Daralma ve genişleme
Takiyon Evren Modeli başlıklı yazımı şu cümle ile bağlamıştım: “Var olan evren, varlığını sürdürmek için yeniden büzülmek zorundadır”. Her var olan, varlığını sürdürmesi için peryodik (tekrarlanan) hareketler yapar. Bu hareketler açılıp kapanma şeklinde de olabilir, titreşme ve salınım şeklinde de olabilir. Canlılardaki en açık görüntüsü nefes alıp-verme hareketidir. Etkenlik edilgenlik başlıklı yazımda da şu ifadeyi kullandım: “Edilgen durumda olan nesneler bir-araya geldiklerinde etken hale dönüşüyorlar. Bir-araya gelmeleri ile birlikte gizli olan enerji bir anda aktif hale geçip birliğin sürmesi için etken olmaya başlıyor.”
Şu halde birliğin (varlığın) sürmesi için bir araya gelmek, toplanmak ve özgürlüğü belli birtakım kurallara bağlamak gerekiyor. Bu genel kural sadece cansızlar için değil, canlılar için de geçerli olduğundan söz etmiştim. İnsanın kendi içine dönmesi ve davranışlarını kısıtlaması durumuna günümüzde “depresyon” adı veriliyor. Sözcük anlamı “çöküntü” olan depresyon kendi içine çöküş, düşüncenin sıkışıp büzülmesi olarak tanımlanabilir.
Depresyonun çeşitli nedenleri olabilir. Asıl önemli olan bir süre sonra bu depresyon durumundan çıkabilmek ve yeni bir boyutta varlığını sürdürebilmektir. Sufiler bu daralma ve genişleme durumlarına kabz ve bast derlerdi. Bast: genişleme, açılma, Kabz: daralma, kapanma ve kavrama anlamına gelir. Bilge kişiler bu iki durumun kişinin ilerlemesi için şart olduğunu söylerler ve şu benzetmeyi yaparlar: Mana aleminde uçabilmek için iki adet kanat gereklidir. Bunlardan biri kabz, diğeri bast’tır. Bu iki kanat dengeli ve eşit güçte olmadıkça düzgün uçuş sağlanamaz. Biri diğerinden ağır basarsa veya daha güçlü olursa denge bozulur ve kişi ilerleyemez.
Kabz sözü aynı zamanda “tutmak, kavramak” anlamına da gelir. Silahta tutulan kısma kabza denir. Demek oluyor ki, varlık boyutlarını (mana alemini) kavrayan insan önce bir hüzünlenme durumu yaşasa da ardından yayılma ve genişleme ile özgürlüğe ulaşır, ferahlık ve mutluluk duyar.
Bu konuda büyük mutasavvıf Necmettin Kübra’nın (1145-1221) sözlerini aktarayım: “Bazen şiddetten sonra ferahlık, heybetten sonra üns, kabzdan sonra bast, fetretten sonra rağbet, hallerinden sonra vech-i kerimin bütün daireleri sanki tesbih imiş ve tesbih ediyormuş gibi ortaya çıkarlar”.
Bu ifadenin günümüz Türkçe karşılığı şudur: “Bazen sertlikten sonra yumuşamak, güç gösterisinden sonra büzülüp kalmak, kısıtlandıktan sonra özgürleşmek, istenmeyen bunalımlı durumların ardından arzulanan durumların ortaya çıkışı ile bolluk ve cömertlik, bütün yönleri ile bir tesbihin taneleri gibi ard-arda dizilirler ve belirirler.”
Bu ifadenin ağırlık merkezi “bolluk ve cömertlik” sözlerindedir. Demek ki, açılıp kapanma, sıkışıp genişleme durumları oluşmadan ne bolluk (çokluk) ne de cömertlik oluşabiliyor. Varlık çokluk halinde beliriyorsa, nedeni tekrarlı olarak (kısa aralıklarla) açılıp kapandığı ve salınıp titreştiği içindir. Çünkü varlık ile cömertlik el-ele gitmesi gerekir. Eğer bir insanda varlık olup cömertlik yoksa o varlığın sadece bekçisidir. Varlığın artması için mutlaka verici olmak ve cömert olmak şarttır.
Allah’a güven anlamında kullandığımız “Allah kerim” sözü “Allah vericidir, cömerttir, onun cömertliğine sığınırım” anlamını taşır. Bu ifadede, tüm yaratıkları nimete boğmak onlara karşılık beklemeksizin bağışta bulunmak ve kötülük yapanları affetmek kavramları gizlidir.
İnsan için de durum aynıdır. Bolluğa ulaşmak için öncelikle verici olmak ve cömertçe dağıtmak gereklidir. Sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda (düşünce boyutunda) dahi durum aynıdır. Fikirlerini cömertçe yayarak kabını boşaltan insanda yeni fikirler oluşur ve kabı yeniden dolar. Bu bakımdan her hoca öğretirken öğrenir ve öğrenci yetiştirirken kendi yetişir. Yükselebilmek ve el alabilmek için önce el vermek gerekir.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1219 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder