2.Bölüm
Beni içeride tutabilmek için Bob’un büyük kollari etrafimda kapanirdi ve Bob’un Tanri’ninkinin
büyük oldugunu düsündügümüz boyutta iri olan yeni terlemeye baslamis gögüsleri arasinda karanlikta
sikisirdim. Kilisenin erkek dolu olan zemininde gezinirken, her gece karsilasirdik: bu Art, bu Paul, bu Bob;
Bob’un genis omuzlari bana ufku hatirlatirdi. Bob’un gür sari saçlari, saç kreminin kendini sekillendirci
krema sanmasi gibiydi, çok gür ve sari ve kismen dik.
Kollari boynuma dolanmisken, Bob avcunun ayasi ile kafami, fiçi gibi gögsünden yeni filizlenmis
memelerinin üstüne bastirirdi.
“Her sey iyi olacak” derdi Bob. “Agla simdi.”
Bob’un yanan gida ve oksijeni içinde, dizlerimden kafama kadar, kimyasal reaksiyonlar hissederdim.
“Belki yeteri kadar erken teshis etmislerdir,” derdi Bob. “Belki de sadece seminomadir. Seminoma ile
neredeyse yüzde yüz kurtulma sansin var.”
Bob’un omuzlari kendilerini uzun uzun çekiyor, sonra düsüyor, düsüyor siddetli hiçkiriklarla düsüyordu.
Yukari çekiyordu. Düsüyor, düsüyor, düsüyordu.
Iki yildir buraya her hafta gelirim ve her hafta Bob bana sarilir ve ben aglarim.
“Sen agla” der Bob ve içini çeker ve hiçkirir, hiçkirir, hiçkirir. “Devam et ve agla.”
Büyük islak suratini kafamin üstüne yerlestirir ve ben onun vücudunda kaybolurum. Iste ben bu sirada
aglarim. Bogucu karanlikta, birinin içine kapanmisken ve becerebilecegin her seyin sonunda bir çöpe
dönüsecegini görürken aglamak kolaydir.
Ömrün boyunca gurur duydugun hersey çöpe atilacak.
Ve ben içeride kayboluyorum.
Ve bu neredeyse bir haftadir uyumaya en yakin oldugum andi.
Iste Marla Singer’la böyle tanistim.
Bob agliyordu çünkü alti ay önce testisleri alinmisti. Sonra hormon destek terapisi uygulanmisti. Bob’un
gögüsleri vardi, çünkü testosteron orani çok yüksekti. Testosteron seviyesi yükseltildiginde, vücut denge
kurmak için östrojeni yükseltir.
Ben bu anlarda aglarim, çünkü hayatin bir hiçtir, hatta hiçlikten öte, bir kayitsizliktir.
Östrojen yükselirse, kari gibi memelerin olur.
Sevdigin herkesin seni reddedecegini veya ölecegini fark ettiginde aglamak kolaydir. Yeterince uzun olan
bir zaman diliminde, insanlarin kurtulma sansi sifira düsecektir.
Bob beni seviyor, çünkü benim de testislerimin alindigini düsünüyor.
Trinity Piskoposlugunun bodrumundaki magaza türü ekoseli kanepelerde, etrafimizda yaklasik yirmi
adam ve bir kadin var, hepsi çiftli olarak birbirine sarilmis ve çogu agliyor. Bazi çiftler öne dogru egilmis,
kulak kulaga kafalari birbirine yaslanmis, güresçilerin durusu gibi birbirlerine kilitlenmisler. Tek kadinla
eslesen adam dirseklerini kadinin omuzlarina yerlestiriyor, kadinin omuzlari adamin elleri arasinda ve
adamin yüzü kadinin ensesine agliyor. Kadinin yüzü diger tarafa dönüyor ve eliyle bir sigara çikariyor.
Koca Bob’un koltuk altindan gözetliyorum.
“Tüm hayatim boyunca” diyor Bob, “neyi neden yaptigimi hiç bilemedim.”
Buradaki Arta Kalan Erkekler Toplulugu, testis kanseri destek grubundaki tek kadin bir yabancinin yükü
altinda sigara içiyor ve gözleri gözlerimi yakaliyor.
Sahtekar.
Sahtekar.
Sahtekar.
Kisa, mat siyah saçli, Japon çizgi filmlerindeki gibi kocaman gözlü, kaymagi alinmis süt gibi teni olan,
koyu güllerle bezenmis duvar kagidi desenindeki elbisesinin içinde tereyagi gibi soluk duran bu kadin,
Cuma aksami katildigim tüberküloz destek grubumda da vardi. Çarsamba aksami melanoma yuvarlak
masa toplantisinda da. Pazartesi aksami Sebatla Inananlar lösemi grubundaydi. Saçinin arkasindaki bir
bölümden beyaz parlak kafa derisi görünüyor.
Bu tür destek gruplarini aradiginizda, hepsinin muglak ve iyimser isimleri vardir. Persembe aksami gittigim
kan parazitleri grubumun adi Özgür ve Temiz.
Beyin parazitleri için gittigim grubun adi Yukarida ve Geride.
Ve Pazar ögleden sonra Trinity Piskoposlugunun bodrumunda Arta Kalan Erkekler Toplulugu grubumda
yine bu kadin burada.
Daha kötüsü ise, o bakarken aglayamamam.
Umutsuz Koca Bob tarafindan sarmalanisim ve onunla aglayisim en sevdigim bölüm olmali. Hepimiz, her
zaman çok çalisiyoruz. Burasi gerçekten rahatlayip, teslim oldugum tek yer.
Bu benim seyahatim.
Iki yil önce uykusuzluk hastaligim ile ilgili doktoruma gittikten sonra ilk destek grubuma katildim.
Üç hafta olmustu ve hala uyuyamamistim. Üç haftalik uykusuzluktan sonra, hersey beden disi bir
tecrübeye dönüsür. Doktorum “Uykusuzluk daha büyük bir seyin belirtisidir. Aslinda neyin yanlis
oldugunu bul. Vücudunu dinle.” dedi.
Ben sadece uyumak istiyordum. 200 miligramlik küçük mavi Amytal Sodyum kapsüllerden istiyordum.
Kirmizi ve mavi Tuinal kursun kapsüller, ruj kirmizisi Seconal’ler istiyordum.
Doktorum kediotu kökü çignememi ve biraz daha fazla egzersiz yapmami söylemisti. Nihayetinde uykuya
dalacaktim.
Yüzüm, çürük, bayat bir meyve gibi öylesine çökmüstü ki, öldügümü sanirdiniz.
Doktorum, gerçek aci görmek istersem, Sali geceleri Ilk Rabbaniler’e ugramami söylemisti. Beyin
parazitlerini görmemi. Dejenere kemik hastaliklarini görmemi. Organik beyin bozukluklari. Geçip giden
kanser hastalarini görmemi.
Ben de gittim.
Ilk gittigim grupta tanisma fasli oldu: bu Alice, bu Brenda, bu Dover. Herkes kafasina dayanmis olan
görünmeyen silaha ragmen gülümsüyordu.
Destek gruplarinda asla gerçek ismimi vermem.
Chloe isimli küçük bir kadin iskeleti; pantalonunun kiçi üzgün ve bombos sarkiyor ve Chloe bana beyin
parazitleri ile ilgili en kötü seyin, kimsenin onunla cinsel iliskiye girmemesi oldugunu söylüyordu. Ölüme,
sigorta poliçesinin kendisine yetmis bes bin papel ödemis olmasi kadar yakin olan Chloe’nin tek istedigi,
son bir kez yataga yatirilmakti. Iliski degil, seks.
Bir insan buna ne diyebilir? Demek istedigim ne diyebilirsin ki?
Tüm bu ölüm Chloe’nin birazcik yorgun olmasiyla basladi ve artik tedavi edilmekten sikilmisti.
Pornografik fimler, evinde pornografik filmler vardi.
Chloe’nin anlattigina göre, Fransiz Ihtilali’nde hapiste olan kadinlar, düsesler, baronesler, markizler, her
neyse, yukari tirmanan herhangi bir erkegi becerirlermis. Chloe enseme dogru nefes vermisti. Yukari
tirmanmak. Para vermek, bilebilir miydim? Becermek, vaktin önüne geçmisti.
Fransizlar bunaLa petite mort derdi.
Eger ilgimi çekerse, Chloe’nin pornografik filmleri vardi. Nisasta nitrat. Yaglar.
Normal zamanda ereksiyon olurdum. Fakat bizim Chloe, sari renkli parlaticiya batirilmis bir iskeletti.
Chloe oldugu gibi görünüyordu, ben ise bir hiçtim. Hiçbirsey bile degildim. Tüylü halida bir çember
etrafinda otururken, Chloe’nin omzu benimkini dürtüyordu. Gözlerimizi kapatiyorduk. Rehberli
meditasyonda bizi yönlendirme sirasi Chole’nindi ve bizi konusarak huzur bahçelerine götürüyordu. Chloe konusarak bizi tepedeki yedi kapili saraya yönlendiriyordu. sarayin içindeydi yedi kapi; yesil kapi, sari
kapi, turuncu kapi ve Chloe her bir kapiyi açarak, mavi kapi, kirmizi kapi, beyaz kapi, orada ne oldugunu
buluyordu.
Gözlerimiz kapali, acimizin, ayaklarimizin etrafinda yüzen ve dizlerimize, belimize, gögsümüze yükselen,
iyilestirici bir beyaz isik topu oldugunu hayal ediyorduk. Çakralarimiz açiliyordu. Kalp çakrasi. Bas
çakrasi. Chloe bizi güç hayvanimizla karsilastigimiz magaralara götürüyordu. Benimki bir penguendi.
Magaranin zemini buzla kapliydi ve penguen kaymami söylüyordu. Hiç çaba sarfetmeden tünellerden ve
galerilerden kayiyorduk.
Sonra sarilma vakti geldi.
Gözlerini aç.
Chloe bunun telepatik fiziksel temas oldugunu söylüyordu. Hepimiz birer partner seçmeliydik. Chloe
kendini boynuma atiyordu ve agliyordu. Evinde askisiz iç çamasirlari vardi ve agliyordu. Chloe’nin masaj
yaglari ve kelepçeleri vardi ve diger elinin saatimin etrafinda onbir kez dönüsünü izlerken agliyordu.
Iki yil önceki ilk destek grubumda aglayamamistim. Ikinci veya üçüncü destek grubumda da
aglayamamistim. Kan parazitlerinde veya bagirsak kanserlerinde veya organik beyin demanslarinda da
aglayamamistim.
Bu, insomniada da böyledir. Hersey çok uzaktadir, kopyanin, kopyasinin kopyasi. Herseyin uykusuzluk
mesafesinde, hiçbirseye dokunamazsin ve hiçbirsey sana dokunamaz.
Sonra Bob geldi. Testis kanserine ilk gittigimde, Bob büyük geyik, büyük peynirli ekmek, tepemde
hareket etti ve aglamaya basladi. Sarilma vakti gelince büyük geyik odanin hemen karsisinda dikildi,
kollari yanlarinda, omuzlari yuvarlanmis. Büyük geyik çenesi gögsünde, gözleri simdiden yaslarla kapli, ve
küçülmüs. Bodrum katinda kendini bana birakmak için Bob, ayaklarini sürüyerek, dizlerini birlestirip
görünmeyen adimlarla bana dogru kaydi.
Ve üstüme dogru çakildi.
Bob’un büyük kollari bana dolandi.
Koca Bob eskiden bir vücutçuymus. Tüm o dianabollü salata günlerinden sonra, yaris ati dopingi Wistrol
kullanmisti. Kendi vücut gelistirme salonu, Koca Bob’un bir vücut gelistirme salonu vardi. Üç kere
evlenmisti. Ürün tasdiki yapmisti, yoksa onu hiç televizyonda görmemis miydim? Gögsünü genisletmekle
ilgili nasil program yapacagin, pratik olarak onun bulusuydu.
Bu tarz dürüstlüge sahip yabancilar, bende plastik duygular uyandirirlar, ne demek istedigimi anlatabiliyor
muyum?
Bob bilmiyordu. Belkihuevolarindan[1] bir tanesi soyundan gelmisti ve o bunun bir risk faktörü
oldugunu biliyordu. Bob bana ameliyat sonrasi hormon terapisinden bahsetti.
Çok fazla testosterone alan bir sürü vücut gelistirmeci, kari memesi denen seye sahip olurdu.
Bob’ahuevolar demekle neyi kastettigini sordum.
Huevolar, dedi Bob. Yumurtaliklar. Findiklar. Cevherler. Testisler. Toplar. Meksika’da, ki dopingini
buradan satin alirsin, onlara “yumurta” denir.
Bosanma, bosanma, bosanma dedi Bob ve bana kendisinin bir yarismada çekilmis kocaman ve ilk
bakista çiplakmis gibi görünen resmini gösterdi. Aptalca bir yasam, diye ekledi, ama kaslarini sisirip,
tüylerini tiras ettikten sonra sahneye çikinca, vucüt yagin neredeyse yüzde iki oraninda parçalanmistir ve
idrar getiren ilaçlar seni dondurmustur ve dokunuldugunda beton gibi sertsindir, isiklardan kör, ses
sisteminin arka planindaki kosusturmacasindan sagir oldugun sirada hakem bagirir “sag dörtlünü uzat, kas
ve bekle.”
“Sol kolunu uzat, bisepsini kas ve bekle.”
Bu Bob için gerçek hayattan daha iyiydi.
Kansere dogru hizli bir gidis. Daha sonra iflas etmisti Bob. Iki tane kocaman çocugu vardi ve Bob’un
telefonlarina cevap vermiyorlardi.
Doktoruna göre kari memelerini tedavi etmenin yolu, gögüs boslugunu kesip, varsa içindeki siviyi
bosaltmakti.
Tüm hatirlayabildigim buydu, çünkü sonra Bob kollarini etrafima dolayip, beni tamamen sarmalamak için
kafasini üstüme egmisti. Sonrasinda hiçligin içinde kaybolmustum, karanlik ve sessiz ve bütün, ve sonunda
Bob’un yumusak gögsünden uzaklastigimda, Bob’un tisörtünün önünde aglayan suratimin islak bir
maskesi kalmisti.
Bu iki yil önce, Arta Kalan Erkekler Toplulugu grubuyla geçirdigim ilk gece olmustu.
Ondan sonraki hemen hemen her görüsmemizde, Koca Bob beni aglatmisti.
Bir daha asla doktora gitmedim. Bir daha asla kediotu kökü çignemedim.
Bu özgürlüktü. Tüm umudunu kaybetmek özgürlüktü. Herhangi birsey söylemedigim zaman, grup her
zaman en kötüsünü düsünürdü. Daha çok aglarlardi. Ben de daha çok aglardim. Yildizlara bakip,
kaybolus.
Bir destek grubundan eve dönerken, hiç hissetmedigim kadar canli hissederdim kendimi. Kansere veya
kan parazitine yakalanmis degildim; sadece etrafimdaki kalabalik dünya hayatinin küçük sicak
merkeziydim.
Ve uyudum. Bebekler bile böyle güzel uyuyamazdi.
Her gece ölüyordum ve her sabah tekrar doguyordum.
Diriliyordum.
Ta ki bu geceye kadar; basari ile geçen iki yildan sonra bu gece, bu kadin beni izlerken aglayamam.
Çünkü dibe vuramiyorum, korunmus hissedemiyorum. Agzimin içini o kadar çok isiriyordum ki, dilim
kendini kumas görünümü verilmis duvar kagidi zannediyordu. Dört gündür uyuyamiyordum.
O beni izlerken, ben bir yalanciyim. O sahtekar. Yalanci olan o. Bu gece tanistirma safhasinda, kendimizi
tanittik: ben Bob, ben Paul, ben Terry, ben David.
Asla gerçek ismimi vermem.
“Bu kanser, degil mi?” dedi
Sonra “Tamam, merhaba, ben Marla Singer” dedi.
Kimse Marla’ya ne tür bir kanser oldugunu söylemedi. Sonra hepimiz içimizdeki çocugu koruma isiyle
mesgul olduk.
Adam hala ensesine aglarken, Marla sigarasindan bir nefes daha çekti.
Onu Bob’un titreyen memeleri arasindan izliyordum.
Marla’ya göre ben bir sahtekarim. Onu gördügüm ikinci geceden beri uyuyamiyorum. Hala daha
buradaki ilk sahtekar bendim, evet belki buradaki herkes, hatta büyük geyik Koca Bob bile, yaralari,
öksürmeleri ve tümörleri ile dalga geçiyordu.
Su sekillendirilmis saçina bakin.
Marla sigara içiyor ve göz gezdiriyordu.
Iste bu dakikada, Marla’nin yalani benim yalanimi yansitiyor, ve bütün görebildigim sey yalanlar. Onlarin
tüm gerçekliginin ortasinda. Herkes en büyük korkusunu paylasmak için çaba sarfedip, risk alirken, ve
ölümleri hizla yaklasiyorken ve bir silahin namlusu bogazlarina dayanmisken. Evet, Marla sigara içiyor ve
etrafa göz atiyor, ve ben aglayan bir kilimin altina gömülmüsüm ve aniden sanki önemsiz bir olaymiscasina,
ölüm ve ölmek videodaki plastik çiçeklerle ayni önemi tasimaya basliyordu benim için.
“Bob, beni eziyorsun” diye fisildamaya çalisiyorum, sonra vazgeçiyorum. Sesimi alçaltarak “Bob”
diyorum, sonra avazim çiktigi kadar bagirmaya basliyorum. “Bob, tuvalete gitmem lazim.”
Banyodaki lavabonun üstünde bir ayna var. Eger örnek kopya ediliyorsa, Marla Singer’i beyin parazitleri
destek grubum Yukarida ve Geride’de görecektim. Marla orada olacakti. Tabii ki, Marla olacakti ve onun yaninda oturuyor olacaktim. Tanistirilma bölümünden ve sarayin yedi kapisinin ve iyilestirici beyaz
isik topunun bulundugu ve çakralarimizin açildigi rehberli meditasyondan sonra, sira birbirimize sarilmaya
geldiginde, bu küçük orospuyu yakalayacaktim.
Kollari iki yaninda dümdüz dururken, dudaklarimi kulaklarina yapistiracak ve Marla, seni büyük
sahtekar, çik disari diyecektim.
Bu, hayatimdaki tek gerçek sey ve sen onu berbat ediyorsun.
Sen, büyük turist.
Bir daha ki karsilasmamizda, Marla, sen buradayken ben uyuyamam diyecektim. Buna ihtiyacim var. Git buradan.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1176 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder