10. Bölüm
Sabah uyandığında saat onbir olmuştu, evde kimse yoktu doğal olarak. Ablası işe, yeğeni ise yüzmeye, basketbola ya da her hangi bir spor faaliyetine gitmişti mutlaka. Yerinde duramayan zeki, hiperaktif bir çocuktu yeğeni. Yüzünü kurularken onun yüzüne gülümser buldu kendini.
Aynadan kapının pervazına dayanmış kendini seyreden Erdinç’le göz göze gelmişti, ani bir sevinç ve sevgi gösterisiyle arkasını döndü, kucaklaştılar.
“Dayıcığıımm” “Canııımmmm” öpüşüp koklaştılar, içten içe kendine benzettiği yeğenini –oğlan dayıya benzermiş ya- çok severdi İlhan. Bu tepkisinde hiç abartı yoktu.
Mutfak masasında Erdinç’in hazırladığı kahvaltı göz alıcıydı, ocakta kaynamakta olan çayın mis kokusu burnuna ulaştı. Ne ki bu mutlu tabloyu fazla özümseyemeden kendi kabusunun şanssız hatırasına kavuştu İlhan, yüzünü acıyla buruşturdu.
“Ne oldu dayıcığım, bir yerin mi ağrıyor? Yoksa akşamdan mı kalmasın? Bir sırrı paylaşmak istercesine muzip, göz kırptı delikanlı. Delikanlı ya, onaltı yaşında olmuştu ve kendi boyunu geçmişti şimdiden. Babası da uzun boyluydu, genlerinden olmalı diye düşündü.
“Hayır genç adam, bu sefer yanıldın işte, işle ilgili bir sorun, neyse, annen aradı mı beni hiç?”
“Hayır, ben de yarım saat önce uyandım, bugün idmanım yok tembellik yapıyorum”
“Ehh arada tembellik iyidir, kusura bakmazsan ben anneni bir arayacağım, salondan ararım, sen başla kahvaltına, ben az sonra yetişirim sana, olur mu?”
“Oluuurr, gecikme ama, ekmek bile kızarttım senin için, bak, ayakkabılarını görünce öyle sevindim ki”
“Tamam Erdinç’cim, geç kalmam”
Telefonunun rehberinden Seval’i bulup şimdi ara butonuna bastı, içinde sabırsız bir titreyişle ablasının sesini duymayı bekledi.
“Aloo... Ablacığım, günaydın. Uyuyup kalmışım, bırakmasaydın beni keşke, uyuyacak zaman değil.”
“Dinlenip, güç kazanman lazımdı, hem yüreğini serin tut, arkadaşımla konuştum, çok ilgi gösterdi, sağ olsun -şimdiye kadar ilk defa bir şey istediniz benden Seval Hanım, elimden gelen her şeyi yapacağım- dedi” soluk almak için durakladığında İlhan sabırsızca araya girdi
“Sonuç olarak ne oldu peki?”
“Dur sabırsızlanma, etkili dostlarını arayıp konuşacak, bir-iki saate kadar size dönerim dedi.”
“İnşallah, başımızı daha büyük bir belaya sokmuyoruzdur abla, içimde gittikçe büyüyen bir huzursuzluk var”
“Bu huzursuzluğu küçük partiler halinde tadıp sorunu bu kadar büyütmeseydin, çözüm çok daha kolay ve acısız olacaktı şüphesiz, neyse şimdi bunları konuşmanın manası yok. Sen kahvaltını yap, rahatla biraz, cevap gelir gelmez seni arayacağım, tamam mı tatlım?”
Telefonu kapatıp, mutfağa yöneldiğinde hala elinde bulunan telefon çaldı, elinde olmadan irkildi adam, bir günde ürkek, telaşlı biri olup çıkmıştı.
Arayan Nihal’di, ona sağ salim geldiğini, sorunun hal çaresi için uğraştığını söyledi, fazla rahatlamasını istemiyordu, artık o da bir miktar sorumluluk yüklenmeliydi.
Ablasından beklenen telefon geldiğinde, kahvaltıları bitmiş, sohbet koyulaşmıştı. Telefon sesi yine tüm sinirlerini germeye yetti...
Rahat konuşmak için aceleyle banyoya seyirtirken, küçük cep telefonu büyük avcunun içinde sırılsıklam oldu terden.
“Alooo, ne oldu?” sesini iyice kısmıştı, çocuğun durumdan etkilenmesini istemiyordu.
“Haberler iyi, senin Sadullah’ı tanıyorlar ve tabii onun işbirlikçisi örgütü de... Sanırım işler fazla gerilmeden hal yoluna girecek İlhan. Allah bize yardım ediyor galiba” sesi minnetle ve sevinçle titriyordu ablasının.
Göz pınarından bir damla yaşın fışkırdığını hayretle hissetti, banyodaki hilton tipi lavabonun aynasında kendi aksine baktı, bir yabancıyı izlermişçesine onu gördü! Adeta kendine dışardan bakıyordu... İlk kez on yedi yaşındayken, annesinin öğretmen arkadaşı Neriman teyze’nin kızına aşık olup, reddedildiğinde ağlamıştı. Ve şimdi bu ikinci kez oluyordu...
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 975 defa okundu

Sibel Atasoy

merhaba
Sevgili agnia,
Çok ilginç bulmamakla beraber, sürükleyici bir yazı...
Bakalım sonunda nasıl bir his içinde yorum yapacağım:))
Yeni yorum gönder