3. Bölüm

sonsuz kullanıcısının resmi

Bir başka yerde....

Gözlerini dikkatle bakmakta olduğu bilgisayar ekranından ayırmaksızın çoktan boşalmış olan kahve kupasına uzandı, ağzına götürdü ve ancak hava boşluğundan bir yudum aldığında dalıp gittiği yerden şu ana döndü. Kupayı masaya bırakırken sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. “Oooff... Of” diye iç çekti...

Saat gece yarısını çoktan geçmişti, ofiste yalnızdı. Zaten gün boyunca da sekreter/asistanı Serpil’den başka çalışanı kalmamıştı. Aylardır, ne ayı canım, neredeyse iki yıla yakındır işleri sürekli inişte olduğundan, şaşaalı zamanlarda dokuz kişiyi bulmuş olan çalışan sayısı, son iki aydır iki kişiye -ki birisi patron olarak kendisi olmaktaydı- düşmüştü.

Düşünceli düşünceli mutfağa gitti, alışkın ellerle buzluktan dört parça buz çıkarıp bardağa koydu ve neredeyse dibi görünmüş olan Johny Walker şişesinden viski boşalttı üzerine. Yeniden derin bir iç çekti ve bunu yaptığı için kendine kızdı; çünkü bunu fark etmeden çok sık yapıyordu son zamanlarda... Daha dün karısı iki kez uyarmıştı kendisini. Ve doğal olarak sormuştu “Ne oldu, bir sıkıntın mı var İlhan’cığım?” diye.

Şirketin süper başarılarının geçmişte kaldığının, heyecanların yittiğinin farkındaydı tabii Nihal. Ne var ki korkunç bir mali yetersizlik altına girdiklerinden, aylardır tefeciden aldıkları parayla günü kurtardıklarından haberli değildi. Bu durum; otuz sekiz yaşında, bilgisayar mühendisi –dahi çocuk!- İlhan’ın karısıyla paylaşmaya cesaret edemeyeceği denli vahimdi.

Adana’nın en mutena bölgesinde –İstasyon Caddesinde- ultra lüks bir apartmanda, hizmetçi ve dadı eşliğinde sürdürülen, tipik sosyetik Adana yaşamı, oldukça pahalıya patlıyordu İlhan’a...

Kendisi İzmirli olmasına karşın, şartlar öyle gerektirdiği için hanım köylü olmuşlardı. Nihal, ortalama sosyetik-zengin aileden geldiği ve kalabalık aile efradından doyumsuz zevk aldığından, bu yaşamı istek ve mutlulukla sürdürmeye devam ediyordu. Hayattan fazlaca beklediği bir şey yoktu; iki küçük çocuğuna iyi anne olmak, hala çok sevdiği kocasına huzurlu bir aile ortamı sağlamak, onun için yeterince tatmin dolu bir yaşam oluyordu.

Parayla pulla oldum olası ilişkisi olmamıştı Nihal’ın, ne kazanırken ne de harcarken! Parayı kazanmayı yalnızca bir kez denemişti, moda olduğu üzere bir butik açmasını rica etmişti İlhan’dan... Bu macera bir yıl bile sürmeden milyarlarca lira zararla sona erdiğinde de fazla üzülmedi; zaten kocası ne kadar para kaybettiklerini kendine söyleyip üzmeye yeltenmemişti onu, bir çeşit heyecan, eğlenme şekli olarak görmüştü yalnızca.

Kocasının eskisi kadar neşeli olmadığının farkına varıyordu elbet; ama onun aklına kötü şeyler pek gelmezdi, fazlaca üstelememeyi tercih ediyordu. Sonuçta günlük yaşamlarında değişen ya da bozulan bir şeyler yoktu, günler ayları kovalayıp duruyordu tipik, nemli Adana semalarında...

Ajandasından ertesi gün tefeciye ödemesi gereken taksit miktarına onaltıncı kez ümitsizlikle baktıktan sonra, bardağında kalan viskiyi henüz eriyememiş buz parçalarıyla birlikte bir yudumda ağzına aldı, yutkunurken yudumun büyüklüğünden tahriş olan boğazına aldırmadan, bezginlikle masa lambasını kapattı. Her şeyi olduğu gibi dağınık bırakarak, telefonunu iç cebine sokuşturdu, sigara paketi elinde, dalgın dalgın ofisten çıktı. Dışarıda hamamı aratmayacak denli nemli ve sıcak bir hava vardı. Arabasına doğru yürürken yeniden “Ooofff of” diye mırıldandı.

Biner binmez çalıştırdığı klima çok geçmeden gerekli konforu sağladı. Adana Caddeleri geniş, bol ışıklı ama bomboştu. İlhan bir kez daha yalnızlığı hissetti yüreğinde. Canı çok sıkılıyordu, başını alıp kaçmak istiyordu bu cehennemden. Yalnız sokaklar, yalnız adamı beş dakika içinde hedefe fırlattı. Lüks apartmanın arkasında herkesin adına ayrılmış park yerlerinden yalnızca bir tanesi boştu; kendisininki, İlhan Akdamar.

Daire kapısını sessizce açtı, içerisi serin ve sessizdi. Yatak odasına doğru yürürken aralık kapıdan çocuklara göz attı, mışıl mışıl uyuyorlardı. Alınlarına birer öpücük kondurdu, son günlerde neredeyse hiç karşılaşamaz olmuşlardı.

Dalgın adımlarla kendi odasına geçti, hafif lila renginde ışık veren gece lambasının ışığında sere serpe yatmış karısının hemen hemen çıplak denecek vücuduna baktı. Defalarca estetik yardım görmüş bu mükemmel vücudun ortalama bir mankeni aratmadığı ortadaydı. Karısı yüzü tam iki yastığın ortasına gelecek şekilde yatağı ortalayarak yüzükoyun yatmaktaydı. Röfleli uzun saçları her iki yastığı da kaplamıştı. O kadar sessiz ve derin uyuyordu ki İlhan içerledi buna, kendisi cehennem azaplarıyla kıvranırken hak mıydı yani bu!

Karısını, çocuklarını ve bu evin huzurunu seviyordu. On yıllık evlilikten sonra bu artık onun kendi uzuvlarını sever gibi yaptığı bir şeydi. Düşünülmez ama vardır, öyledir. Üstündeki her şeyi çıkarıp bir köşeye fırlattı ve odanın içinden küçük banyoya geçti, uzun uzun serin bir duş aldı.

Kurulanıp, çekmeceden bir boxer çekti, ne olduğuna bakmadan giydi. Karısı hala mışıl mışıl uyuyordu. Ve yatakta kendisine yer kalmamıştı!
Mutfağa gidip yeni bir buzlu sek viski hazırladı. Soğuk bardağı avucuyla iyice kavrayarak çalışma odasına geçti. Kapıyı sessizce kapattıktan sonra ışığı yaktı, bilgisayarı açtı. Kenarda dün geceden kalmış Camel paketine uzanıp, bir tane aldı.

Yaylı ofis koltuğuna iyice kaykılarak oturdu. İnternete bağlanalı bir kaç dakika olmuştu, oysa kararsızlıkla bakıp duruyordu ekrana. Aniden kararını verip chat programını çalıştırdı. Konuşmaya ve deşarj olmaya ihtiyacı vardı, sigarasından derin bir nefes alıp ekrana doğru üfledi, yüzünde yaramazlık yapmaya niyetlenen bir çocuk sevimliliği oluşmuştu.

Online gördüğü kadın kullanıcıları taratmaya başladı, İstanbul ve 20-30 yaş dilimini seçmişti arama kıstası olarak. Dişe dokunacak kimseler görünmüyordu.
Ama yine de saçma sapan bir kaç konuşma yaptı, hatta kızcağızın birini fena halde haşladı. Hele bir tanesi, yeni boşandığını beş yaşındaki oğlunu babasına bırakmak zorunda kaldığını söylediğinde iyice küplere bindi. Bir çocuk annesinden ayrılabilir miydi? Sebep ne olursa olsun çocuğunu terk eden bir anne en büyük suçu işlemiş olurdu. Buna karşılık kadın bir de utanmadan şöyle demişti “peki babalığın işlevi nedir o zaman, sebebi mucizesi ilk bir dakikayı hesaba katmazsak! Çocuğa benden daha iyi bakacağını düşünüyordu ve bana vermek istemedi, belki de bana karşı zorlayıcı bir unsur olarak kullanmaya çalışıyordu. Buna ne buyurulur mükemmel baba?” Buna cevaben sunturlu bir küfür savurdu içinden, yazı olarak ise “E iyi cehennem ol git o zaman” dedi sinirle. “Kültürsüz ucubeler” diye söyleniyordu bilgisayarı kapatırken.
Gerçi sinirini ve çaresizliğin yarattığı bunaltıyı farklı bir yöne çevirmek iyi gelmişti, moral olarak biraz daha iyiydi bir saat önceyle kıyaslandığında.

“Artık şu yatakta kendime bir yer açsam fena olmayacak” diye düşündü, yatak odasının lila ışığına doğru yürürken.

Fuar Alanında...

“Sanırım o gün öğleden sonra dört civarlarında gelmiştik alana. Çocuklar dekoru iki saate yakın bir zamanda kurdular ve kısa bir prova aldılar. Yedi gibi toplu olarak yemek yedik, sonra onlar kostüm ve makyaj hazırlığı için odalarına gittiler. Gösteri sekiz otuzda başlayacaktı ben de bu arada Fuar Müdürlüğü’ne gidip paramızı almayı planladım. Gösteriden önce paramızı alırız genelde, adet olmuş işte...

Selma Hanım’ı o sırada aradım cep telefonundan ancak bir türlü düşmüyordu. Yürüyeceğim mesafe beş yüz metreden az değildi. Ben de boşuna o yolu yürümeyi istemiyordum. Yaklaşık yarım saat fasılalarla aramama rağmen ona ulaşamayınca, gidip bizzat şansımı denemeye karar verdim.

Danışmadaki hanıma Selma hanım için geldiğimi söylerken ümitsizdim biraz. “Yerinde galiba” deyince şaşırdım. Odasını biliyordum, alt katta koridorun en dibindeki odaydı, hemen o tarafa yürüdüm. Kapısı kapalıydı, tıklatıp içeri girdim. Masasına dirseklerini dayamış, avuçlarıyla başını kavramıştı, kapının sesine toparlanıp, başını kaldırdı ve beni görünce yarım yamalak bir gülümsemeyle
“A merhaba Alev Hanım” dedi
Kısa bir selamlaşmadan sonra masasının önündeki sandalyeye oturdum. Neden geldiğimi biliyordu, söylemeye zahmet etmedim. Bunun yerine “rahatsız mısınız?” diye sordum; çünkü pek iyi görünmüyordu.

“Hayır hayır” diye geçiştirdi kasanın kapısını açarken. Sonra parayı saydı, makbuzu tanzim etti. Parayı ve makbuzu önüme bırakırken
“Telefonum çalındı da bugün, canım sıkkın” dedi.
“Hay Allah, nerede oldu? Burada mı?”
“Evet kendi odamda” diye sıkıntıyla iç geçirdi
“Ama nasıl olur? Ne saçmalık! Geçmiş olsun” diyebildim.

Tam gitmek üzere ayağa kalkıyordum masadaki normal telefon çaldı.

“Üstelik telefon numaraları da gitti, kimseye ulaşamıyorum bugün, normal fihrist tutmuyordum” dedi telefona cevap vermeden önce.

Sonra uzun uzun konuştu telefondaki her kimse onunla. Veda etmediğim için bir türlü kalkamıyordum. Çok sıkılmıştım ama kalkıp gidemedim de, şimdi biter diye bekledim durdum. Hata etmişim on dakika kadar sonra hala konuşuyorlardı ve ben artık nezaket kurallarını filan dikkate almadan, elimle bir veda işareti yapıp alelacele çıktım odadan. Saat sekizi geçmişti ve neredeyse gösteri başlayacaktı.”

“İşte hepsi bu kadar Amir bey, korkarım fazlaca yardımım olamadı” dedi kadın bardağındaki buz kesmiş son yudum çayı içerken. Aslında kuruyan damağını ıslatmak ihtiyacı duymuştu. Bu ayrıntıyı kaçırmayan adam zile basıp yeniden çay söyledi...

“Teşekkürler Alev Hanım, doğrusu oldukça güzel özetlediniz. Ben bir kaç soru daha sormak istiyorum, hafızanıza yardımcı olmak açısından.

“Tabii buyrun lütfen” dedi kadın ilgiyle toparlanarak.

“Siz odadayken girip çıkan oldu mu hiç?”
“Evet, yalnızca bir kez. Sanırım başka bir görevli hanım. Kendisini tanımıyorum ama hareketlerinden öyle olduğunu çıkardım”
“Ne yaptı odada peki? Ve ne kadar kaldı? Siz çıkarken hala odada mıydı?”

Peş peşe sıralanıveren sorular, Alev’i şaşırmıştı biraz “Bu adam işi gerçekten ciddiye alıyor” diye düşündü.

“Hayır ben çıkarken odada değildi, zaten beş dakika kadar kaldı. Vallahi ne yapmaya geldiğini hatırlamıyorum desem?”

“İnanırım, biz insanlar gündelik olaylara karşı fazla dikkatli olmuyoruz. Size şimdi dışarıda, salonda kaç pencere var desem hatırlamazsınız eminim, oysa kırk dakika boş boş oturdunuz orada, değil mi? Hatırlar mısınız yoksa?”

Alev bir şey hatırlamaya çalıştığı zamanlar hep yaptığı gibi sol tarafa doğru sabit bir yere bakarak düşündü, gerçekten de hatırlamıyordu. İyi ama ne yapmaya çalışıyordu bu adam, üstelik kendisini bile bile kırk dakika bekletmiş olduğunu ima ederek konumunun önemini mi vurgulamak istiyordu.

“Sanırım haklısınız, bilemeyeceğim” dedi biraz bıkkınlıkla, artık bitirelim şu işi der gibiydi ses tonu.
“Sizi utandırmak istemedim, bu çok rastlanır bir durum, sorun değil. Şimdi konumuza dönersek, bir sorum daha var; uzun telefon konuşması! Kiminle yapıldığına dair bir fikir oluşmuş muydu sizde? İsim gibi, yahut ipucu olabilecek herhangi kişisel bir bilgi?”
“Hayır sanırım isim hiç söylemedi, yoo durun bakayım, bir şey Abi diyordu evet söylemiş olmalı. Neydi acaba?”
“Bir erkek olduğu kesin bu durumda, konuşma tarzı nasıldı? Samimi? Mesafeli?
Özel bir sohbet miydi?”
“Ehh pek resmi sayılmazdı, telefonunun çalınması ile ilgiliydi büyük bölümü. Yeni almış ve pahalı bir telefonmuş. Üstelik numaralar da gitmiş... Bu tarz yakınmalar yani.”
“Anlıyorumm... Peki isim hala gelmedi aklınıza değil mi?”
“Korkarım gelmedi, ne yazık! Size yardımcı olamadım.”
“Hiç de değil. Bu kadarını beklemiyordum bile. Örneğin telefonun kayboluşunu kimse söylememişti bana, kendisinin kayboluşundan bir kaç saat önce olması pek manidar.”
“Hımm... Evet, sanırım öyle. Peki ailesi ne diyor? Affedersiniz üzerime vazife değil tabii, merak işte.”
Karşılıklı gülümsediler. Soludukları hava giderek ısınıyordu, oda zaten küçüktü ve şimdi güneş içeri vurmaya başlamıştı.

“Ailesini henüz bulamamışlar, İzmit’e iki ay önce gelmiş, bir pansiyonda kalıyormuş zaten, şu ana kadar soran olmamış”

“İyi ama bu durumda kaybolduğunu söyleyenler iş arkadaşları olmalı ve bunca sahipsiz birini böyle hızla aranmaya, -yanlış anlamayın- özel arkadaşlıkların devreye sokulmasına ne sebep olmuş?”

“Pencerelere ve isimlere ilgisiz olabilirsiniz ama düşünme sisteminiz oldukça düzenli Alev Hanım”

Ses tonu konumunu belirtir biçimde otoriter hale gelmiş, kaşının biri hafifçe yukarı kalkmıştı, kadının zeki gözlerinin içine dikkatle bakarak söylemişti bu son cümleyi.
Alev bu soruyu sorduğuna çoktan pişman olmuştu, oturduğu yerde sıkıntıyla kıpırdandı, içinden bir ses –aman bana ne canım- demekteydi. Dışından ise

“Başka bir sorunuz var mıydı acaba? Ben sizi meşgul etmeyeyim” dedi alttan alan bir ses tonuyla. Devlet memurlarıyla konuşma tonu derdi buna; sakınımlı, gücün sahibine teslim edildiği, kendi kişiliğini geri plana çeken kandırma taktiği.

Fakat adam bunu pek yemiş gibi görünmedi en azından bu seferlik ve Alev’i gerçekten şaşırtan başka bir şey söyledi;

“Siz de Emniyet Müdürünün sevgilisi olsanız, sizi de ararlar ve hiç zaman kaybetmezler, emin olabilirsiniz Alev Hanım.”

Ayağa kalkarken havayı yumuşatmak istercesine masum bir gülümseme takınmıştı, biraz da çapkın. Kadına elini uzatırken-ki bunu karşılarken yapmamıştı- aceleyle ilave etti.
“Şu meçhul –abi- önemli olabilir, hatırlarsanız beni arayacağınızdan kuşkum yok, geldiğiniz ve yardımınız için teşekkürler.”

Eli buz gibiydi, görüşme bitmişti. Çok şükür atlattık diye geçirdi içinden kadın.
“Rica ederim vazifemiz” gibisinden bir şeyler geveledi, adamın doğrudan gözlerinin içine bakışı rahatsız etmişti, bir şeyler mi ima etmek istiyordu ne!

Tam kapıya dönmüşken adamın sesi duyuldu yeniden, bu kez iyice yumuşamıştı ses tonu, bir arkadaşa hitap eder gibiydi.

“Size bir kartımı vermek istiyorum, üzerinde cep telefonum da var, aklınıza gelen bir şey olursa ya da ne bileyim beklenmedik bir gelişme filan”

-Beklenmedik bir gelişmeymiş, pöh!-

“Tabii memnuniyetle ararım sizi, hoşça kalın.”

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş