İnsanın dalgasal yapısı
Her var olan nesnenin aynı zamanda dalga olduğunu söyledim. Kuantum kuramından türeyen bu sav deneysel olarak da kanıtlanmıştır. Fakat bu gerçek özellik her boyutta vardır. Sadece atom-altı parçacıklar için değil, insanlar için dahi geçerlidir.
İnsanlar hem parçacık hem de dalga gibi davranabilirler. Gündelik hayatta karşılaştığımız insanlar bize sonlu yapılar halinde belirdiklerinden parçacık olarak tanımlanabilirler. Oysa ki onların, sınırları belli olmayan dalgasal bir yapıları da vardır. Bu yapıyı ortaya çıkarabilmeleri için parçacık yapılarından kurtulmalarını sağlayacak ortamların oluşması gerekir.
Hemen her inanç okulunda ritüel (geleneksel) olarak tekrarlanan hareketler bulunur. Bu hareketlere zikir (anma) veya hatırlama hareketleri diyebiliriz. Neyi hatırlıyorlar acaba? Unutmuş oldukları gizli çekim noktasını hatırlıyorlar. Gizli çekim noktasına ulaşmak veya en az onun etkisine kapılıp etrafında dolanmak için de dalgasal hareketler yaparlar.
Budist rahipler “aum” sesini veya “om mani padme hum” cümlesini defalarca tekrarlayarak dalgasal bir zikir içinde cezbeye girerler. İslam sufi okullarında Allah’ın sıfatlarını tekrarlayarak cezbeye girilir. Amerika kızılderili şarkılarını veya Avustralya aborijin şarkılarını duydu iseniz eğer, hepsinde bir sürekli tekdüze tekrarlanan bir melodi vardır. Zaten müzikteki “ritm” denen tekrarlanan yapıların çıkışı tümüyle eski dini tekrar içeren zikir müziği ile ilgilidir.
Çezbe, çekim demektir ve insanı çeken nokta “gizli kritik” noktadır. Oraya da parçacık olarak değil, dalga olarak ulaşılabilir. Size Yahya Kemal Beyatlı’nın (1884-1958) şiirinden iki mısra aktarayım:
Dururdu rindler dembeste, ney dembeste vecdinden
Ağaçlıklarda bülbül feryada geldikçe.
Birinci mısradaki zor sözcüklerin anlamı: Rind: Dünya işlerine önem vermeyen, maddiyat yerine maneviyata önem veren kimse. Dembeste: Sessiz ve sakin olmak. Vecd: İnsanın bilincini kaybedip kendinden geçmesi. Şu halde anlamı: Maneviyata önem veren insanlar ve ney, ağaçlıklarda bülbül şarkısının etkisi ile kendilerinden geçerek sessizliğe bürünürlerdi. Manevi aşkınlığın şairane tasviri (betimi) ancak bu kadar olabilir.
Vecd sözcüğü ile ilgili bir diğer sözcük de “vecdalud” sözüdür. Bu söz ile, insanı kendinden geçirerek coşkunluk içine sokan hallerin tümü, kast edilir. Demek ki, dalgasal yapının ortaya çıkmasını sağlayan birçok hal vardır. İnsan da bu durumda olunca halden hale girer. Bazen sessiz kalır bazen de coşkudan kendini bilmez hale gelebilir.
Bu sözü içeren Osmanlıca bir şiirin tek bir mısraını aktarmak istiyorum. Anlamını da elbette ki açıklayacağım. Şairin adı Cenab Şahabettin (1870-1934):
Mevce mevce nuş eyleyerek vecdalud vüsat-ü-nur mürur eylemelidir.
Mevce: Dalga, Nuş eylemek: İçmek, Vüsat-ü nur: Nur’un (ışığın) genişlemesi, Mürur: Aşmak, anlamını taşır. Şu halde anlam: Çekim haline getirip coşkunluk içine sokan halleri dalga dalga içselleştirerek, kutsal ışığın (nurun) genişlemesiyle insan aşkınlık haline geçmelidir.
Bu şairane ifade benim daha önce sözünü ettiğim aşkınlık halini anlatmaktadır (Bakınız Aşırılık ve aşkınlık başlıklı yazım). Fakat asıl ilginç yanı dıştan gelen dalgalar ile insanın dalgasal özelliğinin rezonansa girmesi ile aşkınlık durumunun belireceğini söylemesidir. Her insanda bu dalgasal yapı bulunmaktadır. Fakat onun diğer dalgalarla (varlıklarla) etkileşip aynı frekansta titreşmesi aşkınlık durumunu ortaya çıkarır. Bu hale gündelik hayatta gelemiyorsak öz varlığımızı örterek benlik boyutumuzu öne çıkarmaya öncelik vermiş olmamızdan dolayıdır.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1408 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder