aslına bakacak olursanız bizi engelleyen(kısıtlayan) unsurlar aşağıdan (atalardan) gelir, yukardan (Allahtan) değil. Belki bu sebeple ben konuşmalarımda insanı aşağıya daha dikkatli bakması için uyarırım.
Ezcümle, Allahın sunduğu sınırsız potansiyeli, beni hoşnut edecek oranda kullanamadığımı hissediyorsam (bilgi tarafından zehirlendim), oturup aşağıdaki unsurları ince ince gözden geçirmeliyim, örneğin beni yozgatlı temizlikçi/dadı bir kadın büyüttüyse onu daha iyi tanımak için girişimde bulunmalıyım. Soyağacımı çıkarıp atalarımın hayat hikayelerine erişmeliyim. Anne ve babamla gerçekten gönülden buluşmalıyım. Neden bulunduğum noktada olduğumun yüksek orandaki sebebini bulacağımı sanıyorum. Pek tabi içinde olduğum topluluğun (ülke)nin de tarihini bulabildiğim en eskiye doğru taramalıyım. Biz insanlar görünüşte pek belli olmasa da birbirlerine bağlı organizmalarız.
Bu sistemi harikulade bulduğumu bir kez daha yinelemekten kendimi alakoyamıyacağım.


http://sibelatasoy.com


"Sayın orcagada, sizide

orcagada -- 09.11.2008 - 11:25

"Sayın orcagada, sizide kaçırmadan bir soru sorayım. Herhangi bir din yada tanrı inancından bağımsız olarak özgür iradeniz olduğuna inanıyor musunuz?"

Sayın Xenix,

Bir tanrının olmasına ihtimal bile vermiyorum o yüzden onu eleyeyim baştan.

"Dinlerden" meselesine gelince hiç bir dinin öğretisinin kişiye fayda sağlamayacağını,aksine gelişmesini engelleyeceğini düşünüyorum.

İradem özgür mü?

Teoride "evet",pratikde "hayır"

Saygılar...


Eşitlik tam değil

xenix -- 10.11.2008 - 18:45

Bilmediğimiz şeyler= Allahın potansiyeli

Bildiğimiz şeylerde Allah'ın potansiyeline giriyor. Daha doğrusu olan olmayan herşey bu potansiyele giriyor. O yüzden eşitlik oldukça eksik bana göre.

Kısıtlama konusunda hak veriyorum. Kendi çemberimiz içinde özgür kararlar verdiğimizi düşünüyoruz. Oysa bizi azcık tanıyan biri neyi nasıl yapacağımızı ne karar vereceğimizi çok çabuk öngörebiliyor. Daha arkadaşlarımızı ve kendimizi şaşırtmaktan mahrumuz.

Sayın orcagada;
Teoride nasıl evet ben o nu merak ettim. Özgür iradeyi dayandırdığınız şey nedir?

xenix


yukaradki yazıdan hiç bir

Neo -- 11.11.2008 - 10:26

yukaradki yazıdan hiç bir şey anlamadığını çok iyi biliyorum
sayın orcağada AMA KEŞKE ANLASAYDIN o zaman KADERİNİ KİMİN YAZDIĞINI ANLARDIN (SİSTEMDE özgür irade insan için yoktur.
ÇÜNKÜ İNSANNIN İHTİYAÇI VAR VE O İHTİYAÇLARININ KÖLESİDİR ONUN ÖZGÜR İRADESİNİ İHTİYAÇ YANİ = SEVGİ YÖNLENDİRİR KISACASI İNSAN BİR köledir.


"İNSAN BİR köledir." Ben

orcagada -- 11.11.2008 - 13:34

"İNSAN BİR köledir."

Ben de teizmin tanrısının,özellikle "allah" denen tanımın burada çeliştiğini söyledim zaten.

Anlamamak için kurs mu aldınız,doğal bir yetenek mi?


HAK İHTİYAÇI VARİLİP

Misafir -- 02.08.2009 - 09:13

HAK İHTİYAÇI VARİLİP İHTİYAÇSIZ YAPILAN DEĞİL İHTİYAÇSIZDIR KADERİ ALLAH YAZAR!


KADERİ ANCAK ALLAH YAZAR VE

Misafir -- 02.08.2009 - 09:14

KADERİ ANCAK ALLAH YAZAR
VE GERÇEK HAK İHTİYAÇSIZDIR İHTİYAÇI VERİLEN DEĞİL.


Resûlullah Salla’llâhu

marutti -- 13.03.2010 - 18:38

Resûlullah Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

Bir kul, hayrı ve şerri ile kadere imân etmedikçe; kendisine isabet edenin ondan şaşmasına; kendisine isabet etmeyenin de ona isabet etmesine kesinlikle imkân olmadığını bilmedikçe; mü’min olmaz! ..

Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. (Yunus 107)

Allah'ın izni olmadan hiç bir nusibet isabet etmez. (Tegabun 11)

Muhakkak ki biz her şeyi kader ile yarattık. (Kamer 49)

Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim indimizde olmasın... Biz onu ancak ma’lum bir kader ile indiririz. (Hicr 21)

De ki: 'Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. (Tevbe 51)

Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. Bunu bilerek elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. (Hadid 22-23)


Resulullah

Yabancı -- 13.03.2010 - 18:49


"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. Bunu bilerek elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. (Hadid 22-23)"


Ne demeiş muhammed (yani allah) ele geçirdiğimiz ganimetleri, ndir bu ganimetler: Altın, kadın, kız, çocuk yani insan. Ne yapıldı bu ganimetler: Tecavüze uğradılar, köle yapıldılar ve satıldılar.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -