SAKHA yazısı hakkında
Ön-Türk toplumlarının küçük boylar halinde yaşayıp şehir devletleri kurduklarından söz ettim. Onlardan günümüze kalmış olan yazılı belgelerin başında Dede Korkut destanı gelir. Destan deyince, sanki olmamış ve uydurulmuş hikayeler akla gelmektedir. Oysa ki elimizde kalmış olan iki adet el yazması kitapta anlatılanlar doğrudan Oğuz boylarının gerçek yaşantılarıdır. El yazması kitaplardan birinin başlığı “Oğuz boyunun diliyle Dedem Korkut kitabı”, diğerinin başlığı ise “Oğuzname hikayesi, Kazan bey ve diğerleri” dir.
Bir diğer Ön-Türk destanı ALPAMIŞ destanıdır. Özbek, Kazak ve Karakalpak Türkçesinde “Alpamış”, Başkurt Türkçesinde “Alpamışa”, Tatar Türkçesinde “Alıpmemşen” ve Altay Türkçesinde “Alıp Memşen” adlarıyla bilinen bu destan doğrudan Dede Korkut’un söz ettiği Bamsı Beyrek boyu ile ilgilidir.
“Alpamış” sözünde geçen “Alp” sözü hem “beyaz” hem de “yüksek, yüce” anlamlarını taşır. Günümüzde kullanılan “al” sadece “al bayrak” şeklinde geçer ki, anlamı “yüksekte duran, yüce bayrak” demektir. “Kırmızı bayrak” anlamı sonradan oluşmuştur. Aslı “alp” olan bu sözü Ön-Türk olan Etrüskler dağlara vermişler ve “yüce beyaz dağ” anlamında Alp dağları demişlerdir. Türklerin Alpaslan, Alptogan, Alpamış, Alperen...gibi isimleri olduğu bilinmektedir.
Şu halde Alpamış adı “beyazlaşmış, ak sakallı yüce kişi” anlamını taşır ki, Dedem Korkut da böyle bir kişidir. Dedem Korkut destanından başka önemli Türk destanlarından bazıları Kırgızların Manas destanı, Sakaların Alp-Er-Tunga destanı, Hunların Oğuz kağan destanı, Göktürklerin Ergenekon destanı ve Uygur Türklerinin Türeyiş destanı gelir. Hepsinde evrenin ve insanın yaradılışı anlatılmakla birlikte, insanlarda olan cengaverlik, dürüstlük ve hoşgörü gibi özellikler üzerinde de durulmaktadır. Bu destanlar incelenecek olursa Ön-Türk toplumlarında geçerli olan dil, inanç ve sosyal yapı hakkında birçok önemli bilginin aktarıldığı görülecektir.
Bir Saka yöneticisi olan Alp-Er-Tunga M.Ö. 600 lü yıllarda yaşamış olduğu sanılıyor. Asur kaynaklarında kendisine verilen ad Maduva olup, Heredot tarihinde Madyes ve İran tarihinde Afrasiyab olarak geçer. İranlı olan Perslerle savaşmış olan Med’lerin aslen Saka Türkleri oldukları ve onların İskitler adı ile de anıldıkları anlaşılıyor. Çünkü, AS-OKH kök sözcüklerinden oluşmuş olan SAKHA adı bazı kaynaklarda SAHA olarak, diğer bazı kaynaklarda SKOT veya İSKİT olarak geçmektedir. Asya kıtasının en doğusundaki Sahalin yarım adasının adı ile İngiltere adasının kuzeyine yerleşmiş olan İskoç halkının Scot adından anlaşılacağı üzere, Saka Türkleri en doğudan en batıya kadar yayılmışlar ve adlarını korumayı bilmişlerdir.
Bugün batı dilcileri Saka Türklerinin dilini Hind-Avrupa dili yapmaya çalışmaktadırlar. Bir bakıma da tümüyle haksız sayılmazlar. Çünkü batıya gelmiş olan İskoçların dili büyük çapta değişime uğramış, eski sözcüklerden pek çoğu yok olmuştur. Ancak aslen Asya halkı oldukları ve dillerinin Ön-Türkçe olduğu bir gerçektir.
Yukarıdaki resimde Kazakistan’da bir kurganda bulunmuş Sakha beyi Altın Elbiseli adamın yeniden oluşturulmuş hali görülüyor. Karbon 14 ile yapılmış olan tarihleme sonunda Altın Elbiseli adamın M.Ö. 500-600 yılları arasında yaşamış olduğu sonucunu varılmıştır. Üstteki resimde görülen Sakha beyinin yanında bulunmuş olan bir tolu kadehte kazılı olan yazıyı Kazım Mirşan şöyle okumuştur:
“Ögün an onuyu öcü OK, ub-oz uç esitiz
oz-ötü onuy oy ekiç ekil alız at”.
K. Mirşan bu ifadeyi şu şekilde yorumlamaktadır: “Asaletini (yüksekliğini) andığım (kişi) boynuzlaşmış bir OK’tur. Uçarak yükselen onu (ruhunu) öteki dünyaya içeri alınız (kabul ediniz) Atalar”.
OĞ/ÖĞ damgasından söz ettim (Bkz. OĞ damgası başlıklı yazım). Şu halde Ögün “yükseklik, asalet” olmaktadır. Bugün dahi kullanmakta olduğumuz ‘öğünmek’ sözü “kendini yükseltmek, meth etmek” anlamını taşır. UB-OZ ise ‘boynuz’ sözünün eski şeklidir. Ancak, “uçarak yükselmek” anlamını da taşır. UÇ-ESİTİZ “yönetici olan, uçta bulunan” demektir. OZ-ÖTÜ (yüksek ruhların ülkesi, öteki dünya) dır. EKİÇ-EKİL ise (EKlemek ve İÇeri alarak İLetmek) kavramlarını ifade eder. ALIZ bugün dahi kullandığımız ‘alınız’ sözüdür. Sondaki AT ise kanımca ‘Atalar’ demektir. Yani yazıt atalara hitaben yazılmıştır. Bence bu okunuş oldukça akla yakın gelmektedir ve ön Türkçe hakkında iyi bir fikir vermektedir.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1850 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder