Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

KURAN VE MUCİZELERİ

delete

“O gökleri ve yeri yoktan var edendir...„
(En'am Suresi, 101)
Kuran'da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Bugün astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama", orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Büyük Patlama teorisi bugün evrenin varoluşu ve başlangıcı konusunda bütün bilim çevreleri tarafından ortak kabul gören yegane bilimsel açıklamadır.
Big Bang'den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında madde, enerji ve zaman yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran'da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.




EVRENİN GENİŞLEMESİ
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:
“Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.„
(Zariyat Suresi, 47)
Ayette geçen "gök" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Burada da bu anlamda kullanılmıştır. Yani Kuran'da, evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bildirilenle aynıdır.


Göklerin yaratılışı konusundan bahseden bir başka ayet ise şöyledir:
“O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer,
birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi
sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?„
(Enbiya Suresi, 30)

Yukarıda temsili Big Bang resmi görülmektedir. Allah'ın evreni yoktan var ettiğini bir kez daha ortaya koyan Big Bang, bilimsel delillerle ispatlanan bir teoridir. Bazı bilim adamları Big Bang'e alternatifler üretmeye çalışılmışlar, ancak elde edilen deliller Big Bang'in bilim dünyasında kesin bir kabul görmesiyle sonuçlanmıştır. Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil "ratk" halindeki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapça'da bu fiille ifade edilir.


çııÖÖçşKuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden bahsedilir:
“Dönüşlü olan göğe andolsun.„
(Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen kelime, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamına gelmektedir.




YARATILIŞTAKİ ÇİFTLER
“Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden
ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri
yaratan (Allah çok) yücedir.„
(Yasin Suresi, 36)
Erkeklik dişilik, "çift" kavramının bir karşılığı olmakla birlikte, ayette bahsedilen "bilmedikleri nice şeylerden" ifadesi daha geniş bir anlam içermektedir. Nitekim günümüzde ayetin işaret ettiği anlamlardan biri ile karşılaşmaktayız. Maddenin çiftler halinde yaratıldığını ortaya koyan İngiliz bilim adamı Paul Dirac, 1933 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazanmıştır. "Parité" adı verilen bu buluş, maddenin anti-madde denilen bir çifti olduğunu ortaya koymuştur. Anti-madde, maddenin tersi özellikler taşır. Örneğin maddenin tersine anti-maddenin elektronları artı, protonları da eksi yüklüdür. Bu gerçek bilimsel bir kaynakta şöyle ifade edilmektedir:
"...Her parçacığın zıt yükte bir antiparçacığı vardır. Kararsızlık ilişkisi bize bu çiftlerin varoluşu ve yokoluşunun her yerde ve her zaman aynı anda oluştuğunu göstermektedir."
Kuran'da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak uçlarına dikkat çekilir:

“Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden)
düzene koymaya güç yetirenleriz.„
(Kıyamet Suresi, 4)
Ayette parmak uçlarının vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü tüm insanların parmak izi, tamamen kendilerine özeldir. Şu an Dünya üzerinde yaşayan her insanın parmak izi birbirinden farklıdır. Dahası, tarih boyunca yaşamış insanlarınki de birbirinden farklıdır.
DAĞLARIN HAREKET ETMESİ
Bir ayette dağların göründükleri gibi sabit olmadıkları, sürekli hareket halinde bulundukları şöyle bildirilmektedir:
“Dağları görürsün de, donmuş sanırsın;
oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler...„
(Neml Suresi, 88)
Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yerkabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yerkabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak bu yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünya'nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.
Ancak jeologlar, Wegener'in haklı olduğunu onun ölümünden 50 yıl sonra yani 1980'li yıllarda anlayabildiler. Wegener'in, 1915 yılında yayınladığı bir makalede belirtmiş olduğu gibi yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu'nda bulunuyordu.
Yaklaşık 180 milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtadan birincisi Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan'ı kapsayan Gondwana idi. İkincisi ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Hindistan'sız Asya'dan oluşan Laurasia idi. Bu bölünmeyi izleyen yaklaşık 150 milyon yıl içindeki çeşitli zamanlarda Gondwana ve Laurasia daha küçük parçalara ayrıldılar.
İşte Pangaea'nın parçalanmasıyla ortaya çıkan bu kıtalar sürekli olarak kara ve deniz arasındaki dağılımı değiştirerek, yılda birkaç santimetrelik hızlarla Dünya yüzeyinde sürüklenmektedirler.
20. yüzyılın başlarında yapılan jeolojik araştırmalar sonucunda keşfedilen yerkabuğunun bu hareketi bilimsel kaynaklarda şöyle açıklanmaktadır:
Yerkabuğu ve üst mantodan oluşan 100 km. kalınlığındaki Dünya yüzeyi "tabaka" adı verilen parçalardan oluşmuştur. Dünya yüzeyini oluşturan altı büyük tabaka ve sayısız küçük tabaka vardır. "Tabaka tektoniği" adı verilen teoriye göre bu tabakalar kıtaları ve okyanus tabanını da beraberinde taşıyarak Dünya üzerinde hareket ederler... Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm. civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir.6
Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Allah dağların hareketini ayette "sürüklenme" olarak bildirmiştir. Nitekim bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de "Continental Drift" yani "Kıtasal Sürüklenme"dir.
Bilimin çok yeni keşfettiği bu bilimsel gerçeğin, Kuran'da bildirilmiş olması kuşkusuz Kuran'ın mucizelerinden biridir.

İNSANIN DOĞUMU
Kuran'da insanlar imana çağırılırken oldukça farklı konulardan bahsedilir. Allah, kimi zaman gökleri, kimi zaman yeryüzünü, bazen hayvanları ve bitkileri insana delil gösterir. Yine birçok ayette insanın bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl yeryüzüne geldiği, hangi aşamalardan geçtiği ve temel maddesinin ne olduğu sık sık hatırlatılır. Örneğin bir ayette şöyle denir:
“Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?„


DENİZLERDEKİ KARANLIK VE İÇ DALGALAR
“Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı
üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.„
(Nur Suresi, 40)
Derin denizlerdeki genel ortam "Oceans" adlı kitapta şu şekilde tanımlanmaktadır:
Bugün biliyoruz ki, derin denizlerdeki ve okyanuslardaki karanlık, yaklaşık olarak 200 m. ve daha derin yerlerde olur. Bu derinlikte, hemen hemen hiç ışık yoktur. 1000 m.'nin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir.
Günümüzde bir denizin genel coğrafi yapısı, içinde yaşayan canlıların özellikleri, tuzluluk oranı gibi bilgilerin yanısıra içerdiği su miktarı, yüzölçümü ve derinliği gibi bilgileri de edinmek mümkündür. Günümüz teknolojisi kullanılarak üretilmiş olan denizaltı gibi araçlar ve çeşitli özel aletler bu bilgilere ulaşmakta kullanılan en önemli aracıdırlar.
ZAMANIN GÖRECELİĞİ
Zamanın göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama büyük bilim adamı Albert Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık olarak ispatladı. Zamanın, kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu ortaya koydu. İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça dile getirmemişti.
Tek bir istisnayla; Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler veriliyordu! Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:
“Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.„
(Hac Suresi, 47)
(Hac Suresi, 47)
“Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin
saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.„
(Secde Suresi, 5)
“Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan
bir günde çıkabilmektedir.„
(Mearic Suresi, 4)

(Vakıa Suresi, 57-59)
DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI

Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran'ın Rahman Suresi'nde şöyle bildirilir:
“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.„
(Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller.11
Cebelitarık Boğazı'nın uydudan çekilmiş fotoğrafı

SON SÖZ

1400 senedir insanlara ders veren vede verdiği ders ile toplumun ahlakı müvazenelerini sağlayan cehaletin en grup ettiği dönemde taa asırlar önce bilime ışık tutan kainattaki harikaları fizik, cografya,astronomi,kimya, ile anlatan her asırda bozulmadan her asrın fehmine anlayış ve idrakine göre kainatta muallimlik yapan acıklayan bir vucud üstünde bir deri gibi zaman değiştikce manalar ile her asrı aydınlatan mucizeleri ile taa 1400 sene öncesinden bu günün insanlarının buldugu kainattaki sırları acıga cıkaran bu hakikatları ne ile sustura bilirsiniz. Nasıl olurda allah kelamı degil de beşer insan kelamı diye bilirsiniz. Halbuki anlaşılıyor ki beşerin yaptıgı herşey zamanla tükenmeye bitmeye değişmeye mahkum oluyor her asırda asrın getirdiklerdikleri ölcüsünde sönmeye başlıyor. Ama asırlardır tıpkı bir vucud içinde ten gibi o vucudun şeklini alması halsiyetinde kainatta her asırda kainatın içinde mucizeli bir ten gibi sadeligini koruyan, bozulmayan ve ilmin olmadıgı ahlakın bittigi çaliyenin hat safada oldugu bir anda ilimi en geniş manada ders veren ve dahada manaları cözüldükce vermeyede devam eden insanları ahlaksızlıktan kurtan en küçükten en avamdan en büyükten en alime kendi idrakine göre anlatan Bu manaları görmemek kör olmak ile iştigal etmez mi ? Yada bir kaç tane acıklayamadıgımız şeylerden dolayı bu kadar hakikata göz kapamak binler kapılı bir sarayda binlerce acık kapı varken ispat varken hikmetini anlayamadıgımız bir şeyden dolayı şüpeye düşmek vede bir şeyi bütün bütün terk etmek Tek kilitli olan kapıyı zorlamak cehalet olmaz mı? Soruyorum... "Madem hakikat budur, biz de bütün kuvvetimizle deriz: Ey dinini dünyaya satan ve küfr-ü mutlaka düşen bedbahtlar"
Ya bu manaları hakikatları susturmak yada bu hakikatlar karşısında susmak gerek. Yoksa cahilane bir hırs ve adavet ve öfke ile kurana saldırmak sadece hakikata karşı gözünü yummak olur yalnız cehalet ve echeliyet ve inkâr ve isbat olunmayan menfî mes'elelerde inad ve göz kapamak suretiyle karşılarına çıkabilirler. -Gözünü kapayan, yalnız kendine gündüzü gece yapar
.
Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir
Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. (30/52) manasına nail olmazmısınız vede tüm kainatın içindeki her bir hadise kurana baktıgı halde tüm kainatı abeslikle hiçlikle ittiham ederek kendi kendine olmuştur diyerek.Tüm kainatın degerini binden bire indirerek tüm kainatın hukukuna tacizde bulunmazmısınız cünkü eser sahibi ile deger kazandıgını biliyorsunuz tüm kainatı en büyük olan allahın memurlugundan kesmekle degerini azaltıyor vede kurandaki kendi dünyada iken yaptıgımız hatalar ile
Sen de onu acı bir azap ile müjdele ayetinin içindeki sırra masar olmazmı insan?





Gene harun yahya menşeli

oik0s -- 24.09.2008 - 15:04

Gene harun yahya menşeli bir yazı... Aklın ötesinde, bilimin tam dışında (güya içinde)

Ayrıca o kadar basit ki anlatamam, hele denizlerin karışması olayı; Asırlardan beri fenikeli ve yahudi denizcilerin defalarca o bölgeye gitmiş olmasını tahmin edememek tarihe ihanet... (Kartaca bir yahudi kolonisiydi)

Lütfen bana anlatırmısınız mavininhüznü, Helsinki'de bir müslüman nasıl iftar açar? Güneş altı ay hiç batmıyor da...Daha da kötüsü diğer altı ay hiç yok....


Gündüzleri 24 saatten daha

mavininhuznuu -- 24.09.2008 - 16:37

"Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer)
Bilindiği üzere, dünyada, bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmamaktadır. Sözgelimi, kutuplara yakın bölgelerde günlerce, hatta aylarca güneş doğmayabilir veya batmayabilir. Bununla beraber, bir gün 24 saattir ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır. Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak/oraya en yakın bölgenin vakitlerine göre namazlar kılınır. Deccal hadisi olarak bilinen hadiste Hz. Peygamber, “Deccal yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise normal günleriniz gibi olacaktır.” deyince Sahabiler, uzun günlerde bir günlük namazın yeterli olup olmadığını sormuşlar, bunun üzerine Hz. Peygamber “Hayır bir günlük namaz yeterli değildir; namaz vakitlerini takdir edersiniz.” buyurmuştur (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu hadis, vakitlerin oluşmamasının namazı düşürmeyeceğini ve vakit oluşmayan bölge ve zamanlarda vakitlerin takdir edilerek namazın kılınması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, hangi ülkede normal vakit ölçüleri işlemiyor, gece-gündüzlerinde a-normal farklar içeriyorsa, özellikle İslam'ın emrettiği namaz, oruç gibi ibadetlerin, hatta zekâtın yıllanması ve hac aylarının tespitine imkân vermiyorsa, o ülke a-normal bir ülke kabul edilir. Böyle bir ülkede yaşayanlar, ibadetlerle ilgili takvimlerini kendilerine en yakın, normal zaman formuna sahip ülkenin saatine göre ayarlarlar.

Oruç da namaz gibi, en yakın ve normal gündüz ve gecesi ülkenin saatine göre tutulur. Zekâtın yıllanmasıyla ilgili hesaplanması da buna göre ayarlanabilir. Yalnız hac ibadeti, -diğer normal takvimli Ülkeler için de söz konusu olduğu gibi-Suudi Arabistan ülkesinin belirlemesine göre yapılır. Çünkü Arafat günü yalnız bir gündür ve hac ibadetin en temel şartı da Arafattaki vakfedir. (krş. ibn Abidin, I/375; M. Hamidullah, İslam'a diriş, s. 65; Celal Yıldırım, İslam Fıkhı, I/184-189)."


sonsöz

Şimdi kuranı kerim indirildigi dönem şartları içindede bakmak gerek indigi dönemi baz alarak ayetler her zamana göre yorumlanıyor vede onun kullanış biçimi ayetlerde oldugu gibi sünette dahi buluna biliyor ayetlerin işaratı ile "MÂİDE :44 : KÂFİR KİMDİR ? ( ALLAH AÇIKLIYOR ) " KİM ALLAH'IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEZSE İŞTE KAFİR ONLARDIR ! "
- AHZÂB : 36 : BİZE DÜŞEN " ALLAH VE RESULU , BİR İŞTE HÜKÜM VERDİĞİ ZAMAN ARTIK İNANAN BİR ERKEK VE KADININ , O İŞİ KENDİ İSTEKLERİNE GÖRE SEÇME HAKKI YOKTUR . "“şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir

vede kuranda derki işlerinizde hz muhammed s.a.v hakem tahin eyledik Şimdi kuranda bulamadıgımız şeyleri kuranın en büyük muallimi olan hz muhammed s.a.v müracat etmek eger tam manası ile yorumlayamazsak "Eğer siz bilmiyorsanız, zikir ehlinden sorun." (Nahl;43) geregi vede "benden sonra ümmete iki şey bırakıyorum biri ehlibeytim biri ise kurandır" manasına bakarak vede kuranın hz muhammed s.a.v dediklerini hak olduguna inanarak yorumlanan şeyin hak oldugu vede öle olduguna inanarak anlaşılır kuran her asırda ya bizzat yada onun muallimi olan resurullah yada sünnet alimleri ile ders verip zihinlerdeki bulaklıgını giderir

dipnot İşi saptıran dini alet edenler konumuz haricidir zaten bişeyde mana aranır cebreze yapılmaz


Kuran ve hitabet

mavininhuznuu -- 24.09.2008 - 16:56

Nasıl ki arapların şair ve edebiyatı en genişledigi dönemlerde Altınla yazılan ve Kabe’nin duvarlarına asılan meşhur ediplerin şiirleri, Kur’an ’ın belagatı karşısında sönük kaldı. .Büyük arap şairinin Muallaka’sı Kabe duvarında asılı dururken nazil olan ayeti duyan kızı; ayetin belagatı karşısında, babasının yazdığının kıymetinin kalmadığını söyleyerek, eseri Kabe duvarından indirmiştir. Kurana karşı bir muharebe yapılamaması bir eyetin bile benzerini getirmek yada onun gibi bir şey yazmak varken bir kişi hariç kimse yapamaması gösteriyor ki kuran harukuladedir mucizedir. O ayetin benzerini getirdim diyen getiren kişiylede onun taraftarları bile alay gecmesi onun bir dengi olmadıgını gösteriyor. Ama kuran cok büyük meseleleri temsil yolu vede mucizeli bir tarzda anlatır. Vede herkese ders verdiği için herkesi kapsayacak herkes hisse alacak tarzda yazar .... Hz. Musa (as)'ın, Tur-i Sina'da işittiği Kelâmullah tarzında olsa idi, ... zaten kimse hisse alamaz vede örnek olamaz dı kuran herkese en büyükten en küçüge örnek olması en cahilden en alime kadar ders vermesi hussiyeti ile yazılışı dahi herkesin anlayacagı tarzdadır. Ama cok önemlidir ki şöle bişey var nasıl ki süleymaniye gibi bir camiye girsek benim gibi bir biçare vede büyük bir mimar elbette ikimizin aldıgı tat farklı olur cünkü birisi en dakik ölcülere göre bakar dizaynına hayran kalır benim bakış acım ise daha zayıf olur kurana bakan içinde böledir herkese aynı yeri okur ama herkes aynı oranda almaz tat kendi hissiyatlarının genişligi vede bakış ölcüsüne göre ders alır eger bişeyi basit göruyorsak bu kurandan degil anlayamazdımız idrak edemedimiz fehmimizden dolayıdır


güzel,

statik -- 24.09.2008 - 17:29

“Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin
saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.„
(Secde Suresi, 5)


Devamını bekliyoruz..
Birde asma, kesme ile ilgili bilimsel yakıştırmalar bulur ve yayınlarsanız çok memnun olacağım.


Sevgili mavinin huznuu

xenix -- 24.09.2008 - 17:39

Buradaki insanların inançlarına, delil arayacağını sanmıyorum. Hepsi delillere ve mucizelere ihtiyaç duymadan inanırlar.

xenix


İşte budur

canu -- 24.09.2008 - 17:58

Bakın, sevgili xenix, bazan 'Ali topu tut ' demenize gerek kalmadan yazdıklarınız analşılıyor. Tutarlılık ve geçerlilik kıstaslarıma göre çok yerinde ve sade olduğu için çok güzel bir ifade ;).


Saat ne zaman bulundu? Ne

oik0s -- 24.09.2008 - 18:30

Saat ne zaman bulundu?

Ne zaman gün 24 parçaya bölündü.

Ms 600 lerde saat mi vardı?

Evet vardı güneş saati ... Ama GÜNEŞ...Nasıl çalıştığına internetten bir bakın...

Böyle uydurma bir cevap duymadım...Yakın bölgelerden hangi telefonla haber alıp iftar açacaklar o tarihlerde ... Hehehe


telefon yoktu ama,

statik -- 24.09.2008 - 18:36

posta güvercinleri vardı unutmayın:)


cevap

mavininhuznuu -- 24.09.2008 - 18:55

Acaba kutuplara vede heisinkiye ne zaman müslümanlık gitti bunu iyi bilmek gerek. Ama sırf sormak için sordugun için bende sana bir cevap veriyim millattan önce zamanı hesaplıya bilen vede ona göre tahminler buluna biliyor bunu biliyorsun oikos o zamanda telefona göre degil o zaman ki en yakın yerdeki yerin kordinatlarına göre hesaplana bilir vede ona göre oruc tutulur. O zamanın zaman kavramına görede ona tabi olunur


cebreze

mavininhuznuu -- 24.09.2008 - 19:36

oikos hayatını cebreze yaparak binlerce hakikat varken aklını bir noktaya iterek bildiklerim dogrudur başkası dogru degildir diyerek zaten bişe anlaman mümkün olmaz kuranın mucizeleri kuranın muhataplarına göredir ve onların manalarını iktiza eder eger bişey soracaksan sormak için degil ögrenmek için sor ne zaman namaza başlar oruc tutarsan elbette bir yol bulunur Ama senin sordugun soru bir cahilin daha önce bana sordugu gibi acaba marsta nasıl namaz kılınr gibi bir soru ilk başta marsa cık ondan sonra onada bir hüküm olur demiştim sende kutuplra keşfe gidip namaz kılmaya başlar hidayate gelirsen oralarda da elbette islamda sana bir kolaylık bulunur Bir insanın sorusu kültürünü belirler


telefon yok ama en yakın

denge -- 26.09.2008 - 18:51

telefon yok ama en yakın yerdeki yerin koordinatları hesaplanabiliyordu öylemi. :)
diyelimki sen şu an istanbuldasın. istanbula en yakın yer olan izmitin koordinatlarını verebilirmisin bi zahmet.


denge CEVAPTIR

mavininhuznuu -- 26.09.2008 - 21:02

Denge kardeşim en başta sorudugun soru için teşekkür ederim.Ama benim anlatmak istedigim şu zamanda en yakın yerin saatlerine göre dedim ama peygamber efendimiz s.a.v zamanında gecesi ve gündüzü 24 saat olmayan bir yer de müslüman olmadıgı için böle bişey için hüküm sölememiş s.a.v Ama ben şunu ima ettim o zaman saat vede bir ulaşım yoksa nasıl biliniyor ki matamatik geometri vede analatik o zamanda dünya üzerinde vardı en yakın yerin namaz saatlerini kıyaslıyarak yıllık hesaplamalara göre kılına bilir demek istedim eger öle bişey olsaydı ama öle bir soru ki şu aklıma geliyor milattan önce acaba elektirik süpürgesi nasıl calışıyordu gibi bişey soruyor olmayan keşf edilmeyen müslümanlık yayılmayan bir yer üzerine acaba nasıl müslümanlar namaz kılardı sorusu Kuran elbette hiç bişeyi akim bırakmıyor cevap veriyor ya bizzat kendisi veriyor yada bir cok yerde işaret ettigi gibi peygamber efendimize hakikatlarını göstererek veriyor.


bu yazdıklarınızdan

denge -- 26.09.2008 - 21:32

bu yazdıklarınızdan çıkardığım sonuç: hüküm gitmeyen yerlerdeki insanlar sorumlu değillerdir. doğrumudur?


denge

mavininhuznuu -- 26.09.2008 - 21:38

Elbette kardeşim islam ilmihalcileri alimleri vede s.a.v sözleri zaten ispat ediyor ki bir yerde müslümanlık mesela hiç duyulmamış bir yer ise elbette duymadıgı şeyden dolayı sorumlu olmaz islamiyette bilmemek sorumlulugu kaldırır müslüman sadece bildigi ile sorumludur isterseniz alimlerin vede sahabi ve peygamberimizin görüşlerini size yarına kadar hazırlaya bilirim vede özel bir adresinize ata bilirim bu konuda ki


Aklıma eskimo ve rahip geldi

sonsuz -- 26.09.2008 - 21:42

eskimo rahibe sormuş,
"Ben tanrıyı ve isayı bilmeseydim ve iyi bir insan olarak yaşasaydım cennete gidermiydim" demiş.
rahipte, "Evet giderdin" demiş,
Bunun üstüne eskimo " O zaman neden anlattın bana bütün bunları" demiş.





o kadar bilgi yollamanıza

denge -- 26.09.2008 - 21:56

o kadar bilgi yollamanıza gerek yok sn. mavininhüznü. hüküm gitmeyen insanlar sorumlu değildir manasında; kuran da ayet(ler) varsa, onu bildirirseniz sevinirim.

sn. sonsuz :))
fıkra güzelmiş ve de manidar.


Mucizeciliğin sonu

orcagada -- 02.10.2008 - 19:08

Mucizeciliğin sonu sahtekarlık oluyor.
Bunu birçok mucize uydurmasında görebiliyoruz.
En meşhuru da Zariyat-47 tabi yani evrenin genişlediğinin Kur'an'da yazılı olduğu iddiası. Bunun doğru olmadığı ortaya konulsa da, etkileyici cazibesi nedeniyle bu sahtekar tahrifatta diretiliyor.

Bir başka mucize uydurması da "demir'in indirilmesi".
Bu konu bilimsel olarak ne kadar izah edilirse edilsin, vazgeçilmez.

Ben bu mucize uydurmasını daha anlayacakları dilden çürütecek bir kanıt vereyim.

Kur'an'ı put gibi ele alanların iddiaları da ancak Kur'an'la çürütülebilir. Çünkü bu anlayışta olanlar, konu bilim ve kur'an olduğunda Kur'an'ı tanırlar, bilimi değil.

Hadid 25. Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me'ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be'sun şediydun ve menafi'u linnasi ve liya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun 'aziyzun.

"Enzelna" nın indirmek olduğu, "verdik" ya da "yarattık" değil de "indirdik" ibaresinin mucize olduğu, çünkü demirin dünya dışı bir oluşum olduğu iddia edilir.

Aşağıdaki ayette de enzelna yani "indirdik" der.

Araf 26. Ya benı ademe kad enzelna aleyküm libasey yüvarı sev'atiküm ve rışev ve libasüt takva zalike hayr zalike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun

Ama burada indirilen giysidir.

“Ey Âdem'in evlatları! Bakın size edep yerlerinizi örteceğiniz giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik.Fakat unutmayın ki en güzel elbise, takvâ elbisesidir.İşte bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Olur ki insanlar düşünür de ders alırlar”.

Bu da giysi mucizesi herhalde!
Ayetin sonunda "ders alırlar" diyorsa da bunlar ders almaz, sıkılmadan hala mucize diye tutturup giderler..

*****
- Diyanet çevirisi "Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter." olan Zariyat 75/47 ayetinin çarpıtılmış "Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz" şeklindeki çevirisinden yola çıkarak, bu ayetin ancak 20. yüzyılda anlaşılmış olan evrenin genişlemesine işaret ettiği,

- Neml 27/88-"Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler" ayetinin 20. yüzyılda ortaya atılan levha tektoniği kuramına gönderme yaptığı,

- Secde 32/5-"Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir", Meariç 70/4-"Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir" ayetlerinde zamanın göreliliğinin kastedildiği,

- Furkan 25/53-"53. O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır" ayetinin, yüzey gerilimine, yoğunlukları farklı sıvılara ve benzeri bilimsel konulara işaret ettiği,

- Enbiya 21/33-"O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler" ayetindeki yörünge olarak çevrilmiş(Yer merkezli Ptolemaios astronomisine uygun olarak, İslam astronomları tarafından gezegenlerin üzerine iliştirildiği küreler anlamında kullanılan) felek sözcüğü ile, Güneş'in Samanyolu çevrendeki yörüngesinin anlatıldığı,

- Naziat 79/30-"Ardından yeri düzenleyip döşedi" ayetinin Arapçasındaki "dehaha" sözcüğünün, deve kuşu yumurtası anlamına geldiği, bununla da Dünya'nın geoid şeklinin kastedildiği,

- Yasin 36/36-"Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir" ayetinde, ve benzeri ayetlerde, o zamanlar bilinmediği öne sürülen bitkilerin cinsiyeti ve hatta, temel parçacıkların karşıt parçacıklarının kastedildiği,

- Rad 13/41-"41. Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi?" ayetindeki "etrafından eksiltmek" tabirini (bazan da "uçlarından eksiltmek" şeklinde tahrif ederek), bunun yeryüzünün kutuplarından basık olan şeklini anlattığı,

- Vakıa 56/75-76-"Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-" ayetlerindeki "yıldızların yerleri" ifadesinin, varlıkları ancak 20. yüzyılda anlaşılan kara delikler anlamına geldiği,

- Kıyame suresi 75/4-"Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter" ayetinde, her insanda farklı olduğu ancak yakın zamanlarda anlaşılan parmak izlerine gönderme yapıldığı..

ve daha bir çok hayal gücünü ve mantığı zorlayan benzetmeler, yorumlamalar..

Aslında yukarıda sayılan örneklerin anlamsızlığı, önyargısız olarak bakıldığında kendiliğinden apaçık anlaşılıyor. Bunların hepsinde ya çarpıtma yapılıyor, ya konu zaten Kuran'ın yazıldığı çağdaki bilgileri kapsıyor, ya asıl anlatılmak istenen gözardı edilip zorlama ile başka anlamlar çıkarılıyor ya da zaten söylenen şey ve çıkarılan anlam doğru değil.

Öte yandan, inançlarına dayanak aramak isteyen çoğu müslüman, çoğunlukla batı bilimi ve teknolojisi karşısındaki özellikle son bin yıllık müslüman ezilmişliğinin bilinçaltı aşağılık duygusunun da etkisiyle bu savlara içtenlikle inanıyor ve yorumdaki çarpıklıkları, mantık zorlamalarını görmüyor, görmek istemiyor. Müslümanların çoğu için, bu ayetlerin gerçekte kastedilen ve günümüze varıncaya kadar da müslümanlarca öyle anlaşılmış olan anlamları hiç önemli değil; bu ayetlerin bir türlü bu şekilde yorumlanmasının mümkün olması yeterli. Olağan olarak yorumlanabilecek olanın olağanüstü olarak yorumlanmaması gerektiği ilkesinin ters yüz edilmesinden herhangi bir rahatsızlık duymadıkları, olağanüstü savların da olağanüstü kanıtları olması gerektiğini gözardı ettikleri ortada.

Oysa bir metindeki anlam, onu yazanın ne kastettiğinden bağımsız ve farklı olamaz. Bir metinden, yazarının kastı olandan farklı bir anlam çıkarıldığı zaman, olsa olsa yazar yanlış anlaşılmış olur. Yorum yazarın kastını aşarsa da söz konusu olan, tahrif ve çarpıtmadır. "Dillerini eğip bükerek tahrif etme, anlamlarından uzaklaştırma, kelimeleri yerlerinden kaydırma" (3/78, 4/46) diye tarif edilen de bundan farklı mıdır?

Dolayısıyla, bu tür mucizevi yorumlara karşı şu iki soru sorulmalıdır:

1. İddia edilen anlamlar günümüz bilimine ait bilgiler bilinmeden bu ayetlerden çıkarılabilir mi?
2. Kuran'ı yazan (ister Allah olsun, ister Muhammed) gerçekte, bu ayetlerde yukarıdaki gibi yorumlanan anlamları kastetmiş olabilir mi?

Birinci sorunun kesin yanıtı, "hayır"dır. Evrenin genişlediği bilinmeden, Zariyat 75/47 ayetinden böyle bir anlam çıkarılamaz, kıtaların hareket ettiği bilinmeden Neml 27/88 bu şekilde anlaşılamaz, zamanın göreliliğinden haberdar olmadan Secde 32/5 ve Meariç 70/4 bu şekilde yorumlanamaz. İslam alimlerinden, kelamcılardan, tefsircilerden tek birisi bile, yüzlerce yıldır bu ayetleri bugün mucize iddiacılarının öne sürdüğü şekilde yorumlamamış, bilimsel kuramlar ortaya atılıp bu bilgiler yaygınlaşmadan bu anlamlar ortaya çıkmamıştır. Örnek olarak, dünyanın altı günde yaratılması, açık ve seçik olarak belli bir anlama gelir. Bu türden ayetleri bilen ve duyan herkes, "altı gün" tabirini "altı gün" olarak yorumlar ve anlar, buna da bu şekilde inanır. Çok çok, bu ifade, 70/4'teki 50,000 yıl ile birlikte yorumlanıp, her biri 50,000 yıla denk gelen olan toplam 300,000 yıl olarak anlaşılacaktır. "Altı gün" ifadesini "altı devir" olarak yorumlamak, ancak modern kozmoloji biliminin bulgularından haberdar olan ve bu bulguların doğruluğuna kannat getirmiş birisi için olanaklıdır. Bunu bilmeyen, hiç duymamış birisi için, apaçık bu ayetlere "gün" anlamından farklı bir "devir" anlamı yüklemek, ayetin ifadesinden kuşkulanmak anlamına gelir; hatta böyle bir olasılık hiç akla bile gelmeyecektir. Eğer günümüz kozmoloji bilimi gerçekten Dünya'nın -veya Evren'in- altı günde, ya da 70/4'e uygun olarak 300,000 yılda oluştuğunu ortaya çıkarmış olsaydı, bu apaçık anlamdan yola çıkılarak, Kuran'ın bu bilgiyi önceden verdiği, müslümanların da zaten yüzlerce yıldır buna inandığı öne sürülebilecekti. Ancak yapılan tam tersidir, müslümanlar yüzlerce yıldır yanlış olarak Dünya'nın yaratılmasının altı gün sürdüğüne, altıncı gün yaratılmanın bitip, Dünya'nın son halini aldığına ve insanın da son günde yaratılarak, kıyamete değin sürecek olan bugünkü aşamanın başladığına inanmışlardır. Aynı şekilde, günümüze varıncaya kadar, Kuran'dan yola çıkarak evrenin genişlediğine, galaksilerin birbirinden uzaklaştığına inanan, galaksi diye bir şeyin varlığından haberdar olan tek bir müslüman bile yoktur.

İkinci soruya gelince, bu soru yanıtlanırken, Kuran'ın kendi iddiasına göre, "apaçık" bir kitap olduğu, zaman ve yer söz konusu olmaksızın, aklı başında ve reşit insanlara hitap ettiği ve Peygamberden sonra, kitabı yorumlamak için alim, ruhban, vs gerekmediği mutlaka gözönünde bulundurulmalıdır. Gerçi Kuran'a göre bazı ayetler müteşabihtir. Ancak, onların anlamının -alimler, kelamcılar, müfessirler değil- sadece Allah tarafından bilinebileceği de Al-i İmran 3/7 ayetinde belirtilmektedir. Dolayısıyla, bu ayet öne sürülerek, Kuran ayetlerinde ilk bildirildiği zaman bilinmeyip, sonradan bilimin gelişmesiyle anlaşılabilecek anlamların olduğu savunulamaz. Üstelik ayette, "Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler" denerek, adeta bu türden arayış ve çarpıtmalara karşı inananlar uyarılmaktadır. "İlimde derinleşmiş olanlar"a düşen, ayetleri önce açık anlamıyla yorumlamak, açık anlamıyla anlam veremediklerine ise "olmadık yorumlar" yapmak değil, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" demektir.. "Bu inceliği" de "ancak akıl sahipleri düşünüp anlar". Kuran'ın emri budur. Bunun dışında davranmak, Kuran'ın bakış açısına göre "kalbinde eğrilik olmak", "fitne çıkarmak", bizim bakış açımıza göre ise en hafif tabirle tutarsızlık içinde olmaktır. Kasten yapıldığında ise, düzenbazlık, sahtekarlık, şarlatanlıktır.

Üstelik bilim, yanılabilir bir insan etkinliğidir. Bilimin bulguları, sonuçları mutlak değil, zamanla değişen ve gelişen niteliktedir. Oysa din alanına ait bilgiler değişmez. Bilimdeki değişme ve gelişme doğaldır, özüne uygundur. Dindeki değişme ise, dinin doğasıu gereği ancak yozlaşma ve tahrif olma sözcükleri ile birlikte ifade edilebilir. Kuşaklar geçtikçe, bilime ait bilgiler birikir ve onlara yenileri eklenir. Oysa yeni peygamberler gelmedikçe, dine ait bilgilere yenileri eklenmez, eklenemez.

Dolayısıyla, Kuran yazarının "apaçık" olan, içinde müteşabih olan ayetler bulunsa da, onların anlamını sonsuza kadar ancak Allah'ın bilebileceği bir kitaba, anlamı ancak belirli koşullarda ve ilk açıklanmasından yüzlerce yıl sonra bilinebilecek ifadeler gizlemesini öne sürmenin bir dayanağı olmadığı gibi, böyle bir sav Kuran'ın genel anlamına aykırı olur.

Şu üçüncü soru mutlaka sorulmalıdır:

3. Muhammed bu ayetlerin bugün yapılan yorumunu yapmış mıydı? Evrenin genişlediğini, zamanın göreliliğini, Dünya'nın şeklini, Güneş'in Samanyolu çevresindeki yörüngesini, karadelikleri, temel parçacıkları.. biliyor muydu?

Bu soruya olumlu bir yanıt verilmesi mümkün değildir. Muhammed'in zamanındaki biliminde olmayan bugünkü bilimin herhangi bir verisini bildiğine ilişkin en ufak bir kanıt yoktur. Evrenin genişlediğini bilmek, kütleçekim kuramını, Doppler efektini, kırmızıya kaymayı, galaksilerin varlığını, görelilik kuramını bilmeyi de içerir. Bundan önce de, fiziğin diğer bilgileri bilinmelidir. Muhammed'in hadislerinde bundan eser yoktur. Bu bir eksiklik de değildir. Muhammed bir din adamıdır, bilim adamı değil. Sistematik olarak bilimi bilmesi gerekmez. Hadislere inanmayan bir müslüman da, hadislerdeki bu eksiklikten dolayı Muhammed'in yukarıdaki yorumlar için gerekli bilgilere sahip olduğunu tutarlı olarak öne süremez. Bunların kırıntısı dahi yoktur çünkü Muhammed'ten kalanlarda. İslam dünyası, ancak Muhammed'ten iki yüz yıl kadar sonra, İslam devletinin Bizans ve Pers imparatorluklarının yerini alarak onların elindeki kaynaklara ulaşması ile bilimle tanışabilmiştir.

Öte yandan, dini açıdan Muhammed'te bir eksiklik olduğu İslami çerçeve içinde öne sürülemez. Muhammed, İslam'a göre, dini bilgileri mümkün olan en yakın kaynaktan vahiy olarak alan kişidir. Dini olarak onun bilmeyip başka birinin bildiği, bilebileceği bir bilgi olduğu öne sürülemez. Kuran ve Kuran ayetlerinin anlamı ise, dini bilgi denen şeyin ta kendisidir. Dolayısıyla, Kuran'da Muhammed'in bilmeyip ancak bin dört yüz yıl sonraki müfessirlerin bulacağı anlamlar olduğunu öne sürmek, Muhammed'e dini açıdan cehalet, bu müfessirlere de Muhammed'ten öte bir paye biçmektir.

"Evrenin genişlediğini Muhammed bilmiyordu ama ben biliyorum" demek, din ve bilime ait alan birbirinden ayrıldığı takdirde, bazı müslümanlar için kolay olmasa da kabul edilebilirdir. Oysa "Zariyat 75/47 ayetinin anlamını Muhammed bilmiyordu ama ben biliyorum" demek mümkün değildir. Fani olan, değişken olan, ilahi değil, insana ait olan, mutlak olmayan ve zamana göre değişebilen, zamanla üzerine eklenen bilgilere sahip olmamanın geçmiş zamanda yaşamış ve görevi insanlığa dini tebliğ etmek olan bir elçi için bir eksiklik olmadığı tutarlı olarak öne sürülebilir. Nitekim Muhammed kendisi için gayb, bizim içinse geçmişe ait olan kendisi ile bizim aramızdaki döneme ait tarihsel bilgileri bilmiyordu. Bizim bildiğimiz, bizim için tarihe, onun için gayba ait olan bilgileri bilmemesi nasıl bir eksiklik değilse, zamanının bilimine ait olmayan bilgileri bilmiyor olması da bir eksiklik sayılamaz. Görevi her şeyi bilmek değil, dini tebliğ etmektir İslam'a göre. Aynı şeyin dini alana ait olan bilgiler için söylenemeyeceği ise açıktır. İslam'a göre üztlendiği görev gereği, dini alana ait bilgilere en eksiksiz olarak vakıf olan, Muhammed olmalıdır.

Müslümanların, tutarlı olmak, ele güne karşı da rezil olmamak istiyorlarsa ve ayrıca güncel bilimle ters düşmemek gibi bir kaygıları varsa, yapmaları gereken, ayetleri ve bilimin verilerini eğip bükerek olmadık gülünç yakıştırmaların peşine düşmektense, din ve bilime ait alanları birbirinden ayırıp dinlerini ve bilimi olduğu gibi kabul etmektir. Aksine her çaba, kendi içindeki tutarsızlıkları yanısıra, başarısızlığa mahkum olduğu gibi, uzun vadede kendilerine zarar verecektir.

(Deicide"den alıntıladım)

Bence kuranın en büyük mucizesi ona hala körü körüne inanan taraflar bulabilmesidir.


Kuran ve hakikatini bildirir ve cevap niteligindedir

mavininhuznuu -- 02.10.2008 - 20:36

[26] Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).

[27] Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.

Der vermek istenen aslında ordan yada burdan indigi degil babanızın başına gelen olay ile tüm insanlara ders verir onu cenneten cıkaran elmalar oldugu gibi (hz ademi) sizinde günahlarınız sizin cenneten cıkmanız için alametlerdir onlardan tavka ile sakının der olmuş bir olaydan herkese ders verir ibret aldırır

Kuranın manalarının ve hakikatlarının bilim ile ortaya cıkması vede bu ayetlerin bir başka şekilde yorumlanması zamana uydurmak degil zaman bu ayetlerin manasını kendi ispat etti şeklinde bakmak gerekir cünkü alimler olmuş bişeyi o zamana göre yorumlar vede ona göre sonuclar cıkarır olmamış bulunmamış şeyler üzerinde konuşmaz mesela denizlerin birbiri ile birleşmemesi manasını bazı alimler vardır ki denizin içinde ki tatlı ve tuzlu suyun yani denizin altındaki ve üstündeki su olarak yorumlamıştır bazıları vardır ki denizlerin vede göllerin sularının birleşmemesi olarak yorumlamıştır ama bunlar yanlışmıdır degildir ama zamanla ne oluyor bu manalar kaoybolmuyor ama yeni bir bilim ile kuranın manasındaki hakikat ortaya cıkıyor aslında zamana göre ders vermesinin hikmeti ile insanlar hem o zaman göre kuranı düşünüyor hemde allahın rab ismi yani terbiye eden ismi onun ile tecelli ediyor kainat içinde bulunan manalar ile ayetlerin tazeligi her daim korunuyor Kuranda şöle bişey vardır fen ile kuranı birbirinden ayırt eden kuran kainatta allah hesabına söler sadece meseleyi söler ama meseleyi izah etmez o yüzden sadece bu mana vardır denmez ama her bir mana onu munazır olmadıgı müdedce onun hakikatinin birer göstergesidir denir ama fen ve felsefe ise kainatta kainata hesabına baktıgı için herşeyi ile acıklar zaten o konu zaten biter olan eger yanlış degilse kabul olur ama kuran düsturları ile ucunu acık ede her tabaka insan ders alır Mesela 6 günde yaratılma dersek şimdi ben bu saati diyelim ki 6 saate yaptım ama yaparken ben bu saate bakmadım bu bir vakidir cünkü yapılmamış bişe bakılmaz o zaman kendi saatimin hesabına göre hesap yapılmaz belki başka bir saate göredir Şİmdi kainat dünya saatine göre degil ama belki bazı şeylerin ucunu acmak için başka bir şeye göre altı gün denir bu 6 evre olarakta acıklana bilir yada 6 bin senede denile bilir yani kuran yorumlara göre

"Altı günde gökleri ve yerleri yarattık”ne demektir

--------------------------------------------------------------------------------

Mealen bu manayı taşıyan ayeti Mealciler nasıl değerlendirirler bilinmez amma :

Söz konusu Ayet-i Kerime bu dünyanın hikmet alemi oluğunu, mahlukatın birden değil tedricen, yani kademeli olarak, safha safha yaratıldığını ders vermekte ve göklerle yerin de altı devrede yaratıldığını ifade etmektedir. Şu anda altıncı devrenin içinde bulunuyoruz.

Bu devrenin tamamlanmasıyla kıyamet kopacak, bütün kainatın gibi insanlar ve hayvanlar alemi de dünya hayatlarını tamamlamış olacaklar. 6 gün tabiri hayvan ve insan alemine göre farklıdır.Mesela güneşin 1 günü 50.000 yıl,Plüton un günü yılından daha uzundur.(1 gün gezegenlerin kendi ekseni etrafında 1 tam dönüşü demektir.)"
der ama bu elbette tek manası olamaz kuran sadece bulundugu yere hitap etmez o zamana hitap ettgi gibi bütün asırlara hitap ettirir bazı şeylerin uclarını acık bırakır ki her asırda ondan mana cıkarıla bilsin der

Apacıklık manası ile kast edilen degerli kardeşim bilirsin ki kuranı okumuşsan elif lam mim gibi müteşabih ayetler vardır eger senin aldıgın manada apacıklık alınırsa o zaman kuran celişki olur hem acık olacak hemde gizli ayetler olacak apacıklık manası allahualem şudur ki kuranın birbiri ile olan düzeni dizaynı vede apacık bir kuran indirdik yani kesinlikle sizi dogruya iye güzele yöneltecek bir kuran indirdik manasıdır birbiri celişmeyen vede harikuladelik ifadesidir hem kuranda gecer ki Bu bir öğüt ve apaçık Kur'an'dır." der bir kesinlik ifadesi ile birbirine kuvvet verir
ve elçisine itaat edin ki merhamet olunasınız.
Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.
“şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih Suresi, 10)Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” (Nisa Suresi, 80)
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik
Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah’a isyan etmiştir.” der hz muhammede vede evliyara itata vede ittiba etmeyi hem resulun hadisi ile size iki şey bırakıyorum biri kurandır ikincisi ise ehlimdir der sünneti ehli beyti ile yayılacagını gösterir

" Bu soruya olumlu bir yanıt verilmesi mümkün değildir. Muhammed'in zamanındaki biliminde olmayan bugünkü bilimin herhangi bir verisini bildiğine ilişkin en ufak bir kanıt yoktur" Hem o zamanda hem de ilerde ders alabilecegin ayetleri verir ama o zamanda olmayan bişey hakında bir hüküm vermez mesela ayetler dese haşa " Aya cıkılacak böle olacak şöle olacak o böle olacak demez o o zamanda bir mesele söler ama her zamanda ona münasır meseleler bulundukca o ayetler tenevvür eder hakikat kazandırır Hz muhammed s.a.v o düsturu acmaz cünkü her asırda ondan ders alınsın istenir Hz muhammed s.a.v her hakikati ile o şeyleri acsaydı zaten bu zamanda o hakikatler manalar fenler ders olunamaz dı.

Elbette kurandaki meseleler o kadar bedihi ve acık olamaz cünkü risale i nurdan ifadesi ile

Birinci Nokta:İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safilîne düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır; daha tövbe ve iman makbul olmaz. Çünki Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar. Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar

(Şualar - 579)

Töbe kapısının acılması inan ile inanmayanın ayırt edilmesi için elbette her mesele tasdike mecbur olunacak o zaman hz ebu bekir gibi elmas ruhlular ile ebu cehil gibi kömür ruhlular bir kefeye konulurdu sırrı imtihan imtihanın sırrı zaten kalkar iman manası zaten olmaz insanın yaratılışındaki teklif ve iman hakikati ortadan kalkardı onun için hem kuran hemde hadisler sadece o asırdaki şeyleri ders vermiyor aslında her asrın idrakine göre bazı ahkamları acık bırakıyor

Mesela Zaman kısalacak denir bir cok asırda herkes bir mana verdigi gibi bu asırda aracların yapımına külli bir dustur olarak gösterilir mesela kızlar erkege erkekler kıza benzeyecek hadisi
her asırda o zamanın ahlak anlayşına göre ders verdiği cihetle bu zamanda cinsyet degiştirme olarak bilinir mesela
"Rivayette var ki: "Âhirzamanın müstebid hâkimleri, hususan Deccal'ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur." اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ bunun bir tevili şudur ki: Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, biri huri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azab ve zindan suretine girecek diye bir işarettir."


(Şualar - 583)

Rivayette var ki: "Âhirzamanda, Allah Allah diyecek kalmaz."

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: "Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekyeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeairde ismullah yerine başka isim konulacak" demektir. Yoksa umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler demek değildir. Çünki Allah'ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar.

Diğer bir tevili şudur ki: Kıyamet kopmasının dehşetini görmemek için, mü'minlerin ruhları bir parça evvel kabzedilir; kıyamet, kâfirlerin başlarında patlar.
(Şualar - 584)
Der her asra o zamanın yaşayışına göre ders verir hem mesela derki tırnaklarınızı kesiniz onların içinde kurtlar olur der onun ile hastalıklara tasvir ettgi gibi mikropları dahi tasvir eder ama bir manaya yorulmaz ve istanbulun fethini bile vererek gaybı allah tarafından onun istegi ile bildirir

Kudsi Hadis Muhammed (s.a.v.)'den Rabbinden isnad yolu ile ahad olarak bize nakledilen hadistir
BU HADİSLERDE bİR cok defa allahın inayeti ile gaybten haber verir onun bildirmesi ile hz muhammed s.a.v ama her şeyi bildirmez cünkü sır ve teklifi ortadan kaldırmaz ve arkadan gelenler her birşey bulundukca hem kuran tazeligini muhafaza eder hem de her asra ferdi ve hukuki sosyal ve fenni kanunları ile hem öncülük eder hemde ders verir

Allah'ın sözlerinden maksat O'nun ilim ve hikmetidir. Yüce Allah'ın İlim ve hikmeti sonsuz ve sınırsızdır; denizler ise büyüklüğüne rağmen sonlu ve sınırlıdır, Şu halde Allah'ın ilmini ve hikmetini yazmak için denizlerin tamamı mürekkep olarak kullanılsa, bir o kadar da ilâve edilse yine de Allah'ın ilmini yaz­maya yeterli olmaz. Lokman sûresinin 27. âyetindeki ifade de böyledir ELBETTE HER ASIRDA DERS VERECEK HER ASRIN FENNİNE GÖRE BİR MANAYA GELECEK HER ASRIN İHTİYACI VEDE HER ASRIN GETİRDİKLERİNE GÖRE TAZELENECEK KURAN KAİNATIN ÜZERİNDEKİ BİR DERİ GİBİDİR HER DAİM GENCLİGİNİ KORUYAN O NE KADAR DEĞİŞİRSE DEGİŞSİN O DAHİ KELİMELERİ İLE DEGİL AMA HİTABETİ VE VERMEK İSTEDİKLERİ İLE ASRIN MANA VE FEHMİNE GÖRE ANLAYIŞNA GÖRE DERS VERECEK HER ASIRDA SARSILMAZ BİRER BÜRHAN OLDUGUNU GÖSTERECEKTİR


Yazımı,

orcagada -- 03.10.2008 - 09:23

Yazımı,

Ya okumamış,

Ya anlamamış,

Yada okumuş,anlamış ama "çevir kazı yanmasın" taktiği ile cevap yazmışsınız.

Belli ki yazmamışsınız da,

Cevap mı şimdi bu?????

Tekrar okuyunuz beni,

Sonra da uygun cevap veriniz.

Boğuntuya getirmeye mi çalıştınız,yoksa bu cevaplar elinize metin olarak veriliyor,"uysa da uymasa da" yapıştırıyor musunuz?


Be Hey DürzüNe ararsın

oik0s -- 03.10.2008 - 10:47

Be Hey Dürzü

Ne ararsın Tanrı ile aramda..
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda...
Başı açığa niye türban sorarsın?

Rakı şarap içiyorsam sanane
Yoksa kimseye bir zararım içerim.
İkimizde gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkünmüdür ibadet..?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk'e dil uzatma sebebsiz.
Sen anandan gene çıkardın amma..
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

Neyzen Tevfik (derler ki o yazmamış... bilhassa)

Not: Misyoner tipi yazılar boğucu ve gereksiz... Kim kime neyi öğretiyor. NEDEN? Ayrıca harun yahya yapıştırmalarından bıktım...


orcagda

mavininhuznuu -- 03.10.2008 - 11:07

Orcagda sanırım siz iyi okumamışsınız birbiri ile sebeb ve sonuc kuramamaışsınız yazınızın her şeyine cevap vermeye calıştım. Bana başkalarının alıntıları ile gelmişsin kendi kelimen hiç yok onun için kendi yazmadıgın yazıda kendinde anlamamışsın sanırım. Ama gene tekrarlıyım sadece küçük bir kısmını sadece size bakan küçük bir kısmını yeninden söyleyim siz yazımı yeniden gene okuyun ama

Birincisi : [26] Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).

[27] Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.

Der vermek istenen aslında ordan yada burdan indigi degil babanızın başına gelen olay ile tüm insanlara ders verir onu cenneten cıkaran elmalar oldugu gibi (hz ademi) sizinde günahlarınız sizin cenneten cıkmanız için alametlerdir onlardan tavka ile sakının der olmuş bir olaydan herkese ders verir ibret aldırır

iKİNCSİ Apacıklık manası = Apacıklık manası ile kast edilen degerli kardeşim bilirsin ki kuranı okumuşsan elif lam mim gibi müteşabih ayetler vardır eger senin aldıgın manada apacıklık alınırsa o zaman kuran celişki olur hem acık olacak hemde gizli ayetler olacak apacıklık manası allahualem şudur ki kuranın birbiri ile olan düzeni dizaynı vede apacık bir kuran indirdik yani kesinlikle sizi dogruya iye güzele yöneltecek bir kuran indirdik manasıdır birbiri celişmeyen vede harikuladelik ifadesidir hem kuranda gecer ki Bu bir öğüt ve apaçık Kur'an'dır." der bir kesinlik ifadesi ile birbirine kuvvet verir


Üçüncüsü= Peygamberelere vede evliyalara itat neden onlara itat hususunu dile getirmişsin bende zaten kuran bizzat ister dedim ve şu ayetler söledim ve hadisleri belirtim şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih Suresi, 10)Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” (Nisa Suresi, 80)
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik

Dördüncüsü= Sanki demişsiniz ki Kuran aslında peygamber bilmiyordu neden insanlar biliyor hem farklı ayetler farklı zamanlara göre farklı yorumlanmış sanki zamana göre uyduruluyor gibi göstermek istemişsiniz diye bişe sormuşsunuz bende dedim ki==== Töbe kapısının acılması inan ile inanmayanın ayırt edilmesi için elbette her mesele tasdike mecbur olunacak o zaman hz ebu bekir gibi elmas ruhlular ile ebu cehil gibi kömür ruhlular bir kefeye konulurdu sırrı imtihan imtihanın sırrı zaten kalkar iman manası zaten olmaz insanın yaratılışındaki teklif ve iman hakikati ortadan kalkardı onun için hem kuran hemde hadisler sadece o asırdaki şeyleri ders vermiyor aslında her asrın idrakine göre bazı ahkamları acık bırakıyor Hem alimler ve müfesirler haşa bu böledir bu şöledir bu öledir demez olan şeylere göre yorumlarlar cünkü hata etmekten kaçınır ama zaman ilerledikce onun manalarını bilim ve fen ortaya koyar bir neticeye vardırır. Yoksa eski zamanda aynı ayetler farklı yorumlanmıştır cünkü o zamanda ayetlerle celişmiyor ama ayetleri bizzat zamanın getirdiklerine göre en mükemel hallini alıyor vede her zamana hitap etmesi acısından bazı şeyler gizli kalıyor cıkmıyor ama zamanın değiştigi ölcüye göre ayetler yeninden manaları ile mucizeligini koruyor bütün ayetlerin her zamana hitap etmesi acısından o zamanda olan bir olay yada mesele aslında her zamanda her toplumun anlayış yaşayış ve ilmine göre ders veriyor arabistan da 1400 sene önce inen bir ayet o zamanın meseleleri ile alakadar oldugu gibi o zamanda dahi ders verdigi gibi neticeleri ile bu zamandada ders veriyor zaman değiştikce ayetlerin manaları değişmiyor ama kendi hakikati inkişaf ediyor

Beşincisi Hz muhammed s.a.v ayetlerin hak ve hakikatlerini biliyordu ve aslında üstte verdigim kendi bile cok zamana kıyas edilecek hadisler vermiş tir demek istedim ama sanrım anlamadınız ama ayet ve hadislerin hepsini o zamanda yorumlamamasının herşeyi ile bildirmemesinin sebeblerinin bazılarını yokarda söledim lakin BU HADİSLERDE ve ayetler bİR cok defa allahın inayeti ile gaybten haber verir onun bildirmesi ile hz muhammed s.a.v ama her şeyi bildirmez cünkü sır ve teklifi ortadan kaldırmaz ve arkadan gelenler her birşey bulundukca hem kuran tazeligini muhafaza eder hem de her asra ferdi ve hukuki sosyal ve fenni kanunları ile hem öncülük eder hemde ders verir dedim eger zorluk cekiyorsanız anlamakta hece hece okuyun


oik0s

mavininhuznuu -- 03.10.2008 - 11:12

Oikos yazıklar olsun sana birde ögrtmen olacaksın bir kere olsun sizin kutsal saydıklarınıza düşüncelerinize hakaret etmedim bir kere terbiyesiz bir söz sölemedim sadece kendi fikirlerimi savundum ha başarılı oldum ha başarısız oldum ama tek istedim birbirine yardım eden birbirine hoş görü ile bakan ve birbirini kuvvet verip birbirine ahlakı muvazeneler ile yaklaşan bir ortamdı
ayıp degilmi yaptıgın edepsizlik degil mi hadi inancın yok hiç ahlaktandamı nasip almadın böle bir şiir yazıyorsun Sanırım kendi edep ve seviyeni yada seviyesizligini böle bildiriyorsun ayıptır ayıp Hem sen birde egitimcisin önce kendini bir egit sana karşı bir söz söylüyorum yazdıgın yazılara karşlık vermeyecem .


Mavininhuznuu

orcagada -- 03.10.2008 - 11:52

Yazınızı tabi ki okudum,ama hala cevap olmadığını görüyorum.

Anlayamadığınızı anlatayım.Ben bu cevapların inançlı insanlara verilmiş olduğunu görüyorum.Halbuki benim gibi olanlara hiç anlamı olmayan gevelemeler olarak gözüküyor.

Sizden ricam zaten inanan biri ikna eder gibi yazıyor olmanızın hatasından sıyrılıp inanmayan birinin aklına yatırmak için yazmanızdır.

Mesela eğer sınava inansam zaten itiraz da etmezdim.Siz de sınava imanı olan biri gibi düşünerek cevap yazdığınızdan bu hataya düşüyorsunuz.

Yazımın alıntı olması hususunda zaten bir diyeceğim yok.Ancak bu yazı şuna emin olun ki sizin gibileri incitmemesi için özellikle seçilmiş bir yazıdır.Size fazla sert yüklenmek istemiyorum.Eğer kendi yazılarılarımdan birini buraya assaydım sabır gösteremeyeceğinizden eminim.

Ancak merak ederseniz size okuyabileceğiniz adresi PM ile yollayabilirim.

Şimdi lütfen "gerçek" bir cevap yazınız.

Üflemelerle işim olmaz...


orcagada

mavininhuznuu -- 03.10.2008 - 12:06

Şimdi kardeşim ben sadece meselenin ne oldugunu neyi kast ettgini ne manaya geldigini sölerim elbette innaclı bir insan oldugum için inanac düsturlarına göre yazarım onlara göre cevap verim vede hikmetlerini bahsederim siz bu böledir bu şöledir bu neden böle olur kast etmişsiniz ben ise onun ne için böle olcagını söledim Elbette ilk başta inanmayan bir insana inanc düsturları ile cevap vermek yersiz ama ben bu cevabı sizin adınıza vermiyorum bu meselenin neden böle olması gerektigini düşünen insanlar için yazıyorum allaha inanmayan bir insana elbette allahın yazdıgı kuran böledir demek zaten abestir ama ben inanan insanları kast ediyorum öle yazıyorum size cevap cevap vermem için kuranı manaları hakikatlarını bilmeniz vede sadece kuranı yenme savaşma şeklinde degil sadece hikmetlerini anlama manasında sölerseniz söyleye bilirim Sultanı tanımayan bir insana şu kitap sultanın kitabıdır desem ne fayda eder meseleye ilk başta sultanı tanıtmaktan başlamak lazım ki onun kitabını anlayalım ama siz bana cevap yazmışsınız bende elbette kendi düşünceme göre cevap yazacam vede bu yazıyı okuyan insanlara manalarını söyleyecem meselem sizin yazıma inanmanız vede inanmamanız degil ben sadece manasını sölerim elbette konuşa biliriz bana msn adresinizi verin orda bu konuları konuşurz mesaj şeklinde gönderin burdan


var böyle insanlar

Marsseh -- 03.10.2008 - 16:29

var böyle insanlar işte...önce sen şöyle yap böyle yap vs..."benim düşüncem" diyen düşünüp düşünüp bir türlü var olamayan...sahte havariler...yalancı tacirler..gerçek tüccarlar kahve, şeker falan satıyor hiç değilse..din pazarlamıyor...

inanıp inanmamak "etkinlik ve söylemleri" tekelinizde değildir..siz saçma sapan bir alıntılar silsilesinin yitirilmiş zihni...had bilin iş öğretmeyin..sakın sana ne demeyin.. "taraf" "sizin kıldığınızdır" bu bıçağı siz çekiyorsunuz kınından..sizin olsun...gelmeyeceğiz rezervasyonlarla sınırlı ihya edilmiş hayaller kurgulu cennetlerinize..birisine inanmadığı sanısıyla saldırma cesaretini ve onu biat etmeye çağırma cesaretini ve fütursuzluğunu nereden buluyorsunuz..neyse kesinlikle cevapsız bırakılan sorular sormak yerine;

1-şiir şairine aittir yani "sahibinin sesi"dir..nedir bu "terbiyeli çorba mevzusu"
2-oik0s öğretmen olduğunu nerede söylemiştir oraya gidicem
3-e hadi öğretmen tüh ya çocuklarımız aydınlanacak di mi...geçin lütfen geçin...aaa pardon "harun yahya istikametine otobüsler buradan geçmez".
4-ayrıca mesnetsiz, herhangi bir felefeye, öğreteye "akılcı, bilimsel" hiç bir fikre ait değilsiniz..ay bu sizi incitecek "kardeşim "falan demeyiniz..e adam soruyor "cevap veriniz"
5-cevap veriniz
6-sizin ahlak dersinizi almak zorunda olduğumuzu, buna maruz kalmak zorunda olduğumuzu nereden çıkartıyorsunuz..size bir kez bile "inançlı" demeyen insanlara "inançsız" deme cesareti sizi cennette manzaralı bir kata mı yerleştirecek..
7-kaynakçalarınızı paylaşınız.(açıkça yazar adı,basım yılı,basım numarası, sayfa sayısı belirterek yapınız,çünkü bu sizin pek havarasi olduğunuz ahlakın ilk yasakladığı "hırsızlığın" önüne geçme çabasıdır.
8-kişisel polemiğe girmeyiniz ve sizin deyişinizle "önce şöyle şöyle yapınız".
ay neyse sinirlendim bayram bayram hem de bal gibi mis gibi ŞEKER bayramı





MARSSEH

mavininhuznuu -- 03.10.2008 - 19:50

Yazım bir kere okursan zaten birileri inanasın diye olmadıgını anlardın. Benim okudugum şeyin güzel olma yanı ile paylaşılsın diye yazılmış oldugunu bildirmek isterim hem yazdıklarım hiç bir zaman onun bunun malı degil toplumun malı toplumun buluşları onların beklentileri ve istekleri ve onun kendice cıkarları içindir birşeyde bir güzellik varsa onu paylaşmak ayrı bir güzelliktir. Diger yerde fikir istenmiyor cevap isteniyor bırakta istedigim yerden istedigim şekilde ve biçimde yazıyım bir şeyde eger sonuca bakılıyorsa o amaca hizmet eden ahlaki bozulmamış düzensiz olmayan herşey olur. Hem ben kuranı anlatmışım benden kurana dair şeyler istemişler elbette kurandan hadisten alimlerden araştırmacılardan cevap verecem heybeden alıp sallamayacam Sanırım kendince eglenmek istemişsin bişeler demişsin kendi ruh ve düşüncenden bırakmışsın
Burası kimsenin onun bunun şunun tapulu malı degil isteyen herkes istedigi fikri paylaşa bilir istedigini söyleye bilir ahlak ve kurallar cercevesinde oldugu kadar her söze cevap vermeye calıştım ama kimsenin keyfi istek ve arzu tatmin ciyazı olmadıgım kimsenin ruhuna girmedigimi beynini bilmedigim düşüncesini tam manası ile görmedigim için kendi bildiklerim ile söledim Şekeri bence az yiyin cümlelerinizi daha okunaklı şekil verin


off demek istiyorum ya

Marsseh -- 03.10.2008 - 22:09

off demek istiyorum ya of...hangi taş hangi kaya vurucam başımı..ya cevap verin diyorum..kıyamam..e peki ben biraz türkçe çalışayım sen de büyü olur mu:)haaa bi de yazdıklarına ait linki biliyoruz yawrum ya istediğimiz zaman gider okuruz...ve sen şöyle ah bugün hava şöyle güzel aman insanlar ne mutlu falan yazsan severek okuyacağım...neyse...duvar nerde....:)

PS: çok şeker yiyin çok şeker yiyin çok şeker yiyin çok şeker yiyin sıkılırsanız çok çikolata yiyin çok çikolata yiyin..

PS: Türkçe çalışmak "cümlelerimi daha okunaklı şekil verir mi" (alıntıdır hüzünden mavi) yok yok..sağlam bir duvar...





"Delinin biri tımarhanenin

mavininhuznuu -- 03.10.2008 - 23:24

"Delinin biri tımarhanenin bahçesinde yürürken bakmış başka bir deli ağacın altında oturmuş kahkahalar atıyor. Hemen yanına kosmuş ve sormuş "hey sen niye gülüyorsun öyle?", öbür deli "hiç, ben hep kendi kendime fıkra anlatırım ama bu seferkini hiç duymamıştım"

Marsseh sende gülüyor dövünüyorsun bende sana bir fıkra anlatıyım yazıyım alıntılıyım da kendi kendine anlatıp gülme derdinden kurtulasın dedim fıkradaki gibi yoksa mazallah ne derler sana tükce oku diyenin yazısına baksın bakalım

"off demek istiyorum ya of...hangi taş hangi kaya vurucam başımı" hadi kardeşim birine bişe sölemeden o şeye kendim müstehak olma "hangi taş hangi kaya vurucam başımı"


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -