Farkında olmak
Bir önceki yazımda “Atalet yasasını yenip nesneleri harekete geçirmek için onlara kritik miktarda enerji vermek gerekir. İnsan boyutunda bu duruma “onları ikna etmek” diyoruz.”, dedim.
İnsanlar dıştan ikna edilebilirler, bu mümkün, fakat asıl önemli olan insanın kendi kendini ikna etmesidir. İnsanlar herhangi bir konuda karar almaları için ikna olmaları gerektiğine göre davranışlarını etkileyen kendilerini ikna eden etkenlerdir. Bu etkenler dıştan gelebileceği gibi içten de gelebilir. Hatta, diyebiliriz ki, sadece içten gelen etkenlerdir. Çünkü insanların düşüncelerini ve dolayısıyla davranışlarını, inançları, varsayımları ve olaylara bakış açıları etkiler.
İşte tüm bu inançlar, varsayımlar ve ikna edici etkenlerin topuna birden “farkındalık” demek mümkündür. İnsanların dış dünyayı yorumlamaları farkındalık düzeyleri ile ilgilidir. Gelen etkilere verilen tepkiler de farkındalık düzeyinin ölçütü olarak görülmelidirler. Farkındalık düzeyi arttıkça insana bir dinginlik gelir ve etrafına huzur ile sevgi yayar. Çünkü farkına varan insan dengeye gelmiş demektir. Denge durumu da dinginlik, huzur ve sevgi olarak belirir. Huzursuzluk, korku, telaş, panik gibi ruh halleri (davranış türleri) içteki dengesiz durumla yakından ilgilidir. İçte dengeye varan insan dışta da denge sergiler.
Denge durumu, her var olan nesnenin (canlı veya cansız) ulaşmak istediği ve bir noktada zorunlu olarak ulaştığı bir durumdur. Hiçbir yapı sürekli dengesiz var olmaya devam edemez. Peryodik (kendini tekrarlayan) hareketler de denge durumunun göstergeleridir. Bu yüzdendir ki doğada yayılan dalganın hareketi, titreşimi ve salınımı peryodiktir. Çünkü tekrar edilen harekette mutlaka bir “acayip çekici nokta” vardır (Bakınız Altın Oran başlıklı yazım).
Farkında olmanın şartlarından biri “an” içinde bulunmaktır. Yani, ne geçmişin hayalleri ne de geleceğin ümitleri önemlidir. Önemli olan şu anda karşımızda duran etkiyi doğru değerlendirmek ve gerekli tepkiyi doğru vermektir. Bu tepki korkudan türerse ya olaydan kaçarız, ya görmezden geliriz veya kızarak tepki veririz. Oysa ki farkındalığımız yüksek ise tepki versek de bu tepki ne korkudan türemektedir ne de kızgınlık içermektedir. Doğru tepki, insanın kendisine olan özgüveni ve tutkularından kurtulmuş olması ile yakından ilişkilidir.
Özgüven sahibi olmak ve tutkulardan kurtulmuş olmak için öncelikle saflaşmak, yani benliğimizi saran yapay örtüleri terk edip öz varlığımızla bütünleşmek gerekir. Öz varlığımız bizim asıl dokumuzdur. Varlığımızı bir kumaşa benzetirsek, öz varlık kumaşın dokuması, benlik ise kumaşın üzerindeki motiflerdir. Motifler kumaşın kendisi değil, görüntüsü ve süsüdürler. Kumaşın kendisi ise hem kumaşın malzemesi hem de dokunuş kalitesidir. Malzemeyi değiştirmeye gücümüz yetmez. Bu malzeme doğa tarafından verilmiştir. Fakat malzemenin dokunuşu bize aittir. Düğümlerin sıklığı veya seyrekliği, düğümler arası bağların güçlü veya zayıf olmaları hep bizim elimizde olan, bizim oluşturduğumuz bir yapıdır.
İnsanın öz varlığını güçlendirmesini, kumaş örneğinde dokumanın kaliteli, düğümlerin güçlü ve düzgün olmalarına benzetebiliriz. Bunun için hem bilgi hem de sezgi yönümüzü kuvvetlendirmemiz gerekir. Sadece bilgiye önem verirsek bizden daha bilgili kişilere gereğinden fazla önem verir, onların her sözünü mutlak doğru sanırız. Sadece sezgiye önem verirsek dış dünya ile olan bağımızı koparırız. Fakat hem iç hem de dış dünyadan kaynaklanan bir farkındalık düzeyine ulaşmak istiyorsak, bilgi ile sezgiye eşit derecede önem verip, eşit derecede yararlanmalıyız.
Farkında olmak için ikili mantığın esiri olmaktan kurtulmak gerek. Bu sözle ikili mantığı terk edelim demiyorum. Fakat, ikili mantığın esiri olmayalım diyorum. Bir olay birçok nedenden kaynaklanabilir. Tek bir etkiye verilen tepki de tek olur. Oysa ki farkındalık düzeyi yüksek olan kişi birçok nedeni aynı anda göz önüne alıp gerekli tepkiyi bilgi ve sezgileri ışığında verir. Tepkileri “sterotipik” (hep aynı düzeyde) olmaz. Bu bakımdan farkındalık düzeyleri yüksek olan insanlar toplumun genel kabul ve inançlarına uymayan düşünce ve görüş sahibi olabilirler.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1258 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder