40. Bölüm
Emirgan sırtlarında bahçeli, eski küçük bir evin kapısında uzun boylu, orta yaşlarda bir adam belirdi. Elindeki kabı ve içindekileri sallayarak “pisi pisi pisi… Nerdesin zarife?” diye belli ki kedisini çağırmaktaydı. Yuvarlak yüzlü başının ön taraflarında azalmış kızıl saçları arkada gürleşiyor ve uzun sayılabilecek bir atkuyruğu oluşturuyordu. Giriş kapısının hemen önünde Harley Davidson olduğu her halinden belli dev gibi siyah bir motosiklet ihtimamla sarılıp sarmalanmış uyuyordu.
Sonunda kediden ümidi kesen adam elindeki yiyecek tabağını yere, gündöndülerin yanına bıraktı istemeye istemeye. Çünkü zarifeyi ele geçirip mıncıklamak, sabah keyiflerinin hiç birinden geri kalmamak istiyordu.
Ayağındaki terlikleri sürükleyerek mutfak kapısından içeri girdi, kendine kahve suyu koydu. Sonra salona geçip bilgisayarın başına oturdu. Bilgisayarın ekranında akşamdan kalma bir belge hala açık durmaktaydı.
Metni aşağıya alıp internete bağlandı, günlük haberlere göz gezdirdi. Bu arada kulağına içerden gelen kaynama sesleri genzinde “kahve kahve!” çığlıkları uyandırdığından, yeniden mutfağa geçip kendine black bir kahve hazırladı hem de sürahi boyutuna yakın bir kupa ile.
Bir süre maillerine bakıp, boşta kalan eliyle, açık bahçe kapısından içeri süzülmüş ve büyük bir keyifle kucağına yerleşmiş olan zarifeyi okşadıktan sonra internet bağlantısını kesti. Mp3 de Mozart çalıyordu, güzel bir gündü. Ayağa kalkıp bilgisayar masasının arkasında duvar dibine üst üste yığılmış dosyaların başına geçti. Sabırla bir şey aramaya koyuldu, öylesine dalmıştı ki zarifeyle aynı kapıyı kullanıp içeri girmiş olan heyula yapılı iki adamın omuz başına gelip kendisini izlediklerini uzunca süre fark edemedi.
Neden sonra dikkatli bakışlar algısına battığında irkilerek arkasını döndü ve beklenmeyen ziyaretçilerle burun buruna geldi.
Çömeldiği yerden zarif bir zıplamayla ayağa kalkarken
“Kimsiniz siz? Ne arıyorsunuz burada” diye sordu korku içermeyen sakin bir sesle
Adamlar sivil polis olduklarını söyleyip kimliklerini göstermekle işe başladılar. Sorgunun aslı Erdem’in Sezgin ile olan tanışıklığı üzerine idi. İşe kısaca Sezgin’in öldürülme olayı ile başlayıp bu sorgulamanın ipuçlarının kendisine kadar ulaştığı ile ilgili hafif bir göz dağı ile devam ettiler. Erdem bu tür güç gösterilerine alışkın gibi görünüyordu, fazla tepki vermedi.
Evet Sezgin’le arkadaştılar ama o kadar işte. Olay hakkında bir malumatı yoktu ve ölümüne herhalde onlardan fazla üzülmüştü. Polisler bir yandan görüşmeyi sürdürürken bir yandan bilgisayarı, yanında duran onlarca disket ve CD yi ve duvarları boydan boya kaplamış dosyaları sıkıntıyla süzüyorlardı. Belli ki iyilikle bu adamın ağzından alınacak pek bir laf yoktu ve iş başa düşecekti.
Konuşmaları giderek sertleşmeye, üslupları kabalaşmaya başlamıştı. Sonunda iş yumruklara döküldüğünde Erdem adamların niyetinin pek hayırlı olmadığını anlamak kıvamına erişti. Son bir gayretle kendini dışarı atmak en azından komşuların ya da yoldan geçen herhangi birinin dikkatini çekmeyi hedefledi ama sırtına inen ağır sandalye bu ümidi sona erdirdi. Koca gövdesiyle yere kapaklanırken, muhtemelen başına inecek öldürücüyü darbeyi bekledi. Aynı anda kapının zili çaldı…
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1048 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder