32. Bölüm
“Bu gece ilginç bir rüya gördüm” dedi Selma, üzerine ufak bir parça peynir koyduğu reçelli lokmasını ağzına götürürken.
“Hııı” dedi adam, taze simit lokması daha fazla konuşmasını engelledi
“Anlatayım mı?”
“Evet lütfen, seninle ilgili her şeyi duymak istiyorum”
Bu cümleye karşılık yaşından umulmadık olgunlukta şefkatli bir gülümseme yerleşti kadının güzel dudaklarına…
“Dinle o zaman… Büyük bir uzay aracı ya da uzay istasyonu gibi bir şeyin içindeyim. Tavandan yere kadar cam var ve dışarıda karanlık bir yüzey fark ediliyor, çöl gibi sanki. Başka tanımadığım değişik kıyafetli kadın ve erkekler var ortalarda dolaşan. Ben de dolaşıyorum, koridorlardan geçiyorum. Sıcak güvenli bir yer. Sonra seninle buluyorum kendimi!” susup güldü “bakıyorum gözlerin parladı, evet sen de varsın rüyada… Neyse, sana dışarı çıkmak istediğimi söylüyorum. Sen de bunu normal yollardan yapamayacağımızı transfer aracını kullanmamız gerektiğini söylüyorsun. Aslında bunu ben de biliyorum ama neden böyle söylediğimi bilemiyorum. Sonra koridordan geçip üst kata çıkıyoruz. Orada bebeklerin tartı aleti gibi, yarı silindirik, bir insan bedenine göre ayarlanmış bir alet var. Fakat ben her nedense seninle yan yana gitmek istiyorum. O tartı gibi şeyin içine iyice birbirimize sarılmış şekilde sığışmaya çalışıyoruz, bu biraz zor oluyor haliyle. Birden bir titreşim başlıyor ve hızlanıyor, tam gidecekmişiz gibi oluyor fakat sağ bacağım yeterince hızla titreşmediği için ben geride kalıyorum. Sen, -hadi çabuk ol, yetişemiyorsun- diye telaşla bağırıyorsun. Ve birden kendimizi dışarıda buluyoruz.”
“Eeeee…”
“Bu kadar, burada uyandım işte…”
“Hay Allah! Ne denir, hayrolsun mu?”
“Sen rüya görür müsün?”
“Hayır hiç görmem, belki de görüyorum da hatırlamıyorum. Sanırım çok derin uyuyorum”
“Erkekler daha az mı rüya görüyorlar acaba? Benim gözlemlerim bu doğrultuda ama yine de genelleme yapmayayım” utangaç bir gülüşle baktı adama.
“Hiç bilemiyorum”
Hava çok sıcaktı, iki pencereyi karşılıklı olarak açmış olmalarına rağmen, gram rüzgar yoktu, tam bir Ağustos öğle üzeri…İki apartman ilerideki bakkaldan Tarkan’ın bir şarkısı geliyordu kulaklarına: İşte kuzu kuzu geldim, dilediğince kapandım dizlerine, bu kez gururumu ateşe verdim, yaktım da geldim, ister at ister öp beni, ama önce dinle bak gözlerime, inan bu defa, anladım durumu tövbeler ettim…
İlhan uzanıp kadının elini tuttu, bir şeyler söylemek ister gibi bakıyor, bir türlü başlayamıyordu. Sonra birden sandalyesinden doğrulup dudaklarına kısa bir öpücük kondurdu. Geri çekilirken yarısı boşalmış çay fincanına çarptı, bardak lastik bir top gibi sekip yere halının üzerine uçtu ve kırılmadı!
Selma hemen koşup bir bez getirdi, önce masanın üzerine sonra halıyı kuruladı… Boş fincanı yerden alıp dalgın dalgın söylendi “aslında bunu kırmak lazım”
Tekrar gelip yerine oturduğunda sevimsiz bir akım oldu aralarında, huzursuz, vuzuhsuz bir şeyler…
“Sana bi şeyyy…” diye başladı her ikisi aynı anda, sonra sıkıntıyla sustular.
Birden içerden telefon çalmaya başladı. İlhan derhal bu sesin, numarasını kimsenin bilmediği mahut telefon olduğunu anladı ve şaşırdı; çünkü ilk defa çalmıştı bu telefon. Hemen yerinden fırlayıp yatak odasına seyirtti.
Telefonu açmadan önce balkona çıkıp ardından kapıyı kapattı
“Alooo…”
“İlhan bey, kocanın telefonunu öğrenebildiniz mi?”
“Merhaba!”
“Pardon, merhaba”
“Evet Selma’dan aldım ama bu numaradan halen ulaşılıp ulaşılmadığını bilmiyormuş. Ben de bugün arayacaktım sizi…Selma’nın kızı bulunmuş, adam onu götürüp yabancı bir kadının yanına bırakmış, yerini de öğrendim belki Rıfat ta oralardadır.”
“Öyle mi? İlginç! Bunu nereden öğrendiniz?”
“Size bahsettiğim Amir Hamit Bey arayıp söyledi, gerçi siz zaten biliyorsunuzdur bunu”
“Bunu neden size söylüyor?”
“Aslında Selma’ya iletmem için söyledi. Neden olduğunu bilemiyorum, bana kadını sevindirmek içinmiş gibi geldiydi.”
“Ne alicenap bir amir!!!”
“Bunda bir suiniyet mi görüyorsunuz? Bazı şeyleri bana da söylemelisiniz belki. Adam resmi bir görevli gibi geliyor, bizi sorguluyor, neyi nasıl yapacağımı bilemiyorum, kendimi kör gibi hissediyorum.”
“Haklısınız ama fazla şey bilmek istemezsiniz bu konuda zaten, değil mi?”
“Orası öyle amaaa…”
“Peki şu telefonu ve adresi alayım. Gelişmeleri daha hızlı bildirmeye çalışın bize.”
İlhan telefonu ve adresi ezberinden söyledi, hafızası her zaman şaşılacak ölçüde iyi olmuştu. Karagözlüklünün konuşma tarzı biraz sinirini bozmuştu ama fazlaca üstünde durmamaya karar verdi. Telefonu kapamadan önce, evvelki gece aklına gelmiş olan bir öneriyi yapmak istedi. Yine de görevine sadık kalmak istiyordu, Selma’ya duyduğu hisler sebebiyle yeterince vicdan azabı duymaktaydı zaten.
“Aloo, bir dakika kapamayın. Dün gece aklıma bir şey geldi… Belki zaten siz bunu araştırmışsınızdır ama ben yine de söyleyeyim dedim”
“Evettt, söyleyin”
sabırsız ses tonu yine sinirlendirdi İlhan’ı
“Selma’nın telefonuna gelen mesajla ilgili…”
Bu kez karşıdakinin ilgilendiğini anladı, nefesini tutmasından
“Selma’nın telefon numarasına yanlış geldiyse bu mesaj diyorum, acaba o numaranın son rakamlarının değişik versiyonlarını araştırdınız mı? Hoş zaten yanlışlıkla son iki rakamın komşu rakamlara basılması yedi olasılık getirir, böylece şüpheli bir kişiye rastlayabilirsiniz tesadüfen. Belki son rakam aceleyle yanlış yazılmıştı…”
karşıdaki adam tuttuğu nefesini aniden verdi
“Bu da bir fikir tabii, oldukça küçük bir olasılık ama değerlendirmeye değer yine de… Teşekkürler İlhan Bey, hoşçakalın”
Kapatmıştı…
Büyük olasılıkla bunu nasıl düşünemedik diyorlardır diye küçümsedi bir an onları, balkondan yatak odasına geçerken.
Salona girdiğinde Selma dalgın dalgın elindeki boş fincanı seyrediyordu
“Senin iki telefonun mu var?” diye sordu birdenbire
“Yooo, neden? Haaa zil sesini değiştirmiştim onun için mi?” dedi soğukkanlılıkla
“Hımmm… Evet” diye yanıtladı fazla umursamaz havada
İlhan ani bir kararla
“Sana gelen şu mesaj aslında kime gitmiştir diye düşündüm dün gece… Eğer bir eşek şakası değilse tabii” deyiverdi masanın arkasındaki eski sandalyesine otururken.
Selma ona ilgiyle baktı
“Geçen gün Amir Beyle konuşmalarınızı dinledim. Mutfaktan…Özür dilerim ama çok fevkalade bir durumdu; yani yolda durduruluşumuz, senin asıl isminin değişik olması filan, ne bileyim, beni tedirgin etmişti biraz. Yoksa normalde yapacağım bir davranış değil”
“Özür dilemene gerek yok. Senin yerindeki herkes merak ederdi, ayrıca benim için yaptıklarınnn…” sözünü bitiremedi, gözleri yaşarmıştı. Bir gayretle elinin tersiyle gözlerine bastırdı, burnunu çekti.
Bu konu üzerine epeyce tartıştılar, İlhan ona da az önceki fikrini söylemişti, tepkisini ölçmek istiyordu; fakat Selma umursamadı bile. Adam karagözlüklülerin yanlış kişiyi abluka altına aldıklarından ciddi ciddi şüphelenmeye başlamıştı.
“O numaraları biz de arayalım mı? Kimlermiş acaba diye”
“Ne diyeceğiz kişilere –pardon ama size şöyle şöyle bir mesaj atacak bir kankanız var mı?- diye mi soracağız? Saçmalama Allah aşkına! Hem bu konu bizi hiç ilgilendirmez, bu polisin işi, eğer ilgilerini çekiyorsa… Benim derdim başımdan aşmış.”
“O da doğru. Ne bileyim bana oldukça tuhaf geliyor bu durum. Bir Amirin böyle bişey için seni arayıp bulması filan… Sence de hele konu Türkiye’de geçiyorsa, bu aşırı hassasiyet değil mi?”
Selma buna cevap dahi vermedi, başını bilemem anlamında sallamakla yetindi. Sonra kalkıp kahvaltı sofrasını toplamaya başladı. İlk seferi yaptığında mutfaktan seslendi
“Sen de biraz yardım etsen diyorum, ne kötü alıştırmışlar seni hizmete!”
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 865 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder