BİLMENİN ÖNÜNDEKİ ENGEL: HAYAL GÜCÜ(2)
Avrupa'da, Atos'ta bin yıllık bir manastır vardır. Belki de Avrupa'nın en eski manastırı. Bu manastırın kuralı ise içeri girdikten sonra bir daha dışarı çıkamazsın. Manastırın içinde 10 bin kadar keşiş bulunmaktadır. Sadece öldükten sonra, bedenleri bir delikten atılır ve keşiş olmayan dışarıdaki diğer Hıristiyanlar onları mezara koyar. Ancak içeridekiler bir ölüyü çıkarmak için bile dışarıya çıkamazlar.
Peki bu insanlar ne yapıyor? Sadece "Ave Maria" ilahisini söylüyorlar. Manastır, İsa'nın annesi Maria'nın, yani Meryem Ana'nın anısına yapılmıştır. Bütün gün tek işleri "Ave Maria" ilahisini söylemekten ibarettir. Oruç tutarlar, inzivaya çekilirler. Dünya ile bağlantıları kalmamıştır. Bir süre sonra hayallerinde Meryem Ana'nın ziyaretlerine geldiğini görmeye başlarlar. Hücrelerinde tek başlarına, birbirlerinden ayrı yaşamaktadırlar. Birbirleriyle konuşmaları yasaktır, sadece baş keşişlere konuşabilirler. 1000 yıl boyunca bu manastırın içine tek bir kadının bile girmesine izin verilmemiştir. Bu keşişler bastırılmış cinsel enerji yanardağı üzerinde oturmaktadırlar.
Bu bastırılmış cinsel enerji de halüsinasyon yaratmaya yardımcı olur. Herkes genç erkeklerin kadın, genç kızların da erkek halüsinasyonları gördüğünü bilir. Rüyaları daha cinsel içerikli olmaya başlar; seks zihinlerinde giderek daha hakim bir duruma ulaşmaya başlar. Bu keşişler, cinselliği bastırdıkları, oruç tuttukları ve inzivaya çekildikleri için, sadece İsa'yı ve Meryem Ana'yı düşündükleri için; doğal olarak halüsinasyon görmeye başlarlar. Ve bu halüsinasyonları görenler, daha saygın bir konuma gelirler. Manastır içindeki en deli insan da baş keşiş olur.
O insanları manastır ve rahibe evi denilen akıl hastanelerinden kurtarmak için yapılacak çok şey vardır. Onları akıl sağlığına geri döndürmek gerekir; onları hayallerin değil, gerçekliğin dünyasına geri getirmek gerekiyor. Kendi gerçekliğini yaratmak zorunda değilsin; duyularını arındırırsan, gerçeği, onun ruhsal güzelliğini, renkliliğini, yeşilliğini ve canlılığını hissedebilirsin.
İçinde o gerçeği keşfedeceksin, yaratmayacaksın. Çünkü senin tarafından yaratılmış her şey, hayal gücün dışında bir şey olamaz. Senin tam bir sessizlik içinde oraya girip, sadece izlemen gerekir. Dikkatli ol, tetikte ol ki, gerçeği görebilesin. Gerçeği görenler ise inanılmaz bir sessizlik, büyük bir mutluluk, sonsuz keyif ve ölümsüzlük deneyimi yaşadıklarını söyleyeceklerdir. Ancak herhangi bir tanrı görmeyeceksin, melek görmeyeceksin. Bunların görülmesi için yaratılması gerekmektedir.
Sezginin, hayal gücünün, aklın aşılması gerekmektedir. Zihnin ötesindeki noktaya ulaşman gerekiyor; orada derin bir dinginlik, serinlik ve huzur bulunur. Bu senin gerçek doğandır; o senin Buddha doğandır. İşte bu sensin. Senin yaratıldığın şey budur; bütün evrenin yaratıldığı şey budur. Sen buna evrensel bilinç diyebilirsin, evrensel ilahiyat diyebilirsin, her isim olabilir. Ancak unutma, milyonlarca insan hayal gücüne kanmıştır. Bunu yapmak çok ucuz ve kolaydır. Belirli bir strateji izlediğin zaman gerçekliği yaratabilirsin.
Bir keresinde bir arkadaşımda kalıyordum. Hindistan'da kutsal bir festival vardır ve o festivalde insanlar 'bang' adında marihuana benzeri bir şey kullanırlar. Kaldığım arkadaşım bir üniversite profesörüydü. Çok sade ve iyi bir insandı. Onu, "böyle aptalca bir şey yapma" diye uyardım. Ancak o birkaç arkadaşıyla buluşmaya gitti. Ona marihuana dolu şekerler vermişler, içi marihuana dolu içecekler sunmuşlar. Akşam dönmedi ve gece yarısı olmuştu. Gidip onu bulmam gerekiyordu. Ona ne olmuştu? Küfür eden bir kalabalığın ortasında çırılçıplak bir şekilde ayakta duruyordu ve insanlar ona taş atıyordu.
Ne olduğunu çözemedim. İnsanların önüne geçtim ve "ben bu adamı tanıyorum. Galiba bir çeşit uyuşturucu almış" diye bağırdım. Bir şekilde onu giydirmeye çalışıyordum ama o direniyordu. Ben pantolonunu yukarı çekiyordum ama o tekrar indiriyordu. Sonra kaçmaya başladı.
Ben şehri pek iyi tanımıyordum ama o iyi biliyordu. Onu dar sokaklarda birkaç dakika boyunca takip ettim, ama sonunda izini kaybettim. Sabah polis telefon etti ve arkadaşımın nezarette olduğunu bildirdi, ben de karakola gittim. O zamana kadar biraz kendine gelmişti ancak hala akşamdan kalmış durumdaydı. Beni tanıdı ve "seni dinlemediğim için özür dilerim" dedi. İnsanların attığı taşlar yüzünden vücudunda yaralar vardı.
Onu eve getirdim ve o günden itibaren zihninde bir polis korkusu oluştu. Zihnine hakim oldu; herhalde polis, giysilerini giymeyi kabul etmediği için, onlara karşı direndiği için onu dövmüştü. O korku, bu paranoya o kadar yoğun olmaya başladı ki, hayatını etkiledi. Geceleri sokakta devriye gezen polisin ayak seslerini duyduğu zaman yatağın altına girerdi. Ona ismiyle hitap ederek, "Balram, ne yapıyorsun?" diye sorduğum zaman, "Sessiz ol. Polis geliyor." diye cevap verirdi.
Dinlenmesi için rektörün 15 gün izin vermesini sağladım çünkü artık üniversiteye gelmesi çok zor olmaya başlamıştı. Her şeyden kuşkulanıyordu. Köşe başında durmuş konuşan iki kişiyi gösterip, "bana komplo kuruyorlar. Sana söylüyorum sonunda beni yakalayacaklar ve hapse atıp dövecekler. Bir şeyler yap!" diyordu. Bir polis minibüsü geçtiği zaman, "Aman Tanrım! Beni almaya geldiler!" diye bağırırdı.
Bunun bir korku olduğunu göstermek için her yolu denedim. Nasıl başladığını anlıyordum ama artık dayanılacak gibi değildi. Hiçbir şey dinlemiyor, uyumuyor ve beni de uyutmuyordu. Sonunda bir polis müfettişine gittim ve bütün hikâyeyi anlatmak zorunda kaldım. Ona şunları söyleyerek durumu anlattım: "Bana yardım etmelisiniz. Bu adam çok sade, masum bir insan. Herhangi bir suç işlemedi. Sadece marihuana aldı. Aldığı şeker ve içeceklerde başka ne olduğunu bilmiyorum. Polis giyinmesini sağlamak için onu dövmüş olmalı. Ona yardım etmeye çalıştım ama elimden kaçıp kurtuldu."
Müfettiş nasıl yardımcı olabileceğini sordu.
"Bir dosyayla gelmelisiniz, çünkü sürekli aynı şeyi tekrar ediyor. 'Adıma bir dosya açmışlar ve beni tutuklamak için doğru anı kolluyorlar' deyip duruyor. O yüzden bir dosya, kelepçe ve tutuklama emriyle gelin. Herhangi bir kağıt olur. Zaten sizi görünce tüm aklını kaybedecek. Gece gelirseniz, daha etkili olur" diyerek ne istediğimi anlatmaya devam ettim:
"Sonra ben size onu rahat bırakmanız için 5000 rupi rüşvet önereceğim. Siz de en başta karşı çıkacak ve sonra gönülsüz bir şekilde kabul edeceksiniz. Ben de dosyayı yakmanızı isteyeceğim. Dosyayı yakacak ve giderken bana onun duyabileceği bir şekilde, 'artık dosya yakıldığına göre ortada bir sorun kalmadı. Polisin elinde onu tutuklayacak bir şey yok.' diye konuşacaksınız. Size verdiğim 5000 rupiyi daha sonra geri alırım."
Polis müfettişi çok iyi bir insandı ve bunu yapmayı kabul etti. Geceleyin geldi ve arkadaşım o içeri girer girmez, yatağın altına saklandı. Müfettiş onu yatağın altından çekerek çıkarmak zorunda kaldı. Balram bana bağırıyordu: "Geleceklerini söylemiştim. İşte geldiler ve dosya da ellerinde!"
Müfettiş bana tutuklama emrini verdi ve onun tutuklanması gerektiğini söyleyip Balram'a kelepçeleri taktı. Ben müfettişi ikna etmeye çalıştım ama o, "yapabileceğim bir şey yok. En az beş yıl hapis yatacak!" diyordu.
Balram çaresizlik içinde bana bakıp, "bir şeyler yap, yoksa işim bitecek!" diye yalvardı.
Ben de müfettişe 5000 rupi verdim ve şunları söyledim: "O sade bir insan. Bir iyilik yapın ve onu bırakın. Eğer yine bir yanlış yaparsa, onu polise kendi ellerimle teslim edeceğim. Ama bu onun ilk suçu ve bunu da uyuşturucu etkisi altında yaptı." Büyük bir zorlukla müfettişe dosyayı yakmaya ikna ettim ve sonunda dosyayı yaktık. Kelepçeler çıkartıldı ve müfettiş konuştu: "Tamam kabul ediyorum. Eğer bir daha yaparsa, benim yapabileceğim bir şey kalmaz ancak şu anda polisin elindeki tek rapor bu dosyadaydı ve o da artık yakıldı. Artık polisin elinde onu tutuklayacak bir şey kalmadı!" dedi. O andan sonra Balram iyileşti ve eski haline döndü.
Ertesi gün 5000 rupiyi geri almak için karakola gitmek zorundaydım. Müfettiş çok iyi bir adamdı. Aslında parayı iade etmeyi reddedebilirdi, ancak iade etti ve arkadaşımın nasıl olduğunu sordu.
"Çok iyi. Artık yolda bir polis görse bile umursamıyor. Onu birkaç kere köşede polis var diye uyardım, ama o umurunda olmadığını, çünkü dosyasının yakıldığını ifade etti." dedim.
Balram kendi etrafında bir halüsinasyon yaratmıştı. Din denen şeyler de bu tip halüsinasyonlar içinde yaşıyor. Hinduların birçok eski yazıtının somras adında bir uyuşturucudan söz ettiğini öğrendiğin zaman çok şaşırırsın. Bu Himalayalar'da bulunuyormuş ve belki de günümüzde de vardır. Ama biz nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz. Bütün dindar insanların somras içmesi çok yaygın bir uygulamaymış.
OSHO
(Sezgi, sayfa 54-67, OWO Yayınları)
- 9999 ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1249 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder