Yalnızlıktan korkmayın

İnsan için yapması en zor olan şeylerden biri de “halinden geçmek” tir. Bu sözle kast edilen var olma durumunu terk edip sırf enerji yumağına dönüşmektir. Enerjinin belirgin sınırları ve uzayda kapladığı kesin bir yer yoktur. Bu bakımdan enerjiyi “dalga” olarak tanımlamak mümkündür. Oysa ki, insanlar kendilerini hep “parçacık” olarak görürler. Buna da bir bakıma mecburdurlar. Toplum yaşamı her insanı kısıtlar ve belirgin davranış sınırları çizer.

Çünkü toplum kısıtlayıcı ve yönlendiricidir. Aşık kişiler için bu kısıtlamalar geçerli olamaz. Onlar parçacık halinden dalga haline dönüşmüş varlıklardır. Aşık hep maşuk olanı arar ve onu bulana kadar topluma ters düşen birtakım davranış tarzları ve sözler sergileyebilir.

Bakın Yunus Emre bu “aşık olma” durumunu ne güzel anlatıyor:


Ben dost ile dost olmuşam, kimseler dost olmaz bana
Münkirler bakar gülüşür, selam dahi vermez bana.

Ben dost ile dost olayım, ölmeden evvel öleyim
Canımı kurban vereyim, dünya bâki kalmaz bana.

Ben aşık-ı biçareyim, baştan ayağa yareyim,
Ben bir deli divaneyim, aklım da yâr olmaz bana.

Kimseler bilmez halimi, aşk od’u yaktı cânımı,
Seçemezem soldan sağımı, namus da ar olmaz bana.

Sanırlar ki ben deliyem, ben dost bağı bülbülüyem,
Mevla’nın kemter kuluyem, kimse baha saymaz bana.

Bülbül oluben öterim, dost bahçesinde biterim,
Gül alırım gül satarım, bağban yar olmaz bana.

Derviş Yunus nice diyem, ben bu cihanı terk idem,
Yana yana dosta gidem, perde hicap olmaz bana.

Aşık kişi kendi derdi içinde yoğrulur. Onun derdini anlamak zordur. Ancak şiirler ve sanat eserleri ile kendilerini ifade edebilirler. Toplum ile uyuşmadıkları için de genelde yalnızlığı tercih ederler. Eski dilde yalnızlığa “halvet” denirdi. “Halvete çekilmek” aynı zamanda toplumdan uzaklaşmak ve “çile” denen yalnızlığı tercih etmek anlamına gelir. Bakın Niyazi Mısri bu konuda ne diyor:

Bilmem nitsem neylesem bu halvetin şerbetine,
Bu cânı teslim eylesem bu halvetin şerbetine.

Şerbetimiz tükenmedi, içenler usanmadı,
Niyazi hergiz kanmadı bu halvetin şerbetine.

Burada “şerbet” sözü ile içilip (içselleştirip) tadına doyulmayan hoş bir içki (veya duygu) kast ediliyor. Niyazi: “Bilmem ne etsem, eylesem bu tadına doyum olmayan yalnızlığa” diyor. “Hergiz” sözü ise şimdiki dilde “henüz” olarak çevrilirse, “Niyazi henüz bu yalnızlığın tadına doymadı” sözleri ile varlığın yalnızlıkta tadına varılacağını söylüyor.

Günümüzde insanlar yalnızlıktan korkuyorlar ve yalnız kalmamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Sürekli arkadaş ve ahbap arayışı, sürekli bir şeyle meşgul olma isteği hep bu korkudan kaynaklanıyor. Nedeni de kendi özlerinden uzaklaşmış olduklarıdır. İnsan kendi özü ile yüzleşmekten her nedense çekiniyor. Çünkü özünü bulamayan insan bir boşluk ve hiçlik duygusu içine düşüp bunalıma giriyor.

Özünü arayan insan için yalnızlık hiç de korkulacak bir şey değildir. Yalnızlıkta özgüven ve teslimiyet vardır. Fakat, ne tuhaftır ki özünü bulan insan için bu dünya anlamını kaybetmekte, parçacık kavramı yerini dalga kavramına bırakmaktadır.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş