Sanatçı ve sanatı üzerine...
Sanatçı ve sanatı üzerine...
Çirkin, nasıl güzelin içinde varsa, güzel de çirkinin içinde vardır. Hayat, bu saçmalığa varan muazzam çelişkinin içine gömülmüştür ve bu çelişki sanatta aynı zamanda hem uyumlu hem de dramatik bir birlik olarak belirir. Her şeyin birbirine yakın olduğu, her şeyin iç içe geçtiği bu bütünlüğü algılamaksa ancak görüntüyle mümkündür. Bir görüntünün düşüncesinden söz edilebilir, görüntünün özü, sözcüklerle ifade edilebilir, çünkü düşüncenin sözel ifadesi, şekillendirilmesi mümkündür. Ancak bu tanımlama da görüntüyü anlatmaya yetmez.
Bir görüntü bu eylemin ussal anlamı açısından kavranamaz. Sonsuzluk düşüncesi, sözcüklerle ifade edilemez, hatta tanımlanamaz bile. Sanat ise insanlara bu olanağı bahşeder, sonsuzu denenebilir kılar. Sanatçının kendi sanatı uğruna verdiği mücadelenin vazgeçilmez koşulları, kendine inanmak, hizmet etmeye hazır olmak ve taviz vermemektir.
(Kitaptan)
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1167 defa okundu

Sibel Atasoy

özün ifadesi
Yazıda geçen, görüntünün özünün sözle ifade edilebileceği fikrine katılmıyorum ben.Bir ağaç gördüğünüzde, gerçek yada resmedilmiş olsun, o ağacı, sizde ve tüm insanlarda kodlanmış ezberlenmiş bulunan, "ağaç" kavramına göre betimler ve tanımlar/tanırsınız.Sonrasında "yaprakları şu biçimde, bu kadar boyu olan, şu isimli bir ağaç görüyorum dersiniz.Ama ağacın özüne dair bir ifade değildir bu.Böyle bir sözel ifade oluşturamayacağımız gibi, ağacın özünü gerçek manada görmemiz de mümkün değildir.Tabii büyücü değilsek:)
Ancak
Ancak bu tanımlama da görüntüyü anlatmaya yetmez.
Buradaki ifade ağacın özü değil, görüntünün kişide ki anlamına vurgudur. Yani ağacın özünü kavrayamayız ama, benim size bir ağacı anlatmamla, sizin o ağacı görmeniz sonucu sizde oluşan anlam farkını belirtmek istemiş yazar.
Tam da bu noktada sanat
Tam da bu noktada sanat ortaya çıkar , ağacın biçiminin özü yansıttığı ancak bu özün çeşitli biçimlerde ifade edilebileceğinin anlaşılması ve ağaçın biçimi değiştikçe özününde değişebileceği düşüncesi... Tam bir büyücü düşüncesidir bu dünyanın oynaklığı değil ama algımızın sınırlarının sonsuzluğu. Zaten sanatında size ağaçı anlatmak gibi bir derdi yoktur. O ağaçı bildiğimizi sandığımız gerçeğinden yola çıkar. Ancak kendi bağnazlığımız ve çıkarcılığımız vs yüzünden her geçen gün daha az özgür ve sınırlanan bir dünyadır bu. Bazı yanları sınırlandıkça başka tarafları özgürleşen bir dünya , bu dünya da sanat ne yana düşer ? Düşünmek lazım ...Ama her toplumsal dönüşümün (ki ruhsal bile olsa ) ilk yaklaşımının onu yaratan sanatı dışlamak olması ve ona kendi amacını yüklemeye çalışması üzerinde bin kez düşünmek lazım.
Tezim şudur ki sanat üzerine yeni şeyler söylemeyen , söylenmişleri yinelemekten öte bir şey yapmayan, hiç bir yaklaşımın toplumsal karşılığı yoktur.Üstelik , günümüz toplumunda, toplumun sanattan başka hangi özgürlük alanı kaldı ki ? O bile her gün biraz daha kısıtlanmakta binlerce yöntemle.
"sanatçının işlevi,
"sanatçının işlevi, hayatın sunmadıklarını sunmaktır."
bir nahavo yerlisi
Yeni yorum gönder