4. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

Evin içi çok sıcaktı ama teras muhteşemdi, serinletici rüzgara ilaveten içine bir dilim limon attığı ılık çay Alev’i kendine getirmeye yetmişti. Ara sıra karakolu hatırlamadan edemiyordu. Bu gerçekten ilginç bir gün olmuştu. Neyse bitmiş gitmişti artık. Amir her ne kadar kibar olsa da sorgu sorguydu işte. Sabah kahvesinde sohbet etmeye benzemiyordu.

Terasın bir köşesine yerleştirdiği iki koltuk –ciddi ciddi büyük koltuklar, ikinci elden çok ucuza aldığı için acımadan balkona koymuştu- ve önünde büyük cam sehpası ile açık hava oturma salonu gibiydi burası. Note book bilgisayarını önüne çekti ve internete bağlanmak için çift tıkladı. Günün stresini ancak briç oynayarak atabilecekti.

En büyük zevki her hangi bir oyun oynamaktı, kimseyi bulamazsa online bir oyunu seçerdi ki bu son zamanlarda hep briç oluyordu. Bu oyunu uzun seneler önce öğrenmişti ama kimseler bilmediği en azından dört kişi bir araya gelemediği için pratik yapma imkanı pek çıkmamıştı. Oysa internet ortamında son bir kaç aydır yaptığı idmanlar sayesinde advance yani iyi oyuncu seviyesine çıkabilmişti. Fakat önünde gideceği çok yol vardı, bu oyun pek kolay yutulur lokma değildi. Üstelik ustalar çok sabırsız oluyor ve kendilerinden aşağı gördükleri oyuncuları derhal odadan sepetliyorlardı. Bu ukalaların hemen hepsi de maalesef Türk oluyordu. Yahooda briç oynayan o kadar çok Türk olması takdire şayandı, biraz da alçak gönüllü olabilselerdi ne olurdu sanki.

Üç saat kadar oynamıştı ki chat programının mesaj geldi viyaklaması duyuldu. Oysa Alev kendini görünmez olmaya ayarlamıştı, programın açık olmasının tek sebebi sohbetinden hoşlandığı bir arkadaşının online olduğunu görebilmek içindi.
Oyunu ortağı oynamaktaydı, bu sebeple dikkatini oyundan alarak mesaj penceresini açtı, geçen hafta bir iki kez kısaca konuştukları henüz tanımaya fırsat bulamadığı birisiydi.

Kişi ve konu ilgisini çektiği için briçten çıktı. Nicki Yalom olan sohbet arkadaşı kültürlü, Bodrum’da oturan, İstanbul kaçaklarından biriydi, kitaplar, kadınlar ve psikoloji üzerine iyi bir sohbet yaptılar. Gerçekten bazen çok ilginç kişiler çıkabiliyordu chat ortamından. Ama ayıklama yapmak çok yorucu ve sıkıcı olabiliyordu. Telefonun sesiyle veda edip ayrıldı, arayan öylesine selam demek için aramış dertleşme ihtiyacında bir arkadaşıydı, telefon sohbeti yarım saat sürdü, vakit iyice ilerlemişti. Yüzünde hoş bir tebessümle kapattı bilgisayarını ve dikkatle içeri taşıdı, yatmaya hazırlanıyordu artık.

Kırılmış buz ve portakal suyu ilave edilmiş campari, hem de iki bardağını hızla devirmiş olduğundan kafası hafifçe iyi olmuş, gündüzki gerginliğinden eser kalmamıştı. “Hayat güzel, sanal bile olsa” diye söylendi. Son zamanlarda ağzına pelesenk olan bu anlamsız, kısa cümle bir çeşit doyum duygusu veriyordu, Candan gibi eğri ve çapkın bir gülüş attı gecenin ilerlemiş yıldızlı gökyüzüne.

İşte tam da buna benzer anlarda bir sevgilinin eksikliğini hissediyordu. Ancak sadece bu anları doldurmaya hevesli fazlaca insan yoktu çevrede. İnsanlar bir şeyin her şeyine sahip olmak istiyorlardı hem de her anlarına.

“Bir açgözlülük, bir vurduymazlık” diye reklamlardaki tekerleme geldi diline, kendini tutamayıp bir kahkaha savurdu. Ve anında pişman oldu; çünkü ortalık öylesine sessiz ve olası komşular öylesine derin uykuda iken bu kahkaha hafif bir deprem etkisi yaratabilirdi. Bu sefer daha kontrollü, patlamayı içine atan bir sesle güldü! Hiç olmazsa bu ancak –artçı- bir deprem kadar etkiliydi.

“Kafam böyle kıyakken de yatılmaz ki şimdi, keşke Yalom’a bekle biraz deseydim telefon çaldığında. İki çift laf tokuştururduk, hay Allah! Kendi kendime konuşa konuşa ne olacak benim sonum? Düşün düşün b.tur işin demiş atalar... Yaa bu laf ata lafına benzemiyor, bi kere düşünmeyi eleştiriyo açıktan açığa, olsa olsa son elli yılın atalarıdır bu lafı söyleyen.”
Geri plandan Candan’ın sesi geliyor; - Haydi dünya maşallah, döndür başımıııı, taze gelin gibisin unut yaşını! , Dön dön durma dön dünya, döndür başımııı, senin aklın karışmış topla başını-
“Öyle çok potansiyel sevgili reddettim ki anın kıymetini bilemediğim toyluk günlerimde, hem de ne için? Amaaann saçma sapan şeyler, prensiplerim, sorumluluklarım ıvır zıvır işte. Vee bu sebeple, tam bu sebeple bir miktar reddedilme olasılığı enerjisi biriktirdim sırtımdaki karma torbasında. Şimdilik iki etti, sırada daha ne kadar var bilemiyorum, göreceğiz bakalım. İki yanlış bi doğruyu götürse de çabuk sıfırlasak bari... hahaha”

Biraz önce telefon eden, bütün dünyanın kendine karşı olduğuna dair kesin hükme varmış arkadaşı Osman geldi aklına, gülümsedi hüzünle karışık bir gülümsemeydi bu defaki...

“Bu denli kötümser bir beklenti Osman’ın hayatını –bilinçli gözlemci olduğu ve bu nedenle oluşturduğu mükemmel gerçekliği- nasıl etkiliyor acaba? Soru bile yampirik, nasıl olacak tabi beklentisinin doğrultusunda etkiliyor. Tüm olasılıkları hem de aklımıza gelebilecek en düşük olasılıkları ve hatta aklımıza dahi gelemeyecek olasılıkları içinde barındıran yarın çorbası –dalga fonksiyonu- yalnızca kendine bir kere bakacak bilinçli seyirciyi bekliyor aç gözlülükle; Milli Piyango şans toplarının tüm sayıları içeren (biz içerdiğini varsalım) ve deli gibi dönen olasılık sepeti gibi, derkeeennn; küütt delikten bir tane numara düşüyor, çöküyor yani, parçacık oluyor ve rahatlıyor, dinleniyor biraz!! Hahahaha”

Gülüyordu ama bir acılık vardı bunda, ha biraz da mide bulantısı, gerçeğin bulantısı.

“Hani bir paradoks vardı; Sonsuz sayıda odası bulunan otelin tüm odaları doludur. Resepsiyon memuru, yeni işe alınan gececi memura işi devrederken raporunu bildirir, uyumaya gider. Bir kaç saat sonra otelin önüne otobüsler yığılmaya başlar, içeri giren acenta yetkilisi sonsuz sayıda müşteri getirdiğini ve bunların acilen odalarına yerleştirilmeleri gerektiğini buyurur! Şimdi bizim çiçeği burnunda gececi resepsiyonistimiz bu durumda ne halt edecektir?”

İçkinin etkisiyle neşelenen Alev kıkır kıkır güldü, zavallı çaresiz genç gözlerinin önüne gelmişti.
“Git kardeşim deli misin nesin, bizim bütün odalarımız dolu dese, yemezler! Çünkü sonsuz sayıda odası bulunan bir otelden müşterinin geri çevrildiğini duymak otel sahibini kızdıracaktır, dahası muhtemelen sabah kovulmasına neden olacaktır! Ha hah ha... Rezalet! Fakaaattt bizim dahi buna bir çözüm bulur, kovulmaktan da kurtulur. Bakk seeennn...”
Tekrar güldü geceye karşı, şimdi gerçekten keyiflenmişti. Bu tür zihinsel açmazlar, paradokslar kendisine en kıyak alışverişten ya da bilimum gündelik dünya meselelerinden daha cazip gelirdi.
“Genç olunca bunun gibi olacaksın vallahi, Şimdi adam önce mevcut odaları, iki nolu odadan başlayarak birer ileri ve yalnızca tek sayılı odalara itmiş; böylece otelin sonsuz sayıda mevcut müşterisini sonsuz uzunlukta olan tek sayılı odalara nakletmiş veeee yine sonsuz uzunluktaki çift sayılı odaları sonsuuuzzca boşaltmış. Yeni gelen sonsuz sayıdaki müşterilere yer açmışş... Harika yaa”
Bir süre kıkırdayıp sonra kederlendi, “Hayır bu harika adamlar nerede bulunuyorlar ben bilmiyorum ki, aradığında yarım tane bile bulunmuyor bunlardan.”

“Saramago’nun “Körlük” kitabında herkes kör olmuşken tek görme yetisine sahip kalan –kendi iradesi dışında- göz doktorunun karısının durumu. Körlere mi yanmalı? Görebildiğine mi? B.tan bi durum!
İşte böyle durumlarda Bukowski olmak nasıl bi şey daha iyi anlıyor insan. İç, küfret, küfelik ol, kimseyi de umursama! Daha da ötesi kendini hiç umursama, koyver gitsin anasını satayım. Sevgili arkadaşım N. Bunu zihniyle anladığını ama bir türlü koyveremediğini, kontrolü bırakamadığını söylemişti. Canım benim, kolay değil ki, hiç kolay değil. Kontolün elimizde olmadığını kabul etmek kasap bıçağına boynunu uzatmak gibi geliyor ilkin. Rahatlamak için önce; kasap mı? Bıçak mı? Yoksa koyun mu? olduğumuza karar verememek kıvamına gelmek gerekiyor. Hahahaha...
Eskiden, gençken yani –hoş hala gencim de- içki sofralarında kurtarırdık Türkiye’yi, Dünya’yı, şimdi kafamdaki kurt sofralarında kendimi bile kurtaramıyorum. Bak şu Allah’ın işine! Hedef küçüldükçe çözüm zorlaşıyor...”

Düşüncelerinin bu anlarında artık kolayca uyuyamayacağının ayrımına varıp bir bardak daha campari hazırlamaya yollanıyor mutfağa, battı balık yan gider!

“Saat üçbuçuk olmuş, amaann olursa olsun, ne yapayım yani? Saatler, şurdan üçüncü kat balkonundan kendimi atmadığıma şükretsin.
Körlerin yardıma ihtiyacı var mı? Doktorun zavallı karısı görebildiğini bile söyleyemiyor kimseye, (Gizli gizli yardıma çalışıyor körlere) niye mi? En iyi ihtimalle bi güzel pataklayıp atacaklar aralarından, ortalama ihtimalle öldürecekler, kötü ihtimalle derisini yüzecekler diri diri Nesimi gibi. Vay anam vayyy... Sen misin -en el hak- diyen, seni ucube, Tanrı tanımaz, hilkat garibesi seni, bi de utanmadan gözlerim görüyor diyorsun ha!”

Bazen bıkkınlık geliyordu dünyaya karşı; hikayeler hep benzer, kişiler değişmiş. Dekor farklı ama, aynı usanç verici hikayeler! “Usandım” dedi mırıltı halinde... Oysa Dünya’dan usanan kendinden usanmış demektir. Tek ve mutlak bir dünya yok ki; kişinin gördüğü dünya var. Yani kaba bir hesapla altı milyar dünya! Kendini değiştirebilen her insan dünya’yı da yeni baştan yaratmış oluyor bir anlamda.

“Kadın kaybolmuşş! Bir gelişme olursaymışş! Hepimiz kaybolduk Amirim, sizin kolluk kuvvetlerinizin topu biraraya gelse bulamaz bizi, sen bulundun da ne oldu yani! Hahahaha... Şaka bir yana kadına ne olmuştur acaba? Bir de Emniyet müdürünün sevgilisi olma ayrıcalığı var tabi, ayrıcalık mı, bahtsızlık mı belli değil. Neyse bana ne yaaa, ben burada kendi bulunuşuma onun kayboluşundan daha çok yanıyorum. Bakalım kendisi bulunmak istiyor mu? Bi de bu var yani! Fakat adam sıkı bir adam, doğruya doğru, artizzz! Ece’ye söyleyeyim de bir dahaki oyuna baş rol versin bizim Amir beye, ben de sevgilisini oynayım. Hahaha... Bir ben biliyordum her şeyin doğrusunu çünkü, öküzz! Bu bardakta bitti saat beş olmuş, yatmalıyım uyumalıyım normal bir insan olmalıyım, kör olmalıyım ben de...”

Bu tür çakırkeyf hezeyanları genellikle kendine yaptığı –öküz- iltifatı ile biterdi zaten, bu yüzden hiç alınmadı. Sarsak adımlarla boş bardağı ve ağzına kadar dolu kül tablasını mutfağa götürdü, ilaçlarını aldı, ışıkları kapattı. Uyumaya varmadan önce aklındaki şey ne karakol ne de kayıp kadındı, onları çoktan unutmuştu, bu Yalom; her ne kadar kişiliği hakkında tutarlı bir fikir sunmasa da enteresan bir adamdı.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

şöyle bir okuyayım

şöyle bir okuyayım bakalım, neyin nesiymiş dedim.
bir sardırdım ki: artık "arkası yarın" lar gibi kolay kolay bırakmam ben bu bağlantıyı.
öncelikle sibel hanıma ve sonsuz a teşekkürler.

teşekkürler

İki bölüm daha ilerlerse artık sonuna kadar bırakamazsınız, benden söylemesi :)

Ellerinize ve kaleminize

Ellerinize ve kaleminize sağlık. Çok akıcı ve hoş yazılmış. Özellikle cümleler kısa, anlaşılır ve tam bir bütünlük içinde. Aralara serpiştirilmiş kısa anlatılar süslemiş yazınızın bütünlüğünü.
Okumaya devam edeceğim sonu merak ettim :)

Resepsiyonist

Şimdi kitabın sayfasını okurken, daha önce www.sonsuz.us ta tartışılan, Sonsuz'u Anlamak başlığı geldi aklıma. Gerçi otele gelen sonsuz müşterinin arkasında, herbiri sonsuz müşterili, sonsuz tur daha geliyordu. Bu durumda resepsiyonistin yüz ifadesini görmekte çok eğlenceli olurdu.

(Rica ederim sayın denge, Sibel hanımada Venüs Bağlantısı 2 için, şimdiden motive kaynağı olduğunuzdan size ve tüm yorumlayanlara ben teşekkür ederim.)

Sn. Agnia...

Emeğinize sağlık, gerçekten çok güzel.Daha başlarda bu kadar sürükleyici ise ilerki bölümlerde kopamayacağım aşikar.Ama böyle tek bölümlük olmasın yayın.En azından 4-5 bölüm birden verilirse sevirim.Aslında sözüm site sahibine :)Olur dimi Sn.admin...

Teşekkürler

Övgüleriniz içimi ısıttı. Bazıları buna egonun okşanması diyebilir ki doğrudur ve fakat sanatçıların bu teşvike ihtiyaçlarının olduğu da bence doğrudur.

İltifat ve Marifet

Sibel Hanım, samimiyetle itiraf edeyim şöyle bir tıklayım dedim ve bırakamadım. Eh! Siz , gerçek bir yazarsınız.
Övgü olsun değil gerçekten öğle hissettim. Kaldı ki marifet iltifata tabidir.
Kolaylıklar ve başarılar diliyorum..

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş