30. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

Küçük yazar!

Duş ve hazırlanma aşamaları nerede ise olağan, neşeli bir ailedekini andırır şekilde yaşandı. Restoran yine boştu, en güzel masaya kurulup sipariş verdiler. Alev bu gece iyice heyheylenip bir şişe büyük kırmızı şarap istedi -Keşke şartlar daha değişik olsaydı- diye söylenip duruyordu iç sesi.
Hamit, çocuğa yakınlaşmak için epeyce ter döküyordu ama daha ağzından tek kelime bile alamamıştı. Öyle –lütfen… Bir daha gözden geçirseniz!- filan gibi tipik sorgucu tavrı, belli ki konuşkan olmayan küçük kızlara fayda etmiyordu. Lizen büyük bir insan gibi olgun ve sessiz bir tavırla yemeğini yiyordu. Acaba babasını merak ediyor mu? Diye düşündü Alev; -gerçekten ilginç bir çocuk…”

Yemeğe inmeden önce Lizen balkonda oturmuş kendilerini beklerken sayfaları karşılaştırmıştı kadın. Sayfaları yazan kesinlikle küçük kız olmalıydı; çünkü her iki kağıttaki yazılar aynı da olsa kullanılan kalemlerin farklı olduğunu fark etmişti ve bugün bulduğu kağıtta kullanılan kalem kendisinin masanın üzerinde unuttuğu siyah uçlu tükenmezdi. Bundan hemen hemen emindi çünkü; kalem arada mürekkep birikintisi yaratan kötü kalite bir şeydi. Aynı izleri yeni sayfada da görmek mümkün oluyordu.

Bu buluşunu adama aktaramamıştı henüz, yalnız kalamamışlardı. Çocuğun bu konudan rahatsız olduğunu bildiğinden söyleyememişti ama meraktan da içi içini yiyordu. Çocuk kendi yazdığı şeylerden neden korkuyordu? –Bunlar ailecek muamma- diye mırıldandı, peçeteyle ağzını silerken
“Efendim?” dedi adam endişeli yüz çizgilerinden anlamlar çıkarmaya çalışarak
“Hiiiçç, öyle kendi kendime konuşurum bazen” dedi gözüyle tabağına eğilmiş çocuğu işaret ederek çekincesini belirtmeye çalıştı.
Sabah okuduğu gazete hala en köşe masanın üzerinde duruyordu. Kalkıp onu aldı, çocuğu yatırıncaya kadar konulardan bahsetmek istemiyordu. Bir parçasını da yemeğini bitirmiş olan adama uzattı “ister misin?” “ver bakalım” –evli bir çift gibi olduk diye düşündü hafifçe kıkırdarken. İlk sayfayı ve günün haberini kısaca okudu, siyaset artık hiç ilgisini çekmiyordu. İkinci sayfaya geçerken gözünü gazeteden ayırmadan “evli misin?” diye sordu. Yüzündeki umursamaz havalar dişi bir sivrisineği kahkahadan öldürüp üç günlük uzun ömrüne mal olabilirdi.
Zavallı adamın böyle taarruzlara alışık olmadığı hayretle açılan gözlerinden belli oluyordu “hayır, boşandım” dedi fısıltıyla sanki bu gizli bir bilgiydi. “Aynen” dedi kadın “ne tesadüf!” bu sefer meşhur kahkahasını tutamamıştı. Sonra bir şey olmamış gibi başını gazete sayfalarının arasına gömdü. Adamın yüzünde şaşkınlıktan çapkınlığa uzanan bir ifade vardı ama bunu kadın yerine Lizen gördü ve gülümsedi. Adam bu fırsatı kaçırmadı;
“Yemeğini bitirdiysen bahçede bir gezinti yapalım seninle, ister misin?” Başını olumlu anlamda salladı küçük kız, hemen oturduğu sandalyeden zıplayıp kalktı, elini uysallıkla adama uzattı. Bu hareket adamı gülümsetti “hadi gel bakalım” dedi. Alev gazetenin kenarından onları gözetlerken, onlar neşeyle restorandan çıktılar.

Bahçe oldukça karanlıktı, önce küçük bahçede ve havuzun çevresinde bir tur attılar sonra kumsala açılan kapıdan dışarı çıktılar. Küçük koy ve karanlık durgun deniz önlerinde uzanıyordu. Koyun öbür ucunda bir iki karaltı görünüyordu, hatta şarkı söyledikleri duyuluyordu. Gökyüzü açıktı ve aysız karanlığında yıldızlar bütün haşmetiyle yerlerini almıştılar. Bir süre sessiz sedasız, kumlara bata çıka yürüdüler sonra dönüp hafif bir kum tümseğine yan yana oturdular. Lizen bir kez olsun elini adamdan çekmeye çalışmamıştı; ister istemez kendi oğlunu hatırladı –kızlar böyle uslu oluyorlar demek- diye düşündü. Bazen yürütülen mantık doğru bile olsa basit gerçekliğe ulaşmak mümkün olmaz.
“Hadi yıldızları tanımaya çalışalım” eliyle en parlak gördüğü yıldızı işaret etti “Mesela şu! Hangi yıldız olabilir?” cevap beklemediği için kızın kararlı sesi onu şaşırttı.
“Venüs”
“Gerçekten mi? Nereden biliyorsun?” Bir konuşma fırsatı yakaladığına inanamıyordu. Şüphesiz Alev’i kıskançlıktan çatlatırdı bu, biçimli dudaklarını büzerek gülümsemesini saklamaya çalıştı.
“Venüs’ü biliyorum ben, annem bana öğretmişti.” Dedi gayet sakınımsız normal bir sesle. Adam madenin yerini bulduğuna emin oldu, kazmayı usturuplu kullanmalıydı artık.
“Başka yıldızları da biliyor musun?”
“Hımmm… Evet bir çoğunu bilirim. Birinci sınıfta öğretmenim bana yıldızlarla ilgili bir ansiklopedi hediye etmişti.”
“Öyle mi? İlginç!”
“Evet, bu yıl okula gidemedim, fazla şey öğrenemiyorum.”
“Neden gidemedin?”
Çocuk suskunlaştı, başını öne eğdi. İletişim kopuyordu, adam can havliyle bir atış daha yaptı
“Peki Venüs hakkında neler biliyorsun?”
Kız sevinçle kaldırdı başını, gözlerindeki parıltı karanlıkta bile seçiliyordu. Sanki hep bu sorunun sorulmasını beklemiş gibiydi
“Gerçekten ilgini çeker mi?” diye kuş gibi cıvıldadı
“Kesinlikle, hep Venüs’ü merak etmişimdir. Senin gibi bir uzman bulacağımı hiç sanmazdım doğrusu”
“Aaaa eveeetttt annemle ben Venüs’ü çok severiz, en sevdiğimiz odur. Güneşe en yakın ikinci gezegendir, ona sabah yıldızı da denir. Dünya’ya en yakın konuma geldiğinde Güneş ve Ay’dan sonra en parlak şey odur.”
“Peki teleskopla baktın mı hiç? Bir şeyler görülebiliyor mu?”
“Hayır bakamadım, çok isterdim aslında. Ama baksam da fazla bir şey göremeyeceğimi biliyorum.”
“Nedeennn?”
“Üzerinde kalın bir atmosfer tabakası var, bu yüzden pek bir şey görülemez, yoğun atmosfer yüzeyde büyük bir baskı oluşturur, oraya bizim gibi insanlar gidemez”
“Öyle mi? Üzüldüm. Oysa bir gün astronot olup oraya gidebilirdin değil mi?”
“Önemli değil. İnsan olmadığımda gidebilirim belki. Hahahaha”
Çocuğun böylesine neşelenmesi adamı etkilemişti
“Başka?”
“Bulutları dev bir ayna gibi güneşin parlak ışıklarını uzaya yansıtır ve çok sıcaktır. Haaa Venüs çok yavaş döner, onu biliyor musun?”
“Hayır, meğer hiçbir şey bilmiyormuşum” diye gevrek bir kahkaha attı “ama öğreniyorum sayende. Sen benim astronomi öğretmenim ol.”
“Tamam olurum. Venüs’üm kendi çevresinde 243 günde, Güneşin çevresinde 224 günde döner. Peki bu ne demek anlıyor musun?”
“Ne demek?”
“Bir günümüz, bir yılımızdan daha uzun, demek. Hahahahaha ne hoş değil mi?”
Cevap beklemeden devam etti, şimdi heyecanla ayağa kalkmış her cümlesinde yirmi santim havaya sıçramaya başlamıştı.
“Üstelik hem Dünya’nın hem de diğer gezegenlerin ters yönünde döner. Yaaaa hahahah…”
Adam kızın geçirdiği değişime söylediklerinden daha fazla şaşmaktaydı. Neticede ansiklopedik bir bilgiydi, besbelli çocuğun ilgisini çektiği için ezberlemişti. Fakat o minicik bedenin enerjiyle doluşu ve bu kahkahalar inanılmazdı. –Bunu Alev görmeliydi- diye söylenmekten kendini alamadı. Dalgındı, boş bulunup arkadan gelen sesle irkildi “merak etme görüyorum, hem de dinliyorum.” On metre kadar arkalarında tahta bahçe kapısına yaslanmış sulüet hareketlenip kendilerine doğru yürümeye başladı.
“Lütfen devam et Lizen, ben de senin gibi Venüs’e hayranım.”
Bir an duraklayıp yerine oturmaya niyetlenmiş olan çocuk bu cümleden sonra tekrar canlandı ve devam etti
“Güneş batıdan doğup, doğudan batar ve çoookkk yavaş ilerler.”
“Bunları hiç bilmiyordum, çok ilginç” dedi adamın yanına oturmuş olan Alev.
“Kimse bilmez, kimse bilmez” diye zıplamaya devam etti Lizen
“Sıcağımız kurşunu eritir, 500 derece! Su buharı yerine asit yüklüdür bulutlarımız. Hahahahaha… Bunları duyunca Venüs’ün güzel olmadığını düşündünüz değil mi? Hadi saklamayın, herkes öyle düşünür.”
Ne diyeceklerini bilemeden bakıştılar…
“Sence güzel mi peki?” soruya soru ile cevap vermek adamın alışkanlığıydı ne de olsa
“Tabii, hem de çok güzel. Gözlerinizi kullanıyorsunuz bu sebeple bilmeniz güç oluyor”
“Sen hangi yöntemi kullanıyorsun?” dedi Alev iyice şaşırarak
“Iııııı… Bu annemle benim sırrımız. Söyleyemem”
“Peki bu sırrı baban da biliyor mu?” deyiverdi Alev ve anında hata ettiğini anladı –hiç çenemi tutamaz mıyım ben- diye boşuna hayıflandı; çünkü çocuk aniden havası boşalan bir balon gibi söndü, boynu büküldü, bulunduğu yere çöküp başını dizlerinin arasına gömdü.
Adam ona –ehh bravo sana- der gibi bakıyordu, buna rağmen ayağa kalkarken Lizen’e hitap etti
“Teşekkür ederim öğretmenim, çok şey öğrendik sayende”. Otele doğru yürürken Alev’e açıklama yaptı “Lizen benim astronomi öğretmenim olmayı kabul etti de”
“Harika” dedi yapmacık bir sevinçle kadın. Aklı bin bir olasılığı taramaya girişmişti.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş