Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

MUTLULUĞU ISKALAMAYIN

delete

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
" Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş.
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi
"Everest'in tepesine saklayalım " demiş, kimisi "Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.
"Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi... "
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri "kalplerine saklayalım " demiş.
"Kimsenin aklına gelmez kalplerine bakmak" İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi kalbinde saklıymış...
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......
Bu yüzden gözünüz hep içeride, kalbinizde olsun.
Çünkü; mutluluk kalbinizde saklı.
Kalplerine bakmayı bilenler, mutluluğu ıskalamaz.



Mutluluk servettir

statik -- 12.10.2008 - 10:36

Çocuğuna küçük şeylerden mutlu olmasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur.
Etienne Gilson


Mutluluk Ayrıntılarda Gizlidir...

loresima -- 12.10.2008 - 11:52

Ailesi ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine, kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz.
Peri, kıza, "Senin eşsiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.
Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der.
Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.
Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der.
Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar. "Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. "İyi peri sana ne dedi?"
Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana şöyle söyledi" der:"ne kadar güvende, ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"


"Ayakkabısından içeri su,ruhundan içeri ise yıldızlar doluyordu"

Kaplumbağa -- 12.10.2008 - 15:06

Herkes için basit kimi şeylerde gizlidir aslında mutluluk. Yeter ki insan bakmasını ve okumasını bilsin.

Benim içinse bir kaç söz, bir kaç bakış açısı mutluluğu belirlememde çok etkili.

Elbette en başta inançlı olmak. Çünkü hiç bir şey sebepsiz değildir ve bir Yaratıcının tasarrufundayız sürekli. Bu bana büyük bir güven ve huzur veriyor.

Büyük İskender'e "Gölge etme, başka ihsan istemem" deme cüretini gösteren Diyojen'in bir fıçı içerisinde yaşaması ve sahip olduğu ağaçtan oyma tek su kabını da eliyle çeşmeden su içen bir çocuk gördükten sonra kaldırıp atması... Hiç bir dünya malına bel bağlamama ve değer vermeme konusunda bu olay benim başucu referansımdır. Hatta kaplumbağa nikimi de oradan esinlenerek sahiplendim ve kaplumbağanın sırtındaki evini Diyojen'in içinde yaşadığı fıçıya benzettim.

Söyleyeni hatırlamıyorum, ancak şu söz de yokluk karşısında bana çok büyük güç vermekte: "Ayakkabım yok diye üzülüyordum, ta ki ayakları olmayan birini görene kadar."

Aşkta ise bakış açım Viktor Hügo'nun Sefiller'inde anlattığı şu anlatımdır: "Sokakta yağmur altında üstü başı perişan bir genç gördüm; ayakkabısından içeri su, ruhundan içeri ise yıldızlar doluyordu." Şimdiki kadınlar böyle bir genci ne kadar sever bilmiyorum, ama ben o genci seviyorum ve içimde hep öyle bir genç yaşıyor ve sürekli ruhuma yıldızlar doluyor.






Mutluluk hiçbirşeyde gizli

medisis -- 12.10.2008 - 19:57

Mutluluk hiçbirşeyde gizli değildir o her zaman gayet açık ve alenen ortada bizim onu fark etmemizi bekler durur. O hiçbir şeye ve nedene bağlı değildir ve olmamalıdır da...Eğer bir nedene bağlı olarak mutlu olunuyorsa o sadece kısa bir andır o kadar. Onun literatüründe bağlılık ve zorluk yoktur. O sadece ''olmaktır''


Mutluluğun bu tür

statik -- 13.10.2008 - 07:01

izahı bana biraz kolaycılık gibi geliyor,
""O hiçbir şeye ve nedene bağlı değildir ve olmamalıdır"" Sevgili medisis böyle düşünmüş ancak; bu kadar nedensiz bir mutluluğu, düşünmeden edemedim doğrusu.


Burada anlaşamayacağız

canu -- 13.10.2008 - 14:30

Burada anlaşamayacağız galiba sevgili statik. Mutluluk bir bakıma dışsal koşullara bağlı görünür. Ör/Şu iş şöyle olursa , çok param olursa, iyi bir sevgilim eşim neyse olursa mutlu olacağım gibi ..
Bu beklentiler diyelim ki gerçekleşir, sanki isteyen biz değilmişiz gibi hepsini kazanılmış hak belleriz ve gene beklentiler üretiriz. Korkarım bu sürüp gider. Benim burda asıl söylemek istediğim tatminsizlik falan değil.Kontrol edebileceğimiz ya da çok kolay kontrol edebileceğimiz şeyler dururken mutluluğu çok da yakın olmayan yerlerde ararsak sanırım daha da uzaklaşırız.Çünkü arayışlarla iç huzurumuzu kaybederiz. Ben insanın huzuru seçimlerine, mutluluğu dış sebeplere bağlıdır iddiasındayım. Mutluluk olmadan da huzurlu olunacağı için ben hep kolay ulaşabileceğim şeylere dikkatimi vermeye çalışırım (tembellik kanıma işlemiş).
Bir de şuna gönülden inanırım :Her zaman "nasıl ne'den" önemli bir sorudur. Başımıza ne geldiğinden çok nasıl tepki verdiğimiz bizi biz yapar.


sevgili canu

statik -- 13.10.2008 - 14:38

kendimle ters düşemem;) ""Çocuğuna küçük şeylerden mutlu olmasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur.""
Etienne Gilson

Burdaki küçük şeylerin ne olabileceğini açıklayabilirmisin? yoksa "Etienne Gilson" mutluluk konusunda biraz üfürmüşmü?






Tam da mesai bitti oh çok

canu -- 13.10.2008 - 14:46

Tam da mesai bitti oh çok şükür kaçıyorum derken ve pc yi kapatırken cevap yazılır mı canım:)).Aklıma gelenleri sıralayım ve özgürlüğüme koşayım,zira bugün bunaldım. Bak bunalınca dışarı bakarım, bir serçe,bir çiçek, yeşillik ,bağrışan çocuklar, koklaşıp yoldan geçen liseliler,bir dostumun derdine çare arama gibi her şeyi denerim ve bulurum Bugünü sorarsan hepsini denedim birkaçı fayda etmedi ama bir tanesi ayaklarımı yerden kesti :)) O da mesainin bitmiş olması.
Sevgilerimle...:)


Sevgili canu yine mutlu etti beni :)

xenix -- 13.10.2008 - 16:08

Statik e katılamayacağım deyipte mutluluk için bisürü sebep saymak tam olarak "Statikle aynı fikirdeyim ama karşı çıkma güdümü engelleyemiyorum" alt yazısını okuttu bana...

xenix: :)


Bak sen !

canu -- 13.10.2008 - 18:08

Seni mutlu etmek ne kadar kolaymış sevgili xenix.İtiraz edeyim de ne olursa olsun diyenin kim olduğunu Allah görüyor diyecem de herkes görüyor.Yani biraz tanımasam darılma kalın kafalı diyesim geliyor :). Yahu, basit şeyler sıraladıklarım ,yok işte yoldan geçenler ,yok çiçek böcek beni mutlu eder diyorum xenix'in anladığına bakar mısınız?
Statik yanılmıyorsam mutluluğu bir sebebe bağlamanın şart olduğunu söylüyor.Ben de diyorum ki bu bir sebep bile olsa ulaşılması kolay ve küçük sebepler olsun ki mutlu olacak şeyler üretelim. Bak; xenix yolunu bulmuş. Canu'ya itiraz etti mi mutlu mu mutlu bir insan oluyor:)) Vallahi sevgili xenix, eminim son zamanlarda yollarda lay lay lom ,ıslık çala çala geziyorsundur. Kıymetimi bil sana sürekli malzeme veriyorum.Ne yazarsam yazayım sen itiraz ediyorsun da neyse..


Mutluluk nedir diye yola

medisis -- 13.10.2008 - 20:18

Mutluluk nedir diye yola çıktığımızda belkide mutluluğu aradığımızda ondan hep uzaklaşıyoruz.
Mutluluk var olan herşeyle bir olmaktır. Var olan anın muhteşem deneyimini yaşayabilmekdir.
Var olan herşeye karşı içinde sevgi duymaktır.
Mutluluk hayatımızda ya da dünyada var olan olumsuz şeylerinde mükemmel olduğunu görebilmektir.

O AN'da mutluluğu bulamadığımız her an mutluluğu aramakla geçiririz. Sürekli "Şunu yaparsam çok mutlu olucam, bunu yaparsam çok mutlu olucam" deriz fakat onlar gerçekleştikten sonra yine mutluluk arayışımız başlar.

Mutlu olmayı istemek o istek halinde kalmak demektir. Mutlu olmayı istediğiniz her an mutsuzsunuz demektir. Oysa mutlu olduğunuzu hissettiğiniz zaman mutluluk arayışınız olmayacaktır. Bu da ancak AN'da mutlu olabilmekle mümkündür.

Aslında aydınlanma ile yaşanılanda her an yaşanan o sebepsiz mutluluk halidir.Saçma sapan mutluluk, Sürekli inanılmaz mutluluk ve sevgi hali vardır üzerinizde ama hiç bir anlam veremezsiniz
Kısaca mutluluk için bir sebep aramaya gerek yoktur. Kendi içine dönmek gerekir. Siz sevgi ve mutluluksunuz.
Belki birgün bunu daha net görebilme şansına sahip olursunuz.


Saçma sapan mutluluk

statik -- 14.10.2008 - 08:17

""Aslında aydınlanma ile yaşanılanda her an yaşanan o sebepsiz mutluluk halidir.Saçma sapan mutluluk, Sürekli inanılmaz mutluluk ve sevgi hali vardır üzerinizde ama hiç bir anlam veremezsiniz""

aydınlanma ile oluşan saçma sapan mutlulukdaki aydınlanma; beyinselmi? duygusalmı? maneviyatmı? din kavramımı? insani erdemlermi? temel içgüdümü? hepsini tek tek incelediğimde, karşıma yine saçma sapan olmasada(bazıları) bir eylemde bulunma zorunluluğunu gördüm.
eee..nerde benim beleş mutluluğum medisis;)
Diyeceksin ki;
"Kendi içine dönmek gerekir. Siz sevgi ve mutluluksunuz."
valla dış etkenler yakamı bıraksa içime dönücemde, kahretsin toplumla yaşamak zorundayım...

Canu içinde aynı şeyleri söylemek mümkün, dış etkenlerde mutluluğu aradığının farkına yazısını okuyunca anlamıştır eminim.


Sevgili statik

canu -- 14.10.2008 - 08:50

Niye öfkelendin:)).Mutluluk, dış etkenlere de bağlı olsa küçük gibi görünen aslında önemli(görünen)dış sebeplerden bağımsız olarak hissedilebilen bir iç açıcı haldir. Sanırım sevgili medisis, çok farklı ve tabi herkesin çok kolay anlamayacağı bir halden söz ediyor. Var'lığın sevinci hali. Bu hal , nasıl desem öyle hemen ulaşılacak gibi görünmez ama bir idrak anını yakalarsan çok kolaylaşır. Çeşitli şifa öğretileri, meditasyon vs. bu sevinç (vecd,esrime,kendinden geçme)halini kolaylaştırır. Ben bir adım daha ileri gideceğim : uyuşturucu bağımlıları ancak uyuşturucu alarak bu hallere yaklaşabilir ve madde bağımlısı olurlar . (söylediklerim tepki çekecek biliyorum ama bilenler katılacak)
Bilinçsiz bir halde yaşadıkları ile baş edemeyen, zayıf ve desteksiz insanlar, elbette farkındalık düzeyim artsın diye kendinden geçmez ve madde bağımlısı olur. Konu burada kendinden geçmenin " Aydınlanma " haline yaklaşma ve dış sebeplerin önemini yitirmesi, derinleşme ile birlikte bir çeşit "haa, demek ki bu bunun için böyleymiş "olmasıdır. Valla , kafanı iyice karıştırdıysam affola ..Ben sana online oluduğunda (akşam falan)uzun uzun anlatırım .Rakıdan borcum var !!!(ne bitmez borçsa :))


Niye öfkelendim;))

statik -- 14.10.2008 - 09:11

herkes bir yolunu bulmuş, içine miçine kapanıyor beleşden mutlu oluyorlar, ama ben hep küçük şeylerde olsa bi eylem yapmak zorunda kalıyorum. Haksızlık olduğu için belki öfkelendim görünmüşümdür(asla öfkelenmedim)..


:))))

canu -- 14.10.2008 - 09:23

Bak statik(ciğim), beni güldürdün ve ben çok neşelendim. İşte bu! Canım kardeşim , içine miçine dönme sen (korkarım daha var) gül gitsin. Ben çok gülüyorum,sen de bul bir sebep. Aldırma deli diyen desin. ;))


Of be!

statik -- 14.10.2008 - 09:36

canu şunu baştan söylesene yahu..artık benim dudaklarım birleşmez gari;))


Galiba

canu -- 14.10.2008 - 18:06

Sevgili statik, doya doya gülmek sana iyi geldi. Hem beleşten mutlu oldun hem de farkındalığın artmişa benziyor. Ya, bazan dostların sözüne kulak vermek gerekiyor;di mi ama;)


tabiki

statik -- 14.10.2008 - 18:12

sevgili canu, dostlara kulak vericen, borç vermicen;))


Bu arada

canu -- 14.10.2008 - 19:35

Sevgili loresima'nın hikayesi çok hoşuma gitti. Felsefe yaparken(e)hayatın incelikleri atlanmamalı.Yoksa(m)kuru felsefe kimsenin işine yaramaz.Sosyete felsefecileri olarak(tan)kendimiz çalar kendimiz söyleriz( neye ifrit oluyorsam başıma hemececik geliyor ;lanet hayatın cilveleri mi ne;))


Beleş mutluluğunuz sizi bekliyor...

medisis -- 14.10.2008 - 21:29

Bu yüzden gözünüz hep içeride kalbinizde olsun.
Çünkü mutluluk kalbinizde saklı.
Kalblerine bakmayı bilenler mutluluğu ıskalamaz...


Sevgili statik,
Bu sözleri yanılmıyorsam siz yazmıştınız. Bunları yazan biri nasıl olurda mutluluğu dış etkenlerde arar açıkcası anlamış değilim. Beleş mutluluğunuz yazmış olduğunuz yazıda size gülümsüyor. Aydınlanma konusuna gelince isterseniz bunu açacağınız başka bir topicte tartışabiliriz.
Sevgiler...


Sevgili medisis,

statik -- 15.10.2008 - 06:45

"Mutluluk hiçbirşeyde gizli değildir o her zaman gayet açık ve alenen ortada bizim onu fark etmemizi bekler durur. O hiçbir şeye ve nedene bağlı değildir ve olmamalıdır"

kalplerde gizli olduğunu söyledim, yani yerini belirttim. Siz ise (hiç bir yerde değildir) diyerek kalpleride red etmiş görünüyorsunuz.
Mutluluğu ordan alabilmenin birinci koşulu ona uzanmaktır. Yani kalbinize bakarken, bir olayın uzantısı olarak bakmanız gerektiğini söylemek istedim. Uzanmanın koşulu ise hiç birşey yapmamak değildir. Şöyle bir örnek vereyim; Kasanızda sakladığınız mücevherlere bile ulaşmak için enerji sarfetmeniz gerekir.. Beleş yok yani..


Armut piş ağzıma düş

canu -- 15.10.2008 - 16:52

Armut piş ağzıma düş desen bile sevgili statik, ağzına düşen armutu önce çiğnemen sonra da yutman gerekir. Onu da yapmam diyorsan eğer sana tembel (benden bile) deriz korkarım;).Kalpte olan bir şeyi çıkarıp almak asla zahmetli bir iş değildir. Sen bir çocuğun sevimli bir sorusunu yanıtlarken içinin ona kaynamasını nasıl zahmetli göremezsen (isteyen başka örnek verebilir, benim içimi genellikle çocuklar kaynatır)mutluluk için ,kalbine bakman da bir iş gelmeyecektir sana:)


sevgili canu

statik -- 15.10.2008 - 17:35

"Sen bir çocuğun sevimli bir sorusunu yanıtlarken içinin ona kaynamasını nasıl zahmetli göremezsen (isteyen başka örnek verebilir, benim içimi genellikle çocuklar kaynatır)mutluluk için ,kalbine bakman da bir iş gelmeyecektir sana:)"

Bana iş gelmiyor zaten, beleş mutluluğu isteyen medisis'di karıştırdın galiba.
Yukarıda verdiğin çocuk örneği tam bana göreydi, onlarla zahmetsiz bir şekilde çok mutlu oluyor ve mutlu ediyorum. Kalp kalbe karşıdır lafı boşuna çıkmamış tevekkeli;))


Söylemek istediğim de tam

canu -- 15.10.2008 - 17:53

Söylemek istediğim de tam olarak buydu sevgili statik. Çocukların o heyecanlı heyecanlı soru sordukları ve gözünün içine bakıp senin sabırla onları yanıtlarken yaptığın eylem ne ?Onları yanıtlarken sevgini de vermen. Bilirsin köpekler ve bebekler (çocuklar da diyebiliriz) sevgi enejisini en çabuk algılayan varlıklardandır. Diyeceğim o ki arkadaşım" mutlu olmak" bu kadar kolay ;).


gerçekten kolay,

statik -- 15.10.2008 - 17:58

Ben buna katılıyorum, yeterki kalbini temiz tut.
Ama her dakka çocuğu nerden bulacağız;)


Sevgili Statik, Kelimelerle

medisis -- 15.10.2008 - 19:43

Sevgili Statik,
Kelimelerle oynamayı bırakalım ve lütfen kelimelerin ötesine gidelim. İşte o zaman ne demek istediğimi anlayabilirsiniz, başka türlü değil. Unutmadan ''hiçbiryerde değildir'' diye birşey değil, ''hiçbiryerde gizli değildir'' demiştim. Anlatmak istediğim mutluluğun eğer istersek bir nefes kadar bize yakın olduğu ve heryerde bulabileceğimizi ama istemezsek bize yıldızlar kadar uzak olduğu ve hiçbiryerde olmadığıdır.


sevgili medisis,

statik -- 15.10.2008 - 20:08

"Mutluluk hiçbirşeyde gizli değildir o her zaman gayet açık ve alenen ortada bizim onu fark etmemizi bekler durur. O hiçbir şeye ve nedene bağlı değildir ve olmamalıdır da..."
bu yazılar size ait, mutluluğu nasıl bulacağımızı nasıl anlayabilirim? Tabiki bize çok yakın, nerde olduğunu biliyoruz(kalbimizde) ama bilmek yetmiyor..
"O hiçbir şeye ve nedene bağlı değildir ve olmamalıdır " bu sözünüze itirazım var, bir neden ve bir şeyler olmalı diyorum, kelimelerle anlatmak zorundayım, zira klavyenin başındayım;))


Sevgili statik,Anlatmak

medisis -- 16.10.2008 - 20:33

Sevgili statik,
Anlatmak istediğimi anlamak zorunda değilsiniz. Zaten anlamak isteyen ne demek istediğimi anlayacaktır ve onun için daha fazla enerji sarf etmemize gerek yok. Ben sadece farklı bir bakış açısı sunmaya çalıştım ve bana göre olması gereken mutluluk tarifini yaptım. Tabiki itiraz edebilir ve Kesinlikle fikirlerime de katılmak zorunda değilsiniz.


ilginç! medisis

statik -- 16.10.2008 - 20:39

sizinle tartışamadık bile, yaptığınız tarifi anlamaya çalıştım, kendi yazımda bir terslik mi var acaba? tabiki fikirlere katılınır, katılınmaz..bu sitenin tartışma sitesi olduğunu unutmamak gerek.


sevgili hesna

statik -- 17.10.2008 - 12:36

Biraz mutlulukla ilgili olduğu için yazını buraya taşıdım. Zira yazdığın yer pek uygun değildi "ben masadaki güllere bile bakmam sadece ve sadece sevgilimin gözlerine bakarım.
çirkin bir kadın değilim kesinlikle ama konu aşk olunca neden yaya kalırım bilmem.erkekler nerelere bakıyor acaba.kadınların standartı belli imiş hiç olmazsa elmas bile olsa ne sunucağını bilmek güzel sevgiliye."

Bu konuyu burda tartışalım.


sevgili statik , yukarıdaki

hesna -- 17.10.2008 - 12:58

sevgili statik , yukarıdaki yorumum bence aşk ve ilişkilerle ilgili tamamen."Mutluluğu arayan kadın boynundaki elmaslardan çok masadaki güllere bakar." sözünden sonra yazdığımı söyleyeyim de çok ortada kalmasın bu sayfada .
"mutlu aşk yoktur" sözünden yola çıkarak ne işi var bu yorumun burada kardeşim:) Masadaki güllere bile bakmamış bir kadın olarak, diyorum ki hem cinslerim çook iyi yapıyorlar pırlantalar , mücevherlerle mutlu olmak da bir kabiliyet meselesi.
Şaka bir yana insanın kendi iç huzuru yoksa , yalnız iken kendini oyalayamıyorsa , gökyüzüne bakıp şükrederek nefesini içine çekmiyorsa mutluluk zor gibi gözüküyor.


kıymet bilme

statik -- 17.10.2008 - 16:15

hesna, kıymet bilme ile ne alaka? diyebirsin.
Herşeyi ile tastamam(maddi eksiği bakımından) olan bir insan, neden bir türlü mutlu olamaz? Bu iş elmasla, gülle falanda alakalı değil bence, iç huzur dediğin çok doğru, bu olmalı..fakat başka şeylerde olmalı, "zamanı bulan insan" yazımda belirtmiştim. Yaşadığın "an"ın kıymetini bilmeli insan ne dünü düşünmeli nede yarını..


sorun bendemi....

nerentes -- 18.10.2008 - 16:56

Bu kadar mutsuz olunacak olay varken çevremde ve kendimde... nasıl mutlu olacağım bilmiyorum .yazdıklarınızı okudum birer birer ama bana çok havada gibi geldi...Yaşam adına mücadele ederken ve hayat hep yorarken sanırım mutlu olmak mümkün değil.. helede sorumlulukların başladığı noktada mutluluk biraz uzaklaşmakta... mutluluk bir çocukluk rüyası gibi hep mutluyduk çocukken...özür diliyorum katılamıyacağım sizlere bukadar mutsuzken..'MIŞ' gibi yapamıyacağım... hoş kalın..


Burası

xenix -- 18.10.2008 - 17:35

Mutluluğun resmini çizmeye çalışanlar tarafından işgal edilmiş gibi geldi bana. Kimisi diyor, kalpte, kimisi diyor ortada, kimisi diyor ayrıntılarda, kimisi diyor anda, kimisi diyor emekte, kimisi diyor ben mutsuzum... vs vs..

Herkes mutluluğu bir yerlerde arıyor ve haklı olduğunu düşünüyor kendince. Oysa mutluluk bir algı durumudur. Ve her insanın algısı kendine has olduğundan her mutlulukta her insanda değişik bir yerdedir. Kimisi çalışıp yorulmaktan mutlu olurken, bir diğeri bundan mutsuz olur.

O yüzden son yazan nerentes te haklı, diğer yorumları yapan nerendüz lerde haklı. Hepimizin haklı olduğu bu yorumlar arasında mutlu olmamak elde değil.

xenix: Ama 'MIŞ' gibi yapmadan.


nerentes,İnsan isteyince çevresine

hesna -- 18.10.2008 - 17:39

İnsan isteyince çevresine daha güzel bakabiliyor nerentes.hayat senin ona nasıl baktığınla ilgili; sen nasıl olmasını istiyorsan öyle aslında.mutsuz olunacak şeyler herzaman var ancak mutlu olunabiiecek o kadar güzellikler var ki dünyada . bunlardan biri senin bu satırları yazacak sağlığın olması ve gözlerinin görmesidir.
herşey çok üstüne geliyor da hiçbirşey seni mutlu etmiyorsa uzman gözetiminde anti depresan ilaç kullanmanı öneririm.sonucta ruhumuzda hastalanıyor ve tedaviye ihtiyaç duyuyor.
statik zamanı bulan insan yazını okudum . biraz bunaldım şahsen:)ben maddiyat ile mutlu olan insan derken şaka yapıyordum aslında. bir insan maddi şeylerden nasıl mutlu olabilir ki; insanın doğasına aykırı bir kere bu. maneviyatı ile yaşayan insan , manevi gücü olan insan mutluluğu nerede araması ve aramaması gerektiğini bilir.
Ve yineliyorum inanın masadaki güller bile önemli değil sadece sevgilimin gözleridir benim için önemli olan...


Oyun

nerentes -- 18.10.2008 - 17:52

Sanırım sorunlu insan moduna sokuldum.. şikayetçi değilim .. sorunlu insan olmaktanda işte bu noktada mutluyum...yazarken bile gülümsedim.. yazdıklarımda ne bir isyan var nede serzeniş... sadecehayat gerçekten zor ve insanlar giderekten fotokopi gibi olmaya başladılar.. duyarsız anlayışsız kendine dönük... kimsenin üzüntüsü imseyi ilğilendirmiyor... kimsenin mutluluğu niye ilğilendirsinki??? antidepresenlarla kendimi uyuşturamıyacağım özür dilerim... tekrar söylüyorum 'mış'gibi yapamıyacağıım .. hoş kalın arkadaşlar


Bence

xenix -- 18.10.2008 - 18:06

Sorunlu insan moduna sokulmadınız. Her insan kendi penceresinden görür.

xenix: Dahası her insan kendini görür.

(O yüzden yazdıklarımız sadece bizi anlatır.)


Teli Kopmuş

nerentes -- 18.10.2008 - 18:28

Teli kopmuş fikrimin çıkmıyor sesi...xenix sana değildi sözüm .. ama eğer düşünen anlayan hisseden hissettiren insan olup sırf mutluluğa bakış açınız farklı diye ruhunuz hasta oluyorsa tepkim buna.. ayrıca kimin ruhu hasta değilki???


Biliyorum

xenix -- 18.10.2008 - 18:37

Sözünüzün bana olmadığını. Ama yinede dikkatli okursanız hesnayı, eğer hiçbirşeyden mutlu olamıyorsanız diyor (ki bu bir hastalıktır, katılıyorum.) bu durumda antidepresan da kullanabilirsiniz, intiharda edebilirsiniz yada mutsuzluğu kabul edip yaşayadabilirsiniz.

xenix: Benim ruhum hasta değil, sattım ben ruhumu şeytana kurtuldum bu dertten.


Nerentes'cim

hesna -- 18.10.2008 - 18:41

senin mutluluğa bakış açın farklı değil ki sen düpedüz mutsuzsun.Antidepresan konusuna girmiycem sadece bir öneri idi. Ancak haklısın çoğumuzun ruhu hasta. ancak bunu bilen var bilmeyen var:)
veee düşünen,anlayan,hisseden ve hissettiren insan mutsuz olamaz:)


sevdim

nerentes -- 18.10.2008 - 18:52

evet sizi sevdim... mutsuzluk bir terim.. kime göre ve neye göre... anlatmak istediğim buydu .. ve yukarda yazılanlar çok polyana geldi bana... insanların bukadar mutluluk oyunu oynamaya çalışması sanırım bir çeşit beynin doğru çalışmaması durumu.. ben sevgilimin gözlerine bakıp mutlu olma kısımlarında direk yarabbim... bu insanların kira sorunu yokmu yoksa burdaki insanlar türkiyede yaşamıyormu???DİYE SORMAKTAN KENDİMİ ALAMADIM... HERKES MUTLU NE GÜZEL....


ben de bu siteyi ve sizleri sevdim:)

hesna -- 18.10.2008 - 19:05

hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz.(Gerçi ben kısa bir süre önce Kanada'dan kesin dönüş yaptım.ancak neden döndün geyiklerine hiç cevap vermiycem)ve maddi imkansızlıklar hepimizi vuruyor, ama mutlu olmamıza engel değil. Çünkü sahip olmanın sonu yok.hep daha iyisi var piyasada , o yüzden elimde ne varsa bana yeter demek lazım.Deliye her gün bayram modunda değiliz de yataktan kalkerken neden -ben Allahım!- demiyoruz:)
sevgilimin gözleri hep özel bu arada :) mutluluk kaynağı...


:))))

nerentes -- 18.10.2008 - 19:13

birgün sevgililer gününde bir ilan vermiştim uzunca bir şiir.. demiştimki... Gözlerin güzel değilki bakışlarındaki ifadeler kadar... diye devam eden satırları vardı.. gelen telefon sevgilimden şuydu.. ama benim gözlerim güzel... doğru insanolmadığı sinyalini vermişti ama ben ozamanlar mutluyudumya... sorun değildi...işte anda mutlu olmak sanırım böyle ... hesnacım tek dileğim gözleri hep güzel kalsın...:))))


Birazda burdan

statik -- 19.10.2008 - 00:45

bakalım istedim; Hesnanın paylaşımı..(uykum kaçmışken yazayım)
EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.

Dorothy Low Nolte

ee.. mutsuzum diyenler, yüzeysel diyenler, algı diyenler, salgı diyenler, mış gibi diyenler, içimde diyenler, dışımda diyenler..
İnelim bakalım çocukluğumuza oralarda neler göreceğiz? Mutluluk denen şey o kadar beleş değil arkadaşlar, sizinle alakasız pek çok olayın, sizi bu kadar yakından ilgilendirdiği bir yaşamdan bahsediyoruz...
BU SİTEDE PSİKOLOG YOKMU?


''Her insan kendi

medisis -- 19.10.2008 - 18:06

''Her insan kendi penceresinden görür.''

''xenix: Dahası her insan kendini görür.''

''O yüzden yazdıklarımız sadece bizi anlatır.''

Sevgili xenix,
Çoğu yazdıklarınıza katılmasamda bu yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum.:))) Psikologa gerek yok yazdıklarımıza bakalım, onlar bizi bize gayet iyi yansıtıyorlar.


yazdıklarımız bizi yansıtmayabilir!

statik -- 19.10.2008 - 19:21

Klavyeler her zaman doğruyu yazamayabilir.. mimik yok, beden dili yok, karşılıklı enerji yok, bakış yok, koku yok, atmosfer yok. Yazdıklarımız bizi tam olarak nasıl yansıtacak? sadece sezgilerle, yalan yanlış önyargılarla değerlendirme yapılacak. Kopyala yapıştır sistemi ile kimin neyi düşündüğünü bile anlamakta zorlanıyoruz. (Neyse, bunları klavyeler'de çok tartıştık).. sevgili medisis size bu konuda da katılamayacağım..


sanırım tescillendim

nerentes -- 19.10.2008 - 19:54

herkes mutluyken yada mutluluğun formülünü bulmuşken benim mutsuz olduğumu söylemem direk beni hasta ve tuuuu kaka moduna soktu:)))) bilmiyorum sanırım kendime daha gerçek bir site bulmalıyım....:))))


sevgili nerentes

statik -- 19.10.2008 - 21:43

hiç kimsenin sizi moda falan soktuğu yok tamamen yanlış bir algılama.
şiirinizi okudum, gerçekten içten bir haykırış ve duygu seli, ayrıca, çok hoşuma gittiğinide belirtmek istiyorum. Halen aynı duyguları taşımadığınıza göre bu şiiri neden yayınladınız? merak ettim.


başlangıç

nerentes -- 19.10.2008 - 23:27

bu bir başlangıçdı sanırım bendeki değerlerden en önemlisi beni ben yapan idollerden birisi bu şiir evet şuan öyle düşünmüyorum hatta daha derinlerini düşünüyorum...:))


Ah şu batılı kafası

xenix -- 20.10.2008 - 10:14

EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.

Dorothy Low Nolte


Eğer bu gerçek olsaydı bütün batılı insanlar mutlu, doğulu insanlar mutsuz olurdu. Yüzde kaçımız aile içinde böyle dostluk ve arkadaşlık gördü? En basitinden bir soru, Türkiye de yüzde kaç insan çocuğunun kendisine ismiyle hitap etmesine izin verir. Kızının erkek arkadaşlarını dinlemeye tahammül edebilir. Daha çok sayılabilir dostluk ve arkadaşlıkla ilgili batı ve doğu arasında ki farklar.

Dorothy meydanı biraz geniş bulmuş sallamış. Ya da laf olsun diye söylemiş. İşte birileri düşünmeden benimser nasıl olsa demiştir.

xenix


xenix buna ne diyeceksin?

statik -- 20.10.2008 - 11:39

"Çocuğuna küçük şeylerden mutlu olmasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur.
Etienne Gilson"

Gilson'da mı sallamış;))
Bu sözündemi hiç geçerliliği yok.


statik

nerentes -- 20.10.2008 - 12:04

çocuğunuz varmı?ve uygulayabiliyormusunuz...


statik değilim ama cevap veriyorum çocuklarım var evet

hesna -- 20.10.2008 - 12:50




EVET UYGULAYABİLİYORUM.



EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.
Dorothy Low Nolte

dostluk sevgi ve arkadaşlığın batılılara özgü bir durumda olduğunu ilk defa duydum hayatımda. güme gitti tasavvuf,doğunun buram buram sevgi kokan dizeleri hayam yunus emre...
ben bu konu hakkında yazarım ama şimdi değil.aile kavramının doğuya özgü olduğunun , anne ve babaya ismi ile hitab etmenin dostluk ve arkadaşlık değil boşvermişlik ve saygısızlık olabileceğini ... Allah aşkına yorum yaparken düşünelim biraz.yoksa sığ bilmeden konuşan bir topluluk oluruz xenix. kafayı bilgi ile doldurmak bilgiyi sindirdik ve anladık anlamına gelmiyor , bir kez daha görüyoruz. devam edicem.


evet oğlum var,

statik -- 20.10.2008 - 12:50

10 yaşında, uygulamaya çalışıyorum ama, dört dörtlük olduğu söylenemez.
Şöyleki; Büyük istekleri uzun zamana yayarak öteliyorum,
küçük istekleri ise daha kısa bir zaman dilimine öteliyorum. İsteklerinin anında yerine gelmemesine özen gösteriyorum.
Böyle olunca, arabayla biraz dolaşmak bile ona yetiyor, aslında benimle vakit geçirmesi onu gerçekten çok daha mutlu ediyor. Buda onun için küçük bir şeymidir bilemiyorum. Psikolog olmak lazım:))


eskilerden

nerentes -- 20.10.2008 - 13:11

toplum giderek ayrılmış anne babalar yığını haline gelmekte .. aile olmak birlikte zaman geçirmek bireyselleşti... ve sorunlu çocuklar dolu dört bir tarafta ve sorunlu aileler..bu şartlarda çocuğa istediğiniz kadar tek başınıza sevgi verin hep bir tarafları eksik kalacak.. tam olamıyacaklar..


Tabiki,

statik -- 20.10.2008 - 13:22

"EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR."

Bu söz çok anlamlı sevgili nerentes, sözlerine aynen katılıyorum.


Gilson'un sözü

xenix -- 20.10.2008 - 16:33

Dorothy ye göre çok daha tutarlı. En azından kesin bir öngörüsü yok.

Dorothy nin sözündeki sorun şurada arkadaşlar. Bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık gördüğü halde mutlu olmayı öğrenemeyebilir, aksi gibi aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmediği hatta ailesi olmadığı halde mutlu olmayı öğrenebilir. O zaman bu sözün bize faydası nedir?

Bugün batılı toplumlarda aile içi dostluk, arkadaşlık ve iletişim doğulu toplumlardan daha ileri olmasına rağmen (doğulu toplumlarda bunların yerine saygı, korku) mutlulukları incelendiğinde doğulu toplumlardan daha mutlu oldukları tespit edilememiştir.

Sizler bir dostunuzla herşeyinizi paylaşırken (sevgililerinizden tutunda, yediğiniz tüm naneleri) ailenizle bunların hiçbirini paylaşamazsınız kolay kolay. Yada bir dostunuzla enseye tokat ... parmak takılabilirken babanızın karşısında efendi gibi durursunuz.

Ha, ben durmam benim ailem batılı aileler gibi dostluğa arkadaşlığa önem verir o yüzden de mutlu olmayı öğrendim de diyebilirsiniz ki bu sözü savunabilmeniz için söyleyeceğiniz tek şey de budur.


xenix: Sözün anlamını bırakın elle tutulur yanı yok neredeyse. İlk bakıldığında böyle güzel gibi duruyor ama incelendiğinde "laf ola beri gele".


mutluluğun tarifi

statik -- 20.10.2008 - 20:26

hamur tarifine benzemez, batılılar daha mı mutlu, batılılar daha mı dost canlısı, batılılar daha mı arkadaşca..
Batılılar öyle bireysel ki karşı komşusunu bile tanımaz, hangi batıdan bahsettin xenix? haa, hızla bizde onlara benzemeye çalışıyoruz bu konuda,o başka mesele..
Ailede dostluk; babaya ense tokat meselesi değildir, aile sadece anne baba da değildir, başka kişilerde aile içinde yer alır, dede, nine, kardeş, dayı, amca, teyze, hala, elti, görümce vs. bunlar aile değilmi? ailenin birer parçaları değilmi?
İşte dostluk, saygı, arkadaşlık burdan başlar. Daha sonra küçülerek çekirdek içine girer ve çocuklar bunları hep gözler.


Diyorum ki;

xenix -- 21.10.2008 - 05:02

Statikciğim, samimiyet olmadan dostluk nasıl olsun diyorum. Sen dostlarınla kurduğun samimiyeti ailenle kuruyor musun?

Kaldıki, elti, görümce, dayı, teyze, aile değil sülaledir. Eminim o sözde sülale kastedilmemiş çünkü aile yerine sülale denirdi. Aileden kasıt ebeveyn olduğu açıktır. Bu herhangi biri olabilir, yani çocuğu yetiştiren kişiler. 3. göbekten akrabalar değil.

Bırakalım işin teorik kısmını pratik hayata dönelim madem.

Siz şimdi aile içinde yaşadığınız sıradan olmayan* dostluk ve arkadaşlıkları bizimle paylaşır mısınız?

Böylece sizin neden mutlu olduğunuzu anlarız bu söz sayesinde.

xenix: Sıradan olmayan: Yani ortalama Türk ailesinde görülmeyen dostluk ve arkadaşlık örnekleri.


Bende diyorum ki;

statik -- 21.10.2008 - 06:11

Aile içindeki sorunları bile, sülale kabul ettiğin insanların desteğiyle yardımıyla çözebiliyorsun, bana öyle oldu.
Kısa bir dönemde fırtınalı günler geçirdiğimi burda yazmıştım. İşte (bana göre) ailem, (sana göre sülale) olan kişilerin katkılarıyla bu fırtına dindiği için yazıyorum. Çocuğun fırtınayı "daha az" hissetmesine neden oldular. (Gerçi bizdeki büyük sevgi herşeyi çabuk atlatmamıza neden oldu, Kısa bir dönemde yaşandı herkes dersini aldı.)
Şimdi tam bir sevgili, dostluk, arkadaşlık örneklerini sergileyebiliyoruz. Eğer kendi kabuğunda bir aile olsaydık çok kayıplarımız olurdu.
Sevgili xenix; şuna inan ki, tek başına bir hiçsin, manevi katkıları satın alamazsın. Böyle bir Ailenin içinde doğup büyüdüğüm için kendimi çok şanslı görüyorum.
Oğlum zaten annesiylede, benlede arkadaş. Yazılacak daha çok şey var tabiki..


Bu anlattıklarınız

xenix -- 21.10.2008 - 06:31

Çocukluğunuzda mı oluyor? Zira sözümüzde çocukluktan bahsediyor. Bende belirli bir yaştan sonra oturup babamla içmişimdir, dertleşmişimdir, anlatmışımdır.

Akraba kısmına gelirsek, halamın oğlu, teyzemin oğlu benim için dosttan ötedirler. Konumuz bu da değil ama.

Maneviyatın satın alınabildiği ile yada aile desteğinin önemi de değil konumuz.

Konumuz tam olarak 15 yaşına kadar ailenizle yaşadığınız normal olmayan dostluk örnekleri. Varsa onları dinlemek isterim.

xenix: Normal olmayandan kasıt, ortalama bir ailenin yaşamadığı sıradan durumlar.


Burda normal veya

statik -- 21.10.2008 - 07:27

normal dışı olduğu konusunda birşey diyemen(her aileye göre değişir)geniş bir ailede büyüdüm. Çocuğun dostlukları ve arkadaşlıkları görmesidir önemli olan, biliyoruzki çocuk gördüklerini kopyalar. Küçüklere örnek olunacak hareketler olumlu olmak zorundadır. Ben bağlılığı, saygıyı, sevgiyi görerek büyüdüm. Babamla içki içemedim, karşısında ayak ayak üstüne bile atmadım belki ama, bu onun otoritesinden falan değil, örflerden geleneklerden olduğu içindi, bu karşılıksız bir saygı olduğu içindi. Yetişdiğim toplumda saygı en büyük erdemdi, gerisi zaten kendiliğinden geliyor sevgili xenix..


Bende aynen öyle diyorum

xenix -- 21.10.2008 - 07:49

Bizde de aile içinde dostluk arkadaşlıktan çok saygı gelir. Bu sırf sizin aile için geçerli değil. Hepimizin ailelerinde böyle. Hepimiz örf adet geleneklerden saygı, sevgi, bağlılığı gördük.

Ama bu bahsi geçen sözde bunlardan bahsedilmiyor. Arkadaşlık dostluk? Ben sokaktaki çocuklarla arkadaştım dosttum. Aile içinde aile içindeydim. Arkadaş dost falan değildim. Ama şimdi mutluyumda. Demek ki o söz bana etki etmemiş. Tek söylediğim bu sözün bende hiç bir gerçeklik uyandırmaması.

Ha belki Leo Busqalia aile içinde dostluk arkadaşlık görüp ondan yazmıştır o kadar sevgi pıtırcığı kitapları ama sonra intihar etmiştir. Yani sözü söyleyen insanların ne durumda oldukları da önemli benim için.

Fazla uzattık sanırım. En iyisi ben katılmıyorum bu söze diyeyim. Yani benim şahsi fikrim. Tabii siz katılabilir hayatınızda örneklerini görebilirsiniz.

xenix


Mutluluğu ıskaladığını

statik -- 22.10.2008 - 12:04

düşünenler,
çocukluklarından gelen bazı yanlışları bulamazlarsa, neden ıskaladıklarınıda bulamazlar.
Tabiki her şeyi yıllar öncesine taşıyamayız belki, ama hiç değilse eğreti duran çok belirginleşmiş durumları çözebilir ve bunları güncel yaşamımıza dahil edebiliriz.
Ben diyorumki; kalplere bakmak birinci şartsa eğer,
ikinci şartı da; bizim dışımızda gelişmiş, bizi bunaltan dış etkilerlede, bilinçli savaşma durumundayız.


birliktelik paradoksu

gumanji -- 22.05.2009 - 11:32

Rahat, huzur içinde yaşamayı kim istemez? İsteriz tabi. Hastalıklar, sakatlıklar, sorunlar yaşantımızı niye sarsın ki? Ama, gündelik yaşantılarımızda bize sürekli eşlik eder bu pürüzler. Daha verimli, daha doyumlu yaşayabilmenin önündeki engellerdir tüm bunlar.

Bir kez zihnimizi "sorunsuz yaşamaya" odaklandıralım. Asalak gibi hayatımıza yapışan türlü çeşitli problemleri sil baştan değerlendirelim. Gerçekten tüm bu parazit yaşantıları beraberimizde getirmek durumunda mıyız? Yoksa ortada bir "birliktelik paradoksu" mu var?

"Birliktelik paradoksunu" anlatmak biraz zor. Alışageldiğimiz paradokslardan değil bu. Ama adından başlayarak gidebiliriz. Bir kere bir "birliktelik" var. Yani, ana faktörün yanı sıra ona eşlik eden bir asalaklık durumu var. "Suyun ıslak olması" buna sembolik, güzel bir örnek. Islak olmayan bir su kurgulayamayız zihnimizde. Ana faktöre bağlı ya da ona sürekli eşlik eden ikincil faktörlerden söz ediyoruz. Bu faktör (ya da faktörler) istenen/ ya da istenmeyen, olumlu/ ya da olumsuz etkilerde olabilir. Önemli olan aralarında güçlü bağların olmasıdır. Bitkilerin yetiştiği bir ortamda böceklerin de olması gibi. Yaz aylarında sineklerin çoğalması gibi. Cep telefonlarının radyasyon taşıması gibi.

Eşlik eden faktörü sıyırıp atma imkanımız olabilir. Mutlak koşullardan bahsetmiyoruz. Tümüyle "tecrit" edebileceğimiz doğal ortamlar yok. Ortamın tümüyle "steril" olması çok zor. Oluşum, kendi doğallığı üzerine süregeliyor. Olağana meyil söz konusu. Örneğin insan vücudunda, vücudun kendi oluşumu dışında varolan ve yaşamlarını bedene bağımlı olarak sürdüren mikroorganizmalar var ve bunlardan tümüyle arınmamız mümkün değil. Eğer vücudu steril etmeye çalışırsak, vücudun da normal seyrini bozmuş oluruz.

Birliktelik paradoksu'nu devre-dışı bırakmaya çalışabiliriz. Belki de belli bir olgu için bunun çok özel yöntemleri olabilir. Bu yöntemlerin çalıştırılmasını, yüzleri karıştırılmış bir sinir küpü'nün yeniden düzenlenmesine benzetiyorum. Zor olabilir ama imkansız değil. Fakat evren steril ortamları sevmez. Büyük bir vitrin camının "tertemiz" yapıldığını ve böyle tutulduğunu düşünün. Bu "mükemmel" durum ne yazık ki çok uzun sürmez. Mutlaka bir toz zerreciği uçup gelir ve camın üzerine konar.

"Gündelik yaşantıların sorunları" derken, bu tür hayatımıza musallat olan parazitleri kastediyorum. Düzen ve kaos etkileşimi sürekli çalışır ve tümüyle "mükemmel" oluşumları tehdit altında tutar. Bozunumdan yapılanmaya, yapılanmadan bozunuma sürekli dönüşen durumlar/akışlar var. Bizler de bu öykünün tam ortasında debeleniyoruz. Sanki azgın bir nehir akıyor ve bizi akışı yönünde sürüklüyor.

Dünyasal serüvenimizde, problemler/ sorunlar hayatımızın (neredeyse) ayrılmaz "faktörü". Birlikte yaşamaya doğal olarak mahkum olduğumuz "parazitleri". Kişisel gelişimimizde, bireysel çözüm yollarını bulabilmeliyiz bu "steril etme" yöntemleriyle. Gene de olağana dönme etkisiyle "sterilizasyon" hemen bozulmaya meyillidir. HAYAT denilen etkileşim, bu gel-gitler içinde süregelir.

gumanji 22Mayıs2009
http://www.facebook.com/topic.php?topic=8672&uid=88066432080#/group.php?gid=88066432080


Hayata mutlu olmak için

tegafüle -- 24.05.2009 - 21:24

Hayata mutlu olmak için geliyoruz ve mutlu olmak için cococola içmeliymişiz.:) diyor reklamlarda .ayrıca uzun yaşamanın sırrıymış gibide gösteriyor ki utanmasalar 1 günlük bebeğe bile cola içirecekler.
bunu neden yazdığıma gelince yazılarda gördüğüm betimlemeler kimileri için mutlu olmaya yetebiliyor .Kimi bir iş gününden sonra sokağa bakarak mutlu olurken ,kimi ailesiyle paylaşımda bulunarak ,kimileri muhalefet olarak ,kimileriyse cola içerek mutlu oluyor mu acaba? bana öyle geliyor ki aradığımız, bulduğumuz veya bulamadığımız mutluluk sevinç duygusuyla karıştırılıyor .Anlık sevinçler duyabiliyoruz sevgilimizin gözlerindeki ışıltıyla ,çocukların kahkahalarından ,martıların çığlığından vs ...Ama gerçeğe döndüğümüzde yani bu anlar kaybolduğunda elimizde kalanlar ne oluyor ? bunun cevabı mutluluğa çıkıyor ki şahsen tüm bu sevinçlerden geriye kalanlarda savaşları ,ölümleri ,haksızlıkları ,bozulmaları görmek kalıyor ki bunlar beni mutlu kılabiir mi?Tüm bu gerçekler görmezlikten gelinebilir mi?Gelindiği taktirde bu hala mutluluk olabilir mi yoksa kandırmacadan mı ibarettir ?sanırım psikologların ve psikiyatrların yazdıkları reçete :kendinizi kandırmanın ,uyutmanın yolları ...
diye düşünüyorum .


cola mutluluğu

gumanji -- 25.05.2009 - 23:31

Merhaba tegafüle ; )
Haklısın, sevinç ile mutluluğu birbirinden ayrı tutmalıyız. Dediğin gibi, dünya üzerindeki savaşlar, ölümler, haksızlıklar, bozulmalar bizi çok incitiyor/ çok üzüyor. Dünya tarihi hep bu etkileri yaşadı insanoğlu dünya üzerinde olduğu sürece. Buradan, düz mantıkla, tüm bu mutsuzluk kaynaklarının kaynağının insan olduğunu kolaylıkla çıkarabiliriz.

Aslında bunda şaşılacak bir durum yok. İnsanoğlu cennetten kovulurken kendi cehennemini yaratmaya/ oluşturmaya yollanıyordu bir anlamda. Bir kez aklına girilmişti ve artık yeryüzünde tüm kötülüklerin temsilciliğini gönüllü olarak temsil edecekti. Bu bir ilahi kontrattı. Bunu kutsal kitaplar çok yazar.

Günümüze yansıyan şekliyse, içinde yaşadığımız toplum yaşantıları. Her bir birey etrafına bakıp, "bu insanoğlu ne kadar da kötü" diyor ama, bu kümenin doğal bir elamanı olduğunu da gözardı ediyor. Daha ötesi "kapısının önünü temizlemeyen şehirli" gibi bu şer düzeninin etkin bir neferi olduğunu da görmezden geliyor.

Ruhumuz rahatlığı ve kolaycılığı seviyor. Rahatlığı seviyor; dünya nimetlerini hep kendi çıkarları için kullanmaktan keyif alıyor. Kolaycılığı seviyor; kendine sunulmuş imkanları karşılıklarını değerlendirmeden ve telafi etme kaygısına kapılmadan tüketmekte bir sakınca görmüyor.

Bu aşamada, anlık sevinçler, sabun köpükleri gibi gözümüze hoş geliyor ve ardındaki karanlık tabloları saklamada kısmen etkili oluyor. Eğlence, alış-veriş, gezme/ tozma, millete hava atma bizi anlık mutluluklara taşıyor. İnsan olmanın bilincini sorgulamıyoruz. Hala, cennetten kovulmuş bir kavimin birer beşeri olmaktan sıyrılamıyoruz.

Belki bir kilometre taşı vardır yeni insanlık bilincine doğru açılan. Dünyayı ve insanlığı tüketen beşeri aklımızı revize etmeye vesile olacak bir dönüm noktası belki vardır. Cıkmayan candan umut kesilmez.

26 mayıs 2009 www.sonsuz.us Gürsel Selçuk


Habertürk gazetesinde yayınlanmış!

statik -- 26.05.2009 - 08:14

soda1 25.05.2009 16:30:16 tarihli, "soda1" rumuzlu blogcu muhtemelen sonsuz us'tan alıntı yapmış; neden yazının sonunu tamamlamamış anlamadım?? Mutluluğun İnsanın kalbinde olmasının ne mahsuru varmış;))


İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş hep şikayetçi, hep bıkkınmış.

bir gün melekler, mutluluğu saklamaya karar vermişler.

saklayalım zor bulsunlar...

zor buldukları için belki kıymetini bilirler.

diyerek başlamışlar tartışmaya...

sorun büyükmüş...

kimisi:

”everestin tepesine saklayalım” demiş, kimisi ” atlas okyanusun dibine” demiş.

tac mahalin kubbesi,mekke sokakları,italyan sofrası...

bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı,şarap şişesi...

sigara paketi,lale bahçesi...

pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş.

derken meleklerden biri;

”İÇLERİNE SAKLAYALIM” demiş...

”kimsenin aklına gelmez ki içine bakmak!!!”

işte o gün bugündür mutluluk insanın içinde saklıymış...

hiç bir mutluluk kolay bulunmuyor.

kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...

emekte ve insanın içinde saklı mutluluk...

ne başkasın ekmeğinde, ne başkasın evinde, ne de başka bir şeyde...

”BU YÜZDEN GÖZÜNÜZ HEP İÇERDE OLSUN”...


ÖMER HAYYAM

statik -- 29.05.2009 - 07:59

Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek,
Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün ...
Zira senin üstünde de otlar bitecek


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -