Cevher anlatılamaz

İnsanların çoğu “hakikatte” asidirler. Hakikat sözünü “öz” olarak yorumlarsak, insanların yüzde kaçı kendi özleri ile bütünleşmiş durumdadırlar? Özellikle bilim adamları, doğayı ve olayları yorumlamak istediklerinden, öz ile ilgileri çok azdır, hatta hiç yoktur. Nedeni de öz denen asıl kaynağın ölçülemez olmasındandır.

Eskiler “öz” yerine “cevher” sözünü kullanmışlar. “Mücevher” sözü de günümüzde basitleşip “takı” olmuştur. Oysa ki takılan her süs bir mücevher değildir. Bir takının mücevher olması için elmas ve benzeri değerli taşlarla donanmış olması gerekir. Yani, bir cevher içermesi gerekir. Cevher ise kendi kendine bir varlığı olup gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyacı olmayan, şeklinde tanımlanır. Şu halde “cevher” için “öz” denebilir, çünkü öz de kendinden başka bir varlığa gerek duymaz.

Cevher veya öz maddi bir varlık sahibi değildir. Kaynaktır ama kaynaktan çıkan su değildir. Öz öyle bir kaynaktır ki biçimi yoktur. Şekli, biçimi ve maddi bir yapısı olmadığından sınırı da yoktur. Öz için “sonsuz” tanımını koymak da bir bakıma onu sınırlamak anlamına gelir. Çünkü matematik sonsuzluk tanımlıdır. (Bakınız Sonsuzluk Türleri başlıklı yazım).

O yazıda dedim ki: “Var olmak için insan düşünmek zorundadır ama düşünce yoluyla da varlığını anlaması mümkün değildir”. Bu ifadede “varlık” sözü ile “öz/cevher” kastedilmektedir. Şu halde bu kadar yazı yazdım, az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, bir de baktım ki bir arpa boyu yol gittim. Döndük dolaştık, gene de varlığın özüne ulaşamadık. Çünkü hep gözlem, deney ve tanımlarla uğraştık. Hiçbir şekilde öz denen cevherle ilgilenmedik.

Bundan sonra biraz da “öz” ile ilgili yazılar yazacağım. Ancak, bir bilim adamı olarak, tümüyle bilimsel gerçeklerden de uzaklaşacak değilim. Öz, denen varlığın hakikatine ulaşmak için sözler yeterli değildir. Önce bu gerçeği kabul edelim. Sonra da bu eksikliği gidermek için hikayelerden ve metaforlardan yararlanmayı deneyelim.

Çinli bir Budist rahip oldukça yaşlı imiş. Öğrencisi onun yakında öleceğini anlamış ve şu soruyu sormuş: “Usta, yakında sen bu dünyadan göçtüğünde senin öğretilerini yeni gelen gençlere nasıl anlatayım?” Usta hiç cevap vermemiş ve bir bardak su istemiş. Su bardağı gelince önüne koymuş ve suyu içmeden öğrencisine dönerek: “Ne demiştin?” diye sormuş. Öğrencisi aynı soruyu tekrarlayınca usta kalkıp sessizce odayı terk etmiş.

Bu hikayede ustanın davranışını herkes kendine göre yorumlayabilir. Benim anlayışıma göre, usta öğrencisine şu yanıtı vermiş: “Yeni gelen gençlere şu su gibi saf ol ve berrak (şeffaf) davran. Çünkü gerçek sözlerde değil, davranışlardadır”. Bu dediğimi usta da pekala diyebilirdi. Fakat o zaman kendi ile çelişkiye düşmüş olurdu. Çünkü sözlerin yetersiz olduklarını yine sözlerle açıklamış olurdu. Odayı terk etmekle yanıtında çelişkiye düşmeden istediği mesajı aktarmıştır.

Bir tane de bilge Nasreddin hoca hikayesi.

Timur Anadolu’yu işgal ettiği dönemde bilge insanlarla tanışmak istemiş. Bölgenin en bilge kişisi diye hoca Nasreddini huzuruna getirtmiş. Timur’un ilk sorusu şu olmuş: “Söyle bakalım bilge kişi, benim değerim ne kadar?”.

Nasreddin hoca hiç tereddüt etmeden “100 altın padişahım” demiş. Timur sinirlenmiş “Bre zındık, sadece benim üstümdeki şu kaftanın değeri 100 altın eder” diye bağırınca Nasreddin hoca: “Ben de zaten onu kastetmiştim padişahım” demiş.

Bu yanıtla Nasreddin hoca iki şey kastetmiş olabilir. 1. Senin hiçbir değerin yok. 2. Senin özün bir cevherdir ve cevher sayı ile aktarılamaz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş