Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Ben bir kaçağım \ Fernando Pessoa

delete

Ben bir kaçağım
Doğar doğmaz
Kendime hapsettim kendimi
Sonra kaçtım

Sıkılır insan
Aynı yerde olmaktan
Kendimde olmaktan
Ben niye sıkılmayayım?

Ruhum arar beni
Doğlarda ovalarda
Tanrıya şükür asla
Bulamaz beni ruhum

Bir olmak zindandır
Ben olmak hiç olmak
Firarda yaşarım
Ve zaten yaşıyorum.

Fernando Pessoa


Eylülün peşine düşüp gitmeyi de çok sevdim.

Kaplumbağa -- 27.09.2008 - 18:04

Ah, kaçmak ne güzel! Bir kaçak olmak...
Kendimizden kaçmak, etrafımıza sınır çizen her şeyden ve herkesten kaçmak...

Ve bir göçmen kuş olmak...

Kaplumbağa olmayı da bu yüzden seçtim zaten. Hiç bir mekana ve hiç bir şeye bağlı kalmak istemedim.

Camiye bile bu yüzden istemiyorum gitmeyi. Bir ağaç altında kılmak namazımı...

Çakılıp kalmış bir ağaç olmaktansa, kayıp giden bir su damlası olmak bile daha cazip gelmiştir bana.

Yazılarımı bile yazarken düzenli cümleler kurmayı sevmiyorum; sözcükleri serpiştirmek daha güzel. Eğer güzel şeyler söylemişsem, sözcüklerim düştüğü yerde elbet filiz verecektir. Filiz verip çiçek açmayan sözcükler düzenli olsa ne yazar, olmasa ne?

Neruda'nın şiirlerinde de savrulurum ben işte böyle, şimdi olduğu gibi. Savrulup gitmeyi hep sevdim.

Eylülün peşine düşüp gitmeyi de çok sevdim; sonbaharda savrulan bir yaprak olmayı da...

Bu yüzden sevmedim yapraklarını dökmeyip de hep aynı kalan ağaçları. Oysa yerine göre düşmek gerek; düşüp kaybolmak. Düşmek ve bir gün daha gür bir şekilde yeniden ortaya çıkmak...







Selamlıyorum sizi Kaplumbağa :)

LEYLA -- 27.09.2008 - 18:23

Aşağıdaki şu dizelerini bilir misiniz?

Tütüncü -adlı şiirinden-

Hiçim ben. Asla bir şey olmayacağım.
Bir şey olmayı isteyemem.
Öte yandan, bendedir bütün düşleri dünyanın

Her şeyde başarısız oldum.
Bir amacım olmadığına göre, belki de hiçbir şey demekti bu.
Bana verilen çıraklığı
İndirdim evin arka camından.
Büyük amaçlarla kırlara çıktım.
Ama orda sadece otlar ağaçlar buldum,
İnsanlar ortaya çıktığındaysa, hepsi de birbirinin aynıydı.

Fernando Pessoa

not: Sonbahar..ne güzel bir mevsimden geçiyoruz. Teşekkür ederim Kaplumbağa duygu ve düşüncelerinizi pay ettiğiniz için.


Fernando Pessoa

Kaplumbağa -- 27.09.2008 - 19:40

Doğrusunu söylemek gerekirse Fernando Pessoa'yu burada ve ilk sizde okudum.

Ve vuruldum. Kalakaldım.

Eğer bir hırsız olsaydım bu şiirleri çalar ve altına kendi imzamı atardım.

Asıl ben size teşekkür ederim bana bu şiirleri gösterdiğiniz için.

Bir de...

Düşündüm de "hiç olmayı"...

Aslında en zoru bu olsa gerek. Hiç olmak; en zor olan. Oysa hep karıştırılır "hiç olmak"la "boş olmak".


Fernando Pessoa \Huzursuzluğun Kitabı

LEYLA -- 26.10.2008 - 07:29

Fernando Pessoa'nın çalıştığı şirketin patronu çalışanların toplu fotoğraf çektirmesini ister. Portekizli usta şair hiç istemeyerek de olsa bu olayda yer almak zorunda kalır.
Fotoğraf çekilir. Sonra herkes heyecanla bekler sonucu. O gün Pessoa da bakar fotoğrafa! Ve haliyle ilk önce grup içinde kendini arar, görür ve yıkılır. Suratı berbattır. "Etsiz ve ifadesiz suratımda beni öteki yüzlerden ayıracak hiçbir zeka, canlılık ya da adını koyamadığım şeyin belirtisi yoktu" diye anlatır ilk izlenimini. Görüntüsünü anlamsız ve değersiz bulur. Sonra ne olur, biliyor musunuz? Hepimizin sık sık başımıza geldiği gibi işyerindeki şefi hoş bir şey söylemenin hevesiyle "çok iyi çıkmışsınız, tam kendiniz gibi" der ona! O anki duygusunu "Huzursuzluğun Kitabı"nda şöyle özetler Pessoa: "Beni kaldırıp çöpe atsaydı daha iyiydi!"


Benim ölümüm bile sıradışı olmalı!

Kaplumbağa -- 26.10.2008 - 08:30

"...beni öteki yüzlerden ayıracak hiçbir zeka, canlılık ya da adını koyamadığım şeyin belirtisi yoktu"

Bir sanatçıyı en çok rahatsız eden şey budur işte: Ötekilere benzemek! Oysa bir sanatçı hiç kimseye benzemez, hatta bir başka sanatçıya bile... Bir başkasına benzemek, hem kendi dünyasına, hem de kurmak istediği dünyaya ihanettir. Niye uzun saçlarım olduğunu soranlara da bu yüzden aynı cevabı vermiştim; "çünkü hiç kimseye benzemek istemiyorum; sizlerden bir farkım olsun istiyorum" Çünkü çevrenizdeki sürüyle aynı görünüşe sahip olmak bile müthiş sıkıcı bir şey! Hatta yine bir gün belki de daha ileri gitmiş ve şöyke söylemiştim: "Benim ölümüm bile sıradışı olmalı"; herkes gibi ölmek duygusu bile bana ağır geliyor çünkü.



Fernando Pessoa

lilith -- 26.10.2008 - 12:25

benim de ilk kez duyduğum bir isim..

internetten araştırdığımda türkçe'ye çevrilen 6 kitabının olduğunu gördüm.

özellikle önerebileceğin bir kitabı var mı leyla?


Ötekilere benzemek

canu -- 26.10.2008 - 15:37

Kusura bakma sevgili kaplumbağa, "ötekiler " sözcüğünü rahatsız edici bulduğumu söylemek isterim. Bu sözcükle ne anlatılmak isteniyorsa daha açık belirtilmesini de rica ederim. Bu arada kimsenin çıkıpta işte siz ne düşünüyorsanız odur, yok düşüncenizin altı üstü vs. cümlelerini de- fazla klasik olacağından- sarf etmesine gerek yoktur. Sağolsunlar...
Sürüye benzememek, yalnız kendini sanatçı addedenlerin değil, iyi kötü birşeyler yapmaya çalışan, fark edilmeyi ve fark oluşturmaya çalışan her insanın arzusu olabilir. Bunda bir yanlışlık yoktur.Yanlışlık,( sevgili kaplumbağa'yı dışarda bırakarak) 'sanaçılık, bilim adamlığı, yöneticilik statüsü veya entellektüellik görüntüsünde ' her türlü kibir" tuzağına düşmektir.
Elbette bir sanatçının, yaratma aşamasında olağan dışına çıkması doğaldır ve öyle de olmalıdır. Bu durum "ben ve ötekiler" haline getirilirse ve açık açık beyan edilirse ne yazık ki ortaya konan eser bile bundan zarar görür. Bunun en güzel örneğini de TV ye çıkan bazı ünlülerin (sanatçılıkları bir anda gözümden düştüğü için kullanmadım) verdikleri beyanlarla ego tuzağında kendilerine ve icra ettikleri sanatlarına verdikleri zararda görebilirsiniz.Burada şunu da kabul ediyorum ki, bir sanatçının egosu şiş olabilir. Alkışlanmak, takdir görmek ,teşvik edilmek isteyebilir.Ama bunu yaparken bile sıradan insan olma lüksü olmamalıdır; çünkü sürüden ayrılma öncelikle bunu gerektirir.
Ben şunu da yürekten savunuyorum: "insanlara bahşedilen yetenekler; aynen çocuklarımız, ebeveynlerimiz gibi bizim -en azından bu bilinç düzeyinde -seçimlerimiz değildir. Bize emanet edilmiş ve nasıl kullanacağımız, nasıl paylaşacağımız, nasıl büyütüp genişleyeceğimiz ve başkalarını da genişleteceğimiz insanlık ölçeğinde test edilecektir. Yani, benim düşünceme göre özel insanların özel sorunları ve özel sorumlulukları da vardır.


Ben de çıkan en son kitabını okuyorum,

LEYLA -- 26.10.2008 - 16:36

öneririm:) :"Huzursuzluğun Kitabı". Sevgiler.


Ötekiler

Kaplumbağa -- 26.10.2008 - 19:05

Sevgili canu;

"ötekiler" sözcüğünden ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız, yukarıdaki sevgili Leyla'nın dördüncü yorumunu okumalısınız. Ayrıca Nietzsche'nin şu sözü de bu düşüncemi aydınlatacaktır: "Ben sürünün başı da olmak istemiyorum; çünkü o da sürüye aittir."

"Gerçek" sanatçıda tevazu olur, ama ego olmamalıdır, buna katılıyorum. Televizyona çıkan medyatik insanların ise kaçı sanatçıdır, bu daha başka bir şey ve ben onlarla iilgilenmiyorum. Ayrıca sanatçı olmak için bir eser vermek, ya da medyatik olmak da şart değildir. Sanatsal duyumları yüreğinde hisseden ve azıcık da olsa bir ışık olarak etrafını aydınlatabilen herkes sanatçıdır bana göre; ben bunlardan bahsediyorum.



HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜMÜZ VE SANAT

statik -- 26.10.2008 - 19:26

Son yıllarda yaşantımıza ve insan ilişkilerimize baktığımızda hoşgörüşüzlüğümüzü görüyoruz. Çoğumuzda bunun farkında değil gibi. Şöyle davrandım, böyle yaptım diye de anlatıyor yada kendi kendine mutluluk duyuyor. İnsanlığından verdiğinin, başkasınında kendisine öyle davranacağının hesabını yapamıyor. Şiir yazıyorsa kendinden başkasının şiir yazmasını istemiyor, beğenmiyor. “Sen bırak şir yazmayı” bile diyebiliyor. Size birisi demiş olsa ne yaparsınız? Tabi yırtıp atıyor. Bu sadece şiirde değil, sanatın öbür alanlarında da yaşanıyor.

Sanat insanın söyleyeceği sözüdür. Her yiğidin yoğurt yemesi gibi, her insanın kendine göre anlatmasıdır. “sanatçının eseri, anlatımı parmak izi gibidir, kimse kimseye benzemez.” sanatta amatörlük, profesyonellik diye bir şey olabilir mi? Profesyonel denen kişi yüreğiyle duygularını döküyor da amatör başka bir yerinden mi duygularını döküyor?
Sanatta amatörlük falan yoktur.
Ne var ki beğenmeme, hoşgörüsüzlük bizim sanat ağacımızı buduyor. Kendini beğenmişlerin yarattığı, sanatımızın gelişmesine, yaygınlaşmasına zarar veriyor.


Pessoa'dan anladığım

canu -- 26.10.2008 - 20:01

Sevgili Kaplumbağa; şimdi yapacağım yorumun sizinle hiç bir ilgisi yoktur. Yukarıda yazdıklarıma kendinize göre yanıt vermişsiniz.Teşekkür ederim , düşüncelerimi aynen koruyorum. Sürünün başı veya sonu olmak sizin tercihinizdir, saygı duyarız.
Pessoa, herkes gibi fotoğraf çektiriyor ve bir de ne görsün ; sıradan ve herkes gibi...Canlılık ya da adını koyamadığı şeyin belirtisini bulamadığı gibi ,görüntüsünü anlamsız ve değersiz buluyor.Kendini berbat hissediyor, herkesten farklı olmadığını düşünmesi ona olağanüstü ilham veriyor ve dikkat!! ...ortaya belki de hissettiklerine borçlu olacağı eseri koyuyor: "Huzursuzluğun Kitabı". Evet , merak ettim. Okumak isterim leyla, konuyu taşıdığın için teşekkürler.


canu demiş ki; "Burada

lilith -- 26.10.2008 - 20:52

canu demiş ki;

"Burada şunu da kabul ediyorum ki, bir sanatçının egosu şiş olabilir. Alkışlanmak, takdir görmek ,teşvik edilmek isteyebilir.Ama bunu yaparken bile sıradan insan olma lüksü olmamalıdır; çünkü sürüden ayrılma öncelikle bunu gerektirir."

lilith diyor ki;

sıradan insan olma lüksü olmamalıdır vurgusu ağır biraz sanki..
üzerlerinde onca göz varken, yaptıkları "sirk maymunları" gibi izlenirken; yaşamları hiç de kolay değil.
içlerinden biri arkadaşım olunca bu kadar yakınen ayırdına varmış oldum ben de..
tanınıyor olmanın yarattığı gerilime tanık oldum çoğu zaman..
"çok yorgunum, huzura ihtiyacım var" demişti bir gün..
telefonun çekmediği dağ kamplarını önerdim.
boş boş baktı yüzüme..
"atla arabana, boş bi sahile git, var nasılsa yakınlarda, avazın çıktığı kadar bağır denize" dedim bu sefer de..
bu fikir hoşuna gitti ve gülerek sahnesini oluşturup oynamaya başladı farkında bile olmadan..
"hemencecik de kurdun sahneyi, ama yok öyle yağma, ille de senaryo kuracaksan kendini canlandıracaksın bu sefer" deyiverdim. lilith bu, dilini tutamıyor işte..
hatta,
"seni omzuma yatırıp, aman da aman diye nazlayacağımı sanma.." demeyi de ihmal etmiyorum bu arada :))
"madem buradasın, bu ilginin de bedelini bir şekilde ödeyeceksin, kendine kaçmayı, kendin olabilmeyi de delirmeden öğrenirsen aferin sana::::)))"

ego meselesine gelince sevgili canu..
en az benim kadar egosu var :)))
hadi onun hayran kitlesi var, bana ne oluyor onu bi çözsem :)))


sevgili statik...

lilith -- 26.10.2008 - 21:00

saptamaların yerinde..
ben de zaman zaman aynı döngüyü gözlemliyorum.
amatörlük, profesyonellik v.s.
hoşgörüsüzlük olarak adlandırdığına ise ben çoğu zaman "üretim kabızlığından doğan, kıskançlık destekli çatlama durumları" diyorum :)))


süt liman bir deniz

Kaplumbağa -- 26.10.2008 - 21:03

Sevgili canu; o kitabı okuduğunuz zaman eminim düşündüğünüz gibi olmadığını göreceksiniz.

Ben kitabı okumadım, bilmiyorum da... Ama adından, verilen örnekten ve yaşadıklarımdan yola çıkarsak şuraya varıyorum: Sanatçı her zaman huzursuz biridir zaten; hep sancıldır. Ama o sancılardır yine de ortaya bir şey koymasına neden olan. Huzurlu ve sakin bir ruhtan hiç bir zaman hiç bir şey ortaya çıkmaz çünkü. Balığa çıkar mısınız bilmiyorum, ama balık en çok dalgalı havada olur; süt liman bir denizde asla balık yakalayamazsınız, ya da olsa bile iyi bir av olmaz bu.


Sanat olmasaydı insan

statik -- 27.10.2008 - 19:58

Sanat olmasaydı insan insanlaşabilir miydi? Asla! insan şiirleriyle, türküleriyle, oyunlarıyla, öyküleriyle insanlaştı. Karanlıklar sanatla aydınlandı, sanatla başladı algılama. Sanatla başladı beğeni...
Bu yüzden sanatçılar ne yaptıklarının bilincinde olmalı, insanlık onların omuzunda bir küfe olarak kalmaya devam edecektir, isteseler de istemeseler de.


Sanatçı küfe istemez...

nurcihan -- 27.10.2008 - 20:46

Neden sanatçının omuzlarına küfeler koydunuz anlamadım.Sanatçı böyle bir sorumluluk hissedebilir mi ya da hissetmeli mi?Bu sorumluluk neticesinde sanat yaparsa gerçekten ona "SANATÇI" denir mi?Sanatçı farklı olandır. Ve insanlığı bir yük gibi omuzlarına koyduğunuzda o sanatçı ne kadar özgün eserler verebilir?Ezilmez mi yükün altında?
Bir de sanatla başladı beğeni sözü dikkatimi cezbetti.Beğeni insan insan olalı vardır.Önce çevresindekilerini beğenmiş, onlara kendince güzel çirkin demiş sonra da kendi "GÜZEL"ini ortaya koymuştur.Ve eğer sanatçı kendi "GÜZEL" anlayışını dışa vuramazsa sanatçılığı nerde kalır.İnsanlar beğensin mantığıyla sanat yapmaya çalışanlar gün gelir yok olurlar.
(bence)


küfe sanal

statik -- 27.10.2008 - 20:56

merak etmeyin,
""Beğeni insan insan olalı vardır."" demişsin de..
şurayı okumamışsın "Sanat olmasaydı insan insanlaşabilir miydi?
insanlığın başlangıcı olarak sanatı milat ilan ettim. Yani; bu durumda beğenide sanatla başlamış olmaz mı? sizce.


Haklısın da

canu -- 27.10.2008 - 21:02

Konu , sanatçının omuzlarına yük yüklemek değil.Hele hele üretmesini engelleyecek özgürlüğü elinden almak hiç değil sevgili nurcihan. Ben, sanatçı özgür olsun, sıradan olmasın, sürünün dışına çıksın, başkasının göremediklerini görsün... hepsine tabi ki diyorum . Ama bu ,onun pervasızca elindeki yeteneğin kıymetini bilmemesi ve bunun kendisine bahşedilen bir lutuf olduğunu anlamaması anlamına gelmiyor. Gerçek bir sanatçı " şükran içinde " olmalıdır ve şükretmek elindekileri paylaşmak demektir.Kaldı ki gerçek bir sanatçı ,yapıtını ortaya koyana kadar insanlar beni beğensin diye ortaya çıkmaz ama yapıt ortaya konunca da kayıtsız kalamaz beğeni hadisesine değil mi? Ben , kitapları hiç satamamış bir yazarın ya da sahnede ki oyunu alkış almamış bir sanatçının mutluluktan uçacağını sanmıyorum.


El_cevap

nurcihan -- 27.10.2008 - 21:06

Size göre evet beğeni sanatla başlamıştır.

Beğeni dediğimiz sanattan önce de vardı yani insan sanat eseri oluşturmadan önce de kuşu,ağacı,gökyüzünü,bulutları beğenmiştir,onlara GÜZEL ya da ÇİRKİN demiştir.Ve bu beğeniyi ilk önce taklit atmiş,bir benzerini ortaya koymuş ve daha sonrasında taklitlerinden daha özgün eserler ortaya çıkarmayı başarmıştır.Bu da onun için sanat eseri olmuştur.


bana göre değil,

statik -- 27.10.2008 - 21:15

oluşuma göre böyle. Karanlıklar sanatla aydınlandı, sanatla başladı algılama. Sanatla başladı beğeni...
burdaki;
aydınlanan karanlıklar için; "ateş bulununca" aydınlandı demiyeceksiniz değil mi?


Sayın(!) Statik Sayın(!)

nurcihan -- 27.10.2008 - 21:37

Sözde soru cümlesine cevap verilmez.Sizin tarafınızdan sorununun cevabı verilmiş zaten.


Beğeni nasıl sanatla başlar?

xenix -- 27.10.2008 - 21:42

İnsanlar önce doğayı tanıyıp onu taklit etmeye başladı. Öyle başladı sanat. Önce ayı postunu bürünüp ayıyı taklit etti insan ateş etrafında. Acıktığında duvarlara bizon resmi yaptı. Doğadaki sesleri taklit etmeye çalıştı ağaçlara vurarak.

Peki aydınlanma ne zaman oldu? Rönesansta demeyin sakın :)

xenix


Sanat, toplumun ruhudur,

statik -- 27.10.2008 - 21:44

yaratıcı gücüdür, estetik bakışıdır. Yunus Emre, Nasrettin Hoca, Mimar Sinan bunları gerçekleştiren ilk akla gelen sanatçılarımızdır.
Dil, din, ırk, cinsiyet, sınıf ayrımı gözetmeden insanlar arasında ortak duygu ve düşüncelerin oluşmasına yardımcı olur.
Sanat, insanları birleştirici ve bütünleştirici işleviyle önemlidir.
Sizce bu küfe değil mi?


Pardon?

xenix -- 27.10.2008 - 21:46

Nasreddin Hoca ne sanatçısıdır?

xenix: Komedyen demeyin sakın.


Sanat, sanatçının bir organıdır.

Kaplumbağa -- 27.10.2008 - 21:52

Aslında hepiniz de doğru şeyler söylüyorsunuz arkadaşlar, ama farklı yönlerden yaklaşıyorsunuz.

Satatik'in "Sanat olmasaydı insan insanlaşabilir miydi?" sözünün çok keskin uçları var bu ilk anda rahatsız edebilir. Bunu şöyle söylesek nasıl olur: "İnsan ancak sanat yoluyla tekamül edebilir." Zaten ben her zaman bunu savunurum, sanattan yoksun bir insan eksik bir insandır. Sanatçı illa da bir eser vermek zorunda değildir ama, yani öyle bir yükümlülüğe de yoktur. Zaten belli bir birikim içerisindeyse sanatçı, bir süre sonra peteğine sığmaz ve damlamaya başlar.

Ve bir şey daha; bu bana ait bir söz arakadaşlar: Sanat yapılmaz; yaşanır. Resim yaparak yaşanır, yazı yazarak yaşanır, bir enstrüman çalarak yaşanır, ya da bir arya okunarak yaşanır. Çünkü o uğraşımız bir organımızdır artık.


Nasreddin Hoca

canu -- 27.10.2008 - 21:52

Aslında bir bilgedir ama komedi sanatçısı işlevi de görmüştür. Her sanatçı sahneye çıkmak zorunda değil de asıl konu sanatçının da sorumlulukları olduğu idi. Bence uzaklaşıyoruz gittikçe..


göle maya çalan

statik -- 27.10.2008 - 21:57

birisi;)


Nasuriddin Hâce(Nasrettin Hoca)

nurcihan -- 27.10.2008 - 22:03

Komedyen :)))Yani gülmece sanatçısı mı?Çok güldüm.Acaba kendisi bunu toplumsal bilinçle mi kazanmıştır?Ya da onun omuzlarına binen küfe nasıl bir küfeydi?Ona sanatçı dendiğini duysa ne derdi çok merak ettim.Zekice bir fıkramı yazardı acaba.Nasrettin Hoca'nın böyle bir kaygısı olacağını sanmıyorum.


işlevi görmüştür dedim

canu -- 27.10.2008 - 22:08

işlevi görmüştür dedim nurcihan. Neden bu kadar asabisin? Nasrettin Hocanın ne kaygısı olup olmadığıdan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Ben de bunu merak ettim. Kaldı ki onun sanatçı olmak gibi bir derdi elbette yoktu ama sorumluluğu olduğunu mutlaka biliyordu. Sadece varlığı ile bile önder olan tüm bilgeler gibi...


Sorumluluk duygusu

Kaplumbağa -- 27.10.2008 - 22:09

Sorumluluk duygusu sanatçıya sınırlar ve baskılar getirir ama. Oysa sınırlar ötesi yaşar sanatçı.

Bununla birlikte sanatın kendisi özgürlükten beslenir. Özgürlükten beslendiği için sanatçı da her zaman bir özgürlük savaşçısıdır bu bakımdan. Sorumluluk denecekse illa, özgürlüğün sınırlarını genişletmek yönünde olabilir ancak.


sevgili canu

statik -- 27.10.2008 - 22:14

""asıl konu sanatçının da sorumlulukları olduğu idi. Bence uzaklaşıyoruz gittikçe..""

katılıyorum sana, sanatçılar sorumluluktan kaçmaz aslında.
Nurcihanı'da Nasrettin hoca'yı anma şenliklerine beklerim, belki hoca hakkında bilmediklerini orda öğrenir.


Öyle Öyle

nurcihan -- 27.10.2008 - 22:21

Nasrettin Hoca fıkralarından onun bile haberi yoktur.Halk onun yaşantısından etkilendiği durumları zaman içinde ağızdan ağıza fıkralaştırmıştır.Yani anonimdir.Latifeleri daha sonra kitap haline getirilmiştir.Kendisi hikayeler de sadece bir kahramandır.Canu'cum ayrıca yazım da sadece xenix'in yazısına eklenti olarak yazılmıştı.Yani senin yazına karşılık değildi.Senin yazını okumamıştım daha yani.
(Çok fazla yazı sözcüğü oldu.)


Bir zamanlar

xenix -- 27.10.2008 - 22:21

Bir zamanlar televizyonlarda epeyce tartışılan bir konu vardı. "Sanatçı Duruşu" içerikli. Bizim "Sanatçı Sorumluluğu" da ona dönecek şimdi.

Ha birde devlet sanatçısı olamayanlar olanlara taş atıyordu. Gerçi onlarda torpille olmuştu ayrı konu.

xenix


Gelirim İnşallah

nurcihan -- 27.10.2008 - 22:28

Gelirim elbette neden gelmeyeyim güzel bir SANAT ETKİNLİĞİ olur.Haberini alayım yeter.Yalnız orda Hoca hakkında bilmediklerimizi nasıl öğrenicez onu da geldiğimizde öğreniriz artık değil mi?


'Pessoa hep bir başkasıdır'

LEYLA -- 10.01.2009 - 18:46

Dalgın ve ötesiz berisiz
Ve de tanımaksızın
Yüzüyorum ölü denizinde
Kendi varlığımın.

Suyu hissettiğimden
Hissediyorum sıkıntıyı...
Görüyorum seni, ey çalkantı,
Hayat-huzursuzluk...
Bana has yelkenler ki...
Çark etmiş dümeni...
İnsan sureti gibi soğuk
Yıldızlı bir gökyüzü.

Gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
Gemiyim ve denizim...
Hissediyorum ki ben değilim...
Yadsımak isterim onu.

Fernando Pessoa(Fragmanlar)
Türkçesi: Adnan Özer


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -