28. Bölüm
Alev küçük kızı duş yaptırıp biraz dinlenmesi için yatırdıktan sonra aşağı inmeden önce yeni bir paket sigara arandı ortalarda. Paketi buldu bulmasına ancak kendini şaşırtan başka bir şey daha buldu; bu çocuk el yazısıyla yazılmış başka bir sayfaydı, hiçbir şey anlayamadan kısaca göz attı. Sonra onu da aşağıda anlatacağı konuya ek olarak kullanmak üzere beraberine aldı. Enerji ile dolup taşarak merdivenleri ikişer ikişer atlayarak indi. Ah aşk ya da benzeri şeyler, sen nelere kadirsin!
Restoranın yanından geçerken iki soğuk dark bira aldı. Adam konuşmakta olduğu telefonu aceleyle kapattı. Gökyüzü kızıldan mora harikulade renklerle bezenmiş bir tablo gibiydi.
“Ben geldim” dedi biraları masanın üzerine bırakırken. –Acaba adam evli mi- diye haince bir düşünce geldi geçti aklından.
“Hoş geldin” dedi adam kısaca. Gözlerini manzaradan alamaz gibiydi.
Bir süre biralarını yudumlayıp sessizce ortamın rengini, kokusunu, sesini sindirdiler.
Kadının masanın üzerine gelişigüzel bırakmış olduğu sayfayı eline aldı adam, alacakaranlıkta bir şey anlaşılmıyordu.
“Bu nedir?” dedi “anlatacağın çok önemli şey bu muydu?”
“Onu şimdi buldum ama asıl başka bir şeyden bahsedecektim. Şurada çantamın içindeydi, uzatır mısın bana lütfen?”
Yanındaki sandalyede duran kırmızı çantayı uzattı adam
“Dur şimdi bulacağım, nerede bu Tanrım?” yine epeyce uğraşarak kağıdı bulmayı başardı
“Hah işte burada, bu kağıdı evimin merdiveninde buldum; bir şekilde imtihan sorusu sanırım, henüz pek anlam veremedim; ama bugün Otel’de yeni bir şey keşfettim. Bu kağıdın ya da belgenin, her ne menem şeyse işte, bizim küçük kızla bir ilişkisi var.”
Adam pek bir şey göremeden sayfaya göz attı ve dalgın bir şekilde
“Nasıl bir ilgi” dedi
“Yani bu kağıdı ya o yazmış ya da daha önceden görmüş gibi, üstelik kendisini çok korkutan bir de hatırası olmalı; çünkü korkudan yaprak gibi titredi yavrucağız.”
“Allah Allah! Ben pek bir şey anlayamadım, hoş gözüm de görmüyor, karanlık oldu neredeyse.”
“Bu bölüm karanlık oluyor, istersen restoran tarafına taşınalım.”
“Olur” kalkıp restorana yürüdüler, adamın birası çoktan bitmişti. Alev ise beraberine aldığı şişenin son yudumlarını başına dikmekle meşguldü.
Yerleştikleri yeni masa restoranın önünde, nispeten daha bol ışıklı bir yerdi. Adam kağıdı incelerken Alev bir çift bira daha alıp geldi. İçindeki coşkun hisler dinmek bilmeyecek gibiydi bugün. Sabırla adamın incelemeyi bitirmesini bekledi…
“Bilemiyorum, bu sanki bir nevi bulmaca gibi, ya da şaka gibi bir şey olmalı. Sen ne anlam çıkardın?”
“Ben bu sayfayı bulduğumda sana nameler düzmekle meşguldüm, malum karakol dönüşü yani. Bu sebeple üzerinde düşünmeye fırsatım olmadı. Bugün çocuğun tepkisi beni uyandırdı. Üzerinde biraz düşünelim istersen”
“Vallahi bulmaca ustası sensin, öyle demiştin yanlış hatırlamıyorsam. Peki ikinci kağıt nedir? O da mı böyle bulmaca?”
“Sanmıyorum, ben de pek iyi okuyamadım, şimdi yukarıda buldum onu. Görünüşe bakılırsa gece Lizen yazmış olmalı. Ya da odaya bizden başkası girmiş diyeceğim. Ama hayır olamaz; çünkü aynı yazı bak”
“Evet aynı yazı, okuyalım bakalım” sonra yüksek sesle okumaya başladı;
Nez pangarisini küçük yudumlar halinde içerken Yovil onu dikkatle inceliyordu. Bebeğini endişelendiren bir şey vardı şüphesiz ama neydi?
“O elindeki sefolyada ne var Nez?” diye sordu zihninden “yoksa seni endişelendiren şey o mu?”
“Hemen de anlarsın, o minik burnunu işlerime fazlaca sokuyorsun, bunu biliyorsun değil mi Yovil” dedi dalgın bakışlarla bardağın dibinde kalan eriyiği ölçerken
“Anlatmak istemezsen sen bilirsin küçüğüm”
“Tamam tamam, deli gibi merak ettiğini çok iyi biliyorum, meraklı taze seni, kimse senin 305 yaşında olduğunu tahmin edemez” gülerken uçları hafif sivrilmiş küçük kulakları titredi.
“304” diye düzeltti Yovil zihninden.
“Aman iyi ki düzelttin, ne kadar kadınca! Sen bu periyodu pek sevdin zaten. Onaltı yıldır değiştirmediğine bakılırsa” diye burun kıvırdı küçümseyerek ve ilave etti “aman neyse, bana ne canım.” Boşalmış bardağı elinden bıraktı, bardak havada süzülerek parlak duvarın bir yerlerinde gözden kayboldu.
“Şimdiiii gelelim benim sefolyaya” diyerek elindeki kağıt benzeri şeye göz attı kısaca, sonra elinden bıraktı. Sefolya onun aklından geçen isteği takip ederek Yovil’in önüne kadar uçuştu ve göz hizasında durdu.
“Hımmm… Evet anlıyorum” dedi Yovil, sayfayı hızla okuduktan sonra “tebrik ederim”
“Amannn çok rica ederim öyle şefkatle titreşmeyi bırak Yovil” diyerek mızmızlandı “Hem neden tebrik ediyorsun ki beni?”
“Bilmezden gelme lütfen. Bu ödevin çocukluk sınıfından mezun olmanın gereği olduğunu biliyorsun pek tabii.”
“Ama çok zooorrr” diye vızıldadı beyninin içinde
“Hiç sanmam, sadece naz yapmaya çalışıyorsun bana. Peki çalışmaya başladın mı?”
“Evet başladım, bir şeyler düşündüm işte. O dönemin ne kadar zor olduğunu bilirsin. Bu kadar kazık bir soru çıkması gerekmiyordu aslında. Senin 100 yaş sorun nasıldı?”
“Oooo benim kurmacam da oldukça zordu. Ama ne tesadüf benimki de Dünya ile ilgiliydi ve seninkine çok yakın bir dönemdi; sıfır yılları diyelim.”
“Hah tamam, mutlaka senin kayıtlarına bakıp bu soruyu hazırlamışlardır bana. Gözetmenimsin ya! Pöh”
“Beni beğenmiyor gibisin” dedi gücenmiş gibi yaparak
“Bana Dünya numaraları yapma şimdi Yovil” dedi gerçek ses ile kahkaha atarak. Kahkahası yunus sesini andırıyordu.
“Tamam tamam. Peki gün nasıldı? Üst eğitmenler gelmiş diye duydum. Sizleri de samoriye aldılar mı?”
“Evet tabii. Senin bişeyden haberin yok Yovil. Biz günlerden beri samoride yatıp kalkıyoruz. Müthiş bişey. Hoş sen de bilirsin ya bunları”
“Evet bilirim” dedi Yovil hülyalı bir iç geçirişle. Samorinin geniş kubbesi, renk cümbüşü ile titreşen devasa duvarları zihninde peşi sıra görüntülendi. Üst eğitmenler samoriye girdiklerinde zaten gezegenin her yerinde olduğu gibi kendiliğinden ışıyan havada inanılmaz değişimler oluşurdu. Gözlerinizle göremediğiniz o varlıklar belki de varlık demeliydi, buna bir kişilik denemezdi herhalde, aldığınız her solukla varlığınızın içine nüfuz ederdi. Dehşetli bir zevk anaforu! Salonun içinde ışıktan demetler patlardı; milyonlarca parçaya bölünerek zihninize sızardı. Her bir nefeste onlardan milyonlarcası bilincinizin kapılarını zorlar, anlık ayma pozisyonları oluştururdu. Bu gündüz düşlerini başka hiçbir şekilde elde etmek mümkün olamıyordu. Üst eğitmenlerden kendi yaptıkları gibi zihinsel bile olsa sözel bir eğitim alınması söz konusu değildi pek tabii.
“Keşke ben de orada olsaydım” diye mırıldandı gerçek sesiyle, Nez’i gerçekten şaşırtarak
“A Yovillll, sesini duymayalı en az yirmi yıl olmuştur”
“Hımmmm…” dedi dalgın dalgın “Peki sen ne gördün aymalarda?”
“A harikaydıııı… Tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem ama yine de harikaydı. Bak şöyle bir şey; Ben önce bir taştım, yani öyle sanıyorum hiç gerçek bir taş görmedim ben, sen gördün mü? Yani düşünce formu olmayan bir taş gördün mü? Her neyse, sonra o kadar hızlı değişimler geçirmeye başladım ki inanamazsın, bir çok form oldum ve sonra yine kendim oldum. Ardından sanki patlayan bir tomurcuk gibi kendimden taştım, çevremi sardım ya da anlatmak zor işte, tam olarak bilemiyorum, o kadar genişledim ki her şey ben oldum. Sanki samori bendim; bütün arkadaşlarımın yani benim sınıfımdakilerin duyguları oldum, zihinleri oldum. Aslında ben olmadım da nasıl söylesem, ben yok oldum. Ay aman, anlatamıyorum işte”
“Evet bu dersi hatırlıyorum. Muhteşem bir deneyim. Geri dönmek istemedin değil mi?” dedi anlayışla gülümseyerek
“Evet, o zenginlikten sonra kendimi feci fakir hissettim. Kovulmuş gibi. Hani Dünyada bir terim vardı; cennetten kovulmak diye, beni çok etkiler ve güldürür, onun gibi bir şey olsa gerek.”
“Senin tarihin her zaman iyi olmuştur. Belki ikinci dönem eğitiminde tarihçi olmak istersin, bana öyle geliyor sanki”
“Olabilir, beni gerçekten ilgilendiriyor.”
“Hatta duydum ki, dönem kaçamağı da yapıyormuşsun”
“Nasıl? Bunu nereden öğrendin? Böyle şeylerin gizli olduğunu sanıyordum” dedi somurtarak. Kurmacaların içinde yer almak çok az rastlanır bir şeydi. Karakterler hayali olarak oluşturulurdu çoğunlukla.
“Ben bilirim, üstelik senin için ben herkes sınıfında yer almıyorum. Senin bütün deneyimlerin benim kendi derslerim için temel teşkil ediyor. Bunu bilmiyormuş gibi davranman gerçek bir çocukluk Nez!” dedi hafifçe azarlar tonda. Sonra pişman olarak şefkatle pembe pembe ışıldadı
“Ödevin konusunda tartışmak istediğin bir şey var mı?”
“Daha değil, şimdilik kuruyorum. Ama fikrini alacağım durumlar olacak ileride” erişkin bir ciddiyet gelmişti yüzüne.
“Bu da nedir böyle? Şaka mı bu? Bilimkurgu romanı gibi”
Okumayı bitirmiş olan adamın yüzünde engellenemez bir şaşkınlık okunuyordu
“Hahahahaha… Sen bilimkurgu okur musun?”
“Neden okumayayım yani. Bu belirli bir zümreye ait ayrıcalık değil herhalde. Önemli olan bu değil; yazılanlar… İfade tarzı, altı yaşında bir çocuğun ifadesi değil bunlar”
“Sekiz yaşında” diye düzeltti kadın
“Öyle mi? Küçük görünüyor halbuki. Her neyse sekiz yaşına göre de değil. Bunda bir gariplik var”
“Aynı fikirdeyim. Belki çocuk gelirken yanında getirmişti bu kağıdı. Çevresinde biri yazıyordur, ne bileyim, belki de babası yazıyor. Kim bilir?”
“Burada bahsedilen ödev sorusu, ilk okuduğum olsa gerek, sanki öyle bir sonuç çıkıyor, yanılıyor muyum?”
“Büyük ihtimalle öyle. Belki bir romandan bakarak kopya yapıyordu, çocukça bir oyun olabilir mi acaba? Hımmm ben acıktım galiba, çocuk da acıkmıştır herhalde, onu alıp geleyim yemeğe geçelim ne dersin?”
“Olur, saat dokuz olmuş, vakit ne çabuk geçti”
“Evet, gerçekten öyle. Duş filan almak istersen?”
“Evet aslında bu çok iyi olur, rahatsız etmeyeyim diye söylemeyecektim ama… Benim için de bir oda var mıdır acaba?”
“Ooo hafta ortası bomboş buralar. Benim daire büyük ama nasıl istersen tabii. Lizen’in yanında boş bir yatağımız daha var”
Göz göze geldikleri kısa bir an yaşandı aralarında
“Senin için bir sakıncası yoksa” dedi adam
“Hayır yok ve hatta huzur verici bile olur benim için, o çılgın adamın ne zaman ortaya çıkacağını bilemiyorum ve doğrusu bu her an olabilir, hala Selma’yı ne zaman buraya çağıracağım diye hevesle bekliyordur” diye aceleyle ilave etti
“İyi o zaman, çıkıp hazırlanalım”
Kabulünde öyle doğal öyle babaca bir şeyler vardı ki kadının yüreği –hopp- diye inip kalktı yerinden.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 885 defa okundu

Sibel Atasoy

Bi rica daha?
"Nez pangarisini küçük yudumlar halinde içerken Yovil onu dikkatle inceliyordu. Bebeğini endişelendiren bir şey vardı şüphesiz ama neydi?"
bu cümleden
"“Bu da nedir böyle? Şaka mı bu? Bilimkurgu romanı gibi”"
bu cümlenin başına kadar italik yazı olmalı.
Yeni yorum gönder