Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Pers Tahtası ve ilginç hikayesi

delete


Bu ilginç hikaye Pers ülkesinde geçmiş ama Hindistan'da hatta çin'de geçmiş de olabilir. Rivayete göre kralın baş danışmanı veziri azam yeni bir oyun içat etmiş. Oyun 64 siyah ve kırmızı kareden oluşan kare şeklinde bir tahta üzerinde taşları hareket ettirerek oynanıyormuş. En önemli taş kralmış. Önem sırasında ondan sonra gelen taş da vezir tarafından içat edilen bir oyundan bekleneceği gibi vezirmiş... Oyunda hedef düşman kralı ele geçirmekmiş ve bu yüzden oyuna farsçada şahmat( kral anlamında şah ve ölü anlamında mat)denmiş. Yani kral ölü. Burada anlatılan oyun tahmin ettiğiniz gibi satranç.Zaman içinde taşlar, taşların hareketleri ve oyun kuralları evrim geçirerek bugünkü halini aldı. Pers kralına veziri tarafından içat edilen bu oyun'a 'krala ölüm'adı verilmesine karşın kralın bu oyundan niçin hoşlandığı esrarını koruyor. Ama hikayeye göre kral oyunu o kadar çok beğenmiş ki, veziri azama ''dile benden ne dilersen'' demiş. Vezirin cevabı hazırmış ''ben tokgözlü biriyim ve sadece küçük bir ödül istiyorum'' demiş ve kendi icadı olan tahtanın üzerindeki, yanyana ve yukarıdan aşağı dizilmiş kareleri göstermiş ve ilk kareye tek bir buğday tanesi,ikinci kareye bunun iki katı, üçüncü kareye ikincinin iki katı buğday tanesi konularak bunun bu şekilde sonuncu kareye kadar devam ettirilerek kendisine buğday tanelerinin verilmesini istemiş. Kral itiraz etmiş. Böylesi öenemli bir içat için bu kadar küçük bir ödül veriemeyeceğini söylemiş. Mücevherler, cariyeler, saraylar önermiş vezire ama veziri başını öne cevirerek hepsini ret etmiş. İstediği sadece küçük buğday tepecikleri imiş. Kral danışmanının alçakgönüllüğüne ve tokgözlülüğüne gizliden gizliye hayranlık duyarak istediğini kabul etmiş. Ne var ki krallığın tahıl ambarlarından sorumlu yetkili buğday tanelerini saymaya başladığında kral tatsız bir süprizle karşılaşmış. Başlangıçta tanecikler küçük sayılarmış; 1,2,4,8,16,32,64,128,256,512,1024...Ancak 64. kareye yaklaşırken buğday tanelerinin sayısı inanılmaz sayılara ulaşmış. Gerçekten de bu sayı yaklaşık 18.5 kentilyondur. Belkide veziri azam bol lifli bir beslenme rejimi uyguluyordu:)))
Peki 18.5 kentilyon buğday tanesinin ağırlığı ne tutar? Her tanenin milimetre boyunda olduğunu varsayarsak.taneciklerin toplam ağırlığı 75 milyar tonu bulacaktır. Buysa kralın tahıl ambarında depolanabilecek miktarın çok üstündedir. Aslında bu miktar dünyanın şimdiki tahıl üretimi temel alındığında , 150 yıllık üretime eşittir. Daha sonra neler geçtiğini bilemiyoruz. Aritmetiği iyi bilmeyen kralkrallığı vezirinemi devretti yoksa vezirmat denilen yeni bir oyun içat etme zorunda kalarak sıkıntı içine mi girdi?
Carl sagan'ın milyarlarca milyarlarca isimli kitabında satrançla ilgili okumuş olduğum bu hikaye beni çok etkilemişti. Bu hikayenin devamında Geometrik artıştan yola çıkarak dünyanın nüfus artışı konusunda vermiş olduğu bilgilerde çok daha ilginçti. Belki keyfim yerinde olursa onu da sizlerle paylaşabilirim, ya da belki siz kitabı alıp beni bu zahmetten kurtarırsınız. Kimbilir?
Benden de iyi reklamcı olurmuş:)))


Sizce çözüm ne olabilir?

medisis -- 06.11.2008 - 22:58

Sevgili arkadaşlar, ben bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum ve burada sizlerle bunu tartışmak istiyorum. Pers tahtasından yola çıkarak dünyadaki nüfus artışının gelecek yıllardaki boyutları istatiği yapılarak hesaplanıyor. Buna göre dünyadaki nüfus patlamasının sorununun temelinde de katlanarak büyüme var deniliyor. İnsanların yeryüzünde var olduğu zaman diliminin büyük bölümünde doğumlar ve ölümler neredeyse tam bir denge içindeymiş ve nüfus sabitmiş. Buna durağan durum deniliyormuş. Tarımın başvezirin talep buğday tanelerinin ekilip biçilmesi de buna dahil- içat edilmesinden sonra gezegenimizdeki insan nüfusu artmaya başlamış, durağan durumun çok ötesinde bir katlanarak büyüme evresine girmiş. Katlanarak çoğalan bir nüfusla ne yeşil devrim, ne topraksız tarım, ne de çöllerin yeşertilmesi ile baş edebilirmiş.Bu soruna dünya dışında bir çözüm bulmakta mümkün değilmiş. Şu anda doğanların sayısı ölenlerden 240.000 fazla imiş. Her gün 240.000 insanı uzaya göndermekte mümkün olmadığına göre ayda ki ve öteki gezegenlerde kurulabilecek hiç bir yerleşim, nüfus patlamasında fark edilebilir bir gerileme sağlayamazmış. Üreme hızımız düşürülmedikçe, samanyolu gökadasındaki yaşama elverişli bütün gezegenler yaklaşık bin yıl içinde tamamen dolarmış ve katlanarak büyüme ifade eden bir sayı hiçte hafife alınamazmış. Dünyanın içinde bulunduğu nüfus bunalımın temel nedenlerinden bir yoksullukmuş. Şu anki dünya nüfusu 6 milyarmış ve katlanma süresi sabit kalırsa bu sayı 40 yıl sonra 12 milyar, 80 yıl sonrada 24 milyarmış ve 120 yıl sonra 48 milyarmış. Ancak dünyanın bu kadar insanı doyurabileceğine inanan yokmuş çünkü küresel kriz sonucu dünyadaki kaynaklar hızla tükenmekte imiş.
Kafama takılan soru şu. Acaba bu sorunla baş edebilmek için sadece nüfus planlamasımı çözüm olarak görülüyor? (kitapta öyle denilmiş) Ama verilen rakamlara bakılacak olursa nüfus planlaması bile tek başına çözüm gibi görünmüyor. Acaba başka çözümler neler olabilir?


Bulalım

xenix -- 06.11.2008 - 23:06

Savaşlar, açlıklar, toplu katliamlar, kitle imha silahları, zenginin fakiri daha çok ezmesi, doğanın yeter deyip tüm insan soyunu bitirmesi, göktaşı, radrasyon, nükleer savaş, ormanların yanması, vs vs...

Bulabildiğim çözümler bunlar. Daha çok eklenebilir elbet.

(Birde yazınızda her gün 240.000 insan demişsiniz, sanırım her yıl 240.000 olacak o.)

Şaka bir yana, bu tür popülasyonlarda maksimuma kadar çıkılır, sonra doğal seleksiyonla optimum noktaya ulaşılır. Bu esnada tabii birileri birilerini gırtlaklar. (Bu da doğa kanunudur zaten)


xenix


Birinci seçenek:

Agnia -- 07.11.2008 - 09:11

Birinci seçenek: İnsanların süratle bilinçlendirilmesi olabilir, kişiler kendi ereklerini kendileri gerçekleştirir duruma geldiklerinde bu vizyonu yüklemek için çocuk yapmak ihtiyacı duymayacaklardır. (bakınız gelişmiş toplumlar- onlarda nüfus gerilemesi var) Tabi bu duruma hücre yaşlanmasının durdurulması eşlik etmelidir aksi takdirde dünya nüfusu çok yaşlanır (yine bakınız bazı avrupa ülkeleri). Bu seçeneğin bir başka eşlikçisi de insanların, aile ülke din kimliklerinin üstüne çıkarak dünya vatandaşı olmakla aynı olanaklara kavuşmasının imkanlı hale getirilmesidir.

İkinci seçenek: Bence birinciden çok daha kolay yapılabilir bişey! Ucuz enerjinin bulunması ve dünyalıların kullanımına sunulması! Öyle ki; bir meyvasuyu tenekesinden İstanbulun bir aylık ihtiyacı kadar enerji üretildiğini düşünün! Bu durumda dünyanın xenix'in çözümlerine şimdilik ihtiyacı kalmayabilir.

Fakat Enlil'in her zaman dediği ve takipçilerinin de savunduğu gibi: bilgi seviyesi varlık (ruhsal) seviyesinin çok üstüne çıktığında neler olur tahmin bile edilemez!

Bu sebeple bilinç seviyesine yatırım bana her zaman daha faydalı geliyor. (Dikkat ederseniz iyi demiyorum; çünkü her yol romaya çıkar)

http://sibelatasoy.com


Sevgili Agnia, insanların

medisis -- 10.11.2008 - 21:56

Sevgili Agnia, insanların hızla bilinçlendirilmesi için çalışmalar yapılmasına rağmen direnç o kadar fazla ki... Eğitmenlere bu konuda çok iş düşüyor.
Sevgili xenix, çözümleriniz hep olumsuz olmuş. Sizce daha olumlu çözümler üretilemez mi? Şu an zaten sizin çözümlerinizin uygulandığını düşünüyorum ama bunlarda dünyada nüfus artışını dengelemek için yapılırken başka sorunları da hatta daha tehlikelilerini beraberinde getiriyor.


Tarihteki bilinen en eski

Agnia -- 10.11.2008 - 22:39

Tarihteki bilinen en eski eğitim merkezlerinden beri, bilgi hep kısıtlı ve gizli aktarılmıştır. Bunu iki farklı gurup iki farklı nedenle yaparlar (benim çıkardığım sonuç):

Birinci gurup (Buna Enlilciler diyeceğim); sonsuz'un gösterdiği gerekçeyle yani bilgi seviyesinin varlık seviyesinin üstüne çıkmaması gerektiğini düşündüklerinden, bilgiyi insanların varlık seviyelerini sınaya sınaya aşamalı olarak verirler.

İkinci gurup (bunlara Mardukcular diyeceğim); insanın bu bilgiyi, ona öğretene kul olacağını sınamak şartıyla verirler.

Her iki halde de bilgiyi kıskanarak vermişlerdir, gerçi gösterdikleri sebepler oldukça akla uygun görünüyor.
Ayrıca, gizlenen şeyin arzu uyandıracağı gerçeğini de ustaca kullanmışlardır

http://sibelatasoy.com


Gizlenen şeyin arzu

Misafir -- 11.11.2008 - 21:32

Gizlenen şeyin arzu uyandıracağı gerçeği hep olmak zorundamı bu konuyu biraz açarmısınız.


Pers satranç tahtasındaki

medisis -- 19.11.2008 - 21:10

Pers satranç tahtasındaki katlanarak artış gibi, katlanarak bozunmada var. Eğer bir şeyi nitel olarak tanıyorsak,sadece yüzeyel olarak biliriz ama, nicel olarak bilirsek sonsuz sayıdaki bazı özellikleri derinlemesine kavramaya başlarız. Sanırım doğal süreç kendi kendini dengeliyor:)))


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -