Oyun/Kandırış Kuramı-7
OYUN süreci ve olası tüm oyunlar, yürüyen merdiven sistemine benzer. Sıfırdan her çıkan basamak yükselmek zorundadır. Yürüyen merdivende aynı zamanda basamakları çıkmakta olan insan kapsayıcı oyunlara daha hızlı tırmanır. Ama bu da hiç fark yaratmaz.
İnsan nesnelere ve olgulara iki gözünün ortasından TEK GÖZ olarak bakmayı öğrenmelidir.
Oyunda başarının en önemli unsurlarından biridir bu.
Tek göz ile algılayan kişi, durumdan zevk aldığı müddetçe oyunda kalabilir. Bu kişiler daha üst oyundan gelen dokungaçları çok rahat görürler, bazıları sözcü/haberci olmayı isteyerek oyunlarını sürdürebilirler. İstek sürdükçe OYUNda kalınır.
Kapsayıcı oyunlardan alt oyunlara gelen zaman yolcusuna GEZGİN denir.
Dünya oyunun “seviyesi” gereği GEZGİN kendi gerçeğini unutur bu sebeple alt oyun tarafından yutulma tehlikesi vardır.
GEZGİN kendi algı seviyesinin altına indiği için uyumsuzluk çeker. Fiziksel ve ruhsal bozulmalara yatkın olur.
GEZGİN bu tehlikeyi neden göze alır?
Kapsadıklarına şefkat duyduğundan ve hala TAM olamadığından olabilir.
Tüm oyunlar içinde toplam negatif kutup ile toplam pozitif kutup eşit olmak gerektir.
Bu sebeple Belli (dünya gibi) oyun seviyesinden sonraki kapsayan oyunlar ikiye ayrılır.
Negatif oyunlar ve Pozitif oyunlar
N ile P arasında geçiş olmaz.
Geçiş ancak Dünya seviyesinde bir oyun oynayarak yapılabilir.
Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer başarı seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir.
İstek, deneyimi, deneyim DUYGUyu yaratır. Duygu yeniden isteği yaratır böylece oyun DÖNGÜsü oluşur.
İsteğin ayrıcalıklısı yoktur, hepsi aynı işlevi görür.
Merak kendiliğinden, insan doğasından fışkırır.
Ve isteği doğurur. İstek OYUN dünyasını inşa eder; geçmişe ve geleceğe doğru.
Merak isteği, istek deneyimleri, deneyimler duyguları, duygular bilgileri, bilgiler yeniden merakı ….. yaratırlar. Döngü böyle işler.
Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.
Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.
Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.
Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.
Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.
Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.
Az şey bilen farkındalığa giden yolda şanslıdır; ancak AVCIlara yem olma konusunda şanssızdır.
Sonuçta hepsi aynı yere çıkar.
Dünya oyunundaki tüm saptamalar değişik derecelerde Sübjektiftir.
Algısı dünya oyununda bulunan hiçbir varlıktan OBJEKTİF saptama beklenemez.
Oyundaki insanlar hem oyunun içine doğmuşlardır hem de oyunu beraberlerinde yaratmayı sürdürürler.
Dünya bir hem hem oyunudur.
- Agnia ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1640 defa okundu

Sibel Atasoy

HİÇ le biten bir son
HİÇ le biten bir son varmıdır?
(N ile P arasında geçiş olmaz.)Kutuplaştıkça geçiş daha kolay olur mu?
Soru için teşekkür
Ancak sorunun ardındaki kuyruğu (niyeti) algılayamadım, acaba biraz açabilir misin?
Oyunun dışına çıkmak
Oyunun dışına çıkmak anlamında yazmıştım hiçle biten bir son varmıdır sorusunu
Ra Bilgilerinde kutuplaşma arttıkça karşı kutbiyete geçmenin daha kolay olduğu yönünde bir bilgi vardı.N ile P arasında geçiş olmaz kuramınızın açılımı için yazdım ikinci soruyu
Saygıyla
cevaplamayı deneyeceğim :)
Evet bütün oyunlardan muaf olmak HİÇliğe çıkar diye tahmin ediyoruz. Yine de bu gerek zihnimiz gerekse niyetimizin uzantısı olabilir.
kutuplaşma arttıkça, karşıya geçmek (kaza ile)olasılığı gerçekten yükselir, özellikle artı kutuptan eksiye geçiş apansızca olabilir doğrusu. Fakat bu geçişin oluşması için üçüncü boyut (yani dünya seviyesinde) bir oyunun aracılığına ihtiyaç duyulur. Neden derseniz; üçüncü boyut realitesinde geleceği/geçmişi unutma esası var, bu sebeple gezgin kendinden daha düşük bu titreşim koşullarında "oyun" realitesini tamamiyle unutabildiği bir katalizörle karşılaşabilir.
Ama aynı zamanda, üçüncü boyut deneyimi ile kutupsuzluk oyun düzeyine de yükselebilir bir gezgin. Hatta belki altıncı düzey bir oyun için bunun yapılması elzem dahi olabilir.
Çok hassas bir konu olduğundan keskin cevaplar veremiyorum, acaba biraz açıklayıcı oldu mu?
Cevabınız için
Cevabınız için teşekkürler.İçinde bulunduğum hal nedeniyle bu soruları soruyorum.Bana göre büyük bir değişim geçirdim ve durumumu kabullenmemek gibi bir sorunum var.Eskiyi zaman zaman özlüyorum ama yeni durumu da kendime açıkayamıyorum o nedenle cevaplarınız benim için çok önemli.
Ben sizden yeni bir açılım istiyorum.(( Ama aynı zamanda, üçüncü boyut deneyimi ile kutupsuzluk oyun düzeyine de yükselebilir bir gezgin. Hatta belki altıncı düzey bir oyun için bunun yapılması elzem dahi olabilir)) bu cümleniz için.
Saygılar
Yoksa siz benim iç sesim misiniz?
Çünkü sizinle tam olarak aynı hal içindeyim. Hayata yeni gözlerini açmış bir bebek şaşkınlığı ve tedirginliği var üzerimde. Sanki diyebilirim ki (komik biliyorum), kalbimi ben attırıyorum, mide asidimi ben salgılıyorum gibi bi sorumluluğun şaşkınlığı bu! Bu konuda kendime sakin olmayı ve beklemede kalmayı öneriyorum.
Altıncı düzey oyunu; (bildiğiniz gibi) kutupluluğun yani, dualitenin kaybolduğu, herşeyin BİR ve faydalı göründüğü bir düzlem. Belki Nietzsche'nin, iyinin ve kötünün ötesinde dediği yer (makam) gibi.
Bu konuda benim bizatihi yaşadığım deneyim (ya da hatırlama ile bildiğim) şöyle;
Sanki negatif ya da pozitif beşinci oyun düzeyinde olan biri iken, deneyim artırmak için dünya oyununda yer almışım, önce uzun süreyi hatırlamakla geçirmişim ve sonra aniden AKLIM, kendii sevmekle, diğerlerini sevmek arasındaki farksızlığı algılayıvermiş gibi görünüyor. Her iki yol da BEN kaybına yol açıyor; bütünüyle dışarıya aktığınızda, ya da bütünüyle içinize dolduğunuzda, teklik var. Ve fakat negatif bir yolcu olsa idim (ki böyle olma ihtimalim yüksek) burdan becburen dönmek durumunda kalırdım çünkü evrende tek başınıza kalmak kadar korkuncç bir his olamaz. Kimse bunu göze almak istemez. Bunun yerine uçurumdan atlarsınız ve yokluğu seçersiniz.
Şu an hislerimi ifade etmek (yazılı olarak) güç geliyor; fakat bana çok açık görünüyor. Anlatmaya çalışsam binlerce kelime kullanmam gerekir gibi ve fakat bu kalabalıklık da gereksiz görünüyor.
Yorumlarınız için
Yorumlarınız için teşekkürler.Şu anda Maharaj'ı okuyorum durumuma en uygun onu buldum.İçsel olarak tam bir metamorfoz yaşıyorum haliyle bu dış dünyama da yansıdı.Yaşadığım boşluk ama bana göre doluluğu daha önce dışsal olaylar dolduruyordu şimdi tamamen iç dünyada kendimle sorgulama geçiriyorum.Farkındalığıma giren görüşlerin ayırdındayım ama eskiye kaydığımı bazen farkedemiyorum.Sanırım tünelin ucundaki gördüğüm ışığa ulaşmak için tüneli genişletiyorum.
Sevgiyle
Çok hoş :)
Tüneli genişletmek hoş bir benzetme.
Maharaj en sevdiğim öğretmenlerimden biridir. Daha geçenlerde onu düşünmüştüm. Bana bi selam gönderdiğini fark ettim ama kitaplarımdan uzakta olduğum için selamı hakkıyla alamadım :)
küçük bir not
sevgili misafirin ve agnia'nın yazışmaları kuramı anlamayı kolaylaştırıyor.
şunu da söylemeden geçemeyeceğim;
bütün kuram, bir deneyim ürünü gibi yazılmış ve bıraktığı algı da o yönde...
okurken beni en çok çeken tarafı bu oldu.
gerçeklik ve samimiyet duygusunu hissedemediğim hiçbir yazıyı okuyamıyorum çünkü...
bazı yerleri anlamakta hala güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim ama ısrarla okumayı sürdürüyorum.
sevgili agnia...
acaba siz de zaman zaman anlamakta güçlük çekiyor musunuz merak ediyorum?
bu sorum yanlış algılanmasın aman...
çünkü deneyimlediğimiz an'da algılamak ve özümsemek çok da mümkün değil.
bir şeyleri gözden kaçırmak ve atlamak da olasılık dahilinde hep...
sizin de dediğiniz gibi subjektif varlıklarız çünkü...
Kesinlikle
Bazı yerleri ben de anlamakta güçlük çekiyorum :)
İnsan her zaman aynı HALde olmuyor. Bu kuramı bir gecede ve aslında ne yazacağımı planlamadan (ki çoğunlukla öyle spontan dökülürüm!) yazmıştım. Aradan geçen 4 yıl gibi bir süreden sonra bazı yerleri fazla keskin buluyorum. Geçişler aslında daha yumuşak olabilir gibi geliyor şimdi :)
Hala emin olduğum yegane şey OYUNun varlığı ve şaşmaz bir şekilde işliyor oluşu. :)
Katılımlar ve sorular beni sevindiriyor, böylece üzerinde düşünüp ana uygulamak mümkün olabiliyor.
içimden bir ses:)
4 yıl önce size yazdırılan bu kuramı hep birlikte anlayacağız.
bildiğimiz şeyi anlamaya çalışmak da bize özgü bişey olsa gerek:)
belki bu da oyunun bir parçasıdır:)
"hatırlama oyunu":))))
eminlik konusuna gelince...
tuhaf bir şekilde ben de eminim OYUNdan...
gerekli aşamaları katetmeden bir üst basamağa çıkamayız biliyorsunuz.
bazen zıplamalar olabilir ama bu orada kalabileceğimizi göstermiyor, malesef daha aşağıya inme durumu bile var böyle durumlarda.
zıplamanın faydası üst basamaklardan bilgi aşırmak. bir nevi hediye bu, üst basamağın gelene verdiği hediye. yani aslında BİR'in hediyesi:)
ama bu hediye bilgileri döndüğümüz basamakta yorumlamak yorucu ve hiç de kolay değil.
hele de döndüğün basamak, ilk zıpladığın basamaktan biraz daha yukardaysa işimiz çok daha zor. (bu cümle çok önemli, çok çok önemli ve siz anlamış olmalısınız)
hem yeni basamağın koşullarına alışmak, özümsemek hem de aşırılan üst basamak bilgilerini kotarmaya çalışmak.
offf ki ne offfff...
bunları niye yazdım?
içimden bir ses yazdırdı:)
ve en son da şunu fısıldadı;
"yakında sibel anlayacak"
bunu neden yazdığımı sormayın vallahi bilmiyorum.
yazıcı olarak görün beni...
sevgiler...
Harika
Çok haklısınız sevgili Lilith. Süreci fevkalade güzel özetlemişsiniz, üzerine söylecek bişey bulamıyorum.
Bu aralar Yeni enerjiyi yoğun olarak hissediyorum, şaşkınlık var, bazen karışık hisler, hafifçe ve nedensiz bi endişe, öyle geçip gidiyolar. Nerden gelip nereye giderler bilemiyorum. Benimle ilgili değil bunların çoğu ama hissediyorum, seyrediyorum.
Galiba determinizme sıkıca bağlı (her ne kadar dilimizle hayır desekte) alışkanlığımızdan bir anda kurtulmak kolay değil. Yanıt beklemek alışkanlığımız, karşılık hesapları, ödeme telaşları vs vs. bunlar tarihe karışacak sanırım. Oyunun ayırdına gerçekten varmak nasıl bişey olacak gerçekten meraktayım, heyecanlıyım.
Sayın lilith sibel biraz
Sayın lilith sibel biraz önce anlamış..:)
Sevgiler:)
iyi haber statüsünde
iyi haber statüsünde değerlendirelim bu haberi:)
darısı başımıza:)
madem anladı, anlamayan lilith'e de sezdirsin lütfen:)
Yeni yorum gönder