Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

HAYATA GEL HAYATA

delete

Amerikalı bir zengin, iş seyahati sırasında Meksika'nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış. Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı
"Merhaba balıkçı" diye seslenmiş "bu balıkları ne kadar zamanda tuttun?"
Bir iki saatimi aldı demiş balıkçı
İştahlanmış bizim işadamı;
"Eeee, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?" diye sormuş.
"Bu kadarı bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmiş balıkçı.
Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı; "Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki" diye üstelemiş.
Balıkçı , özetlemiş bir gününü:
"Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım.
Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içer, geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyor"
"Bak" demiş "ben sana yardımcı olabilirim. Bu işe daha çok zaman ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın. Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede bir balıkçı filosuna sahip olursun. Böylece, yakaladığın balığı aracılara değil, doğrudan işletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun…"
Balıkçı merakla "Bunları yapmak kaç sene alır" sinyör demiş:
"15-20 yılda hallersin" demiş Amerikalı, "Ama sonrası çok parlak: Zamanı gelince şirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın."
"Milyonlar" ha diye tekrarlamış balıkçı "Eeee.sonra?"
"Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın. torunlarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın. Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın."


İYİ DE

canu -- 30.10.2008 - 19:40

Ben şu siesta işine taktım:)).Adam genç de olsa, fakir ya da yaşlı hep karısıyla bir yolunu bulup siesta yapıyor.Sahi şu siestanın tam açılımı ne ? Yanlış falan anlamış olmayayım;))


guzel:)

apple -- 30.10.2008 - 19:41

yani tum cabamiz basladigimiz noktaya geri donmek icin mi?

ya da ideallerimize coktan sahip olmus ve farkina varamamissak butun ugrasimiz elimizdekinin farkina varabilmek icin mi?


aynen apple,

statik -- 30.10.2008 - 19:47

bende senin gibi düşünüyorum. Şükretmeyi de bilmek lazım.


"Sahi şu siestanın tam

statik -- 30.10.2008 - 20:01

"Sahi şu siestanın tam açılımı ne ?"
tek açılımı yok sevgili canu, pek çok açılımı var.. hangisini istersen öyle düşün.


Öfff ya çok kıskandım

medisis -- 30.10.2008 - 21:29

Öfff yaaa, çok kıskandım. Hayata bak ne güzel... Balıkçı balıklarla birlikte hayatı da yakalamasını iyi biliyormuş.


Kendi ayağınıza bi çok

Agnia -- 30.10.2008 - 21:42

Kendi ayağınıza bi çok gülle takmazsanız hayat aslında çok kolay, keyifli ve üstelik ucuz :)
Hele doğayı, küçük köyleri filan seviyorsanız muhteşem...


doğru söze ne denir

lilith -- 30.10.2008 - 22:15

hayat aslında çok keyifli kısmına iyice vurgu yapasım geldi.
agnia, seni çoğu zaman kendime benzetiyorum.
benim söyleyeceğimi sen söylemiş oluyorsun.
tek fark;
sen daha fazla donanımlısın sanki benden :)


Belki sadece biraz daha

Agnia -- 30.10.2008 - 22:31

Belki sadece biraz daha yaşlıyımdır :)


imkansız :))

lilith -- 30.10.2008 - 22:48

lilith dünya varolalı beri var çünkü :))
bu durumda çoooook yaşlı oluyorum ben zaten :)

ve elbet deneyim/donanım ve yaş sözcüklerinin örtüştürüldüğünü bilmekle birlikte, etrafıma baktığımda 10 yaşında bilgeler, 50 yaşında embesiller gördüğüm için, uzun zaman önce bu bağlantıyı kurmaktan vazgeçtim.

çünkü hangi zaman dilimine göre 10 yaşındaydı o çocuk ya da hangi zaman dilimine göre 50 yaşındaydı diğeri?

bunlara yanıt da bulamadım bu arada :)


gulle:)

apple -- 31.10.2008 - 02:34

Kendi ayağınıza bi çok gülle takmazsanız hayat aslında çok kolay, keyifli ve üstelik ucuz :)

ben "gulle"yi anlayana kadar:)))
gul olarak anliyorum
bir de oyle okuyun hic bir anlama ulasamiyorsunuz:)))
bir saattir dusunuyorum "ayagimiza gulle ne takmazsak" diye:)))))

neyse sonunda anlamayi basardim:)


ilahi apple

lilith -- 31.10.2008 - 08:21

güldürdün beni :)
ben asıl neyi merak ettim biliyon mu?
hani anladığın o nokta var ya?
hangi noktaydı onu merak ettim?
birden bi ışık mı yandı?
bi şimşek mi çaktı?

imza meraklı lilith :)))

bu arada sevgili agnia'nın sözü üzerinde bir hayli kafa yordun demektir bu. söylemedi deme bağımlılık yapar agnia insanda :)


"gülle" yi sorumluluklar

Agnia -- 31.10.2008 - 08:55

"gülle" yi sorumluluklar anlamında kullanmıştım. Bunu demekle sorumsuz, duyarsız biri olmayı kastetmiyorum tabi, herşeyde denge ilk şart oluyor.
Ama şunu gerçekten anlamak lazım; biraz özgür olmak için biraz sorumsuz olmak, biraz duyarsız olmak, biraz bencil olmak gerekiyor! Buradaki "biraz" da çok önemli, yemek tariflerindeki gibi bi tutam biber, kararınca su gibi bir ölçü... Ancak insanın düşünmeden, bedenin çok çok eski belki de 300 bin yıllık bilgeliğine terkedebileceğiniz eski tecrübelerin devreye girmesini umarak kenara çekileceğiniz, idareyi 'elinize' bırakacağınız durumlar.
Hayat gerçekten mükemmel bir oyun alanı, sadeliği, masumluğu, zekası, vericiliği, özgürlüğü, kaotik düzeni, sevecenliği... Bilmem ki saydıkça sayası geliyor insanın :)


Sevgili Lilith, yaşla

Agnia -- 31.10.2008 - 09:36

Sevgili Lilith, yaşla ilgili görüşlerine aynen katılıyorum. Yaş konusu, Güneş etrafında kaç kez döndüğünle ilgili bir durum yalnızca, tabi senin de vurguladığın gibi yörüngenin yarı çapı nedir bunu hiç hesaba katmıyoruz :)

Benim bu başlığa ilgi göstermemin sebebi bilhassa kendi deneyimlerimle örtüştüğü için sanırım.
Öyküdeki Amerikalı iş adamının bir benzeri iken nasul şu andaki sibel olduğumun öyküsü gerçekten de ilginçtir, bir çok insan bu dönüşümün kilit anını/olayını öğrenmek istedi benden. Aslında bunu ilk kitabımda yazmıştım fakat o kayboldu! (Bu arada incelik gösterip methettiniz ben, yazdığı kitaba bile sahip olamayan bir beceriksizdir!), onu ada yaşamımda daktiloda ve tek nüsha yazmıştım. Belki birgün birinin onu bulup getireceğini de ummuyor değilim :)

'Bir anda oldu' diyoruz ama hiçbişey öyle değil, öncesinde belli belirsiz onlarca başarısız girişim var aslında. Fakat o başarısız dediklerimiz hediye ediyor 'kırılma anını'... Tabi sizler zaten bunu biliyorsunuz.
Benim kırılma anım şöyle olmuştu: (bunu o kitap hariç ilk kez yazıyorum)
Saat 10.30 civarıydı, denizkenarında yürüyüşümü yapmış, banyomu alıp çok sevdiğim beyaz mazdama binmiştim. İşyerim yakındı ve ben genel müdür olmanın tek avantajı olan işe azıcık geç gitmenin keyfini çıkarıyordum. Yeşilköydeki küçük sokağımdan çıktım, radyoda güzel bişeyler çalıyordu, çarşıya doğru sürdüm... Ve sonra birden hiç bir zaman geçmediğim bir ara sokakta uyandım!!! Aradan ne kadar zaman geçtiğini o sokağa neden girdiğimi, bu geçen aralıkta arabayı kimin kullandığını bilmiyorum, yoktum bu süre için!
Kanım dondu! Bu ilk kez başıma geliyordu. Zekasına ve dolayısı ile kendine hep güvenen Sibel bu kez kendine hakim olamamıştı! O gün işyerinde bunu düşündüm, bu benim için bir işaret olmalıydı! Ya da ben böyle algıladım olayı.
Gece eve döndüğümde kendime şöyle diyordum (ki bu bir provaymış çünkü bu söylediklerimi daha sonra aileme, patronuma ve hemen her sorana defalarca tekrar etmek zorunda kaldım): Ben burada ne yapıyorum? Yaptığım iş ve kandığım beşbin dolar benimle ilgili değil; çünkü bu parayı bu imaj için harcıyorum zaten! Bir yalıda oturuyorum, lüks arabaya biniyor, Beymenden giyiniyor, her işimi başkalarına yaptırıyor, lüks lokantalara servetler bırakıyorum. Ne için? Bu yaşamdan hoşlandığım için mi? Hayır! Sadece imajı oluşturabilmek adına. Peki gerçekte ne istiyorum diye sordum kendime, içim buna gülerek cevap verdi hem de anında; deniz kıyısında küçük bir köyde doğayla iç içe basit olabildiğince basit bir hayat istiyordum, hem de küçüklüğümden beri. Çok ucuz zevkleri olan biriydim, en sevdiğim yiyecek simit ve gözleme, lüks giysi sevmem, lokanta tatil köyü, davet ıvır zıvır hiçbirini sevmem ben, ilginç! O halde ne halt etmeye buradayım ben!
Bütün o sorumluluğu (genel müdür olmak rezil bi iştir bakmayın siz) maddi bir refah için taşıyorsam eğer, o zaten refah değildi, haydan gelen huya gitmekteydi, bir hayaleti beslemek için kullanılıyordu paranın hepsi.
Orada bu konuşmanın (kendimle) sonucunda herşeyi o gece bıraktım; ailemi, işimi, kariyerimi, evimi, eşyamı, kartvizitleri... Sadece kol çantamla çıktım evden, kilometrelerce ötede kimsenin yaşamadığı, insan boyunda papatyaların olduğu bir adaya yerleştim. Ulaşım aracı olarak bir deniz bisikleti aldım. İki sene boyunca hiç para kazanmadan yaşadım orda, hayatın bu kadar ucuz olduğunu bilmezdim. İçimdeki gerçek beni memnun ettim. Sonra bir beş yıl da ilçede yaşadım, bu kez adayı seyrederek dışardan :) Yeniden işler yaptım, yap işlet devret bi otel inşa ettim örneğin fakat bu başka bir öykü!
O basitlik o kadar güzeldi ki, ifade edince kaybolacak diye denemiyorum bile.


sevgili agnia,

statik -- 31.10.2008 - 09:47

"Hayat gerçekten mükemmel bir oyun alanı"
Evet ya.. hiç farkında olamadığımız bir oyun alanı hem.
Size katıldığım ikinci konuda sorumluluklar.. Sorumluluklar az olursa yaşam kalitesi daha mı artar? bunu sağlamak için nasıl bir yerde? nasıl bir uğraş vermek lazım? herkes balık tutamayabilir ama, buna alternatif yaşamda size "siesta" yapabilecek bir eşi de bulundurmanız lazım;) olmaz şeyler değil aslında, ama bizi tutan ne o zaman?
Sevgili medisis;
"Öfff yaaa, çok kıskandım. Hayata bak ne güzel..." demiş, hepimizi imrendiren böyle bir yaşamı sürmek, tek başımıza olacak şey değil gibi geliyor bana..
Apple'nin "güllesine de" ben;
ayağa takılan kelepçe demek istiyorum;)
kelepçenin anahtarı nerde? apple..


sans..

apple -- 31.10.2008 - 12:55



demekki cogu insanin hayali ayni. deniz kenarinda sakin rahat bir hayat.
ben bu sene bu hayalime ucundan ulastim denilebilir:)
eger resmi eklemeyi basarabilmissem her sabah uyandigimda gordugum seyi siz de goruyorsunuz simdi:)

ben sansliyim bazi acilardan sanirim.
ya da sansli yerine ugrastim didindim edindim de denilebilir:)
ama agnia'nin yaptigini yapamazdim. kutlarim. hayallerine ulasmaya basarmis.
azimli birisi olmali. yaptigini cogu insan yapamazdi. yapamiyor da zaten.

@statik
ya ne kaybolsa bana soruyorsunuz ama:(
ben gormedim
en son xenix oynuyordu:))


Siesta

canu -- 31.10.2008 - 13:58

Öğlen uykusu demekmiş, galiba Akdenizlilere özgü bir alışkanlıkmış. Şimdi sevgili statik ,"azmettirilmiş istekler" falan şeklinde açıklıyorlar uzmanları istediğimiz şeyleri yapamayışımızı. Kesinlikle doğru bir yaklaşım. Aslında hayatımızda mesleğimiz dahil, hangi uğraşlarımız ve etkinliklerimiz sadece bizim eğilim ve yeteneklerimize göre dizayn edilmiş? Samimiyetle düşün!!
Ben, düşündüğümde kendi isteğim sandığım çoğu şeyin hikaye olduğunu yaklaşık 3-4 yıldır farkındayımda -değilmiş gibi yapıyorum ve halimden hoşnut olacak düşünceler bulmaya çalışıyorum. Yani sevgili statik, " hayırlısı olsun" :)).Burada farklı bir şey devreye giriyor sanırım . O da "şu anda elinde olanlar, yaşadıkların, mutsuzlukların vs. sana nasıl hizmet ediyor ya da etti" yaklaşımında bulunabilme başarısı. Bunu yaptığımızda sanırım azmettirilmiş ya da ettirilmemiş farkı ortadan kalkıyor. Çünkü bunun bir oyun olduğunu , gelip çok önemliymiş gibi yapıp çekip gideceğini anlıyorsun.
Haa, diyorsan ki "ben oyun moyun bilmem niye başkalarının siesta yapacak eşi var da benim yok :)))). Valla statikcim, haklısın da alacaklı değilsin .Kim ne derse desin hayat herkese adil davranmıyor. Vardır bir sebebi ;).
Belki bu yaşamımızda bunlar bizim için gerekliydi , öyle olması gerektiği için böyle falan falan..... sonu yok. Bizi tutan falan da yok varsa da sadece kendimiz bu durumdan sorumluyuz .Ya ayağımızdaki gülleleri çıkarma cesarertini göstereceğiz ya da çoğumuzun yaptığı gibi onlarla yaşamayı öğreneceğiz. Kısacası sevgili statik HAYIRLISI OLSUN!!


''Hayattaki en büyük

medisis -- 31.10.2008 - 21:34

''Hayattaki en büyük başarınız, hayatın tadını çıkararak yaşamanızdır'' demiş birisi ve bencede yaşamda mutluluğun sırrı galiba, sahip olamadıklarımızın peşinde koşmak yerine, sahip olduklarımızın değerini bilmek... Yanından geçerken yere eğilmiş dallarıyla bizi sevgiyle selamlayan iğde ağaçlarının o muhteşem kokusunu içine çekerek gülümseyebilmek... Kuşların telaşlı kanat çırpınışlarını seyrederken o eşsiz şakımalarıyla muhteşem melodisini kulaklarında duymak ve farkında olmak yaşamın...Ya birde sıcak yaz akşamlarında denizden gelen rüzgarın hafif esintisinin yanaklarında dans etmesi... dalgaların sesi...Harika bir duygu... Müsadenizle uçuyorum:)))


siesta mı?

statik -- 04.11.2008 - 22:14

İtalyan arkeologlar, bir çifte ait olduğu sanılan ve 5 bin yıldan fazla süredir birbirine sarılmış bir biçimde yatan iki iskelet buldular.

Arkeolog Elena Menotti, Montova şehrinin kuzeyinde yaptıkları kazıdan çıkan çift için "Bu inanılmaz ve harikulade bir olay" yorumunu yaptı.

"Bu güne kadar Neolitik dönemlerden kalma "ikili gömülme" vakasına hiç rastlamamıştık. Bu çift resmen sıkı sıkı sarılmış bir halde gömülmüş" dedi.

Menotti, sağlıklı dişlerinden göründüğü kadarıyla genç yaşta öldüklerine inanılan iskeletlerin cinsiyetlerinin kesin olarak belirlenmesi için testler yapılacağını fakat deneyimli bir arkeolog olarak bunların ayrı cinsiyette olduklarından şüphe duymadığını da belirtti. Menotti, şöyle devam etti:

"Onları
bulduğumuz zaman bütün ekip çok heyecanlandık. 25 yıldır kazılara katılıyorum. Pompei ve diğer ünlü kazı alanlarında çalıştım fakat itiraf etmeliyim ki daha önce böyle etkileyici bir sahneyle hiç karşılaşmamıştım. Bu benim için de çok özel bir kazı oldu"

Bölgede geçici olarak kurulan bir laboratuar, çiftin öldüklerinde kaç yaşında olduğunu ve kaç yıldır gömülü olduklarını tespit edecek.


kesinlikle :)

canu -- 04.11.2008 - 22:22

Tabiki siesta sevgili statik. Sen derdine yan :) Bence acele etmelisin ki öldüğünde iskeletinin yanında başka iskelet olsun:)). Sanki ölürken herkes siesta yapıyor deme ;))).


oldu canu oldu

statik -- 04.11.2008 - 22:25

heryerim moral doldu;))


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -