14. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

İstanbul’da zor anlar…

Öğleyi geçeli çok olmuştu ve Ağustos güneşi, yağmurdan sonra serinleyen havayı yeniden cehenneme çevirmişti. “Yağmur da yağsa ağustos ağustostur, iyi ki gidiyorum, bu sıcak hiç çekilmez” diye söylendi. Az önce Melodi Motel’i arayıp yarın akşam için yer ayırtmıştı. Motelin sahibesi sesinden anlaşıldığı kadarı ile hoş biriydi; uzun süre kalmayı planladığını söyleyince oldukça ilgilenmiş, kendisini rahat ettireceklerine söz vermişti. Arabası olmadığına göre otobüsle gidecekti, karşıdan, Üsküdar’dan binmesi gerekiyordu ve bu bir kaç vasıta kullanacağı yorucu bir süreci müjdeliyordu. Ama olsun şuradan bir an önce gitmek istiyordu. İçini şimdiden bir heyecan sarmıştı. Tatilde okumak için aldığı kitapları bavulun en altına yerleştirirken sevgiyle okşadı.

Bir saat kadar sonra bavulu hemen hemen hazırdı. İç huzuru ile son okuduğu kitabı eline alıp, koyu yeşil kanepesine uzandı. Kahvesi ve sigarası elinde keyif yapmaya niyetleniyordu. Pencereden görünen İstanbul pusluydu, ilerilere boğazın Marmara girişine doğru baktı, gökle deniz birleşmişti aralarını da nem yapmıştı... Yağmur henüz bitmedi diye düşündü, zaten haberlerde duymuştu, uzun süreli yağmurlar gelmekteydi Türkiye’ye... Aman sıcak olmasın da diye söylendi, yağmuru seviyordu. Çok eski yıllarda, şimdi rahmetli olmuştur herhalde, ilk amirlerinden biri ona böyle söylemişti; “kurt dumanlık havadan hoşlanır” diye, neyini görmüştü de söylemişti bunu bilinmez. Oysa daha yirmibirinde okuldan yeni mezun bir tazeydi o zamanlar. Delicesine öğrenmeye çalıştığı, sınırsız çalışma enerjisi ile dolu yıllar...

Yerinden doğrulup CD çalara Vivaldi’yi yerleştirdi. Tekrar kanepeye uzanırken küçük salonu o taptığı müziğin notaları doldu; hayat güzel dedi sanal bile olsa. Hava iyice kapatmıştı, bulutlar kararmaya durdular, böyle anlarda işsiz olmak, müzik dinlemek, kitap okumak doyumsuzdu. Dünyada bundan daha iyisi ne olabilir ki diye düşündü, bir an sonra gülümsedi, tek şey tabii, aşık olmak...

“Bu adam, Hamit bey, çok dikkatli olmalıyım ona karşı, garip bir çekiciliği, üzerimde yadsınamaz bir etkisi var. Evli midir acaba? Mutlaka evlidir. Olmasa ne olacak ki, Alev sana neler oluyor böyle” gözlerini kapatıp hafif şikayetçi bir mırıltı koyverdi, bunu hoşlanmadığı bir anıyı hatırladığında yapardı sanki onun yaşanmamış olmasını dilermiş gibi bir itiraz. Hiç uslanmıyordu, “evet uslanmıyorum, ne olacak? Aşık olmak istemenin nesi yaramazlık? Aşık olabilmek bir lütuf, bulup ta bunayım mı yani? Aslında çok zaman geçti bir sevgilinin kokusunu, dokunuşunu hissetmeyeli. Evet nesi yanlış? Velev ki yalnızca bir tutku bile olsa ne çıkar. Bir erkeğe çekilmek için aşık olmayı neden bekliyorum ben, artık bu eski kalıplarımı yıkmalıyım. Nedir bu bakire Meryem tavırları. Biraz cesaret Alev, itiraf et işte sen bu adamı arzuladın. Bunda utanacak ne var yani, yolu yarılamışın sen hala genç kız modlarında dolaşıyorsun ortalarda. Şimdinin genç kızlarında bile yoktur belki bu duygu, geçmiş olsun bunlar kızım.” Tekrar şikayetçi bir iç çekiş.

Vivaldi birinci turu bitirip başa dönmüştü saat dört civarı olmalıydı. Düşünceleri kapı zili ile bölündüğünde kahvesi çoktan bitmiş, üzerine bir mahmurluk çökmüştü.
Ağır hareketlerle doğrulup kalktı, kapı otomatiğine bastı, mutlaka ya çocuklar ya da postacıydı. Kimse ona telefonla önceden haber vermeden gelmezdi. Boş kahve fincanını lavaboda çalkalayıp, süzülme yerine bıraktı, kuşlar az önce cam önüne bıraktığı ekmek parçalarını silip süpürmüşlerdi çoktan. Çok hızlı çalışıyorlar diye gülümsedi. Zil tekrar çalınca, irkildi... Kapıyı açmadan önce gözetleme deliğinden baktı, iki polis! Yüreği ağzına geldi, aceleyle kilitleri açtı.

Burası bir çatı katı olduğundan merdivenler kendi kapısında bitiyordu, üstelik sahanlık da yoktu ve merdivenin son kıvrımı oldukça dar ve şekilsizdi. İlk bakışta arka arkaya merdivene sıralanmış bir kalabalık gördü Alev. Bir an sonra bu kişileri ayrıştırdı, tanıdı. Önde iki polis ve arkalarında Rıfat beyle kızı. Adamın üzerinde ayni kıyafet vardı, kırmızılı, mavili kısa kollu bir gömlek, belinden yukarı çekilmiş gibi duran eskice açık renkli bir kot pantolon. Saçları daha da dağınık duruyordu, taranmamış, düz uzun ve kumral. Alnı terden pırıl pırıl parlıyor, sürpriiizzz!
“Buyrun” dedi Alev, şaşkınlığını gizleyemeden
“Alev Hanım?”
“Evet benim” gözleri polislerden çok arka sırada duranlarda, düşünemiyordu evet resmen donup kalmıştı.
“Hakkınızda şikayet var Hanfendi, Bu bey, karısını evinizde alıkoyduğunuzu söylüyor.” Elindeki bir evraka baktı ve devam etti “Selma Darıca, burada mı o?”
Alev’in yüzünden gülmekle ağlamak arası zavallı bir ifade geçti, kulaklarına inanamıyordu
“Ne saçma bir iddia bu! Ne yapayım onun karısını ben. Memur bey, bu adamcağız resmen şaşırmış, bu tuhaf davranışlarıyla beni sürekli taciz ediyor ve ben hala onun acısına ve iyi niyetine inanmaya uğraşıyorum” Bu uzun cümleden bir şey anlayamayan polisler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar
“Yani bu suçlamayı red mi ediyorsunuz? Evde başka kimse var mı?”
“Hayır ben yalnızım, isterseniz geçip bakın, ama yalnızca siz. Bu adamın evime ayak basmasını istemiyorum.” Kenara çekilip polislere yol verdi. Rıfat ve kızı bulundukları basamaktan hiç kıpırdamadılar. Zavallı kız, diye düşündü tekrar, üzerindeki pembe elbisenin kuşağı çözülmüş yerde sürünüyordu. Sarı cansız saçlarından büyük bölümü yüzüne düşmüştü, başını kaldırıp bakmadı hiç.
Eve bir dakika içinde göz gezdiren polisler tekrar kapıya dönmüşlerdi, Alev onlara açıklama yapma ihtiyacı duydu
“Bakın memur bey, bu konu yeni değil, zaten karakola intikal etmiş bir durum. Daha iki gün önce Beşiktaş Karakolu’na çağrıldım ve bildiğim her şeyi Amir beye anlattım. Selma Hanımı şöyle bir tanırım, nerede olduğu ile ilgili en ufak bir fikre sahip değilim ve bunu kaçıncı kez söylemek zorunda kaldığıma inanamıyorum.” Nefessiz kalıp sustu... Polisler şaşırmıştı, adama dönüp ne diyorsun buna der gibi baktılar. Rıfat başı önde yine yenik adam görünümündeydi.
“Biz de sandık ki... Şeyy, yani çok inandırıcıydı, saatlerdir bizim karakolda, ağlayıp duruyor.”
Sonra adama döndü, sert bir sesle çıkıştı;
“Hani kesin olarak buradaydı, sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Devletin polisinin işi gücü yok sizin oyuncağınız mı olsun. Sen şükret şu yanında duran sabiye”
Polis tehlikeli düzeyde sinirleniyordu, Alev bir olay çıkmasından korkarak araya girdi
“Memur bey siz Beşiktaş karakolundan mısınız?”
“Hayır Etiler.”
“O zaman ben size görüştüğüm Amir beyin ismini vereyim; Hamit bey, hatta ararsam telefonunu da bulabilirim, daha dün kendisiyle ikinci kez görüştük. Bu konuda ondan bilgi alabilirsiniz.” Söze pek karışmayan diğer polis araya girdi
“Ben oranın Amirini tanıyorum, Mustafa abi”
“Nasıl? Bir yanlışlık olmalı, durun ben kartını bulayım en iyisi”
“Sorun değil hanfendi, burada işimiz bitti, biz gerekeni yaparız.”
“Peki nasıl isterseniz” merdivenlerden inmeye yeltenen polislerin arkasından güle güle diye mırıldandı, gözü kızcağızın sağ bileğinde, mengene altındaki bilekte takılmıştı. Kapıyı kapatırken ağlamak üzereydi, nedense kızgınlıktan çok üzüntü vardı içinde. Hemen çantasına seğirtti, aceleyle kartı aradı ve ne hikmetse kolayca buldu. Telefon numarasını tuşladı. Bu telefona ulaşılamıyor mesajı. Buna pek aldırmadı sık sık olan bir şeydi mobil telefonlarda. Tekrar ara yaptı, ayni cevap...
Normal telefonu alıp bilinmeyen numaraları tuşladı, çıkan memureden Beşiktaş Karakolu’nun numarasını istedi. Aldığı numarayı tuşladığında karşılaştığı durum inanılmazdı; Hamit Beyi kimse tanımıyordu, evet amirlerinin ismi Mustafa’ydı... Hiç beklenmedik bir şoktu bu. Elinde telefon almacı ile sandalyeye çöktü, aptalca bir görünüşü vardı.
“Peki iki gündür kiminle görüşüyorum ben?” diye mırıldandı. “Ama bu aptallık, birisi kesinlikle yalan söylüyor ve beni manyak ettiler” Öyle bir sinir gelmişti ki şimdi, telefon almacını çarparak yerine koydu ayağına sandaletini geçirdi, çantasını kaptığı gibi kapıdan fırladı. Saat henüz beşti ve derhal, şu anda Karakola gidip bu uygunsuz durumu soruşturmalıydı.
Aceleden taksi çağırmayı unutmuştu, neyse ki iki dakika sonra yolunu şaşırmış bir taksi önünde durdu. Taksiye hışımla binen Alev, kızgın ses tonunu ayarlamaya boşuna uğraşarak “Beşiktaş Karakolu lütfen” dedi... Yağmur artık başlamıştı...

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş