yedi bedeni aÅŸmak(2)
Astral beden de ilk iki bedenin ölçülerindedir. Beşinci bedene kadar boyutlar aynı kalır. İçerik değişir ama büyüklük aynıdır. Altıncı bedende boyut kozmik olur. Yedincide ise artık ne ölçü ne boyut vardır; kozmik boyut bile olmaz.
Dördüncü bedenin hiçbir duvarı yoktur. Üçüncü bedenin içinden itibaren saydam bir duvar bile mevcut değildir. Yalnızca "duvarsız" bir sınır bulunur. Bu nedenle içine girmekte hiçbir zorluk yoktur, hiçbir metot gerekmez. Üçüncüye ulaşan dördüncüye kolaylıkla girer. Ama dördüncüden öteye gitmek ilkini aşmak kadar zordur çünkü artık zihinsel beden ortadan kalkmıştır.
Beşinci spiritüel bedendir. Burada da bir duvar vardır ama birinci ve ikinci beden arasındaki duvar anlamında değildir. Bu duvar iki farklı boyutu birbirinden ayırır.
İlk dört beden aynı boyutta bulunur. Sınırlar yataydır. Şimdi ise dikey. Bu yüzden dördüncü ile beşinci arasındaki duvar daha öncekilerden daha büyüktür. Bunun nedeni bizlerin normalde dikeyi değil yatayı görmeye alışık olmamızdır. Dördüncü bedenden sonra ise hareket aşağı bir düzeyden yukarı doğrudur. Artık içerden dışarı değil aşağıdan yukarı gidilir. Yukarı bakmayı öğrenmeden beşinciye ulaşamazsınız.
Zihin hep aşağı doğru bakar; tıpkı su gibi aşağı doğru akar. Yoga bu yüzden zihnin karşısındadır. Suyun, hiçbir spiritüel sistemin simgesi olmamasının nedeni budur. Ateş ise pek çok sistemin simgesidir. Ateş yukarı çıkar, asla aşağı inmez. Bu yüzden dördüncü bedenden beşinciye çıkmanın sembolü ateştir. İnsan daima yukarı bakmalıdır, aşağı bakmayı bırakmalıdır.
Yukarı doğru nasıl bakılır? Bunu yapmanın yolu nedir? Meditasyon sırasında gözlerin yukarı, ajna chakra'ya bakması gerektiğini duymuşsunuzdur. (Ajna chakra: iki kaşın arasında, üçüncü göz diye bilinen alan). Gözler kafatasınızın içini görmek istercesine yukarı doğru odaklanmalıdır. Burada gözler yalnızca semboliktir. Aslında vizyon kastedilmektedir. Vizyonumuz, görme duyumuzun organı olan gözlerle ilgilidir. Bunun nedeni içsel vizyonda bile gözlerin araç olmasıdır. Gözlerinizi yukarı çevirdiğinizde vizyonunuz da yukarı odaklanır.
Raja yoga dördüncü bedenle başlar. Yalnız hatha yoga birinci bedene aittir. Geri kalan yogalar başka bir yerde başlar. Teozofi ikinci bedenden, diğer sistemler ise üçüncüden başlar. İnsanlık dördüncü bedene doğru ilerledikçe pek çok kişi buradan başlayabilecek. Ama bunun koşulu daha önceki yaşamlarda ilk üç bedeni geçebilmiş olmaktır. Bazı insanlar geçmiş yaşamlarında ilk üç bedeni aşıp aşmadıklarını bilmeden raja yogayı kitaplardan, swamilerden ya da gurulardan öğrenip uygulamaya çalışıyor. Bu kişiler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur çünkü dördüncüden başlanamaz. İlk üçünün geçilmiş olması şarttır. Dördüncüye ulaşmak ancak böyle mümkün olur.
Dördüncü asla başlangıç olamayacak bir bedendir. Dört yoga vardır: birinci beden için hatha yoga, ikinci için mantra yoga, üçüncü için bhakti yoga, dördüncü için ise raja yoga. Çok eskilerde herkesin birinci beden ile başlaması gerekiyordu. Günümüzde ise çok çeşitli insanlar var. Bir kişi daha önceki bir yaşamda ikinci bedene gelmiş olabiliyor. Bir başkası üçüncüye, vb. Ama rüyalar söz konusu olunca birinci bedenden başlamak şarttır. Ancak o zaman işin tüm kapsamını ve spektrumunu kavrayabilirsiniz.
Sonuçta, dördüncü bedende bilinciniz ateş gibi olmalı, yani yukarı gitmeli. Yukarı gidip gitmediğini anlamanın pek çok yolu vardır. Örneğin aklınız sekse doğru gidiyorsa bu suyun aşağı doğru akması gibidir çünkü seks merkezi aşağıdadır. Dördüncü bedende gözlerinizi yukarı çevirmelisiniz, aşağı değil.
Bilincin yukarı doğru gitmesi için işe gözlerin altında değil, üstündeki bir merkezden başlamak gerekir. Gözlerin yukarısında bunun yapılabileceği tek bir merkez vardır: ajna chakra. İki göz birden yukarı, üçüncü göze doğrultulmalıdır.
Üçüncü göz çeşitli şekillerde bilinir. Hindistan'da bakire bir kız ile evli bir kadın, üçüncü göz üzerinde renkli bir boya ile yapılan bir işaretle anlaşılır. Bakire doğal olarak aşağıdaki seks merkezine bakar ama evlendikten sonra yukarı bakmalıdır. Artık anne olması gerektiğinden yolculuğu yukarı, cinselliğin olmadığı yere doğrudur -ya da cinsellik ötesine. Kadına yukarı bakması gerektiğini hatırlatmak için üçüncü göz üzerine renkli işaret, bir tika yapılır.
Alınlarda tilak denen işaretler 'sannyasin'ler, tapınanlar gibi çeşitli tip kişiler tarafından kullanılır ve pek çok tip ve renkleri vardır. Bir chandan (sandal ağacı ezmesi) kullanmak da mümkündür. Gözleriniz üçüncü göze bakmaya başladığı an o merkezde büyük bir ateş oluşur. Bir yanma hissi duyarsınız. Bu üçüncü gözün açılmakta olduğunun işaretidir. Orasını serin tutmak gerekir. Hindistan'da bu amaçla sandal ağacı kullanılır. Bu ezme yalnız serinlik vermekle kalmaz, aynı zamanda üçüncü beden ve onu aşmakla ilgili bir kokusu da vardır. Bu serinletici parfüm ve konulduğu nokta dikkati yukarı çeker, sürekli üçüncü gözü hatırlatır.
Gözlerinizi kapatsanız ve ben parmağımla üçüncü göz noktanıza dokunsam, aslında sizin üçüncü gözünüze dokunuyor olmam ama siz yine de onu hissetmeye başlarsınız. Bu kadarcık bir basınç, parmak ucu ile bu kadar hafif bir dokunuş bile yeterlidir. Bu yüzden serin ve güzel kokulu bir dokunuş dikkatinizin sürekli üçüncü göze çekilmesine yeter.
Özetle, dördüncü bedenden geçmek için tek bir teknik, tek bir metot vardır: yukarı bakmak. Shirshasan (Amuda kalkmak), bedenin ters durması da gözler genelde aşağı baktığı için bir metot olarak kullanılırdı. Amuda kalktığınızda gözleriniz yine aşağı bakıyor olacak ama artık yukarı aşağı olmuştur. Enerjinizin aşağı doğru akışı yukarı çevrilmiştir.
Bazı insanların meditasyon yaparken sebebini bilmeden ters pozisyonlar almalarının sebebi budur. Böyle yapınca enerjinin akış yönünü değiştirir. Zihinleri aşağı akışa o kadar alışmıştır ki, enerjinin yönü değiştiğinde rahatsızlık duyarlar. O zaman shirshasan pozisyonu alırlar ve rahatlarlar çünkü enerji yeniden aşağı doğru akmaya başlamıştır. Tabii enerji aslında aşağı değil, merkezlerinize, yani çakralarınıza göre yukarı doğru akmaktadır.
Böylece shirshasan dördüncü bedenden beşinciye geçiş metodu olarak kullanıldı. Akılda tutulması gereken esas şey yukarı bakmaktır. Bu ratak (gözleri bir nesneye dikmek), güneşe odaklanmak gibi çok çeşitli yollar ile de yapılabilir. Yine de en iyisi bunu içten yapmaktır. Yalnızca gözlerinizi kapatın!
Tabii önce ilk dört beden aşılmalıdır. Aksi halde bunun bir yararı olmaz. İnsanın aklı karışabilir, çeşitli akıl hastalıklarına neden olabilir çünkü bütün sistem altüst olur. Dört beden aşağı bakıyor ama içsel zihniniz yukarı bakıyorsa bunun şizofreni ile sonuçlanması çok olasıdır.
Bence şizofreninin asıl nedeni de budur. Bu yüzden sıradan psikoloji şizofreniyi çözümleyemiyor. Şizofrenik zihin aynı anda iki ayrı yöne bakan zihindir: dışarıda durup içeri bakar; dışarıda durup yukarı bakar. Sisteminiz tümüyle uyum içinde olmalıdır. Fiziksel bedeninizi içerden tanımıyorsanız, bilinciniz aşağı dönüktür. Bu sağlıklıdır, uyum vardır. Dışarı doğru hareket eden bir zihni asla yukarı çevirmeye çalışmamalısınız. Yoksa bölünme, yani şizofreni ortaya çıkar.
Uygarlıklarımız, dinlerimiz insanların çift kişilikli olmalarının başlıca nedenleridir. Mutlak uyumla ilgilenmemişlerdir. Daha kendi fiziksel bedenlerine bile girememiş kişilere yukarı çıkma metotları öğreten öğretmenler var. Metot işe yaramaya başladığında kişinin yarısı yukarı doğru çıkarken diğer yarısı bedenin dışında kalır. O zaman bu ikisi ayrılır, bölünme olur. O insan iki kişi olur; bazen biri, bazen öteki; Jekyll ve Hyde.
Bir insanın aynı anda yedi kişiliği olması bile mümkündür. Bu durumda bölünme tamamlanmıştır. Yedi farklı enerji haline gelmiştir. Bir parçası aşağı doğru hareket ederek birinci bedende kalır. Bir parça ikinci, bir parça ise üçüncü ile birliktedir. Bir parça yukarı doğru gider, başka bir parça başka bir yöne. Artık kişinin merkezi kalmamıştır.
Gurdjieff böyle bir insanı efendisi olmayan bir eve benzetiyor. Yedi hizmetçi var ve her biri kendinin evin efendisi olduğunu iddia ediyor. Kimse bunun aksini savunamıyor çünkü efendi evde değil. Kapı çalındığında kapıya en yakın hizmetçi açıyor ve evin efendisi o oluyor. Ertesi gün, bir başka hizmetçi kapıyı açıyor ve evin efendisi olduğunu söylüyor.
Bir şizofrenin merkezi yoktur. Ve hepimiz bu durumdayız! Topluma uyum sağlamışız, hepsi o kadar. Aramızda yalnız derece farkları var. Efendi ya uyuyor ya da evde yok ve her parça evin sahibinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Cinsel dürtüler ortaya çıktığında, efendi seks oluyor. Ölümlü olduğunuz, aileniz, dininiz, her şey inkar ediliyor. Seks evin mutlak sahibi haline geliyor. Sonra, seks dürtüsü bittiğinde kargaşa başlıyor. Mantığınız işi ele alıyor ve "efendi benim" diyor. Artık mantık bütün evi ele geçirip seksi eve almıyor.
Tüm parçalar sırayla evin tümünü ele geçiriyor. Öfke duyulduğunda efendi o oluyor. Artık ne mantık ne bilinçlilik ortada. Kimse öfkenin önüne geçemiyor. İşte bu yüzden birbirimizi anlayamıyoruz. Sevecen bir kişi öfkeleniyor ve aniden sevgi ortadan kayboluyor. Biz de o kişi gerçekten sevecen mi değil mi anlayamıyoruz. Sevgi yalnızca bir hizmetkardı. Öfke de öyle. Efendi yok. Bu yüzden normalde başkalarına güvenemiyoruz çünkü o efendi değil. Her an hizmetkarlardan biri idareyi ele alabilir. O hiç kimse; o bir bütün değil.
Özetle söylemek istediğim; ilk dört bedenden geçmeden yukarı bakma teknikleri uygulanmamalıdır. Yoksa aşılması imkansız bölünmeler oluşur ve yeniden başlamak için bir sonraki yaşamınıza kadar beklemek zorunda kalırsınız. Baştan başlayan teknikler uygulamak gerekir. Önceki yaşamlarınızda ilk üç bedeni aşmışsanız, onları tekrar geçmeniz an meselesi. Hiçbir zorluk çekmezsiniz. Bölgeyi tanıyorsunuz, yolu biliyorsunuz. Hemen karşınıza çıkarlar. Onları tanıyorsunuz ve onları aştınız! O zaman ilerleyebilirsiniz. Benim ısrar ettiğim konu herkesin birinci bedenden başlaması gerektiği. Herkesin!
Dördüncü bedeni aşmak çok önemli bir aşamadır. O ana kadar insandınız. Artık insanüstü oldunuz. Birinci bedende yalnızca hayvandınız. Ancak ikinci bedende insan ortaya çıkar. Ve ancak dördüncüde tümüyle çiçek açar. Uygarlık asla dördüncüden ileri gidemedi. Dördüncünün ötesi insan ötesidir. Bir Buda, bir Mahavir, bir Krishna insan ötesidir. Onlar insanüstüdür.
Yukarı bakış dördüncü bedenden yukarı sıçramaktır. Birinci bedenime dışarıdan bakarken ben yalnızca insan olma olasılığı olan bir hayvandım. Bir hayvanla aramdaki tek fark, ben insan olabilirim, o olamaz. Ama ikimiz de insanın altındayız. Yalnız benim insan olma kapasitem var. İkinci bedenden sonra insanın çiçek açması başlar.
Dördüncü bedendeki bir kişi bile bize insanüstü gelir. Oysa değildir. Bir Einstein'ın ya da bir Voltaire'in insanüstü olduğunu düşünüyoruz ama değiller. Onlar tamamen çiçek açmış insanlar ve bizden üstünler. Ama insanın üstünde değiller. Yalnız bir Buda, bir Krishna ya da bir Zerdüşt insan ötesidir. Yukarı bakarak, bilinçlerini dördüncü bedenin üstüne aşırarak zihnin sınırlarını geçtiler; zihinsel bedeni aştılar.
Dini ve ahlaki öykülerde anlaşılması gereken semboller var. Peygamberler yukarı baktılar ve kendilerine yukarıdan bir şeyler indiğini söylediler. Biz bunu fiziksel anlamda aldık böylece Tanrı'yı gökyüzüne yerleştirdik. Bize göre yukarı gökyüzüdür, aşağı ise toprağın alt katmanlarıdır. Tabii bu yorumumuz nedeni ile sembolleri anlamamış olduk. Peygamberler yukarı bakarken gökyüzüne bakmıyordu; ajna chakra 'ya bakıyordu. Kendilerine yukarıdan bir şeyler indiğini söylerken doğru söylüyordu ama ne var ki yukarının anlamı bizim için farklı.
Zerdüşt her resminde yukarı bakarken görülür. Gözleri asla aşağı dönük değildir. İlahi olanı ilk kez yukarı bakarken gördü. İlahi olan ona bir ateş halinde geldi. Perslerin ateşe tapmalarının nedeni budur. Bu ateş kavramı ajna chakra'dan gelir. Yukarı baktığınızda o nokta çok ısınır, sanki her şey yanıyormuş gibi gelir. Bu yanma duygusu dönüşümünüze neden olur. Alt varlığınız yanıyor ve bitiyor ve bir üst varlık doğuyor. "Ateşten geçmek" deyiminin anlamı budur.
Beşinci bedenden sonra başka bir yere, başka bir boyuta yolculuğunuz devam eder. Birinci bedenden dördüncüye kadar hareket dışarıdan içeri doğrudur; dördüncüden beşinciye ise aşağından yukarıya. Beşinciden sonra egodan egonun yok olmasına doğru gidilir. Artık dışarı, içeri, aşağı ya da yukarı kavramları kalmamıştır. Artık "ben" ve "bensizlik" vardır ki bu konu bir merkezin var olup olmaması ile ilgilidir.
İnsan beşinci bedene kadar merkezsizdir -parçalara bölünmüştür. Ancak beşinciden sonra bir merkez, bütünlük, teklik vardır. Ama merkez ego haline gelir. Artık daha fazla ilerlemenin önündeki engel bu ego olacaktır. O ana kadar ilerlemeye yardım eden her adım artık ayağa takılan bir şey olmuştur. Geçmiş olduğunuz her köprüyü terk etmeniz gerekiyor. Size geçişinizde yardım etti, yardımcınız oldu ama ona tutunmaya devam ederseniz, engeliniz olur.
kaynak:OSHO
(Sessizliği Dinlemek, 81-100. sayfalar, Kuraldışı Yayınları)
- 9999 ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2415 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder