Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

PAPAĞAN VE HİKAYESİ(Ölmeden Önce Ölmek)

delete

Papağanın Hikayesi(Ölmeden Önce Ölmek)

Bir tacirin bir papağanı vardı. Kafeslere mahkum edilmiş güzel bir kuştu. Bir gün tüccar Hindistan'a gitmek için yol hazırlığına başladı. Kölelerinin, cariyelerinin her birine ayrı ayrı :

- "Sana Hindistan'dan ne getireyim ne istersin?" diye sordu .

Her biri ayrı bir şey istedi.

Tüccar papağanına da sordu :

- "Ey güzel kuşum sana ne getireyim sen Hindistan'dan ne istersin?" dedi.

Papağan :

- "Oradaki papağanları görünce halimi anlat ve de ki falan papağan benim mahpusumdur, ben onu kafeste besliyorum. Size selam söyledi. Ben gurbet ellerde kafeslerde sizin hasretinizle can vereyim, siz serbestçe ağaçlıklarda kayalıklarda dolaşın bu reva mıdır? Hiç değilse bir seher vakti ben garibi de hatırlayın ki ben de birazcık mutlu olayım, dedi." de. Başka bir şey istemem." dedi.

Tüccar kervanını hazırladı yola koyuldu. Günler geceler boyu yol gitti nihayet Hindistan'a vardı. Giderken birkaç papağan gördü kayalıklara konmuş, bekliyorlardı, atını durdurup seslendi:

- "Ben falan memleketten filan kişiyim ticaret yapmak için buralara geldim. Benim bir papağanım var size selam söyledi ve böyle böyle dememi istedi." dedi.

Tüccar sözlerini bitirir bitirmez o papağanlardan birisi titredi, nefesi kesildi düşüp öldü.

Tüccar bu haberi verdiğinden dolayı bin pişman oldu.

- "Ne yaptım, bu zavallı kuşun ölümüne sebep oldum. Galiba bu benim kuşumun bir yakını, candan seveni olsa gerek." diye düşündü.

Aradan bir hayli zaman geçti tüccar alışverişini bitirip memleketine döndü. Herkesin istediğini bir bir verdi.

Kuş kafesinde bu olanları seyrediyordu. Sonunda dayanamayıp tüccara sordu :

- "Benim istediğim nerede. Hem cinslerimi, papağan zürbelerini gördün mü, ne söyledin, ne gördünse bana anlat beni de mutlu et. " dedi.

Tüccar :

- "Sevgili kuşum kusura bakma fakat söylemesem daha iyi olacak sanıyorum, çünkü hala o saçma sapan haberi götürerek yaptığım akılsızlığa ve cahilliğe yanmaktayım, onun için anlatmasam daha iyi." dedi.

Papağan ısrar etti ; bunun üzerine tüccar istemeye istemeye olanları anlattı :

- "Tarif ettiğin yere varıp dostların olan papağanları görünce senin söylediklerini ve selamını söyledim içlerinden biri buna dayanamadı üzüldü titredi ve hareketsiz kaldı, öldü patladı dayanamadı öldü gitti." dedi. Bunu görünce çok pişman oldum fakat nafile bir kere söylemiş bulundum." dedi.

Tüccarın sözlerini duyan papağan kafesin içinde titredi hareketsiz kaldı ve biraz sonra düşüp öldü.

Tüccar bunu görünce aklı başından gitti ağlayıp sızlamaya başladı, külahını yere vurdu.

- "Ey güzel sesli kuşum sana ne oldu neden bu hale geldin, ben ne yaptım başıma ne işler açtım." diye dövündü. Ağladı ağıtlar söyledi. Sonunda ölü papağanı kafesten çıkarıp pencerenin kenarına getirdi, getirir getirmez papağan hemen canlanıp uçtu bir ağacın en yüksek dalına kondu.

Tüccar şaşırıp kaldı .

- "Ey güzel kuş bu ne iştir bu ne haldir, bana anlat, bu hileyi nasıl öğrendin de beni kandırdın." dedi.

Papağan konduğu yerden seslendi :

"Sevgili efendim o Hindistan'da gördüğün papağan benim selamımı alınca düşüp ölmüş gibi yaparak bana bu haberi gönderdi. "Eğer kurtulmak istiyorsan öl!.." dedi. Ben de gördüğün gibi onun dediğini yaparak hapisten kurtuldum.
KISACA ÖLDÜM KURTULDUM KAFESLERDE TUTULMAKTAN." dedi.
MEVLANA CELALETTİN RUMİ(MESNEVİ)


Yani..

canu -- 12.10.2008 - 21:26

Aslında ölmüyoruz, belki form değiştiriyoruz, beden yükünden ve bir çeşit deneyim platformları olan zaman ve mekandan kurtulup özgürleşiyoruz. Tevekkeli değil astral seyahate çıkanlar dönmek istemiyorlar ve Mevlana ölüm gecesine şeb-i aruz (düğün gecesi) diyor.


AÇIKLAMA

nurcihan -- 12.10.2008 - 21:52

Burada kafesteki papağan (tûti), beden hapishanesine mahkûm olan insan rûhunu temsil eder. Oradan kurtuluşun yolu ölmeden evvel ölmek seviyesini yakalamaya bağlıdır. Hindistan"daki papağan, tâcirin papağanına bunu öğretmişti. Kafesten kurtulmak için ölmekten başka çâre olmadığını göstermişti ve demişti ki:

-Ey güzel sesiyle ve söyleyişiyle insanları eğlendiren, bu nağmeleri bırak. Sen de benim gibi öl ki, kafesinden kurtulasın.

Burada söz konusu olan ölüm gerçek ölüm değil, mecâzî ölümdür. Yani tasavvufta hedef olarak gösterilen fânîlik; arzu istek ve ihtirasların esâretinden kurtulup hafiflemek, bedenin ve maddenin bağlarından sıyrılıp rûhî-mânevî bağımsızlığa kavuşmaktır. Hz. Mevlânâ ilâve eder ve der ki:

“Sen ne tâne, ne gonca ol. Seni ne kuşlar yesin, ne çocuklar koparsın. Tâne olursan zaman kuşu senin ömrünün tânesini kendine yem eder. Gonca olursan birbirini kovalayan hâdiseler haylaz çocuklar gibi seni dalından koparır, nâzik yapraklarının yerlerde ve rüzgârda perişan olduğunu görürsün.

“Sen tâne olma. Tânelere tuzak ol. Gonca olma, damlarda biten otlar gibi ol. Kısaca bilinmekten kaçın. Tevâzu ve mahviyet içinde kal. Böylelikle hem kem gözlerden hem de ne oldum delisi olup kendini, haddinden büyük görmekten kurtulursun.

“Güzelliğini satışa çıkaran kişi, belâya avuç açmış olur. Böylesi bütün kötü bakışları kendi üzerine çeker. Düşmanları bir türlü, dostları bir başka türlü onun mahvına çalışırlar. Biri kıskanarak, öteki pohpohlayarak, ömrünü ziyan ederler. Ekin mevsiminde tâne ekmeyen kişi zamânı ve zamânın kıymetini bilir mi?

“Demek ki dünya kirlerinden kurtulup Allah"ın lûtfuna sığındığın zaman sen âfetlere değil, âfetler sana boyun eğecektir. Coşkun sular neden Nûh"a zarar vermedi? Korkunç ateş yığınları niçin İbrâhim"i yakmadı? Kayalar yağdıran dağ, neden Yahyâ"yı koruyup onu kovalayan düşmanları ezdi?”

Alıntıdır


Mevlana böyle demiş ama

oik0s -- 13.10.2008 - 18:51

Mevlana böyle demiş ama kendi tevazu göstermiş mi?

Neyse konumuz bu değil, "Ölmeden önce ölmek"

Kurnaz papağan hikayesinin "ölmeden önce ölmek" ile nasıl bir ilgisi var çözemedim. Hele sonradan gelen "Ahlaki" mevlana söylemleriyle hiç bağdaştırmadım.

Konu islamdan ziyade Şaman/Türk gelenekleriyle yüzde yüz bağlantılı olduğundan forumseverlerin dikkatini çekebilir.


Anadoluda bir düğün töreni , Törende Muhasipler (Gelin-damat aileleri) bir ritüele hazırlanıyorlar.

Rehber, musahip olacak çiftleri, her bakımdan gerektiği gibi hazırlamıştır. Genellikle “ölmeden önce ölmeyi” simgeleyen, akbezlere sarılıdır, kefene dolanmışçasına. Ayakları yalınayak, başları açıktır. Bellerinde, kemerbest (belbağı) vardır. Rehber, canları eşiğe niyaz ettirir. İçeri girip, dedenin huzurunda “Hu!” deyip “Mansur darı”na dururlar. Pir, “niçin geldiniz?” diye sorar. Rehber: “Bugün Mansur gibi darağacını, Nesimi gibi bıçağı, Fazlı gibi hançeri ihtiyar edip (kabullenip) tabakatı evliyaya ikrar verip, can verip canan almaya geldik!” der.
Pir: “Ey talipler bu bir uzak yoldur, gelemezsiniz! Gelme gelme, dönme dönme! Gelenin canı, dönenin malı! Bu yol demirden yay, oddan gömlektir giyemezsiniz, gidiniz!” dedikten sonra, onlar geri gider; eşiğe varıp, gene gelirler.
Bu durum, üç kez tekrarlanır."
MÜJDESİ, Ölüp dirilmedir."Tekrar dirilen" dünya nimetlerinin faydasızlığını anlayacaktır


Henry Corbin'e göre

oik0s -- 13.10.2008 - 19:11

Henry Corbin'e göre tasavvuf (Fransız filozof, islam araştırmacısı)

"Zahiri bilgi hayvansı dereceyle, Batıni bilgi insanlık derecesiyle uyuşur." Ona (insanlığa) sahip olmak, gerçek inanan; yani, gerçek anlamda insan olmaktır. Sonunda Batıninin batınisini öğrenme ise, meleklerin sıfatıyla oluşur. Onu elde etmek, bilgiye göre, ruhsal varlığa; fiziksel görünümüne göre de tam anlamıyla bir insana dönüşmek; tıpkı melekleri gizleyen örtü (hijab al-mala’ika) diye tanımlanan Tanrı’nın peygamberi gibi olmaktır. Yola girişin (aşamalarının), genç adayı götürdüğü meleğe dönüşüm (L’angélomorphose), sonuçları mükemmel bir biçimde saflık-dürüstlük doğuran bir insanbilimi öngörmektedir. Bu dünyada gerçek ve doğru anlamda sadece iki insan tipi vardır:

1) Alim Rabbani, yani Tanrısal-felsefe (théosophianique) bilgini): Bu kişi, bilginin doruğuna ulaşmış ve onun ruhu, mutlak doğruluk ruhunu, deneyimsel olarak özünde gerçekleştirmiştir.
2) Yolu ve melek kudretinde gelişmeyi araştıran öğrenci. Kısacası herşey, sadece mecazi olarak saf ve dürüst bir insanlıktan başkası değildir.” (Corbin 1982: 147, dipnot 181)


Yunus Emre'ye göre

oik0s -- 13.10.2008 - 19:15

Yunus Emre'ye göre tasavvuf:

Yunus Emre, dini ve ibadeti cennet kazanmak için araç sayanları şiddetle eleştirir. O Allah'ı sevgi, iyilik, rahmet kapısı kabul eder. Bu yüzden de sevap veya ceza içeren dinsel kuralları reddeder.

Bir şiirinde der ki,

Cennet cennet dedikleri
Bir ev ile birkaç huri
İsteyene ver sen onu
Bana seni gerek seni

İnsanların cehennem ve sırat köprüsü ile korkutulmasına karşı çıkar:

Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp onun üstüne
Evler yapasım gelir.


MESNEVİNİN İLK ON SEKİZ BEYİTİ

nurcihan -- 13.10.2008 - 21:45

MESNEVİNİN SADECE İLK ON SEKİZ BEYİTİ MEVLANA TARAFINDAN KALEME ALINMIŞTIR.

MESNEVİ’NİN İLK ON SEKİZ BEYTİ

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerede bir göz, nerede bir can kulak!

Aynadır ten can için, can ten için.
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
Cezbesi aşkın karışmıştır meye.

Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
Hem verir mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir ah nerede var?
Böyle bir dost, böyle bir özlem var!

Sırrı bu aklın, bilinmez akıl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler, zaman hep aynı hal.
Gün tamam oldu yalan yanlış hayal!

Gün geçer, yok korkumuz her şey masal.
Ey temizlik örneği sen gitme kal.

Kanar her şey tek balık kanmaz sudan.
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden anlar mı ham?
Söz uzar kesmek gerektir ve’s-Selam.
(TÜKÇEYE ÇEVRİLMİŞ HALİDİR.)


Teşekkürler ..

canu -- 14.10.2008 - 09:06

Sevgili nurcihan, hep Mevlana'nın mesnevisi eksik kalıyor bu tip sitelerde. Aslında ben dahil üyelerin yabancı kaynaklara sarmamız ,kendi değerlerimizi bile yabancıların gözünden izlememize neden oluyor. Bunda biraz da dil sorunu var elbet.Mevlana 'da Farsça yazmış eserini.Ama burada hatırladığım bazı önemli düşünürlerimize haksızlık edildiğini de düşünmüyor değilim. Her okuduğumda içindeki anlam zenginliğinden tüylerimi ürperten "Tavfizname"nin yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı'dan hiç söz edilmez. Çünkü elin yabancısı O'nu henüz keşfetmemiştir. Ben Tavfizname 'den bir kaç alıntı yapacağım inşallah.Kafamı bir toplayabilirsem...


bence

arşen -- 15.10.2008 - 17:13

Sevgili Oikos, bence o son dizedeki korkutulmaya karşı çıkmak değil,kıldan ince,kılıçtan keskin olarak bildiğimiz sırat köprüsünün,üzerinde ev yapılabilecek kadar geniş de olabileceğini(tabi hakedenleiçin)belirtmek için söylenmiştir.Sadece görüşümü belirtmek istedim,başka bir amacım yoktur.Saygılar.


Eğer bir şeyin üstüne ev

oik0s -- 16.10.2008 - 12:44

Eğer bir şeyin üstüne ev yaparsanız, siz üstte o altta kalır.
Burada açık bir aşağılama vardır. Yunus resmen bu anlayışı hiçlemektedir, zira ev yapmak yeni bir mekan yapmak demektir. Sırat ev yapılacak bir yer midir? üstelik sırat bir mekan anlayışının olmadığı bir yerdir. Pes diyorum...

Not: Ayrıca Yunus sadece bu şiirde değil, bir çok şiirinde öngörülmüş tüm dogmalara karşı çıkar. O bir gönül adamıdır. Özüne ihanet etmeyen bir şamandır. Yaşam feyzini öte dünyadan almayan bu dünyanın bilgesidir. Tanrının gözüne girmek üzere yapılan tüm farzların; ibadet değil, sahtekarlık olduğunu savunur. Ona göre tanrı katına ulaşmak için kalp kırmamak yeterlidir.

Yunus der ki Ey hoca
Gerekse var bin Hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir.
----
Gönül Calabın tahtı, CALAP gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
Sen sana ne sanırsan ayrugada onu san
Dört kitabın manası budur eğer var ise

Şiirleri için tıklayın


Sanki şaman olmazsa

Misafir -- 16.10.2008 - 14:19

Sanki şaman olmazsa mübarek değil lanetlenecek bir kişi olacak yunus, öyle mi oikos efendi? Böyle düşünenler debaşka bir bağnazlık örneği sergiliyorlar. Yunus uda alet ediyorlar.
Çekin yunus un üstünden ellerinizi o ne şaman ne o ne bu.O, SADECE YUNUS EMRE DİR VE BAŞKA SIFATA İHTİYACI YOKTUR.


Bu ne galeyan misafir,

oik0s -- 16.10.2008 - 18:17

Bu ne galeyan misafir, istediğim gibi nitelerim sana ne?

Ayrıca "Lanet" kelimesi kullandığımı veya "şaman olmazsa" dediğimi hatırlamıyorum.

Gerçekten ilginç...


kime pes

arşen -- 23.10.2008 - 18:33

Bana mı Yunus'a mı?Ben sadece kıldan ince kılıçtan keskin olarak öğretilen sıratın aslında gören gönüller için çok geniş olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemek istemiştim.Yoksa niyetim (evet dünyada bir evim bile yok,kiracıyım ama) sıratın üstüne ev kurmak değildi.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -