Bilim adamlığından ilim adamlığına
Yalnız kalan insan sorgular. Çünkü, yalnızlıkta kendi ile hesaplaşma ve tutunacak dal arayışı vardır. Bu bakımdan feylesoflar yalnız kişilerdir. Onların hesaplaşması hep kendileri ile olmuştur. Toplum, çevre, insanlık hep bahanedir onlar için. Sorgulayan da kendileridir, sorgulanan da. Yani, feylesoflar hem sanık, hem savcı hem de hakimdirler.
Kolay değildir bu üç şapkayı aynı kişilikte taşıyıp layıkıyla görevi sürdürmek. İnsanlar kendileri ile hesaplaşmaktan genellikle kaçınırlar. Sığınacak bir liman ararlar ve o limanı ya dinlerde veya ideolojilerde bulurlar. Oysa ki, feylesofların yolculuğu açık denizlerdedir. Liman ararlar, şüphesiz. Ama, asıl maceraları açık denizlerde geçer. Zaten limanı bulduklarında ideolog haline dönüşürler, ne yazık ki. Belli bir felsefi okula mensubiyet onları ideolog haline dönüştürür.
Materyalist, İdealist, Pragmatist, Nihilist felsefe okuluna bağlandığınız anda ideolog olmuşsunuz demektir. Çünkü ideoloji arayış olmaktan çok açıklayış yöntemidir. Bilim de bir bakıma ideolojidir. Evreni belli bir bakış açısına dayanarak açıklayan bilim adamı kendi görüşüne sıkı sıkıya sarıldığı anda ideolog olmuş demektir. Bilim açık bir arayıştır denir. Ama, her dönemin ideolog bilim adamları da olmuştur. Din adamları ise tümden ideologdurlar. Görüşleri katı ve kesindir. Arayışları yoktur. Onlar akıllarını kullanmayı pek fazla istemezler. Genellikle nakille yetinirler. Sorgulamak yerine her soruyu belli bir görüş penceresinden yanıtlamak yolunu seçerler. Bu bakımdan din adamları feylesof olamazlar. Ama feylesoflar din konusu ile ilgilenebilirler. Çünkü din de kendi yapılarının bir katmanıdır ve kendilerini sorgularken dine de değinmek zorunda kalırlar.
Din ile felsefeyi birleştirmeyi başarmış olan İslam mutasavvıfları düşüncede kalmayıp arayışlarını yaşama taşıdıklarında Sufi kişi olurlar. Sufiler dine bağlı olmakla birlikte kendileri ile hesaplaşmayı da ihmal etmeyen ve insanlık boyutunda ilerlemek isteyen kişilerdir. Onlar kendi yaşamlarını “seyr-i sulük” sözüyle tanımlarlar. Seyr sözü “yolculuk” demektir. Sulük ise “isteyen, arayan hatta dilenen” anlamlarını taşır. İsteyen insan edep ve rıza ile alçak gönülle isterse sulük etmiş olur. Bu bakımdan, “seyr-i sulük” eden kişi tevekkülle ve nasibi ölçüsünde arayış içinde olan kişidir. Amaç kabını büyütmek ve nasibini arttırmaktır. Ama bu gayrette bencil bir istek ve maddi bir beklenti yoktur.
Seyr-i sulük eden kişi aklını kullanır ama gönlü ile hareket eder. Gönül penceresini açar ve dünyaya o pencereden bakar. Dünyayı ve kendisini hem sorgular hem de yorumlar. Bu bakımdan tefekkür içindedir. Tefekkür sözünün kökü “fikir” sözüdür. Yani, mütefekkir fikir sahibi kişidir. Fikir sahibi olmak için de sorgulamak şarttır. Aksi taktirde akıl yerine nakil esas olur. Sorgulamak ve sorarken yeni görüşler geliştirmek dönüşüme yol açar. Bu bakımdan tasavvuf ve ilim yolunda dönüşüm vardır. Gerçek ilim adamı sadece akılla dönüşmüş olan kişi değildir. Gerçek ilim adamı dönüşümü ahlak boyutuna da taşıyıp sahiplenmiş olan kişidir. Ahlakı sadece sözle aktaran değil, yaşamında da uygulayan kişidir.
Bu bakımdan “ilim adamı” ile “bilim adamı” tanımlarını ayırmak gerekir. Bilim adamı bilgiyi arayan, bulan, taşıyan ve sunan kişidir. İlim adamı ise arayıp bulduğu bilgiyi yaşayan kişidir. Birçok tıp doktoru “sigara içme, sağlığa zararlıdır” der ama kendi sigara içer. Ama, ilim sahibi ise kendi üzerinde denemediği, yaşamının parçası yapmadığı bir hayat tecrübesini başkalarına önermez. Bu bakımdan mürşit kişiler öğretmezler, onlar örnek olurlar. Bilgileri sadece akıllarında değil, aynı zamanda gönüllerindedir.
Bizler de ana baba olarak çocuklarımızı aynı yöntemle eğitmeliyiz. Onları sadece nasihatle ve sözle değil, aynı zamanda örnek olarak, davranışlarımızla yönlendirmeliyiz. Onların sorularına yanıt vermekten bıkmamalı ve her fırsatta kendi kaplarını genişletmelerine yardımcı olmalıyız. Onların da gönül pencerelerini açmalarına yardımcı olmalıyız. İnsanlık bu şekilde ilerler. Sadece kuru ve yavan bilgi edinerek ilerlemez. İşte sonuç ortada. Kuru ve yavan bilgi sayesinde teknik ile teknoloji ürettik, ama insanlık bu arada çok şey kaybetti. Gençler tahammülsüz, yalıtık ve bencil oldular. Sabır seviyeleri son derece kısaldı. İletişim arttı sanılırken, çevreye ve büyüklerine saygısız, duyarsız bir nesil yetişti.
Dünyanın bu gidişi hepimizi rahatsız ettiği kanısındayım. Bence, çözüm biraz da gönül penceremizi aralamakta yatıyor. Biraz daha fazla güzel sanatlarla, felsefe ile ve tasavvufla ilgilenelim. Bilimle yetinmeyip biraz da ilim yolunda ilerleyelim. Bilgimizi güncel yaşama taşıyıp, insanlık yolunda ileri gidelim.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 993 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder