İkilikte teklik
Etkenlik-edilgenlik başlıklı yazımda iki zıt kuvvetin varlığından söz ettim. Karmaşa kuramı ışığında bu iki kuvvet tek bir “acayip çekici” ile ilişkilidir. Bu çekicinin görüntüsü Karmaşa ve düzen başlıklı yazımda göstermiş olduğum Lorenz fraktalidir. Lorenz fraktalinde iki merkez açıkça görülüyor. Ancak bu merkezleri fiziksel, 3-boyut içinde, düşünmek hatalıdır. Onlar her yapının, davranışın ve olgunun oluşumunda rol oynayan temel etkenlerdir. Fraktalin görüntüsü fiziksel olmayıp matematikseldir.
Etken-edilgen çifti olarak tanımladığım acayip çekici insanda ruh-beden, duyu-duygu, iç-dış, bilinç-bilinçaltı, uyku-uyanıklık, yin-yang, dişil-eril şeklinde belirirken doğada gece-gündüz, hareket-durağanlık, aydınlık-karanlık, dalga-madde, zamanda ileri-geri, karmaşa-düzen şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İnsan düşüncesi dahi bu ikilik sayesinde işliyor. Doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü, tez-antitez, gibi ikilemler sayesinde kavramlar üretiyor, kuramlar geliştiriyoruz. Daha derin bilinç boyutunda sonlu-sonsuz kavram çifti sayesinde karmaşa ile düzenin nasıl da iç-içe ve birbirlerini muhtaç olduklarını görüyoruz.
İşte bu ayrılmaz karşıtlığın bilincine vardığımızda bir önceki yazımda sözünü ettiğim: “Daha da ileri bir iddia ile insandan bağımsız nesnel bir dış dünyanın varlığından da söz edilemez” ifadesi açıklanmış oluyor. Nesne-özne karşıtlığı aslında tek bir gerçeğin iki ayrı oluşumudur. Her ikisini oluşturan fraktal yapıda karmaşa-düzen ikilisi bulunur.
Hem dış dünya hem de iç dünyamız aynı yapıda olup ayrılmaz bir şekilde hem karmaşık hem düzenlidir. Bazen karmaşa üstün gelir bazen de düzen. Fakat biz insanların aradığı düzenli yapılardır. Bu düzeni aramakla kalmayıp kendimiz oluşturuyoruz. Hem içimizde hem de dışımızda. Böylece varlığımızı ve yaşantımızı derli-toplu bir şekilde sürdürebiliyoruz. Anlam arayışı içinde karşımıza çıkan her olguya bir anlam yükleme gayreti doğal bir davranıştır. Yapay bir gayret değildir.
Bu bakımdan “evrende ve var oluşumuzda anlam var mıdır?” sorusu dahi bir anlam arayışıdır. “Herşey anlamsızdır” önermesi dahi anlam yükleyen bir önermedir. Demek ki anlamdan kurtuluş yok. Anlamsızlık üzerine ciltlerle yazı yazan ve “varoluşçu felsefe” okulunu geliştiren filozoflar dahi farkında olmadan yaşama ve varlığa anlam yüklemişlerdir. Düşünceyi düşünmek başlıklı yazımda belirttiğim gibi, hem bilimsel düşüncede hem de felsefi düşüncede insanlığı, yaşamı ve doğayı sorgulayıp anlamlı ve tutarlı yanıtlar arama gayreti vardır.
Bir önceki yazıda doğanın estetiğinden söz ettim. Fakat fraktal yapılar sayesinde doğal-yapay ikilemi dahi ortadan kalkmak üzeredir. Yukarıdaki resim yapay bir fraktaldir. Tek bir merkezden yayılan, fakat aynı zamanda tek bir merkeze doğru çekilen estetik bir görüntü sayesinde tüm varlığın oluşumunu kavrayabilmekteyiz. Burada teklikten oluşan çokluk, ve çokluk içinde teklik gerçeği belirmektedir.
İnsanlığın çok eski dönemlerden beri bildiği ve Lao Tzu, Heraklitos, Muhiddin ibnül-Arabi gibi düşünürlerin kendi felsefelerinde belirttikleri bu “teklik-çokluk” özdeşliği günümüzde matematik fraktaller sayesinde görüntülenir olmuştur.
Benim ayrıntılı olarak bu yazılarımla geliştirmeye çalıştığım Takiyon Evren modeli de ikilik altında gizli olan teklik düşüncesine dayanıyor. Çünkü ışık-altı ve ışık-üstü evrenlerin bir bütün oluşturduklarını, birbirleri içinde bulunduklarını ve onları ayırıp farklı iki evren olarak gözlemenin mümkün olmadığını çeşitli yazılarımda belirttim.
Bizim dış dünya olarak gözlediğimiz evren ikili gibi görünen fakat tek olan “acayip çekici” tarafından şekillendiriliyor. Bu merkez hem gerçel parçacıkları hem de sanal parçacıkları oluşturuyor. Hem karmaşa hem de düzen getiriyor. Zamanı hem ileri doğru itiyor hem de geri doğru çekiyor. Hem geçmişi hem de geleceği yaratıyor. Fakat hem-hem mantığı sayesinde biliyoruz ki ikilikler teklikten türüyorlar. Zamanın geçmiş-gelecek ikiliğinin oluşumunda “an” dediğimiz tek bir merkezi nokta vardır.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1155 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder