33. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

Kabustan gerçeğe

Terden sırılsıklam, korkudan yaprak gibi titreyerek uyandı kendi haykırışına. Yerinde doğruldu “neyse ki bir kabusmuş” diyerek kendini yatıştırmaya çalıştı. Gördüğü tablo gözlerinin önünden kaybolmak bilmiyordu; kapının dışında gördüğü Rıfat’tan başkası değildi; saçları dikilmiş, ağzı tüm dişlerini gösterecek biçimde gergin bir sırıtışla açılmış, delice bakışlarla kendine bakmaktaydı. Elinde uzun bir kebap şişi tutuyordu, bunu sanki uzun bir hançermişçesine kavrayan eli, her an öldürücü darbeyi indirecek denli kararla yukarı doğru kalkmıştı. Alev, onu gördüğü anda iki kişiyi de öldürmüş olduğunu sıranın kendine geldiğini düşünmüştü. Bir şimşek çakması gibi görüş anına ne çok düşünce ve duygu sığdırmış olduğuna şaştı.

İçerden çıt çıkmıyordu, acaba sesli olarak haykırmadım mı ben diye düşündü. Yerinden doğrulup aralık kapıya iki adımda ulaştı. “İnanamıyorum!” diye haykırdı bu kez, yataklar aynen düşünde olduğu gibi bomboştu. Yakın olan yatağa yürüyüp ucuna ilişti. Elleriyle yatağa dayanıp karanlık kapıya baktı bir süre, gerginlikten kaskatı kesilmişti. İçinden sürekli ne yapacağım ben, ne yapacağım şimdi diye bir nakarat tekrarlamaktaydı. O düşün üzerine kıpırdayacak cesareti bulamıyordu içinde, hatta elinden gelse nefes alış verişini durduracaktı, gözlerden, varoluştan yitip kaybolmak için.

Tam o anda kapının önünde bir tıkırtı oldu, anahtar kilide sokulmaya çalışılıyordu. Saniyeler asırlar gibi uzadı Alev için. Hala hiç kıpırdamadan bulunduğu yerde, az sonra göreceği düşündeki yüzü şimdiden seyretmeye başladı. Nihayet anahtar kilitte döndü, kapı sessiz bir ihtiyatla açıldı. Kapıdan giren karaltıyı seçebilecek kadar karanlığa alışmış olsa da gözleri, kadın Rıfat’ın korkunç sırıtışını gördü yalnızca ölüyü irkiltecek bir haykırışla kendini yatağın arkasına doğru fırlattı. Tek kişilik yatak onun fırlatma hızına oldukça dar gelmişti. Alev’in koca bedeni bir külçe gibi yatağın öbür tarafındaki taş zemine düştü. Öylece kaldı.

Kucağında uyur konumda taşıdığı Lizen’i, az önce üzerinden aşarak Alev’in boşalttığı yatağa uzattı adam ve telaşla iki yatak arası boşluğunda hareketsiz yatmakta olan kadına uzandı.
“Alev, Alev” diye korkuyla söylenirken kadın gözlerini açtı, üzerine eğilmiş adamın yüzüne haykırdı yeniden “hayır, lütfen hayır”
“Alev, dur bağırma, bir şey yok, benim”

Ne ki Alev bayılmıştı. Hamit onu kaldırıp yatağın üzerine almaya çalıştı ama yattığı aralık o kadar dardı ki tamamen kendini bırakmış bir bedenin ağırlığını taşıyamadı. Onu bırakıp bir bardağa su koydu, kadının yüzüne serpti, bir yandan yanağına küçük tokatlar indiriyordu. Bunca gürültüye uyanmış olan Lizen yatağında doğrulmuş, şaşkın gözlerle onları seyrediyordu.

Kızın uyanmış olduğunu gören Hamit uzanıp ışığın düğmesine bastı. Ortalarda kolonya şişesi bakındı onun yerine Alev’in parfüm şişesini gördü. Alıp eline sıktı biraz, kadına koklatırken “hadi uyan artık lütfen” diye söyleniyordu.
Yoğun koku işe yaramıştı, Alev önce biraz kıpırdandı sonra gözlerini açtı.
“Hah şöyle, bak biz buradayız iyiyiz. Lizen de burada.”
“Ohh Allahım sana şükürler olsun. Ahh nasıl korktum bilsen” derken doğruldu ve adama sarıldı.
“Tahmin ediyorum, uyanıp da bizi göremeyince panik oldun değil mi? Bir de yardımcım olmak istiyordun, gördün mü bak bu işler hiç de sandığın gibi değilmiş” eliyle kadının sırtını pışpışladı, avutmak istercesine.
“Hayır hayıırr” diye itiraz etti kollarını adamın boynundan aceleyle çözerken, korkak bir tavuk gibi görülmek gururunu fazlaca incitmişti “bildiğin gibi değil” diye ilave etti ve gördüğü kabusu anlatmak üzere balkona çağırmadan önce Lizen’i yatırıp ışığı söndürdü.

Alev kabusu ve yaşadıklarını anlatıp bitirdikten sonra bile hala o anın etkisiyle titriyordu, bir yandan da tepkisinin haklılığını kabul ettirmeye uğraşıyordu çocuk inadı ile,
“Tamam tamam, yorma kendini. Çok haklısın senin yerinde olsam ben bile korkardım. Sakinleş artık, tamam mı? Hem aslında çok insani bir tepki bu; çünkü biz aslında bir faciadan daha çok facianın hayalinden, beklentisinden korkarız” derken kadının yüzüne düşmüş asi kıvırcık bir lüleyi arkaya ittirmeye çalışıyordu; fakat saçları da en az kadın kadar inatçıydı.
“Peki siz bu saatte dışarıda ne yapıyordunuz?” diyerek çıkışan bir ses tonu ile baskın çıkmaya çalıştı. Adam bu çocukça gayrete gülümseyerek, daha fazla kendini tutamadı, eğilip yanağına küçük bir öpücük kondurdu kadının.
“Ben senin kadar inatçı bir şey görmedim ömrümde.” Dedi gülümsemesini saklayamadan sonra soruyu cevapladı; “Emirlerini yerine getiriyordum oysa ben”
“Nasıl yani?”
“Ee nöbet tut demiştin ya… Ben de tilki uykusu uyuyordum, bir ara Lizen’in kalktığını fark ettim. Önce masaya oturdu bir şeyler yazdı, sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Onun uyuduğunu anlamıştım; bir çeşit uyurgezer sanırım, sessizce onu takip ettim. Bahçeyi turladık, hatta sahili bile turladık gece gece.”
“Yani başka bir olay olmadı? Babası filan?”
“Hayır kimselere rastlamadık. Dönüşte merdivenlere geldiğimizde onu kucağıma aldım, o yüzden kapıyı da güç açtım. Merdivenin ışığı yanmıyor”
Kadının tüyleri diken diken oldu. Bu ışık da çok oluyordu artık. “Bir türlü yapamadılar şunu iki gündür” diye kızgınlıkla homurdandı.
“En azından senin şu ünlü bilimkurgunu kimin yazdığından emin olduk” dedi adam gerilimsiz bir ses tonu ile. Alev adamın rahatlığına ve sakinliğine şaşıp kaldı.
“Ben zaten emindim, malum gri hücreler” diyerek güldü, adamın sakinliği bulaşıcıydı “ben yalnızca hangi şartlarda yazıldığını merak ediyordum. Demek bunları uykusunda yazıyor ve muhtemelen hiçbir şey hatırlamıyor yavrucak” dedi acıyarak ve ilave etti “fakat bu yazılardan neden hayalet görmüş gibi korkuyor onu hala çözemedim” yüzündeki düşüncelilik hali karanlıkta bile hissediliyordu.
“Her neyse, benim daha çok üzerinde durduğum husus; bu çocuğu ne yapacağız? Senin yanında durduğu sürece hem seni tedirgin ediyor hem de tehlikeye sokuyor. Annesine versek ne olur acaba?”
“Adam herhalde bizi adım adım izliyor, böylece özlemle beklediği şeye kavuşmuş olur. Ayrıca velayet babadaymış çocuğu geri alması kolay olacaktır. Bence çocuğu vermeden önce biraz konuşturabilsek çok daha iyi. Biz Selma’nın kim olduğunu, ne yapmaya çalıştığını bilmek istemiyor muyuz?”
Olayı sahiplenen bu konuşma tarzı adamın gözünden kaçmamıştı ama üstelemedi
“Fakat sen de biliyorsun ki çocuk yalnızca Venüs söz konusu olduğunda konuşuyor. Bunun bize ne gibi bir faydası olacak?”
“E biz de o konuda konuşuruz, samimiyeti ilerletince annesi ile ilgili de bir şeyler öğreniriz belki”
“Bu kadar zamanımız olduğunu sanmıyorum, ben yarın gidince burada yeniden bir başınıza kalacaksınız” Tan ağarmaya başlamıştı “biraz daha uyumaya çalışsak fena olmayacak” dedi ayağa kalkarken. Alev itiraz etmeden onu takip etti, bu gitme fikri hiç hoşuna gitmemişti, farkına varmadan somurttu.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş