20. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

Beyaz, muntazam, güzel dişler…

Beşiktaş’ta işler hem iyi hem de kötü gidiyordu. Ne var ki her ikisi de İlhan’ın beklentilerini karşılamaktan uzaktı. Kötü gidiyordu; çünkü kadın ser verip sır vermemekte kararlıydı. İyi gidiyordu; çünkü aralarında inanılmaz bir iletişim kurulmuştu. Aslında iletişim ne kelime, bu düpedüz aşktı işte. Yıllardan sonra İlhan’a piyango vurmuştu! Ne zamanlama ama! İspiyonlaması gereken kişiye aşık olması tam bir fiyaskoydu. Bu duyguların Ayşe tarafından da benimsenip benimsenmediğine dair henüz fikri yoktu adamın. Bu öylesine beklenmedik bir şekilde, ani bir kasırga gibi inmişti üzerine. Hali tam anlamıyla sudan çıkmış balık olarak tarif edilebilirdi. Ayşe’nin insanı deliye çevirebilecek o geniş gülümsemesi, beyaz, muntazam dişleri, zihninin tüm köşelerini işgal etmişti.
Böyle bir kadın ülkesi için zararlı ne yapıyor olabilirdi? Mantığını işlettiğinde casusların da insan olduğu, kendilerine has masum duyguları olabileceğine karar veriyordu. Fakat coşkun duygular içinde bunun olabileceğine inanmak cidden zordu. Daha ilk günden Devletin resmi kurumlarının bir yanlış içinde bulunabileceğine hüküm vermek anlamsız olacaktı. Günler İlhan için zorlu pozisyonlar yaratacak gibiydi ve bunu görmek için kahin olmak gerekmiyordu.

Ayşe ve İlhan üst planda sevinçli, coşkulu ama derinliklerinde huzursuz çalkantılar yaşarken, biz gözlerimizi yine İstanbul’da başka bir dramın yaşandığı küçük bir pansiyon odasına çevireceğiz…

Aksaray’da eskilerden kalmış, harap, kirli bir pansiyon odasının ölgün sarı ışığı, küçük bir masanın üzerine eğilmiş ufak bir bedenin, neredeyse saydam görüntüsünü aydınlatıyordu. Uçuk sarı saçları bakımsız, yüzünün yarısını kapatmış bu küçük kız, kurşun kalemle aceleyle yazılmış gibi görünen sayfaları okumak için oldukça büyük gayret gösteriyordu.

Oda kapısı aniden açıldı, çocuk aceleyle okuduklarını saklamaya çalıştı. Ne var ki bu çaresiz girişim adamın gözünden kaçmadı. İki adımda yanı başında bitti;
“Nedir onlar?” sesi duyanın kanını donduracak ölçüde korkutucuydu
“Hiçbir şey baba”
“Ne demek hiç bir şey. Ver bakayım onları bana.”
Çocuk elindeki mor kaplı defteri ona uzatırken çelimsiz kolu yavru bir kuş kanadı gibi titremekteydi. Defter adamın eline geçerken bazı sayfalar aradan kayıp yerlere saçıldı. Adamın hoyrat elleri sayfaları toplarken çaresiz gözlerle sahneyi izleyen çocuğun minik ağzından belli belirsiz bir hıçkırık koptu.
Adam sayfaları masaya koyarken, kargacık burgacık el yazısına hızla göz attı ;

“Nez? Neeezzz... Nerelerdesin yavrum, evdesin biliyorum.”

Başını kaldırıp küçücük gözlerini kırpıştırarak kapıya doğru baktı

“Buradayım Yovil, ne kadar gürültücüsün, yukarda saklanma odamdayım”

Yovil ince uzun bedenini estetik adımlarla dalgalandırarak merdivenin son basamağına varmıştı cevabı duyduğunda. Kapıyı tıkırdattı yavaşça;

“Girebilirim değil mi küçüğüm?”

“Evet” cevabı zihninde yankılandığında çalışma odasının arkasına saklanmış minik yüklüğün kapısını açtı, başını içeri uzattı...

“A işte buradasın, Bir sorun mu var Nez? Yoksa Nezil mi demeliyim? Dur bir bakayım sana... Hımmm... Hala Nez’sin şimdi algıladım.”

Nez çömeldiği yerden kıpırdamadan “Hıı hı” diye ses çıkardı!

“Aa üstelik zahmet edip ses tellerini çalıştırdın ve algılardan sakınmak için de bu kutuya kapandın. Peki hadi gel bakalım, biraz sohbet edelim seninle. Herhalde o sıkışık yere bu boyumla sığmamı beklemiyorsun değil mi küçüğüm?”

“Tamam ama pangari istiyorum” diye fısıldadı yine sesini kullanarak. Dalgın bakışlarını elinde tutuğu sefolyadan ayırmadan diğer elini Yovil’e uzattı kalkmak için.

Çalışma odasının içinden geçip merdivenleri indiler birlikte. Uzun ince pembemsi parlak bedenleri hareketlerine uyumlu olarak dans edercesine dalgalanıyordu. Yovil’in başında gözetmen olduğunu belirtir eflatun bir hare ışıldamaktaydı. Nez’in büyük başında ise henüz ilk eğitimini tamamlamadığını ve yüz yaşını geçmediğini belirten açık mavi bir ışık bandı vardı.

Geçtikleri yerlerde kapılar algılara duyarlı olarak kendiliğinden açılıp kapanıyordu. Sonuçta her yer gibi kendiliğinden aydınlık görünen geniş bir salona vardılar. İçeri girmeleri ile birlikte bomboş görünen salonun belli düzenekleri açıldı, gezegene özgü hafif malzemeden yapılmış gümüş renginde masa ve koltuklar yerlerini aldı.

“Pangari” diye hatırlattı Nez, yerine otururken... Gezegende binlerce yıldır beslenme ağız yoluyla yapılmadığı halde, çocuklar zaman zaman macunumsu doğal kaya eriyiklerinden tatmayı ihmal etmezlerdi. Hayır onlar yemek yeme işlevlerini yitirmemişlerdi henüz; ama ihtiyacın azalması neticesinde genetik değişiklikler olmuştu uzun yıllar önce. Örneğin; ağız çok küçülmüş dişler hemen tamamen kaybolmuş, dil daha incelip uzayarak daha başka fonksiyonlar üstlenmişti.

Pangari uyarısını alan Yovil, henüz oturduğu koltuktan zarif bir hareketle kalktı, kendi içinden bir ışık titreşimi yayan duvara doğru yaklaştığında derhal ve gürültüsüz bir biçimde açılan bölümden cama benzer ışıltılı bir bardağa altın ve lame rengini andırır koyu bir mayi aktı.

Bu hareketleri yaparken tırtıklı bir yaprak ya da kuş kanadını andırır ellerini hiç kullanmamıştı Yovil. Bardağı Nez’e ulaştırırken de yine zihinsel yönlendirme metodunu kullandı. Bardak havada nazlı bir gelin gibi salınarak uçtu ve Nez’in hevesle uzattığı yumuşak eline ulaştı.

“Bu da neymiş böyle?” Başını yere eğmiş olan çocuktan hiç ses çıkmadı.
Defterin arasından başka bir sayfa çekerken, bağırdı yeniden
“Sana söylüyorum!”
Aceleyle yeni sayfaya göz attı;

Tarih çalışması 4.cü etap kurgu

1)Grenil turizmci
2)Murg sonuçta ödül alıyor
3)Fers bağımlı
4)Muhasebecinin şehri, polisin şehrine göre batıda kalır
5)Muhasebecilik yapan korkuyor
6)35 yaşındakinin sonuçta dedektiflik ruhuna sahip olduğu anlaşılır.
7)Orta şehirden olan meraklı taze.
8)Mühendis olan 38 yaşında
9)Krond İzmirli.
10)26 yaşında olan, sonuçta aşık olanın komşu şehrinden.
11)Sonunda ölen kişi, 38 yaşında olanın komşu şehrinden.
12)33 yaşında olanın gözünü hırs bürümüş.
13)Kitapçının komşu şehrinden olan Krond
14)Şavil 27 yaşında.
15)26 yaşındakinin komşu şehrinden olan çok çaresiz.

Kurguda üçüncü boyut yaşamı; psikolojik, sosyolojik anlamda düzenlenecek ve
Dünya gezegeni 21.ci yüzyıl koşulları dikkate alınacaktır.
Söz konusu tarihe sadık kalınarak çözüme gidilmesi esastır. Aşağıdaki altı değişkeni kullanmak şartıyla yaratılacak kurgunun, yukarıdaki 15 maddelik ana veriden hareketle bilinmeyenlere ulaştırılması ve cevabın bulunması gerekmektedir.(Soruda hiç bir şaşırtmaca yoktur ve tamamiyle mantık kuralları geçerlidir.)
1-) 5 tane meslek var. (Kitapçı, mühendis, muhasebeci, polis, turizmci)
2-) 5 ayrı şehirde doğan kişi bir araya geliyor (Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bandırma)
3-) Hepsi de başlangıçta ayrı duygularla hareket ediyor (Hırslı, korkulu, bağımlı,çaresiz,meraklı)
4-) Hepsinin yaşları farklı, (33, 26, 35, 38, 27)
5-) Ve sonuçta hepsi kendine has ayrı sonuca ulaşıyor.(Ödül, katil, aşık, dedektif, ölü)
6-) Bu 5 insanin hiç biri öbürünün yaptığını yapmıyor. Doğdukları şehirler ayrı, meslekleri ayrı, duyguları ayrı, yaşları ayrı ve vardıkları sonuçlar ayrı. İsimler: Murg, Şavil, Krond,Grenil, Fers)

SORU: Sonuçta CİNAYETİ KİM İŞLEDİ?

İpucu: Öğrencimize, döneme ait duygu ve eylemleri iyi incelemesini öneriyoruz

“Cinayet mi? Bu da nesi şimdi? Sana soruyorum?” Çocuk bütün bu anlar içinde hiç kıpırdamamış, başını bir kez bile olsun kaldırıp adama bakmamıştı.
“Annen gibi susarak işin içinden sıyrılacağını mı sanıyorsun?” Elindeki defteri hırsla yere çarptıktan sonra bir adımda yatağın yanında duran komidinin yanına vardı. Yarısı yenmiş elmanın yanında duran bıçağı kapıp yeniden çocuğun yanına geldi. Çocuğun saçlarından kavrayıp kurbanlık bir kuzu gibi dizinin üzerine çökertti. Diğer elindeki bıçağı incecik boğazına dayarken bir kez daha sordu;
“Şimdi söyle bakayım, bu akılları annen mi veriyor sana? Ha? Ne zaman görüştünüz, hemen söyle bana, yoksa öldüreceğim seni”
Korkudan gözleri sonuna kadar açılmış çocuğun dudakları birbirine kitlenmişti. Ağzından bir şikayet kelimesi bile çıkamadı.
“Söyle dedim, ne zaman görüştünüz? Ben dışarı çıktığımda buraya mı geldi?
Hırsından kendini kaybeden adamın ağzından tükürükler saçılıyor, sesi eski pansiyonun camlarını titretiyordu.

Tam bu anda kapı sertçe vuruldu

“Heyy neler oluyor orada? Açın kapıyı”

Bu cümlenin duyulmasını takip eden ilk üç saniyede çocuğu bırakıp bıçağı görünmez bir noktaya tıkıştıran adam, en sakin haliyle kapıyı açtığında çocuğuna akşam masalını anlatmayı henüz bitirmiş müşfik bir baba görünümünü almıştı.
“Buyurun? Ahmet bey siz misiniz?
“Evet bu gürültüler, bağırtılar buradan mı geliyordu?” Bir yandan içeriyi görmeye çalışan pansiyon sahibi şaşkınlık içindeydi.
Adam daha iyi görebilmesi için kenara çekilirken, başıyla kızını işaret ederek gülümsedi
“Biz de dün seyrettiğimiz filmi konuşuyorduk kızımla. Sinemayı çok severiz.”
İyice şaşıran pansiyon sahibi utangaç bir edayla “Hay Allah ben sandım ki… Neyse geç oldu, size iyi geceler”
“İyi geceler Ahmet Bey”
Kapıyı arkasından yumuşakça kapattı. Tekrar sayfaları eline alıp yatağa oturdu. Tekrar tekrar okurken yüzünde düşünceli izler oluşuyordu. Kendi kendine söylendi;
“Bunlar; isimler, sayılar… Bütün bunlar şifre olmalı. Bunları çözerim ben, elimden kolayca kurtulabileceğini sanıyor ahlaksız kadın.” Sonra hala kıpırdamadan olduğu yerde duran çocuğa hitap etti
“Sen de ümitleniyorsun bunları görüp değil mi? Hadi yat zıbar bakayım şimdi. Elbet ikinizi bir arada yakalayacağım ben. Beni öldürmeyi planlıyorsunuz biliyorum. Ama öyle kolayca kurtulmak yok benden. Hadi git tuvaletini yap gel”
Çocuk söylenenleri tekrarlatmadan yaptı, gelip gendi yatağının kenarına oturdu. Bir süre öylece oturdular. Sonra adam kalkıp komidinin içinden önceden de bu amaçla kullanıldığı belli olan bez parçasını çıkardı. Çocuk daha kendisine söylenmeden büyük bir tevekkülle iki elini öne, babasına doğru uzattı. Adam, iki serçe bacağına benzer bilekleri uzun bez parçasıyla bağladı.
“Hadi yat bakalım, seninle henüz işimiz bitmedi, biliyorsun değil mi?” dedi üzerine yorganı örterken.
Kapıyı kilitlediğinden emin olmak için üçüncü kez kilidi kontrol ettikten sonra tokmağın altına sandalyeyi yerleştirdi. Kendi yatağına rahatça uzandı, sayfaları uzun uzun inceledi. Zamanı çoktu.

İyi bir plan yapması gerekiyordu. Bütün uğraşılarına rağmen Selma’nın izini bulamamıştı. Kendisini ona ulaştıracağından hemen hemen emin olduğu diğer kadını da kaçırmıştı elinden. Dün bütün günü yokuşun başında Alev’in evini gözleyerek geçirmişti ama gelen giden olmamıştı. İstese cep telefonunu bulmak çocuk işiydi adam için, ancak bu çözüm değildi. Saatler sonra uyumadan hemen önce esaslı bir plan yapmayı başardı. O uykuya daldıktan çok sonra diğer yataktan iç paralayıcı, ince hıçkırıklar duyuldu.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

ufak bi rica

"“Nez? Neeezzz... Nerelerdesin yavrum, evdesin biliyorum.”"
Bu cümleden

"İpucu: Öğrencimize, döneme ait duygu ve eylemleri iyi incelemesini öneriyoruz"
cümlesinin sonuna kadar olan bölüm, italik ya da farklı bi yazım sitili ile verilmeli lütfen.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş