46. Bölüm
TORYUM SANTRALLERİNE EVET!..
Türkiye’nin enerji sorunun çözümünde yeni ve temiz bir kaynağı olarak hidrojen enerjisine yönelmesi gerekmektedir.
Nükleer santraller yüksek teknolojilere dayalı sanayi kuruluşlarıdır ve Türkiye, nasıl bir nükleer reaktör seçeceğine dikkat etmelidir. Hindistan’da 2000 yılında toryumla çalışan yeni nesil nükleer santral devreye girdi. Bilindiği gibi dünyada en zengin toryum yatakları Türkiye’dedir ve Türkiye’de zengin uranyum yatakları yoktur. O halde neden Türkiye’de toryumla çalışan bir nükleer santral yapımı düşünülmüyor? Kaldı ki, toryum, uranyuma göre daha tehlikesiz bir maddedir. Türkiye’deki tenoru düşük olan uranyumun zenginleştirilmesine ilişkin bir alt yapı mevcut değildir. Zenginleştirilmiş uranyumun başka ülkelerden getirilmesinin maliyeti yüksek olacaktır, hem de dışa bağımlılığı artıracaktır
Çayından son yudumu alırken ev telefonu çaldı, hemen doğrulup koştu. Arayan Murattı ve konuyu halletmişti. Verdiği telefondan hemen Hulki Beyi arayabilirdi, kendisinin haberi vardı. Alev bin bir teşekkür etti ve Hamit’in telefonunu ihtiyaten ona iletti.
Başka şeylerle ilgilenmek içinde bulunduğu feci durumu bir an için de olsa unutturmuştu. Acaba Hamit şu anda neredeydi? Bir gelişme olmuş muydu? Bu yürek sıkıntısıyla Hulki Beyi arayamayacağını hissetti. Çivinin battığı yer feci halde ağrıyordu, doktorun verdiği ilaçları almadığını hatırladı. Üzerini değiştirmeli, hatta ufak bir çanta hazırlamalıydı kendisine. Belki geceyi karakolda geçirmesi gerekebilirdi. Bu eve bir daha ne zaman dönebileceğim bile belli değil dedi üzüntüyle. Odalarda gezinip eşyaları, kitapları, tabloları seyretti. Bazılarına dokundu yalnızca, bazılarını kokladı. Hava kararmıştı. Soyunup hızlı bir duş aldı, derli toplu bir kıyafet giydi. Bu adam neden aramamıştı kendisini. Tam onu aramaya niyet ederken kapının zili çaldı.
Aşağı kapının otamatına bastı, koşup saçlarını tepeden topladı. Yüzüne bir nemlendirici sürdü aceleyle.
Önce gözetleme deliğinden gelenin kim olduğuna baktı, hemen kapıyı açtı. Kafasındaki dırdırcı ses -her zaman bu kadar ihtiyatlı olsan bunlar başına gelmeyecek- diye alay etti.
“Ahh, ne kadar geç kaldın, ben hazırım” dedi
Hamit’in yüzü gülüyordu fakat boynunu ilmiğe çoktan uzatmış olan kadın bu ayrıntıyı hiç fark etmedi.
“Ne için hazırsın peki? Hem bir hoş geldin kucaklaması yok mu?”
Alev ona çaresizlikle baktı
“Tamam tamam, sana müjde getirdim aşkım, kesin raporu beklediğim için seni önceden aramak istemedim”
Alev birden duruma aydı
“Ne? Nasıl yani?”
“Bil bakalım ölüm nedeni neymiş?”
“Lütfen bana acı çektirme, boğulmuş mu? Ne?”
“Bıçaklanmış!”
“Bu yeni bir şey değil!” gözlerinde umut ışıkları parlıyor, heyecandan parmaklarının üstüne yükselerek sallanıyordu.
“Evet bıçaklanmış ama üç kez! Senin meyve bıçağı yalnızca sağ kulak memesinin altına rastlamış, biraz derince kesmiş o kadar. Senin bile o yaradan daha çok kanın akmıştır. Ölüm nedeni karın boşluğuna iki darbe ve profesyonel bir bıçakla yapılmış. Yani sen kurtuldun”
Alev bir çığlık atarak adamın boynuna sarıldı. Sanki yeniden doğmuştu. Bu öylesine bir kurtuluştu ki başka hiçbir şeyle mukayese edilemezdi; bir daha ıvır zıvır hiçbir şeyi dert etmeyeceğine, hayatın fevkalade olduğuna dair saçma sapan bir çok cümle sarf etti kapı aralığında. Deliler gibi gülüyordu. Neşesi ve abartılı tepkileri adama da sirayet etmişti. Küçücük antrede içlerinden yükselen müziğe ayak uydurarak dans ettiler bir süre. Kapı hala açıktı ve alt kat komşuları bu işe kim bilir ne diyorlardı.
Biraz yatışınca Alev bunu kutlamaları gerektiğini söyleyip dolaptan buz gibi bir şarap şişesi çıkardı.
“Bak bu şişeyi kırmızı şarap sevmeme borçluyuz, yoksa kalmazdı, hahaha”
Demek ki insanın delice sevinebilmesi için önce eşeğini kaybetmesi gerekiyordu! Üstelik sanallık da hatırlanmıyordu…
Akşam, çok şükür en azından bir akşam olaysız geçti, Alev Hulki Beyi de toryumu da unutmuştu. Terasta oturup şaraplarını yudumladılar, dans ettiler, müzik güzeldi, hava da. Sabahın dördüne kadar sürdü bu kutlama. Her geçen saniye onları birbirlerine daha çok yaklaştırıyordu. Aşk, tutku, şefkat neredeyse bir yumak haline gelmişti. Her ikisi de bu kadarını ummamıştı, belki de beklemeyince kazanılanlar daha çok görünüyordu.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 934 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder