Kıyamet yakın mı
Düzenin artması ile entropi azalıyorsa ve sıcaklık da düşüyorsa, sistem denge durumuna yaklaşıyor demektir. Çünkü, mutlak denge durumu mutlak sıfırdır. Doğadaki tüm sistemler için durum bu ise insan toplulukları hatta canlı sistemler için de durum budur.
Bir toplum neden daha düzensiz iken daha düzenli olmaya gayret eder? neden yasalar ve kurallar oluşturur? Amaç daha dengeli olmak ve dolayısıyla daha az enerji sarf etmek zorunda kalmaktır. Daha az enerji harcayan toplum ise daha fazla enerji depolayabilir. Bu depoladığı enerjiyi de kalkınması için harcayabilir.
Şu halde, kalkınan toplumlar daha az enerji harcadıkları için kalkınmışlardır. Ama kalkınmak istedikleri için değil, kalkınmanın doğal bir sonuç olduğu için. En açık örneğini göçebe toplumlar ile yerleşik toplumları incelediğimizde görüyoruz. Göçebe toplumlarda “artık değer” birikimi çok az olduğundan bulundukları düzeyden farklı bir düzeye geçemezler. Oysa ki yerleşik toplumlar işbölümü sayesinde daha az enerji harcayarak ürettiklerinden “artık değer” biriktirebilirler.
Ancak, her artının bir de eksi yönü vardır. Yerleşik toplumlar daha fazla entropi üretirler. Yani, çevrelerinde daha fazla karmaşa yaratırlar. Kendileri düzene girerken çevrelerinde oldukça fazla düzensizlik oluşur. Bunu yapmak zorundadırlar. Küçük bir hacım içinde düzen oluştuğunda yerel olarak entropi azaldığını ve daha geniş bir hacımda entropi arttığını söyledim. Bu bakımdan çevre kirliliği, canlı türlerin tükenmesi, doğanın bozulup değişmesi, hep yerleşik toplumların yaşam tarzından oluşan sonuçlardır.
Tarih bilimi göstermiştir ki karmaşa yaratmak açısından göçebe toplumlar da yerleşik toplumlardan geri kalmıyorlar. Onlar da sürekli harp ettiler ve yerleşik toplumlara saldırdılar. Nedeni gene maksimum entropi dolayısıyla minimum enerji kuralı ile ilişkili. Göçebe toplumlar hareketli olduklarından önlerinde açılan geniş boşluklara yayılmak eğilimi gösterirler. Bu da aynı sayıda düğümün (insanın) daha geniş bir hacım içine dağılmasıdır. Yayılmanın sonucu entropinin artmasına ama yerel olarak da azalmasına neden olur.
Göçebe toplumlar, yayılırken önlerine çıkan yerleşik toplumlara saldırırlar. Bunun iki nedeni vardır. 1. Genişlemeyi ve daha geniş bir hacım içine yayılmayı önledikleri için, bir engel olarak gördükleri yerleşik toplumları ortadan kaldırmak isterler. 2. Yerleşik toplumlardan elde ettikleri ganimetleri kendileri üretemediklerinden bu hazır metalar sayesinde kendi düzenlerini arttırıp yerel olarak entropiyi azaltırlar.
Dolayısıyla, her iki yaşam şekli aynı amaçla hareket eder ve her iki toplum da aynı miktarda karmaşa yaratır. Ancak, yerleşik toplumlar bu olaylardan ders aldıklarından zaman içinde göçebe toplumları yer yüzünden kaldırmışlardır. Göçebelik bir bakıma “hazıra konmak” anlamını taşıdığından insanlar tarafından onay görmemiştir. Fakat bu tarz yaşamın da kendine has güzelliği ve tadı vardır.
Kuzey Amerika kıtasına Asya’dan göç eden “kızılderili” dediğimiz insanlar göçebe yaşam tarzını benimsemişlerdi. Sürekli av peşinde yer değiştiriyorlardı. Bu arada birbirleri ile hem savaşıyorlardı hem de birbirlerinden çalıyorlardı. Onlar için böyle bir davranış son derece doğaldı. Av, savaş ve hırsızlık onların doğal yaşam tarzını oluşturuyordu. Bu sistem de uzun yıllar boyunca bozulmadan sürdü. Taa-ki beyazlar Avrupa’dan gemilerle gelene kadar. Beyazların yaşam tarzı yerleşik düzen olduğundan gelir gelmez şehirler kurup arazi kapatmaya başladılar. Sonucu hepimiz biliyoruz.
Fakat doğa dengesi, yerleşik toplumların ürettikleri kir ve atıklarla gittikçe daha fazla bozulmaktadır. Artık öyle bir noktaya doğru yaklaşıyoruz ki “kritik nokta” çok uzakta değil. Üst kritik noktaya ulaşıldığında sistemde ani bir değişikliğin oluşacağı kesindir. Yani, çok kısa bir süre içinde ani bir değişim yaşanacak ve yepyeni bir denge ortaya çıkacaktır. “Denge” derken toplum yapısında önemli ve süreksiz bir değişiklik sonrası oluşacak yeni toplum yapısını kastediyorum. Bu duruma eskiler “kıyamet” adını vermişlerdir. Fakat kıyamet, tümüyle insanların bugünkü yaşam tarzı sonucu ortaya çıkacak olan bir olgudur. Kıyamet sözü “kıyam etmek” yani “ayağa kalkmak” anlamını taşır. Sonuçta, birçok toplum eski duruma göre tümüyle farklı bir durum oluşturacak ve ortaya yeni bir toplum düzeni çıkacaktır.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2097 defa okundu

Sibel Atasoy
Kıyamet
Kıyamet için birçok şey söylenebilir, ben de birkaç şey söylemek isterim..
Birçok farklı senaryo üretilse de ben Kuran'daki kıyametten bahsedeceğim: Kuranda Kıyamet tüm evreni sarsan, altını üstüne getiren, yeni bir hale sokan, madde ve enerji alanını devrim niteliğinde değiştiren bir olay olarak anlatılmaktadır. Bununla ilgili birçok ayet var ve her biri birbirini açıklayıcı ayetlerdir.
Sizin bahsettiğiniz olaylar için ise yeryüzünde düzenin insanların elleriyle yaptıkları yüzünden bozulacağını söyler. Bu ekolojik bozulmadır. İlk bahsedilen, dediğiniz gibi "kıyam" etmekten gelendir.
"Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler." Rum-41
Kainatı tümüyle evrimleştirecek olan kıyametle ilgili ayetler çok, o yüzden yazmıyorum :)
Yeni yorum gönder