6. Bölüm
Sabah ola Hayrola...
Böyle demişti İlhan yatağın bir ucuna sığışmaya çalışırken. Uyandığında neredeyse öğlen olmuştu, çocuklar (Büyük olan Metin birinci sınıfa, küçük Mine ise yuvaya gidiyordu henüz) okullarına gitmişlerdi çoktan. Karısı hala mışıl mışıl uyumaktaydı. Çocukları okula sabah erken saatte gelen yardımcı kadın gönderiyordu.
Kalkıp banyoya yollanırken ister istemez gürültü çıkardı, belki bilinçaltı hadi uyan artık diyordu karısına. O duş kabinini kapattığında Nihal gözlerini açtı, bir süre bakındı, hatırlamaya çalışıyor gibiydi bu dünyayı, her zamanki gibi oniki saattir uyuyordu ne de olsa. Kocasının duşta olduğunu algıladığında beklenmedik bir çeviklikle yataktan fırladı, mutfağa gidip kahvaltının hazır olup olmadığını kontrol etti. Hatice her şeyi hazırlamıştı, kendisi alışverişe gitmiş olmalıydı. Çayın altını yaktı, ekmek kızartma makinasına dört dilim ekmek attı. Sonra huzurla yatak odasına doğru yürüdü.
“Tatoşş, günaydıınnn, kahvaltı hazır” pantolonunun önünü iliklemeye çalışan kocasının çıplak sırtına sarıldı arkadan, boynuna bir öpücük kondurdu. Güzelce ütülenmiş bir gömlek çıkarıp yatağın üzerine koydu banyoya girmeden önce. Başka konuşma olmadı kahvaltı masasına oturuncaya kadar.
Kahvaltının sonuna doğru telefon çaldığında keyif çayından ilk yudumunu almıştı İlhan. Karısı telefonun almacını ona uzatırken “kim olduğunu bilmiyorum” anlamına gelen bir işaret yaptı. Sonra eline bir gazete alıp tuvalete yollandı.
“Aloo, buyrun, ben İlhan”
“Günaydın mühendis bey, keyfinizi böldüm böyle zamansız, değil mi?”
“Pardon, sesinizi tanıyamadım”
“Sen bizi tanımazsın daaa, biz seni tanıyoruz işte.”
Sesindeki alay, hafif doğulu şivesine yatkın ton üzerinde yüzüyor gibi olunca rahatsız etti birden İlhan’ı
“Kimsin kardeşim sen? Sabah sabah”
“Hele dur bakalım öyle dayılanmaya kalkma hemen, o rolü biz üstleneceğiz Allah’ın izniyle. Senin Sadullah’a verdiğin o çekler varya, onlar artık bize ciro edildi.”
“Sadullah’a mı? Ama neden? Bunları ciro etmeyeceğini söylemişti, şimdi ararım onu ben.”
“Hiç zahmet etme mühendis bey, onlar artık bizim malımız oldu, bizden bir hizmet satın aldı da, senin çeklerinle ödeyiverdi anlayacağın. Hem borcunun kime olduğu ne farkeder ki senin için? Ne telaşlanıyorsun öyle gerdeğe girecek ondördünde taze gibi”
“Farketmez ama bizim kendisiyle bir hukukumuz var, aramızda verilmiş sözler...”
“Kısa keselim güzel mühendis bey kardeşim, şimdi böyle kibar kibar konuştuğumuza bakıp yanılmayasın sakın. Durum Marlon Brando’nun okumuş küçük oğlu Alpaçino durumuna yakın. Anlarsın... Heh heh he”
Esprinin çiğliği midesini kaldırdı adamın, ayni anda karnına beklenmedik bir kramp girdi, sesinin tonunu değiştirmemek için gösterdiği çabadan yüzü kıpkırmızı olmuştu.
“Yani ne demek istiyorsunuz şimdi? Ne istiyorsunuz benden?”
Konuşmanın tam burasında Nihal mutfak kapısında göründü, elinde katlanmış gazete, terliklerini sürüyerek, gelip sandalyesine oturdu ve kocasının yüzünü gördü. Gözleri fincan gibi, ağzı da haykırmak gayretiyle sonuna kadar açılırken İlhan kesin bir el hareketiyle onu susturdu.
“Ha şöyle, durumu biraz çaktın artık değil mi? Şimdiii, bu çekin arkası yazılmış, kaç gün geçmiş üzerinden biliyor musun?”
“Aeee yirmibeş gün herhalde”
“Tam tamına yirmidokuz gün, sıradaki çekin vadesi de iki gün sonra. Söyle bakalım saat kaçta gelelim tahsile? Ofisine mi, İstasyon Caddesindeki evine mi gelelim? Eh bu kadarını tercih etme hakkı da senin olsun artık. O kadar da görgüsüz değiliz”
“Ama bugün mümkün değil, çok hazırlıksızım, yani hazırlıksızdım. Bu kadar acımasız olmayın lütfen”
Hala kendisine hayalet görmüş gibi bakan karısına doğru çaresiz bir bakış fırlatırken aceleyle ilave etti.
“İnanın çok kısa sürede halledeceğim bu konuyu”
“Bu kısa süre laflarının modası Sadullah’la birlikte tarihin tozlu sayfalarına gömüldü güzel kardeşim. Sana ilk ve son müddetimi tanışmamızın şerefine hediye ediyorum; bir hafta... İki çeki birden ödeyeceksin bu biiir. Kıymetini bil, bu ikiiii, işte bu kadar.”
Ve telefonu çaat diye kapattı İlhan’ın yüzüne. Oysa durumun vahametini hala içine sindirememiş olan adam, sonraki sözünü denkleştirmeye çabalıyordu. Telefondan gelen çevir sinyalini Nihal bile duyuyordu masanın diğer ucundan.
Kolu gevşedi birden, elindeki telefon yere düşerken kendisi de boş bir çuval gibi sandalyesine yığıldı. Elleriyle yüzünü kapattı, işte o meşum an gelmişti sonunda, hem de karısının badem gözleri önünde.
Nihal yerinden fırlamış ve bir hamlede yanına varmıştı, kolları ile onu sarmak için bir hareket yaparken “Ne? Ne oldu İlhannnn?” dedi sonunu öyle bir hannn yapmıştı ki, kendi sorusundan ödü patladı.
“İflas ettim” dedi kısaca ve kuru bir tonda, yüzünden çektiği avuçlarıyla saçlarını geriye doğru sıvazladı. “Hepsi bu işte” İş bu raddeye vardıktan sonra problemin inceltilecek pek bir tarafı kalmamıştı nasıl olsa.
Nihal geniş bir nefes alarak doğruldu, hepsi bu mu der gibi bir bakışla rahatladığını ifade etti. Artık iflas kelimesinden ne anlıyorsa. Çocukluğundan beri bu kelimeyi pek çok kez akrabalarından ya da arkadaşlarından birinin kocası için duyagelmişti. Pek feci bir şey olmamıştı onlara, hala hayatlarını devam ettiriyorlardı pekala. Olsa olsa BMW den fiat’a düşmüşlerdi. Fark bu kadar bir şeydi.
Sessizlik uzayınca, bu düşüncesini dillendirdi de... İlhan ona acıyarak ve küçümsemeyle baktı “üç yüz milyar” dedi tükürürcesine. “İmzaladığım çeklerin toplamı, vergi sigorta borçlarım hariç”
“Ama nasıl olur bu? Ne yaptın bunca parayı? Kumar mı oynadın yoksa?”
Kumar problemi alışıldık lokal felaketlerden biriydi Adana’da.
“Saçmalama” dedi adam sigarasından üst üste aldığı nefeslerden tıkandı, öksürmeye başladı, banyoya doğru koşarken yolda öğürdü ve lavaboya varamadan şahane pembe halıya kustu!
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 931 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder