17. Bölüm
Sayfanın hepsini okumayı bitirdiğinde az önceki gerginliği unutup bir kahkaha attı. “Öğrencimize, döneme ait duygu ve eylemlerı iyi incelemesini öneriyoruz.” Diye son cümleyi yüksek sesle tekrar etti. “Öğrencilere böyle ödevler mi veriliyormuş artık, devir iyice değişmiş. Alev’cim tarih oluyorsun kızım sen. Ööle kayıp kadınlar, kayıp amirler peşinde dolanırken bak millet nerelere gelmiş”.
Kağıdı masaya bırakıp kendine bir içki hazırlamaya yollandı. Buzdolabında fazla seçenek yoktu. Bir bardağa votka koyup üzerini elma suyuyla doldurdu. Bulaşıklıktan temiz bir kül tablası aldı. Balkon serin, yağmur biraz hafiflemişti. Tentenin altına koltuğa oturup bacaklarını altına topladı. Karanlıkta içkisinden bir yudum aldı. “Neler oluyor böyle?” diye bir soru yöneltti yağmura.
Sessizlik uzadıkça uzadı, soru yağmurun umuru değildi. Karar vermesi gereken bir sürü durum vardı; örneğin kayıp amir konusunu kimseye haber vermeli miydi? Ya da hiç umursamayıp yarın sabah çekip tatile gitse miydi? Bu işte bir komplo vardı; çünkü Alev kendinden kolay şüpheye düşecek biri değildi. Ben hayal mi gördüm, psikoloğa mı gideyim gibi düşünceler aklının ucundan bile geçmiyordu. Üstelik karakol ziyaretinde yanında bir tanığı da vardı.
Üzerindeki yaş giysilerin farkına vardığında bardağın sonuna gelmişti. İçeri girip üstünü değiştirdi. İçindeki boşluk duygusu giderek kaybolmaya, yerini yeniden kızgınlık doldurmaya başladı. Yani bu adamın yaptığı yanına kar mı kalacaktı. Eğer polis değilse neydi? Karakoldaki diğer memur onu neden koruyordu? Her şey Selma denen bu önemli kadın yüzünden tezgahlanıyordu, evet ama bu piyangoyu kazanmak için ne zaman bilet aldığını hatırlamıyordu işte!
Saat on olmuştu. Aniden yerinden kalktı, kararlı adımlarla koridora yürüdü. Telefonu eline alıp tuşladı.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1042 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder