Doğmamış olabilir miyiz?!

Agnia kullanıcısının resmi

Gerçekten de böyle bir olasılık var. Sizler düşündünüz mü bilemiyorum.

Reenkarnasyon var/yok başlığında düşünce dizgem bu noktaya kadar ilerledi, yani henüz doğmamış olabilir miyiz?

Bu düşüncemi açımlayabilmek için hemen herkesin bildiği bir örnek üzerinden harekete geçmek istiyorum. Yanlış anlaşılmasın Matrix filminden etkilenmiş değilim, sadece anlatacaklarımın göz önüne getirilebilmesi için çoğunluk tarafından bilinen bir örnek kolayıma geliyor.

Tekrar belirtmek istiyorum bu bir varsayımdır.

İlk önce gözümüzün önüne insan TARLAlarını getirelim. Milyarlarca insanın henüz kozasının içinde uyuduğu o müthiş görüntü! Bu insanlar bir rüya görmektedirler, hem de ortak bir rüya; yani MATRİX. Ancak kozalarındaki o insanlar DOĞMA potansiyeline sahiptir, tıpkı bir ceninin annenin karnında dokuz ay on gün doğmayı beklediği gibi.

Matrix (yani bizim dünya), insanların doğabilmeleri için idman yaptıkları bir illüzyon sahası olabilir.
Matrix'den doğanlar var mıdır?
Evet, yine filmden örnek verecek olursak, Zion ahalisi doğmuş olanları temsil ediyor.
En son doğan kişi olarak Neo'nun doğumunu takip edelim;
Neo'nun rüya (dünya) içindeki son günleri şöyledir; Sıkılmışlık, doymuşluk, aldırmazlık...
Eskiyi bırakma arzusunun getirdiği yeni olana karşı şiddetle uyarılmış dikkat hali...
İşte bu dikkat hali, yani odaklanma, şu işareti görmesini sağlıyor:
fallow the white rabbit!
Beyaz tavşanı takip et! Filmde bu metaforun kullanılması da diğer herşey gibi bir tesadüf değil bence.
Tavşan, Alice Harikalar Diyarında ve bütün sihirbazların şapkalarının içinde bize defalarca görünmüştür! :)))
Buraları hızla geçiyorum ve Neo'nun doğum anına geliyorum. Kozasından çıkarılma sahneleri tam da bir bebeğin anneden doğumu gibidir. Böylece Neo, yani bir insan rüyadan uyanır! Yani doğar.
Bir kere doğmuş olanın yeniden doğması mümkün müdür?
Hayır. Matrixden çıkan için reenkarnasyon gibi bir durum yok artık.
Doğanların, matrixle (Dünya ile) işleri ne o zaman?
Doğanlar doğmayanlara yardım etmek istiyor. Peki Matrixe ne yolla giriyorlar? Filmde bunun için telefon metaforu kullanılmış, oldukça başarılı!
Yani SES! Ya da frekans.
Henüz rüyada olanlar, doğmuş olanlardan ses duymaya başlıyor.

Anlatacak çok şey var daha, ilgi duyanların katılımları beni sevindirir; birlikte zenginleşiriz. :)

not: eski ve yarım kalmış bir düşün idmanından

Senin oyun: None Ortalama: 5 (2 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Benim ilgimi çeker

Bu konu ilgimi çeker. Değinmek istediğim bir iki şey var. Birincisi bu rüyaya dışardan girenlerin ikisi arasındaki farkı bilselerde ayrımına varamamalarıdır. Yani rüyada ölen gerçekte de ölür. (Bunu daha sonra neo kıracak)
Bir ikinci önemli faktör, rüyayı gerçeğe tercih etme durumu vardır. Yani rüyadan uyanıpta uyandığına pişman olma durumuda mevcuttur.

Aslında şimdi okurken dikkat ettiğim bir husus daha var. Matrixten çıkanların amacı gerçekten içerdekilere yardım etmek miydi? Bu konu hakkında konuşulabilir belki ilerleyen mesajlarda.

xenix: Şimdilik böyle bir giriş yapayım dedim.

Güzel bir nokta

Teşekkürler xenix. Rüyada ölen gerçekte ölmesi için fiziki bir sebep olmamasına rağmen ölür! Çünkü uyanmış olmasına rağmen, matrixe yeniden girdiğinde ölüm fikrine yeniden açık hale gelir. Ben hemen birçok yazımda bütün ölümlerin intihar olduğunu yineliyorum; bilinçli ya da bilinçsiz!

2.hususa da şöyle bir ilave yapayım: Siz uyanmış olupta gemideyken bonfile özleyen adamı kastediyorsunuz, fakat dikkat ederseniz o kişi (ismini hatırlayamadım şu an hayret!)Zion'da değil yani kendi dünyasını bulmuş değil henüz, ben bu pozisyon için de iki tabure arasına sıkışıp kalmak diyorum. Bu süreci ben de geçirdim ve gerçekten hiç de hoş değildi, insanın geriye dönmek istemesi çok normal :)

Dışarıdakilerin içeriye girme çabaları (mistik literatürde bi çeşit gezginlik durumu)sadece yardım amaçlı değil şüphesiz, sadece bu boyutta değil tüm oyun evrenlerinde çift taraflı bir fayda/zarar söz konusu. Sizler ne düşünürsünüz bilemiyorum?

evet

ya bir yol bul ya bir yol aç yada yoldan çekil
Evet bizim ruhlarımız ezelde yaratıldı.Rolümüzün geçtiği zamanları oynuyoruz.Film biticek ve ebediyete göç edeceğiz.
Bonfileciye gelince o zaten ölmüş biri birdaha geri dönemeyecek.Siz ebediyete göç edipte geri döneni gördünüz mü?
Orası çok rahat ki kimse dönmüyor.

Virgül koyup devam edelim

Rüyada ölen gerçekte ölmesi için fiziki bir sebep olmamasına rağmen ölür! Çünkü

Bence henüz işe uyanamamıştır. Tamam bir level atlamıştır ama önceki yaşadığı gerçekliğin aslında rüya olduğunu bilmesine rağmen içine düştüğünde o gerçekliğe ait olur. (Aslında sizde aynı şeyi dediniz ama ben böyle kendimce ifade etmek istedim tekrar)

Bence o adamın düştüğü durum inançsızlıktı. Dikkat ederseniz filmde herkes morpheus e, morphues de kahine inanıyordu. Peki kahin ne? Bir program. Yani rüyada var olan bir yapı. Neyi tespit ediyor? Kaza olasılıklarını.

Matrixin kaza olasılıklarını tespit edip oluşan kazaya (neo) önlem alması gerekiyor. Bunun içinde gerçek dünyadan saldırı yapıyorlar.

xenix: Gerçi ilerleyen bölümlerde farklı kazalarda çıkıyor ortaya.

Reankarnasyon

bana olmayacak birşey gibi geliyor..Düşününce bir insanın farklı hayatlar yaşaması açısından ahirette hangisinden hesaba çekileceği..

matrixteki şu cümle

Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin, koklayıp, tadıp, görebildiğin şeylerden söz ediyorsan, "gerçek", beyne iletilen elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır.

herşey ama herşey beynimizin içinde aslında. bellkide şu an dünyada yaşıyoruzun anlamıda beynimizde.enteresan...

Ama..

Reenkarnasyon için doğmuş olmamız gerekmiyormu?Diyelimki öyle birşey var.Ozaman aynı ruhun diğer yaşamınıda hatırlaması gerekir.Hatırlayanlar var şeklinden haberler okumuştum ama ne derece doğru.Birine var diğerine yok olabilir mi?

ne güzel

epey beyan yapılmş :)
Peki kahin ne? Bir program. Yani rüyada var olan bir yapı. Neyi tespit ediyor? Kaza olasılıklarını. diyosunuz xenix
matrixdeki her kişilik zaten bir program değil mi?
Ayrıca kahinin özellikle kaza olasılıklarını bilmek için programlandığı nerdeydi (defalarca seyrettim ama, yakın zamanlarda değil, unutmuş olabilirim.)?

müthişsin Agnia hatta + 1

müthişsin Agnia hatta + 1 sevgiyle şimdilik (!) şimdi bi de matrix mi ? of de bunlar olsun muydu?

İlk bölümde yok

Son bölümde mimarla bir araya geldiklerinde aralarında öyle bir dialog geçiyordu. Kahinin görevi seçilmiş kişileri tespit etmek ve yol göstermekti. Çünkü sistem içindeki kazalar başka şeylere dönüşebiliyor. Herneyse, neo dan kaynağa dönmelerini o yüzden istiyorlar zaten.

Burada önemli olan birşey, neo rüyanın içindeyken rüya olduğunu bilmekle kalmıyor aynı zamanda rüyasındaki kodu görüp müdahale edebiliyor. Daha sonra birşey farkediyorki gerçek yaşamda da müdahale edebilir hale geliyor. (Bunlar konunun dışına iyice çıktığımın göstergeleri)

xenix: Dönecem ilk konuya bu açıklamalardan sonra.

Yani rüyalarla da

bi ilgisi var diyosun Neo'nun?

Sevgili Yunus

Çok yorucuyum evet :(((

1 Yahudiler'in Nikodim adlı

1 Yahudiler'in Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisiler'den olan bu adam bir gece İsa'ya gelerek, "Rabbî, senin Tanrı'dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz" dedi.

2

3 İsa ona şu karşılığı verdi: "Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ni göremez."

4 Nikodim, "Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?" diye sordu.

5 İsa şöyle yanıt verdi: "Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh'tan doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ne giremez.

6 Bedenden doğan bedendir, Ruh'tan doğan ruhtur.

İlginç bilgiler

Ama ruh nedir? Ne olur şunu bana bir anlatın, samimiyim (yoksa annem doğru mu söylüyordu, ben ruhsuz muyum!)
:(

Evet

Bence tamamen uyanma üzerine kurulmuş bir üçlü zaten. Dediğiniz şeylere ilave olarak (sıkkınlık, vs) merakla araştırıyordu hatırlarsanız nerede olduğunu. Demek ki bu rüyadan uyanmak için niyette olması gerekiyordu. Başka türlü bulamazlardı o nu.

xenix

Niyet!!!

Büyülü bir sözcük...
Peki dünyaya/Matrixe giriş yolunun telefon olmasına ne diyorsunuz?
Bunu, şu ana nasıl bağlarsınız?

Telefon

İlginç bir metafor. Üstelik cep telefonundan girip çıkamıyorlardı. Sadece belirli yerlerdeki sabit telefonlar. Bu ne olabilir bir araştırmak lazım. Ya da araştırmadan önce serbest atış yapalım burada. Matrix e girişe neden izin veriliyor birde. Yani istense bu giriş engellenemez miydi?

xenix

Ruh üzerine çok şey

Ruh üzerine çok şey söylemek mümkün değil, elbet. Ancak bir insandan dünyaya ait herşeyi çekin alın , geriye kalan bir şey varsa o ruhtur ve onun evrene ait kısımlarınıda evrene geri verin , geride kalan sizin ruhunuzdur. Nedensizlik içinde neden oluşturarak gelişim yaratma gücüne sahip bilgi enerjisinin çekirdeğidir, desem...

ben yardım edeyim

Telefon nedir, ne işe yarar?
(lütfen benim Marstan geldiğimi farzedin, hiç duymadım böyle bi kavramı daha önce)

sevgili Üstad

Nedensizlik içinde neden oluşturarak gelişim yaratma gücüne sahip bilgi enerjisinin çekirdeğidir, desem...

içimi rahatlatan bir tanım girişimi olmuş bu, fakat ben bu cümlenin çağrıştırdığı yaklaşık anlama bilinç deme eğilimindeyim. Size uyar mı? Ya da farklıysa nedir?

Frekans mı geçit mi?

Telefon burada eğer frekans vasıtası ile diğer tarafa geçişi sağlıyorsa, düşük frekanstan yüksek frekansa geçmek için, o frekansı hatırlamak gerekiyor olabilir. Bu ses de bir geçit görevi görüyor olabilir.

Size birşey anlatayım, kendi yaşadığım bir olay. Bu soruyu okuyunca aklıma bu olay geldi ve sanki bir bağlantısı var gibi hissettim. Bir sabah uyandığımda, yatağımda sallandığımı gördüm. Tavana kadar yükseliyordum ve çok şiddetli bir sallanma idi. Ve bu olurken, kulağımda sabit bir ses vardı. Hani eskiden tv kapandığında ekrana bir şekil gelirdi trt de ve bir çınlama sesi duyulurdu. Aynı ona benzer kesintisiz bir beep sesi idi. Ve oyle şaşkınlıkla durumu izledim. Bir süre sonra yavaşlayarak durdum. Ve sanki yatağımın altında bir motor çalışıyormuş gibi bedenimi titretmeye başladı. Yani çalışır bir motorun üzerinde yatıyormuş gibiydim. Ve kulagımdaki o ses devam ediyordu. Sonra o da durdu. Kulağımdaki ses de kesildi. Şimdi bu soruyla karşılaşınca aklıma şöyle bir şey geldi. Acaba olay anında farklı bir frekansa girdim de, geri dönüş anında böyle birşey mi yaşadım diye düşündüm. O beynimin içindeki ses neydi?

Bişey söylemek zor

Bu tür deneyimler genellikle aralıkta oluyor, uyku/uyanıklık aralığında tuhaf bişey var. Ben de böyle bir durumda köpeklerin normal bir konuşma yaptıklarını duymuştum. Onları benim lisanım gibi anlayabiliyordum (tabi kelime haznesi düşük, basit bi konuşmaydı!), diğer bir seferinde, gökyüzünün tamamen renkli çizgilerden ibaret olduğunu gördüm, bir teknede açıkta yatıyordum. gözümü defalarca kırpıştırdım, kaybolmadı hemen.
Sizin deneyim de oldukça sarsıcı doğrusu :)

iyi ki varsın

Buradan baktığımda :-) bilinç ruhla madde arasındaki geçişi sağlayan bir tür anten gibi gözüküyor ,bilinçin dünyaya ait kısımları dünyaya , evrene ait kesimleri evrene ve ruha ait kısımları ruha.Hem maddenin hem de ruhun bilince gereksinim duyduğu açık.Zaten başka türlü yeni bir çağdan sözetmek mümkün olamazdı.Bilinç maddenin ruhu, ruhun maddesidir.(ben demedim öyle geldi )Bilinç kendi başına hareket edemez.Ya maddeye gider ,ya da ruha ...Hiç bir yere gitmesede yaşadığın düşündüğün hissettiğin yanına kar kalır. Gün gelir akar sevgi olur ,gün gelir zenginlik ,kimi zaman yoksulluk .
Bu yazı gibi...
İyiki buralarda varsın Sevgili dostum...

Senin deneyimlerin de ilginçmiş.

Aslında uyanık olduğumu düşünüyorum o an. Sallanmanın şiddeti ile uyandım çünkü. Kafamı kaldırıp bir ara saate baktım. Ama insan yine de emin olamıyor değil mi? :)

Varlığından hoşnutum :)

Oldukça anlaşılır bi izah yapmışsın, bunu irdelemeye başlamadan önce bir de, bedenler üzerine konuşalım.
Fizik beden, astral beden, mantal beden gibi, her biri maddenin değişik frekanslarında ve farklı ömürlerde bedenlerden bahsedilir, hatta üçden de fazlaydı galiba.
Şimdi bu bedenleri, senin yapının içinde; ruh, bilinç,dünya, madde tanımlarının neresinde göreceğiz?

Fizik beden ve astral beden

Fizik beden ve astral beden hakkında az çok bir şeyler biliyorum, ancak diğer bedenler hakkında bir bilgim yok. Özde üç bedenden başka olma ihtimali ise az gibi. Ancak bedeninde, kendi varoluşu içinde bizden bağımsız bir takım çalışmaları olabileceğini ve bu çalışmalarında onun kendi bilinciyle ilgili olabileceğini düşünmekteyim. Bu açıdan şu anda ki var oluşumumda, bedenimi kendimin yaptığını hissedene kadar bir şey demem mümkün değil. Maddenin incelmiş halleri ve kendi içindeki titreşimleri, başka bir durumun ifadesi olmalı. Sanırım bu evrenin maddi varoluş boyutlarıyla ilgili , ama maddenin kendi içinde aynı sistemi kullanması kuvvetle muhtemel.

fiziksel beden var mı?

Fizik beden ile astral bedeni karşılaştırıyoruz ama, fiziksel bedenin varlığı konusunda emin olabilir miyiz? Rüyada da bir bedenimiz var ve gerçek gibi. Eşyalara dokunuyoruz, var olmayan bir zeminin üzerinde yürüyoruz rüyalarda da. Eğer rüyadan uyanmasaydık, oradaki bedenimize de fiziksel beden diyebilirdik. Bizim gerçekliğimiz olurdu. Biliyorsunuzdur mutlaka, gözlerin gördüğü şeylerle beynin gördüğü şey aynı değil. Gözden geçen görüntü, beyinde birçok filtreden geçerek, bizim gerçeklik içinde kurduğumuz mantık dışında kalanları engelliyor. Bir bakıma gördüğümüz şey beynimizin bize sunduğu görüntü. Dokunma hissi de aynı şekilde. Rüyalarımızda da aynı beyin, var olmayan cisimlere dokunup hissetmemizi ve görmemizi sağlıyor. Eğer sanal bir gerçeklik içinde varoluyorsak, o halde fiziksel bedenden bahsedebilir miyiz? Yada adı ne olurdu?

Gerçek hem içtedir hem dışta

İnsanın oluşturan iki önemli bileşen vardır. Bunlara tin ve beden diyebiliriz. Beden insanın fiziksel yapısı olup doğal bir boyuttur. Tin ise doğal olmayıp büyük çapta insan tarafından oluşturulmuştur. Çünkü, tin insanın psiko-sosyal yönünü ifade eder. Psikoloji denen kısım bedenden bağımsız zihni ve duygusal özelliklerimizin tümünü kapsar. Fakat psikolojimiz büyük çapta bulunduğumuz çevreden etkilenir. Bu da bizim sosyal yönümüzdür.

Şu halde “tin” denen psiko-sosyal yönümüz bizim gerçeklikle olan ilişkimizi de düzenler. Gerçek dışta mıdır, içte midir? Sadece dışta olmadığı kesindir. Çünkü aynı olayı iki kişi gözlemlese farklı yorumlarda bulunurlar. Fakat, dışta birtakım olayların varlığını da inkâr edemiyoruz. Demek ki, gerçek hem içtedir hem dışta(Hem-hem mantığı). Gerçek denilen kavramı hem keşfediyoruz hem de icat ediyoruz. Dışta olan gerçeği keşfediyoruz, ama onu söze veya şekle döküp aktarmaya çalıştığımızda gerçeği dönüştürüyoruz.

Söz ve şekil veya yazı birer simgedir. Biz, önce gerçeği imge şeklinde keşfediyor, sonra da simgeye dönüştürerek icat ediyoruz. İcat etmek demek, belli bir kalıba sokmak, sınırlı ve sonlu hale dönüştürmek demektir. Her söz bir icattır. Çünkü her kavram gerçeğin belli bir özelliğini belirtir ve dolayısıyla, gerçeği kategorize eder, etiketler ve tanımlar. Kuantum kuramı da gerçeği bir keşif olarak tanımlar. Kuantum kuramına göre gerçek bir anda beliren bir fotoğraf gibidir. Fotoğrafta ne görülüyorsa gerçek odur. Bu bakımdan her an yeni bir gerçekle karşılaşmaktayız. Gerçek mutlak ve değişmez değil, her an kendini yeniden oluşturan bir yapıdır.

katılıyorum

""İnsanı oluşturan iki önemli bileşen vardır. Bunlara tin ve beden diyebiliriz. Beden insanın fiziksel yapısı olup doğal bir boyuttur. Tin ise doğal olmayıp büyük çapta insan tarafından oluşturulmuştur. Çünkü, tin insanın psiko-sosyal yönünü ifade eder. Psikoloji denen kısım bedenden bağımsız zihni ve duygusal özelliklerimizin tümünü kapsar. Fakat psikolojimiz büyük çapta bulunduğumuz çevreden etkilenir. Bu da bizim sosyal yönümüzdür.""

İnsanın Tin bileşimi, bedeni(doğal yapısını) mutlu etmek için, onu geldiği yöne çekmeye çalışır yani "doğa"ya. Sıkıntıları gidermek veya içinin ferahlaması gibi deyimler, insanın kendini bulduğu yer olan doğadayken icat ettiği terimlerdir.
Çok güzel anlatmış sn bilgisev, tamda anlatamadığım şey buydu..
Teşekkürler.

Aşağı yukarı şöyle;

Beden çeşitleri hakkında bir paragraf veriyorum (üzerinde konuşmaya devam edelim):

İnsanın üç bedenden oluştuğu düşünül­müştür: “Karana-sarira”, mental beden. “Linga-sarira”, astral beden. “Jiva-sarira”, et beden. Bu üç beden veya form, ait oldukları mental, astral ve fizik ortamlara uyum gös­terecek özelliktedir. Mental bedenin ötesinde daha süptil bedenler de vardır. Astral be­den ile fizik beden arasında da Prana'nın iş­leyişini mümkün kılan bir eterik beden bu­lunmaktadır.

Eterik beden, aynen fizik bedene benzer. Fakat, fizik ortamın daha süptil maddelerinden oluşmuştur. Fizik bedendeki sinir sistemini meydana getiren beyin-omurilik sistemi ile sinirler, eterik bedende “Çakra”lar ve “Nadi”ler ile tamamlanır. Prana, Nadi ismi verilen kanallarda dolaşarak, Çakra denilen merkezlerde yoğunlaşır. Astral beden, bütün hislerin dalgalandığı âleme uyum gösterme­mizi sağlamaktadır. Mental beden de düşün­celerin dalgalandığı âleme bizi intibak etti­rir.

Prana'nın Nadi’ler vasıtasıyla dolaşması ve Çakra’larda yoğunlaşarak bir girdap oluşturmasından eterik bedenin etrafında bir hale meydana gelir. “Aura” denilen bu hale, astral ve mental bedenlerin özelliğine göre çevreye doğru ışıyan bir durumdadır. Çeşitli somatik ve psişik dengesizliklerde bu auranın karak­terinde değişimler meydana gelir. Bu deği­şimler aynı zamanda belirli bazı Nadi'ler veya Çakra'larda Prana'nın tam olarak faaliyet gös­teremediğine işarettir.

“Prana”, canlıyı cansızdan ayıran hayat prensibidir, veya hayat nefesidir. Kelimenin kökü “-an” (teneffüs etmek) olarak beş şekilde ortaya çıkar: “Prana”, ağız ve burun yoluyla teneffüs. “Apana”, alınan nefesin aşağıya inişi. “Samana”, nefesin göbek merkezi etrafında dolanışı. “Udana”, gırtlaktan yükselerek başa çıkışı. “Vyana”, oradan bütün vücuda yayılışı. Bu nefes kavramını Semitik tariflerde de sık sık görmek mümkündür: Adem'in burnundan üflenen hayat nefesi gibi.

“Çakra” kelimesi “tekerlek” veya “çark” anla­mına gelir. Dönen, devreden bir girdap gibi düşünülmüştür. Prana'nın yoğunlaştığı ve transforme edilerek daha süptil bedenlere iletildiği merkezlerdir. Ana Çakralar, belkemi­ği doğrultusunda sıralanmış olup, kuyruk sokumundan başın üstüne kadar olan kısımda yedi tanedir. İnsan bedenini kesip biçerek bu çakraları bulmak mümkün değildir. Zira süptil bedene ait ve süptil bir yoğunluktadırlar.

Yazının tümü için adres:
http://www.halukakcam.com/B6/Notes/Hermetizm6_1980.htm

Bu tanımlar hakkında emin değilim

“Çakra” kelimesi “tekerlek” veya “çark” anla­mına gelir. Dönen, devreden bir girdap gibi düşünülmüştür. Prana'nın yoğunlaştığı ve transforme edilerek daha süptil bedenlere iletildiği merkezlerdir. Ana Çakralar, belkemi­ği doğrultusunda sıralanmış olup, kuyruk sokumundan başın üstüne kadar olan kısımda yedi tanedir. İnsan bedenini kesip biçerek bu çakraları bulmak mümkün değildir. Zira süptil bedene ait ve süptil bir yoğunluktadırlar.

Çok kesin ve net tanımlar. Bilmiyorum arkadaşlar, birisi çıkıp bunların çok anlamsız olduğunu söylese bize ve daha önce hiç duymadığımız, hayal edemediğimiz bambaşka bilgiler verse, ve bu bilgiler şimdiye dek inşa ettiğimiz bütün düşünce kalıplarımıza ters olsa ne yapardık?

Bütün bu tarifler, işleyiş konusunda özellikle, yanlış ise eğer; o zaman kendi perdemizi kendimiz örtmüş olmuyor muyuz?
Bambaşka bir gerçeği gölgelemiş olmuyor muyuz? Çünkü düşüncemizi, var olan bir düşüncenin üzerine inşa ediyoruz. Doğru kabul ettiğimiz bir düşüncenin üzerine.

Bazen hiçbir şeye inanmamak gerektiğini düşünüyorum. Yada şüphe ile bakmamız gerektiğini.

Prana'nın yoğunlaştığı ve transforme edilerek daha süptil bedenlere iletildiği merkezlerdir

Bir biyoloji dersi gibi anlatılıyor, halbuki bedeni kesip biçerek göremeyeceğimizi de söylüyor. Öyle ise nasıl bu kadar net tanımlarla açıklanıyor bunlar?

Bilgisev gerçeğin mutlak olmadığını söylemiş, katılıyorum buna. Ama mutlakmış gibi konuşuyoruz ve savunuyoruz. Çoğumuz bu bilgilerden şüphe etmiyor. Tıpkı dinlere inananların cennet ve cenehhemden şüphe etmemeleri gibi. Bizim onlardan bir farkımız kalıyor mu bu durumda? Bu da farklı bir dine doğru gitmiyor mu sizce?

Agnia sözlerim sana değil yanlış anlama, bu tarz konulara kesin ve doğru bilgiler gözüyle bakan herkese. Bilgi aslında tehlikeli bir şey sanırım. Özellikle gerçekten çok uzak ise. Ha bizim düşündüğümüz anlamda salt gerçek yok ise, gerçeğin de bir anlamı yok, aramızda oynanan bir "gerçek olmayan gerçekler" bulma oyunundan başka. :))

Aynen

katılıyorum, hatta kitabını da yazdım :)
Herşeyin gerçek inşa etme oyunu olduğundan ben eminim. Fakat bu aynı zamanda bir süreç. Kendi gerçeğinizi pardon oyununuzu bulmak için özgürsünüz. Bulduklarınızı bizimle de paylaşırsan doğrusu müteşekkir olurum.

Kritik kütle

Şimdi sözünü ettiğimiz bu farklı bedenler ilk nerede hayal edilip olasılık sepetine atıldı bilemiyorum fakat şu anda hemen hemen doğuda batıda birçok din ve felsefe içinde yer aldılar ve korkarım ki bu konuda kritik kütle aşılmıştır! Bu sebeple artık bu gerçeğe katlanmalıyız :)
Bu konudaki kanıt, hergün dünyanın her köşesinden her yaşta ve mevkiden insan tarafından anlatılan astral seyahat deneyimleridir. Yakında mantal beden deneyimleri de duymaya başlarız :)
Yunus dostumun söylediği bilincin gezginliği ise bence bu bedenler arasında oluyor, bunların aynı anda aktif olmaları da gerekmiyor.
Bu aşamada aklıma gelen soru, her üç bedenden de vazgeçmiş bilince ne olur?

cevap yok mu?

"her üç bedenden de vazgeçmiş bilince ne olur?" demiştim :)

ve ilaveten RUH denilen şey üç beden ve bilinçin neresinde yer alıyor?
(Bilinci, farkındalık ışığı anlamında kullanıyorum, farklı anlam yükleyen varsa belirtsin lütfen)

Sevgili Agnia

Sorularınız güzel de, verilecek cevapların pek anlamı olacağını sanmıyorum :))
Mesela üç bedenden de vazgeçmiş bilince ne olur? Hiçlik diyebilirim. Ama üç bedenden vazgeçmiş bir bilinc, bilinmeyen başka bir bedene de geçebilir. Kağıt yanınca başka bir şeye dönüşür mesela. Belki bilinc de yokedilemez ve başka bir şeye dönüşür. Yada bilinc belki de bu üç bedenle var oluyordur. Yani böyle bir şansı olmayabilir de.

Ruh nerede yer alır? Bu da cevabı zor bir soru. Kimileri göğüs boşluğunda küçük bir nokta der. Belki de bedenimizden ayrı bir yerde ruh. Belki de ruh sadece varmış gibi hissedilen birşey. Nasıl ispatlayabiliriz ki?

Teşekkürler Sonja

Anlamlı olmaz olur mu... Çorbanın içine giren her malzemenin yeri ayrı, olmazsa olmaz. (Laf aramızda beni tanıyanlar bilir, benim çorbalar müthiş zengindir ve her seferi kendine özeldir, bi daha tekrarlayamam.)

Benim gözümün önüne gelen tabloyu da anlatayım mı?
hımmm... nasıl başlasam, ah böyle durumlarda ressam olmadığıma öyle üzülüyorum ki :(

anlatmayı dene

Evet çorbaya giren malzeme gibi hepsi. Fikir alışverişi yapmadan da olmaz tabiki. Dünyanın düz olduğunu savunanlara şimdi gülüyoruz ama o zamanlar da bir fikirdi bu. Ama dünyanın yuvarlak olduğunu söylemek büyük bir cesaret işiydi :) İşin ucunda kelleniz vardı. Bilginin doğruluğuna kesinliğine inanmak böyle sonuçlar doğurabiliyor. Şimdi insanlar biraz daha esnekler bu konuda gerçi. En azından bir kısmı :)

O resmi hayalimizde de çizebilirsin... Bekliyorum :)

Öyle zor ki

Az önce çok sevdiğim bir ressam arkadaşıma dert yandım, neden sanki geç kaldım resme diye, o da hayıflanma dedi, biz de hayalimizde gördüğümüzün ancak kötü bir kopyasını çizebiliyoruz.
Şu an bunu denemek için yeterince güçlü değilim. Muhtemelen sonra... Teşvik ettiğin için çok teşekkür.

Hiçbir şey için geç değil

Resime başlamak için ufak yaşlarda olmak gerekmiyor. Bale yapmayacaksınız ki :) Resim biraz yetenek işi ama içinizde istek olduktan sonra bu yeteneği sonradan da kazanabilirsiniz. Hatta yetenekli çok kişiden daha iyisini bile yapabilirsiniz. Geç kaldığınızı düşünmeyin sadece yapmaya başlayın :)
Denemeden içinizde ne gibi bir cevher sakladığınızı bilemezsiniz.

bu çok doğru

Hani benim "arka plan tezi" yazımdaki gibi :)

Aslında geçen yıl ders almaya başladım sonra araya yaz girdi ve şu an başlayıp da bitiremediğim iki şey oldu avcumda; resim/rusça...
Şu yerleşme işi biter bitmez yeniden döneceğim bunlara, gerçi yine de bakalım "etkisiz kılan" devreye girecek mi?!

ruh ne yana düşüyor

ruh ne yana düşüyor demişsinizya sevgili agnia bence, bu bedenlerin en içre ve en dışra yanına bakan, hem bedenler olan hem olmayan, hem herseyi gören bilen anlayan hem sezgiyle konusan, hani su 360 derece dönme yetenegi olan, iki kaşın arasında konuslanmis olan enerjiden öte bir hiç olandir desem:)
sevgimle

Benim araştırdıklarım ve

Benim araştırdıklarım ve deneyimlediklerim kadarıyla ruh bedenle direk ilişki içinde değil, sanırım.Ruh bilinç vasıtasıyla bedenle ilişki kuruyor.Ve ister farkında olsun ,ister olmasın ,ister başarsın ,ister başarmasın her türlü düşünme ve öğrenme çabasından, faaliyetinden ve besleniyor. bir ayıklama süreci var gibi...

Her üç bedenden vazgeçen bilinçe gelince , ruhta , hiçlik ve elbette heplik içinde yaratma potansiyeliyle bulunuyor ve yeni yaratma süreçlerine aktif olarak katılıyor.

Resme gelince , böyle bir bakışın resmi için eğitim çok gerekli değil bence, dünyayı resmetmek içindir resim eğitimi , yoksa dünyadan farklı bir durumu resmetmek için , farklı bir şeye ihtiyaç var .Neye mi sende olana bence :-)

İlginç bir yaklaşım

dünyayı resmetmek içindir resim eğitimi , yoksa dünyadan farklı bir durumu resmetmek için , farklı bir şeye ihtiyaç var
Çok romantik duruyor bu cümle, hatta bir an gözlerim bile parlamıştı itiraf ediyorum. Ama sonra birden ayağım yere bastı!
Yere bastı :)))
Bu arada doğmamış olabilir miyiz'e cevap arıyorduk biz, neden sustunuz arkadaşlar?

Ayağın yere basması ile

Ayağın yere basması ile ilgili bir şey diyemeyeceğim , çünkü baştan niye romantik olduğunuda anlamadım. Resim ya da başka bir sanat , çok az duyumsanan yeni bir algının ön aritmetik sistemiyle ilgilidir. Güzelliğin aritmetik olarak taşıdığı değerlerden bahsediyorum. ( Lirik aritmetik :-)) Ancak başka bir algı düzeyinin ifadesidir . Ayakları inanılmaz derecede yere basar , tek sorun o yeni basamağı kimse görmez. Sanatı yapan sanatçıda dahildir ,bu görmeme olayına. Felsefeylede inanılmaz derece yakındır, çünkü onun ilk gözü, ilk dokunuşu ya da ilk sesidir.

Bu arada doğmamış olabilir miyiz' e gelince , kendimi ağırlıklı olarak içinde duyumsadığım bu dünya ne kadar gerçekse , o kadar gerçek doğmuşumdur.

İnsanın yapısı

İnsan Bio-Psiko-Sosyal bir varlıktır. Biyolojisi onun bedensel özelliği, psiko-sosyal yönü ise onun tinsel özelliğidir. Bu bakımdan “tin” sözü ile kastedilen insanın hem psikolojik hem de sosyolojik boyutudur. Psikoloji ile sosyoloji iki ayrı bilim dalı gibi incelense de aslında ikisi arasında yakın ilgiler ve etkileşmeler vardır. Bu bakımdan psiko-sosyal yönümüzü tek bir tin boyutumuz olarak görüyorum. Fakat, her iki boyutun da ortak bir çıkış merkezi, bir cevheri yani kaynağı vardır. Bu kaynak tümel ruhtur. “Ruh” sözü ile öz olan cevheri kast ediyorum, kişisel ruhu değil. Çünkü, cevher her varlığın özüdür ve taşan (südur eden) kaynaktır.

Kaynak taştığı için sürekli hareket halindedir, yani bilfiil’dir. İbnü’l Arabinin Vahdet-i vücud felsefesine göre Tanrısal birlik sürekli südur etmekte, yani taşmaktadır. Bu durumu anlamak için "Hiperküp" başlıklı yazıdaki açıklamalarıma ve yorumlarıma bakmanızı öneririm. Çokluk ile birlik arasında fark yoktur. Çünkü çokluk birliğin bir görüntüsüdür. Yani, birlik sürekli hareket halindedir. Bu hareket temeldir ve kesret denen çokluk bu hareketten dolayı ortaya çıkmaktadır. İbnü’l Arabi görüşünde varlık zaten bilfiil olup hareket halindedir. Bilfiil olan, yani faal olup sürekli hareket eder gibi görünen tek varlık “vücud” adını alır. Vücud varlığın aslı olup durağandır. Yani, hareketsizdir. Ama, onun durağan olduğu ortamı (âlemi) bizim duyu organlarımız algılayamaz. Orası 4-boyutlu lahut âlemi veya ehadiyet âlemidir.

Bu ehadiyet âlemini nasıl ifade edebiliriz? Nasıl göz önüne getirebiliriz? Sonsuz olan vücud bir arka-zemin gibi düşünülebilir. Varlığın oluşumuna neden olan (arka-zemin) sonsuz ve bütünsel enerji alanıdır. Enerji süreksiz fakat çok kısa aralıklarla titreşerek yoğunlaşır ve yerel olarak nesneler ortaya çıkar. Ancak, bir süre sonra bu yoğunluk yer değiştirir ve o var olduğu sanılan varlık yok oluverir. Varlık ile yokluk enerji alanındaki yerel ve geçici titreşimlerdir. Bu bakımdan ne tam olarak varız ne de tam olarak yokuz. Doğum ile ölüm hakikatte yoktur ama bizim gerçekliğimizde (3-boyutta) tanımlanan varsayımlardan başka bir şey değildirler.

hiç doğmadık ve hiç

hiç doğmadık ve hiç ölmeyecegiz..odaklandığımıza değil ki;o bir sonuç, sebeplerini de yaratır; dikkatimizin yönelmesi bir süreç ve biz o dikkatimizi çekene odaklanıp kalıyoruz ve ANdan şimdiden uzaklasiyoruz..Oysa odaklananız, o bilinç haliyiz ve bilinç doğmaz ve ölmez..
sevgimle

Çok güzel

Bu güzel katkılar için hepinize teşekkür ediyorum. Konuyu biçok odaktan getirdik ve gördük ki (en azından ben öyle gördüm), bir açıdan doğmuş gibiyken aynı zamanda daha doğmadık, daha kapsayıcı bir noktadan bakıldığında zaten doğmuyoruz ve ölmüyoruz. Hatta her nefeste doğup ölüyoruz!

Bu paragrafı Kant görseydi "ahh işte tipik insan fenomeni" diyebilirdi. :)

Sevgili Yunus, cümlenin romantikliği, hiç çaba harcamadan resmedebilme olasılığının ortaya çıkışıydı (senin cümlenle), bu harikaydı ve hemen ardından dünyanın üzerine basmakta olduğumu ve dünya dışından ne hissedersem hissedeyim bunu dünyasal bir enstrümanla ifade etmek zorunda oluşumu hatırladım. Çünkü yaptığım şeyin hem kendim (sibel olan) hem de dünyadaki diğer kişilerce en azın dan bi kaç kişinin anlaması lazım, ANlaşılamıyan bi şey şu ANa getirilmiş sayılmaz.
Müzik ve resim beni gerçekten büyülüyor. (zaten resmi olarak büyüdür bunlar ispatlıdır). Bunları yapanlar karşısında inanılmaz bir huşu duymaktayım. Bazen bişey dinleriz (kulağı çınlasın orlando arkadaşımız müthiş bir DJ dir)ben kendimi kaybederim ve şöyle sayıklarım "bu şey bu dünyadan değil!"

Sonra sayıklamam üzerine düşünürüm (maalese benim mekanizma anca bunu yapabiliyo), bu evren çapında sanat derim, evrensel bişeyi dünyasal bir enstrümanın içinden üfleyebilmek... Ne büyük beceri, olağanüstü bi şey. Ve işte bu cümlem aslında insanın belki daha önce hiç yapılmamış tarifidir:
insan, evrensel bişeyin dünyasal bir enstrüman içinden üflenmesidir.

süper:)

"üfleyen kim yada ne?" diye geldi aklıma şimdi:)

Tanrı

deyip kurtulmak isterdim. ve fakat bu, örneğin Vivaldi'ye haksızlık olurdu. İçten dışa südur eden ve aynı anda dıştan kaynağa dönen o müthiş tabloyu (bilgisayarda yapılmıştı, bi yerde gördüm, ağzım açık kaldı)seyrederken, aklınıza KİM ya da NE sorusu gelmiyor artık. Bu muhteşem varoluş mekanizması, üçüncü boyuttaki Sibel'in ağzını sulandırıyor, onu serseme çevirecek denli mest ediyor (zaten kendisi her türlü yemi yutabilecek bi sazandır!). Sadece bunu söyleyeyim şimdilik :)

yok öyle kurtulmak:)

"insan, evrensel bişeyin dünyasal bir enstrüman içinden üflenmesidir."

Yukardaki tanım bana her nedense, bu bilgilerle tanıştığım yıllarda ki neredeyse kült bir düşünceyi hatırlattı.Madde ve ruh ikilisi..Ruhun madde aleminde tekamül etmesi ve bu esnada da maddeninde kendine has tekamük süreçleri yaşaması.Hatta maddenin "bilinç" kazanmasından bahsedilirdi sık sık..Aslında şimdiye baktığımızda, teknolojinin geldiği yeri görüpte buna inanmamak pek mümkün gelmiyor..Ama bu düşünce insanı şu temel noktada ciddi bi yanlışa götürme riskini içinde barındırıyor..Dualite..Ruh başka yerde madde burda..Oysa biliyor yada hissediyoruz ki, böyle bir ikilik yanıltıcı..Herşey , şu anda ve burada.Şu anda bana ilginç gelen kısımsa maddedeki bilinç..madde sonsuzca bilinç kazanırken ne olur..?Bu iş nereye gider?vs gibi şeyler:)

Sevgili Agnia evet senin

Sevgili Agnia evet senin güzelim yazı dilinle daha iyi anlatılıyor , minik ayrıntılarla, işin , bu gün bu an ve bu mekandaki devrimci gerçeği bu... Yeni çağın sanatı da yeni olacaktır ve sanat bir şey anlatmak derdinden tümüyle sıyrılacaktır.Kim üflüyora gelince , yeni frekansı , yeni titreşimi , yeni sesi veya yeni rengi bedenine(!) katan herkes üflüyor gücünce bilgisince ,çok geniş açılımlarda nefeslerini birleştirmeye çalışıyor. Yeni insana üflemek için(?) ; Bir yandan da asfaltta çiçek açmaya çalışan işçileri ve onların daha zenginleşmesi için renkli sularla sulamakla yetinmeyip,oksijeni az bulup daha zengin karışımlar da sıkan polis kardeşlerini seyretmekte olduğumdan yine romantik(!) olmuş olabilir . Kısmet artık her neyse (!)Üstelik doğmamış olabilir miyiz le bunların bire bir ilgisi ne? Değil mi ama...

Harika

.Kim üflüyora gelince , yeni frekansı , yeni titreşimi , yeni sesi veya yeni rengi bedenine(!) katan herkes üflüyor gücünce bilgisince ,çok geniş açılımlarda nefeslerini birleştirmeye çalışıyor. Yeni insana üflemek için(?)

Konu harika bir yere geldi sayenizde, işte tam da bunu söylemek istiyordum fakat bu konunun devamını "Yeni dünya" başlığında yürüyelim, ve çekinmeden söyleyelim (ben söylüyorum işte): ben Yeni Dünyanın öğretmenlerindenim. Bunun için herhangi bir mezuniyet belgesine filan ihtiyaç yok, kim ki bunu hissetmekte ve sevgili Yunus gibi dile getirmektedir, o YENİ BİLİNCİN inşası için eline çekicini küreğini almıştır diyebiliriz.

İnsana olan inancına

İnsana olan inancına hayranım ve bu benim için hiç olmazsa inanç bazında yalnız olmadığımı gösteriyor ki bu müthiş güzel .(Yalnız olduğumu sanmam elbetteki bir tercihti,yorucu, yıpratıcı ancak gerekli tercihti, sanırım ) Ben sanatçısı olduğumu sanıyorum ya ; ancak şimdi öğrendim hapismişim evde:-)

işte bu en zor soru

Şu anda bana ilginç gelen kısımsa maddedeki bilinç..madde sonsuzca bilinç kazanırken ne olur..?Bu iş nereye gider?
Bu konuda benim Oyun Teorisine baş vuruyorum. Adı üstünde sonsuzluk ise bu bi yere gitmez Sonsuza gidilmekle yerinden kıpırdamamak arasında olsa olsa, zevk tercihi vardır :)

Sevgili Yunus, aramıza hoşgeldin, seni kucaklamak bizim için zevktir. Ve lütfen "Yeni dünya" başlığına, ucundan ucundan girişelim şu işe. Senelerdir işin gereğinin farkındayım fakat sorumluluk almayayım diye erteleyip duruyorum :(

öyleyse..

"Sonsuza gidilmekle yerinden kıpırdamamak arasında olsa olsa, zevk tercihi vardır :)"

Buradan yola çıkarsak, an be an değişen tüm varoluşun "haz" odaklı olduğunu söylemek doğru olur gibi geliyor bana..

Biliyosun

"haz" deyince Haluk Hoca bunda başka mana arar :)
Ya da belki yanlış hatırlıyorum, neyse ben zevk demeyi tercih ederim zaten. Herkesin zevk aracı farklıdır o sebeple de yaşamları farklı görünür.

Haz

Peki sonsuza gitmekle kıpırdamama arasındaki fark sedece zevkse sonsuza giden yolculukta hiçmi edinim yok

zevk ve haz

Zevk ile haz arasında fark vardır. Haz, bedenseldir zevk ise duygusal ve zihinseldir. Beşer boyutunda varlık haz duyarak mutlu olur. İnsan olduğunda ise zevk duyduğunda mutlu olur.

Örneğin, bir yemeği hazm ederiz. Yani, o yemeği bedenimize aktardığımızda haz duyarız. Demek ki, hazmetmek ingilizce "digest" karşılığı sanılsa da aslında "pleasure" anlamını taşır. Zevkin karşılığı ise "felicity" denen yüksek dereceli mutluluktur.

Webster sözlüğü şu tanımı verir: "Felicity = The quality or state of being happy; especially : great happiness"

Bu ayrımlara

hem katılıyorum hem de katılmıyorum. Evet haz ve zevk arasında diyelim ki böyle bir fark olsun, yine de bedensel olan hazzın küçümsendiğini sezer gibiyim. Dikkat ederseniz ben de yazımda "Herkesin zevk aracı farklıdır o sebeple de yaşamları farklı görünür." demiştim. Hepsi güzel bence :)
Ayrıca dünyadayken de sizin zevk dedikleriniz yine duyumsanabilir, bunların hepsi farklı durumlar için devreye girip çıkar.

Hocalarım , şunlar için

Hocalarım , şunlar için yeni sözcükler bulamaz mıyız acaba? Yoksa nasıl yeni bir düşünce olur. Şairler vazgeçilmez sanırım. Platon'a karşın:-) ancak yine de Platon' suz edemeyiz.
"Yeni ,unutulmuş olandır .Anımsadıkça ölürüz,unutukça yaşarız."demiş.
Anımsadıkça yaşamak, nasıl olur peki , (pişman olmamak budur belki) işte o yeni bilinç sanırım. Demek ki 'savaşçının sözlüğü' de olmalı ,her şeyi yeniden tanımlayan .
1984 bu konuda müthiş bir romandır, bence...

Hoşgeldin Şahin

soruyu üstüme alındım ama farklı cevapları olanlar lütfen belirtsinler.
Peki sonsuza gitmekle kıpırdamama arasındaki fark sedece zevkse sonsuza giden yolculukta hiçmi edinim yok

Ah bu konuyu ne kadar düşündüm bir bilseniz, "senin işin mi yok kızım" derdiniz! :)
(diyenler de çok oldu, başta annem olamak üzre)

cevabım sizleri şaşırtabilir: evet bence fark yok. sadece zevkiniz bilir :)

zevkime göre:)

fark yoksa oturalım mı diye düşündüm bi an..ama sanırım varoluş böyle bir seçenek sunmuyor gibi kendine..sonsuz kere sarılmış bir çark/dişli mekanizma, sanki birdenbire bi an, bırakılıvermiş ve o sonsuz sarılan şey hızla akip özgür bırakıyo kendini..bırakmış haliyle bırakmamış hali arasında birini tercih etmem gerekse, ben bırakılmış olanı seçerdim.daha zevkli:)

Kederler olmasaydı

zevki nasıl tanıyacaktık? diye aklıma geliverdi..

Peki üstad o zaman

Sevgili Agnia madem fark yok tekamüle ne gerek var o zaman.Eğer kımıldamamak ( = değiştirmemek) ile ilerlemek ( = değiştirmek) arasında fark yok ise tekamülün varlığı sorgulanır hale gelmezmi.Ve eğer tekamül sorgulanır ise bugünkü bilinç düzeyine nasıl ulaşıldı.Buna kaza diyeceksin gibi geliyor ama yinede sormak istedim.

Konuya bir yerinden girelim

Sanırım fark olmadığında seçimlerimizi belirleyen farklı bir faktör var.

Yani

Seçimlerimizi yöneten kendimizin dışında bir faktör mü var .Bu faktör bilmediğimiz kendimiz olabilirmiyiz.( eğer fark yoksa tabi bunu kaçırmayalım)

Sufi bakışı

Sevgili Agnia madem fark yok tekamüle ne gerek var o zaman.Eğer kımıldamamak ( = değiştirmemek) ile ilerlemek ( = değiştirmek) arasında fark yok ise tekamülün varlığı sorgulanır hale gelmezmi.Ve eğer tekamül sorgulanır ise bugünkü bilinç düzeyine nasıl ulaşıldı.Buna kaza diyeceksin gibi geliyor ama yinede sormak istedim.

Bu sorulara benim yanıtım sufi bakışında yatıyor. Onlar derler ki: "Bu dünyada ol ama bu dünyadan olma". Bu ifadeden benim anladığım, insanın bir yandan dünya işleri ile uğraşması gerektiği ve bu arada tekâmül dediğimiz gelişimlere katkı bulunması gerektiği, ama öte yandan bu dünyadaki çıkar ve bencillik mekanizmasına alet olmaması gerektiğidir.

Yani, bir yandan değişip dönüşmeye açık olmak ama öte yandan belirli değerlere bağlı kalmak. Her yaptığı eylemde ve sözde sorumluluk yüklenmek. Değişimle bugünkü bilinç düzeyine ulaşıldı ama değerlere bağlı kalınmadığı için de bugünkü çıkar dünyası ortaya çıktı.

Sevgili Bilgesev

Sufi'ler güzel söylemiş ama dar kalmış sanırım.Bunu geniş düşünelim; bu evrenden ol ama bu evrenden olma diye çeviremiycemiz için bize başka bişey lazım.Birde kalbinize bakın o ne diyor.Bizler kinetik bir faktörün kinetik oyuncaklarımıyız.Yoksa sonsuza( yada bize sonsuz gelene) süreklenen bilinç formlarımıyız.Sonsuza gitmekle kımıldamamak arasındaki fark nedir sizce?

Sevgili Şahin

Sözlerin pek derin anlamlar taşıyor. Belki de bana göre fazlaca derin.

" Bizler kinetik bir faktörün kinetik oyuncaklarımıyız.Yoksa sonsuza( yada bize sonsuz gelene) süreklenen bilinç formlarımıyız.Sonsuza gitmekle kımıldamamak arasındaki fark nedir sizce?" ifadeni açar mısın, lütfen?

Sorunu tam olarak anlamadığımdan yanıt da veremiyeceğim. Belki diğer arkadaşlar bu yanıtı verirler.

Yukarıyı okumalısınız

Bilgesev bu konu yukarıda orlando adlı kullanıcının açılımı ile başladı ordan itibaren okursanız anlayacağınızdan eminim.Sevgilerimle

Sevgili arkadaşlar

Sizler kımıldamamayı kolay ya da zevkli mi sanıyorsunuz?
Sadece basit oruç işlemi bile ne kadar zor geliyor hatırlatırım. Tekamül etmek için illa bu konuda bişeyler okuyup öğrenmek gerekmiyor ve aslında en az tekamül edenler bunun bilgisini almış olanlardır belki :)
Tekamül, Bilgisev'in de belirttiği gibi bizatihi yaşam içinde bulunmak, onun acısıyla tatlısıyla hemhal olup, sonuç çıkarmayı gerektiriyor.
Don Huan öğrencileri hatırlayacaklar, usta, bir nagualin herşeyden önce TONAL'e hakim olması gerektiğini söyler. Tonale hakim olmak demek kimbilir kaç yaşam gerektirir, hepinizin hak vereceğne eminim :)
Tekamül kelimesini hayatında hiç duymamış bir kişi olsun, sabah uyanıp kaslarını harekete geçirdiği an, içerden beşikteki bebeğinin sesi kulağına erişip, karısının bahçede çamaşır astığını gördüğünde, ez cümle hayata katıldığı anda, duygular üremeye başlamış ve tekamül yolculuğu başlamış demektir.
Atlı araba örneğini hatırlayınız lütfen, duygular harekete geçtiğinde araba hareket eder, sonsuza yolculuk başlar.
Benim söylemeye çalıştığım, duygular devrede yoksa, araba yerinde duruyordur, evet yol yok tekamül yok ve fakat bu kimin umurunda. Tekamül edince başımız göğe ermeyecek! Eğer durduğunuz yerde zevk alıyorsanız, lütfen devam edin (kaçan göçen bişey yok) ve fakat bal yiyen baldan usanır bunu da göreceksiniz :)
Sonuç olarak tekamül için çaba gösterenlere sesleniyorum; bu bir zorunluluk değil, kimse size hesap filan sormuyor, bunu kimsenin hele tanrının zoruyla yapmıyorsunuz, tek sebebiniz var; bundan zevk almaktasınız.
Atlarınızın hiç kıpırdamaması mümkün mü? İnsan olup da duygu üretmemek? Bi kere atlar yola çıkmışsa, arabayı ordan oraya deli gibi sürüklüyor, uçurumlardan kıl payı kurtuluyorsanız, eh tabi şu atların biraz sükun bulması işimize gelirdi! Onların dengede ve güvenli yerlerde gezinmesi zevkimizi arttırırdı.

Bu kaza mıydı bilmiyorum

Eğer kımıldamamak ( = değiştirmemek) ile ilerlemek ( = değiştirmek) arasında fark yok ise tekamülün varlığı sorgulanır hale gelmezmi.Ve eğer tekamül sorgulanır ise bugünkü bilinç düzeyine nasıl ulaşıldı.Buna kaza diyeceksin gibi geliyor ama yinede sormak istedim

Güzel bir soru sevgili Şahin. Bugünki tekamül düzeyine (ki bu muhtemeln bi arpa boyudur!)acılar sayeside ulaşıldı. İnsanoğlu duygularının şiddeti, düzensizliği nedeniyle öyle çok ve karmaşık KARMA yarattı ki (etkiye tepki), bunları bir bir yaşayıp çözmesi gerekti, her çözülen düğümle birlikte farkındalık ışığında bir artma oluştu tabi, bu normaldir :)

Acı yani ateş, dönüşüm yaratmanın en sık kullanılan yöntemidir. Ateş daha zevli olarak yani aşk ile de elde edilebilir fakat insanoğlu bunu da evirip çevirip acıya bağlar, bu konuda nasıl olmuşsa ustalaşmış :)

Cevabımı Aldım

Çok teşekkür ederim Agnia ben cevabımı aldım.

Pek yakında

Sinema fragmanı gibi oldu :)))

Narsizm enfeksiyonu bulaşmış çoğulculuk,
Entegral bakış,
ve özetle her iyi özelliğin, spektrumun başka bir ucunu yaptığı BASIyı, anlatabilmeyi umuyorum.
Ben anladım, başım göğe erdi! Fakat aslında anlayıp anlamadığım sizlerin anlamasını sağlayabilecek miyim o gösterecek, malum Feynman şöyle demişti bir konferansta; eğer kuantum anlayışı anneanneme anlatamıyorsam, henüz anlamaya yolum var demektir!

Fırçalarına bayılıyorum

Slm Agnia yine fırçalamışın beni ama bu fırçadan bile çıkarım sağladım teşekkürler.

Pardonnn

Sinema fragmanı gibi olduyu yendi yazı başlığım için söylemiştim: "pek yakındaaa" diye başlamışım ya :)

iman gücü

hala bu konuyu takip edenler warmı bilmiyorum ama sizde bişey eksik gibi gordum oda imann
bunları dusunmenin bi manıgı yok.bizler gercegiz ve yasıyoruz.bize bi hayat ruh we beden werilmiş
bedenle yeptıklarımızın cezasınıda sefasınıda ahirette cekicez ne matrix i ne diyonz sizz.
acın kuran-ı kerimi okuyun orda aradıklarınızın hepsinin cevabı war
we fazla dusunmeyin cunku kapasitemiz belli zorlamayın kendinizi.
burdaki butun yorumları okudum ve hepeniz sacmalıssınız tamam dusuncelerinize saygım war ama
yanlıs yapıyosunuz
allahın yolundan sasmayın we aradıklarınızı bilmek istediklerinizi bulacagınız dunyanın en gusel kitabı olan kuran-ı kerimde bulursunuz bos dusuncelere kapılmayın
bedeninize iyi dawranın ibadetinizi yapın
yapın ki cehennem abazından kurtulun

Kuran1 Kerim'i

Kuran1 Kerim'i okumadığımızı nerden biliyorsun?
Saygılı olduğun belli ki hemen saçmaladığımızı söyleyivermişsin!
Ben kendi adıma konuşursam sonraki aşamadayım, yani kuranı okuma ve öğrenme değil bilfiil yaşama aşamasında ve doğrusu kendimi tam bir mümin olarak görüyorum. Allah tüm aşamadakilere kolaylık versin.

systemeko

Merak ettim, yaş kaç?

Hayret bir şey.. Geleceğin

Hayret bir şey..
Geleceğin insan projesinden söz edip derin felsefeler yapılan sayfada alın sze bir gelişmiş insan profili.Sizde iman yok ,ahirette hesap verceksinizde kalmış insana ne anlatmaya çalışılır ki.. Niye cevap verilir ki..

Güzel konuymuş

Rastgele konular arasından ulaştım. Eskilerden bir güzel konu.

xenix: Takiplerim

Belkide doğduk ve

Belkide doğduk ve yaşadığımız bu hayat bir daha geniş spektrumlu bir hayatın sadece bir safhasıdır.

Yani şu hepimizin geride bıraktığı yaşanmışlıklar silsilesi, zaten süregiden, başka, daha gelişmiş bir hayatın fazlarından sadece biridir...

Ölüp ikiden üçe geçeceğiz yani...

(karne, marne, not mot, ceza meza, ödül mödül filan yok...dinci atlamasın!)

Hola'nın yorumu bana su

Hola'nın yorumu bana su zamanların gündemi ; 4. , 5. boyut konularını hatırlattı ...
Bununla ilgili yazılanlarda hep geçişe kendini hazırlayanların boyut değiştireceğinden söz edilir, peki kendini geçişe hazırlayamayanlar ne olacak ?

tabiii...

aslnın inide o kadar rat ki ceylan ölünceye kadar ordan çıkmıyor......

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş