22. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

İmrenli’de Pazar Sabahı

Akşam yenilen güzel bir yemek ve koyu muhabbetten sonra iyi bir uyku çekmiş olan Alev ve Murat gerçek bir tatil sabahı yaşamaktaydılar. Küçük otel son derece sade bir yapıydı ancak manzara oldukça görkemliydi. Neredeyse otele ait gibi görünen küçük bir koya bakıyordu pencereler. Etraf oldukça kalabalıktı, hem otelin küçük bahçesi ve havuz başı hem de kumsal neşe içindeki insanların uğultuları ile dolup taşıyordu.
“Hafta sonunun kalabalıklığına bakıp aldanmayasın, akşama buralarda senden başkası kalmayacak” dedi Murat, rafadan yumurtasından bir kaşık alırken.
“Aaa öyle mi? Doğrusu sakinliğe itirazım olmaz.”
“Biliyorum, ben de bu kalabalıktan tedirgin olma diye söyledim zaten. Burası İstanbul’un hafta sonu kaçamak mekanı. Yakın olduğu için insanlar her fırsatta kendilerini bu taraflara atıyorlar”
“Gerçekten güzel bir yermiş, iyi ki tavsiye ettin. Hem bu rüzgar da çok hoş, saat neredeyse onbir oldu, hava hala çok sıcak değil. Gece de serindi, doğal klima gibi.”
“Evet, gerçekten öyle. Kıskanıyorum seni burada kalacaksın diye.”
Alev’in yüzünde düşünceler geziniyordu
“Ne düşünüyorum biliyor musun? Hani dün gece yemek yerken garson kızla Binnur Hanım’ın konuştuğu konu, senin de dikkatini çekmiş miydi?”
“Bilmem farkında değilim, neyle ilgiliydi?”
“Sen odaya mı çıkmıştın o sırada, hani sigara almaya gitmiştin. Belki o zamandı, ne bileyim işte. Dün Ağva’da nehir yatağında bir ceset bulunmuş. Adam bir TV kanalında kameramanmış.”
“Yoo hiç duymadım. Neymiş peki? Niye ölmüş yani?”
“Cinayetmiş sözde. Polis soruşturma yapmış.”
“Sonuç?”
“Sonucu ne bilsin onlar canım! Aslında gazete alabilseydik bir şeyler öğrenirdik belki, ne de olsa ölen basından olunca, gazetede yer alma olasılığı daha çok olur.”
“Ben sordum aşağı indiğimde köye gazete gelmiyormuş, Şile’den almak lazım. Peki canın neden sıkıldı buna?”
Alev bir süre sessiz kaldı, bir türlü cevabı bulamaz gibiydi.
“Hiç bilmiyorum desem inanır mısın? Sadece içimi sıktı o kadar.”
Cevabın bu kadar basit olamayacağını bilecek kadar iyi tanıyordu arkadaşını Murat. Fakat üstelememeyi tercih etti.
“Hadi kahvelerimizi bitirip biraz deniz yapalım, ne dersin?”
“İyi olurdu ama yanıma mayo almadım, nereye gideceğimizi sürpriz sınıfına sokmakta bu kadar diretmeseydin?”
“Hay Allah! Neyse o zaman havuz başına geçelim ve ben seni Scrabblle’da bir yeneyim” Kahkahayla güldüler, Alev’in bu oyundaki yenilmezliği herkes tarafından biliniyordu.
Havuz başına kurulup oyuna konsantre oldular, hava güzeldi, müzik yerindeydi. İlk oyun birbuçuk saate bitti. İkinciye başlamadan önce sohbet ettiler bir süre; Konu daha çok insanların içinde bulunduğu mutsuzluk ve tatminsizlik genel hali üzerinde yoğunlaşmıştı.

“Bence dünyanın şu anki konumuna gelmesi "biriktirme" hastalığına tutulmuş olmamızdır.” Dedi Alev, ciddileşerek.
“Nasıl yani? Para biriktirmek gibi mi?” dedi gülerek Murat. Bu arada gözleri ile servis elemanını kolluyordu, soğuk bir biranın tam zamanı gibiydi
“Her türlü biriktirme; para, mülk, mevki, duygular gibi örnekler çoğaltılabilir. Bütün bunların biriktirilmesi doğanın genel dengesini günden güne yitirmesini sağladı.... Doğada her edim şu anın kullanımına açık, bol ve mübah bence; ama bunu geleceğe yatırmak doğanın üretim hızına uymuyor ve denge giderek bozuluyor. Sen hiç Castaneda okumuş muydun?
“Hayır, hiç duymadım. Ne konuda, roman mı?”
“Roman sayılmaz daha çok kendi yaşadıklarının ve çıkarımlarının sunumu denebilir. Kızılderililerin eski kült bilgilerine erişmek için verdiği uğraşlar diyelim. Neyse, orada bir örnek vardı, şimdi hatırladım; büyücü ile Castaneda çöl arazisinde bir yere gidiyorlar, yol birkaç gün ve gece sürüyor; karınları acıkdığında çevrede kuşlar görüp avlamaya karar veriyorlar, büyücü iki tane kuş vurduktan sonra ava devam etmek isteyen yazarı durduruyor ve diyor ki; “ne yapıyorsun? Bu ikisi bize bol bol yeter” diğeri itiraz ediyor; “ama bulmuşken yedeğe alalım taşıyabileceğimiz kadar, akşama yeniden acıkacağız, o zaman tekrar bulamayabiliriz ve aç kalırız” büyücü gülümsüyor “işte şimdi beyaz adam gibi konuştun, doğa bütün nimetleri bizim için tam zamanında ve yerinde sunar. Telaşa ve şüpheye gerek yok. Evet belki akşama kuş bulamayız da bir tavşan çıkar yolumuza, ya da bir kertenkele. Eğer biriktirmeye başlarsan doğa ona güvenemediğin ve açgözlü olduğun için sana küsecektir. Seni koruyup gözetme işini aksatmaya başlayacaktır.” Gülümsedi
“Çok güzel bir örnek gerçekten, içimi ısıttı. Fakat bizim için çok geç artık maalesef”
“Bilemiyorum, bir yerden başlamak lazım belki” üzüntüyle içini çekti ve devam etti
“Biz biriktirdikçe:Adalet mülkün temeli oldu, duygularımızı biriktirdikçe: Kibar, çağdaş insan olduk! Kanser olduk.Yanlış mı?”
“Doğru söylüyorsun, herkes mutsuz, herkes ümitsiz ama çağdaş insan olduk.”
“Bunda en büyük etken bence ne biliyor musun? Tabii her devirde mutluluk da mutsuzluk da olmuş ama hiç bu çağdaki kadar büyük tatminsizlik oluşmamış. Ve bence sebebi şu; insanların mutsuzluğu dünya çapında otomasyona geçildikten sonra had safhaya ulaştı. Zaman=para=mutluluk eşitliği keşfedildikten (!) sonra, "en kısa zamanda, en çok işi çıkarmak" düstur edinildi. Ve bunu başarmak için bir iş mümkün olan en küçük parçasına kadar bölündü, tanımlandı, zamanlandı. Sonra aç insanların önüne atıldı ve üstelik bu küçük parçaları en kısa zamanda yapanlara parça başı denilen bir sistemle prim sistemi uygulanmaya başlandı. Verimlilik canavarı yalnızca "zaman" la doyuyordu. Ve bu belalı eşitlik gereğince mutlu işçiler olduğu varsayılmaya başlanıldı.” Durup nefes aldı, soğuk birasını başına dikti.
“Oysa gerek kadim öğretiler gerekse psikoloji iddia eder ki; insan bir şeyi bütün olan her hangi bir şeyi üretmeyi ya da yaratmayı sever, bununla gururlanmak ve yarattığı ile özdeşleşmek ister. Çünkü yarattığı malzemeye dokunmuş, teriyle ıslatmış, duygularını iletmiştir ve çocuğu gibi her adımında, tam olmaya giden her adımda heyecan duymuş, onunla varlığını test etmiştir. İşte insan bu şekilde mutlu olur.”
Murat hak verir biçimde başını salladı
“Fakat aslında sorun bizlerde değil zaman=para=mutluluk eşitliğinin çarpıklığında, yada bunu dayatan egemen sistemde. Söylemek istediğin bu değil mi?”
“Bir bakıma öyle, ama sistemleri yaratan da biz insanlarız, bu sorumluluğu üzerimizden atmak pek mümkün değil galiba. Hem hiçbir şeyin sebebi tek değildir, hele sosyolojik olaylar öyle çok etkenin bir araya gelmesiyle öyle sindire sindire oluşuyor ki, sen farkına vardığında iş işten çoktan geçmiş oluyor. Aman neyse canım, ne üzdük kendimizi durduğumuz yerde Allah aşkına!” Gülüştüler. Şeytan devreye girdiğinde güldürürmüş derler!

Bütün güzel günler gibi hızla geçti gün. Akşam beş sularında Murat gitmek için müsaade istedi, dönüş trafiğine takılmak istemiyordu. Alev istemeye istemeye kabul etmek zorunda kaldı, aslında içi hiç rahat değildi. İstanbul’da bırakmış olduğu sevimsiz hatıraları geldiklerinden beri hiç anmamışlardı. Konuşarak varılabilecek bir sonuç olmadığına göre unutmaya çalışmak ve yaşanacak tatile odaklanmak daha akıllıca olacaktı.

Arkadaşını yolcu ettikten sonra Alev, getirdiği kitaplardan birini özenle seçip, bahçedeki yemyeşil çimlerin üzerine yerleşti. Filmini çok beğenip birkaç kez seyretmesine rağmen kitabını da görünce almadan edememişti; Dövüş Kulübü. İsmini şu ana değin hiç duymadığı yazarını merak ederek özgeçmiş kısmını okumaya başladı. Akşam güneşi neredeyse ısıtamıyordu bile, kahvesinden bir yudum alırken kendisini gülümseyerek seyreden Otel sahibesi Binnur Hanım’la selamlaştı. Keyfi yerine gelmişti.

On sayfa kadar okuduktan sonra ara verip, tatildeki tiyatro arkadaşlarını bir haftadır hiç düşünmediğini, neredeyse hiç araşmadıklarını anımsayıp, gençlerden bir kaçına iyi dilek mesajı çekti. Hemen gelen karşılık mesajlarını dudaklarında sevecen bir gülümsemeyle okudu. Hayat güzel diye düşündü sanal bile olsa!

Hava neredeyse kararmıştı, toparlanıp bir duş alayım diye düşündü, karnı da zil çalmaya başlamıştı, öğle yemeğini atlamak pek iyi fikir değildi diye mırıldandı iç sesiyle, açlığa oldum olası pek katlanamazdı.

Sekize doğru giyinmiş, süslenmiş, dinlenmişliğin taze havasıyla dolup taşarak odasından çıktı. Odası ikinci katta tam köşe daireydi. Yatak odası ve ufak bir mutfak içeren salonu, daireyi çepeçevre saran bütün koya hakim balkonu ile gerçekten bütün basitliğine rağmen insana genişlik, rahatlık duygusu veriyordu. Merdivenlerden inerken bahçeden duyulmakta olan müziğe eşlik ediyordu kısık bir sesle. Dış kapıdan çıktı, burası arka tarafa yol kısmına bakıyordu ve karanlıktı. Tam köşeyi dönecekti ki iki adım ötesindeki yüksek bitkilerin arkasında gölgeler kıpırdadı. Telaş içeren bu kıpırtı kadını yerinden zıplattı, geri dönüp nedir diye bakmak yerine adımlarını hızlandırıp köşeyi dönmeyi seçti. Şimdi daha ışıklı olan bahçe ve restoranın aydınlık alanına girmişti. Duyduğu anlamsız korku için kendine kızarak dosdoğru restorana girdi. İçerde yalnızca yaşlı bir çift vardı. Murat haklı çıkmıştı, ortalarda kimseler kalmamıştı.

Boş olan masalardan birine karar vermeye çalışarak, garson kıza gülümsedi;
“Merhaba Nazan Hanım, kimsecikler kalmamış”
“Hoş geldiniz, öyle maalesef hafta sonu geçince böyle oluyor burası.”
Ortalarda denize bakan bir masaya yerleşirken, gülerek cevap verdi
“O zaman size geçmiş olsun, bütün hafta dinleneceksiniz, ne güzel.”
“Evet, yapacak pek iş olmuyor, kitap okuyorum, sizin gibi sohbet edecek birileri çıkarsa yalnızlığımız biraz olsun hafifliyor. Siz de okumayı seviyorsunuz sanırım. Bu arada yemek siparişinizi alayım ben”
“Aa çok iyi olur, kurt gibi acıktım. Girişte gördüğüm günün menüsü geçerliyse benim için uygun”
“Tabii hemen getiriyorum, isminiz? Pardon, söylemiştiniz ama unuttum”
“Onca kalabalıkta çok normal, Alev ben”
“Tamam Alev hanım, şimdi dönerim ben, içmek için ne alırdınız?”
“Küçük bir şişe kırmızı şarap iyi olur, markası önemli değil, teşekkürler”

Uzaklaşan garsonun arkasından beğeni ile baktı. Güzel gülümseyen ve işlerini mühimseyen insanları seviyordu. Önünde uzanan koyu karanlığın deniz olduğuna inanmak için bin şahit gerekiyordu. Gündüzki mavi ihtişamdan eser yoktu. Yemek gelene kadar vakit geçirmek için kitabın işaretli sayfasını açıp okumaya çalıştı;

“İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir. Ağzınızda bir silah varken ve silahın namlusu dişlerinizin arasındayken ancak sesli harflerle konuşabilirsiniz. Son on dakikaya giriyoruz.”

Başını kaldırıp yine siyah dipsizliğe baktı, bu sahneyi filmden çok iyi hatırlıyordu. Senarist yada yönetmen bu sahneyi filmin sonuna almayı uygun görmüştü. Az önce kendini korkutan durumu hatırladı istemeden. Paranoyaya mı kapılıyordu gerçekten. Tam da böyle bir olayın ardından bu denli sakin ve karanlık bir yere gelmek akıl karı olabilir miydi? Bülbülün çektiği dili belasıymış diye söylendi.
Ağzında bir silah namlusu olduğunda hangi kelimeleri daha iyi telaffuz edebildiğini denemeye çalıştı bir süre. Diğer masadan kendisine delirmiş olabileceği hükmüyle bakan yaşlı çiftin ayrımına vardığında pişmanlıkla gözlerini yeniden kitaba indirdi. Neyse ki çok geçmeden yemeği geldi. Hafif tonda çalan karma müzikler ile şarap birleştiğinde kolayca gevşedi ve yeniden tatil moduna girdi.

Yemek sonrasında kendisine katılan Nazan ve Binnur hanımlarla güzel bir sohbet geliştirdiler. Binnur Hanım bir ana okulunda psikolog olarak görev yapıyordu, zaten Nazan’da aynı yerde anaokulu öğretmeniydi. İlginç bir hikaye sonucu bu küçük otelin sahibesi haline gelmiş olan Binnur Hanım sadece yazları iki ay için bu mekanı açık tutabiliyordu ve iş arkadaşını da hem tatil hem de kendisine yardım için davet etmişti. Hizmet sektörünün hele turizmin dışardan çok süslü, boyalı görünen yüzüne karşılık içten son derece zahmetli bir iş olduğunu iyi bilen Alev, uzun sohbet boyunca söyleyecek pek çok söz bulabildi.
Gece on ikiye doğru müsaade isteyip kalktı. Hafif çakırkeyf bir kafa ve iyi duygularla bahçeyi geçip binaya girdi. Merdiven ışığı yanmıyordu, karanlıkta ikinci kata tırmanıp kendi kapısı olması gereken yerde durdu. Bu karanlıkta anahtarı deliğe uydurmak olası değildi. Çantasından çakmağını arandı bir süre ve sonunda bulup yakabildiğinde gördüğü manzara karşısında bir çığlık atıp kendini iki adım geriye attı. Ayağı merdivenin ilk basamağına gelmişti, dengesini yitirip iki üç basamak boyunca aşağı yuvarlandı.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş