Sonsuzluğa Toltek Bakışı
Savaş Alanımız Sonsuzluktur

Gündelik yaşam dünyası; bizi biz yapan ya da yıkan bir şey olarak görülür. Savaş alanımız çevremizdeki dünya ile giriştiğimiz kavganın alanı değildir oysaki. Gerçekte savaş alanımız ufukta, belki de bizim düşünemediğimiz bir alandadır. Bu da insanın, insan olma biçiminden vazgeçtiği alandır.
Farkında olmadan o alana doğrudur yolculuğumuz. O alanın adına sonsuzluk denilebilse de, tam ve gerçek tanım olmak konusunda eksiktir ne yazık ki… Sonsuzluk teriminin kelimesel olarak indirgenebildiği noktada, bizde algılanan her şey eksik ve yetersiz kalacaktır.
“Sonsuz” dediğimizde kişiselleştirmek durumunda kaldığımız şey; gerçekte kişiselleştirilemeyecek kadar indirgenemez bir olgunun kavramıdır.
Enerji bağlamında indirgenemez olması, sonsuzluğun; deneyimlenmesine engel değildir bir taraftan. Evrende akan enerjiyi akadurduğu biçimde görmek; bir varlığın ereceği doruk noktalardan birisidir.
Evrende akan enerjiyi aka geldiği şekilde görmek, şimdilerde tanımlanmış bir kavram gibi görünse de gözümüze; şaşırtıcı bir biçimde tahmin etmediğimiz kadar eski bir kavramdır. Meksika Şamanlarının çağlar boyunca geleneksel olarak aktarıp, bizlere kadar taşıdığı bir “biliş” olarak karşımıza çıkar tüm esrarıyla.
Şamanlık Bilişi
Toltek kelimesiyle özdeşleşerek günümüzde tanımlanan bu öğretinin içeriği; şaman kelimesi altında, Meksika kaynaklı bir aktarımdır.

Don Juan Matus adında Yaqui kızılderilisinin, Carlos Castaneda (C.C) adında bir insanbilim uzmanı kanalıyla bize aktardığı sıra dışı bu bilgi dizini, “Şamanlık Bilişi” adıyla tanımlanır.
C.C’nin; Toplumbilimin, Felsefenin, Antropolojinin, hatta dinin alanına girmeyen bir alan olarak tanımladığı Şamanlık Bilişi; doktora çalışması olarak yazılmaya başlanmıştır. 12 kitap ile sonuçlanan bu paylaşım, C.C’nın Don Juan ile geçirdiği uzun yılların sonucudur.
Kitap dizininin tamamı enteresan öyküler ve bilgiler içerir. Sıra dışılığı ile gerçek olup olmadığı tartışılan bu bilgi dizini; insana ve evrene bakış, sonsuzluğun tanımlanması bağlamında ilgi çekicidir.
Don Juan’ın Şaman Bilişi dediği bu biliş, Toltek uygarlığından iletile gelmiştir ona göre. Don Juan, kendisinin Toltekler’e uzanan soyunda, bu bilgileri atalarından çömezlik-ustalık yoluyla aldığını belirtmiştir.
Toltekler Kimdir?
Esrarengiz bir biçimde tarihten kayboldukları ileri sürülen Toltek Uygarlığı, Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek-öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak kabul edilirler. Meksika topraklarında ilk insan topluluklarına ait izler, yaklaşık 20.000 yıl öncesine dayanır. Bıraktıkları eserlerin toprak üstüne çıkarılan kısmı; gelişmiş bir medeniyetin izlerini taşır ve özellikle yine karşımıza piramitlerle çıkan birtakım gizemler içerir.

Don Juan Matus, atalarının uyguladığı çömez-usta yöntemiyle C.C’ya Şamanlık öğretisini aktardığını belirtmiştir. C.C de bu bilgileri kitaplarla dünyaya anlatmıştır.
Şamanların erişmelerini hedefledikleri son aşama; çok basit bir tanımın içindedir:
Gerçekten ölecek olan varlıklar olmamız
Bu sebeple insanın gerçek mücadelesi başka insanlarla ya da dünyayla olan kavgası değil, sonsuzlukla olan mücadelesidir. Özünde bir teslimiyet olan bu kavga, sonsuzluğu kabulümüzle sona erir. Bizim yaşamlarımız sonsuzluktan çıkar, çıkmış olduğu yerde yani sonsuzlukta biter.
Kişiselliğimizin sınırlarını koruyabilmek için verdiğimiz tüm savaşlar, Şamanlık bilişinin içinde anlamsız kalır. Bütün uygar insanların gereksinmesi; bilinen dünyalarının sınırlarını korumaktır. Oysa bu sınırlar, kaçınılmaz bir sonla bir gün nihayete erecektir.
Toltek Bilgeliğinde Enerji ve Varlıklar
Toltek ya da şaman bilişinin temel öğesi, enerjidir. Evrenin en ince ayrıntısı bile bir enerjinin ifadesidir. Bu enerjiyi dolaysızca görme edimi sonucu Şamanların ulaştığı bilgiye göre; tüm evren, aynı zamanda hem birbirine karşıt, hem birbirini tamamlayıcı çift güçlerden oluşur. Bu iki güce canlı ve cansız enerji adı verilir.

Cansız enerji, farkındalıktan uzaktır. Canlı enerjinin titreşimsel durumu ise farkındalık adını alır. Yeryüzündeki tüm canlılar titreşimsel bir enerjiye sahiptirler. Titreşimsel bu varlıkların hepsine, organik varlıklar denir. Enerjinin bağlılığını ve sınırlarını belirleyen şey organizmanın kendisidir. Bir organizmaya bağlı olmaksızın titreşen canlı enerji toplamları da bir bağlılığa sahiptir ve bunlara inorganik varlıklar denir.
Canlı olmanın temel koşulu; evrendeki başıboş enerjiyi duyusal veriye çevirmektir. Basit bir indirgemeyle vericiden verileri alıp sese ya da görüntüye çeviren radyo ve TV gibi… Organik varlıklar, aldıkları bu enerjiyi bir tepkiye çevirerek bir açıklama dizgesi şekline dönüştürür. Bu da varlığın kendi evrenini oluşturan edimdir.
İnorganik varlıklar âleminde ise, dönüştürülen duyusal veri, onların âleminde bizim aklımızın alamayacağı yorumlar şeklinde gerçekleşir. O boyut bizim için tanımlanamaz durumdadır; dünyasal algımıza bağlılığımız gereği…
Duyusal verilerin açıklanma dizgesi, bizim bilişimizi oluşturur. Organik varlıkların tümünün kendilerine özgü ayrı bir bilişi vardır. Tüm organik varlıkların bağlı olduğu bir biliş noktası da Ortak Bilişi oluşturur. Şaman bilgeliği; bilişimize geçici olarak ara verebileceğimizi ve o anda evrendeki enerjiyi aktığı gibi görme edimini gerçekleştirebileceğimizi söyler. Bu görme; gözlerimizle gerçekleşmese de onlarla görüyormuş gibi dizgelenebilir.

Bu görme anında organik varlıklar; ışıklı toplara benzeyen enerji toplaşımları olarak algılanır. Bu ışıklı topların her biri bireysel olarak evrende mevcut olan bir enerji kütlesine bağlıdır. Bu enerji kütlesine karanlık farkındalık denizi adı verilir. Işıklı toplar; kendi ışıltılarından daha parlak olan bir noktalarından bu denize bağlanırlar.
Bu bağlantı noktasının adı Birleşim Noktası’dır. Karanlık farkındalık denizinden gelen enerjinin algılanmasının bu noktada gerçekleştiği kabul edilir. Birleşim noktasında veriye dönüşen enerji, bizi saran dünya olarak yorum kazanır. İnsana, karanlık farkındalık denizinden gelen enerjiyi veriye çevirecek şekilde yeterlilik sunulmuştur.
Evrenin kendisi de sonsuza dek uzayıp giden ışıklı iplikçiklerden oluşmuştur. Işıklı telcikler birbirine asla değmeden uzayıp giden kütleler halindedirler. Herhangi bir kütleye odaklanma haline ise niyetlenme denir. Şamanlar göre; bütün evren bir niyet evrenidir ve anlakla eştir. Titreşimsel enerjinin en uç noktası, kendisinin farkında olan varlığın kendisidir. Evrendeki bütün potansiyel dönüşüm ve değişimler rastlantısal değil, titreşimsel enerjinin; enerji akışı düzeyinde yaptığı niyetlenmenin ürünüdür.
Hayatımızda var olan her kavram; niyetlenmemiz sonucu cereyan eder. Bizim bu satırlarda iletişim kurmamız için bilinçaltımızı ve bilincimizi kullanarak paylaşım yaratacak ortamı oluşturmamız da bu niyetlenmenin bir sonucudur. Aynı enerji kütlesini kullanarak ortak bilişte buluştuğumuz bir noktadır şu saniyeler.

Evrende akıp giden ışıklı telcikler, bizim birleşim noktamızdan geçecek biçimde yönlenirler. Birleşim noktası; Şaman bilişine göre bir tenis topu büyüklüğündedir. Sınırlı sayıda ışıklı telcik bu noktamızdan geçebilse de, yine de pek büyük bir sayıda enerji alanı o noktadan geçer. Enerji alanlarının birleşim noktasından geçerken çarpması sonucu oluşan gündelik yaşam bilişi; bütün insanlar için homojendir. Çünkü birleşim noktası, tüm insanlarda aynı noktada yer alır. Bu nokta; kürek kemiklerinin bir kol boyu gerisinde, ışıklı topun dış sınırına yakındır.
Toltek Bilgeliğinde Rüyalar
Meksika Şamanlarına göre, birleşim noktası; normal uyku, aşırı yorgunluk, hastalık durumunda yer değiştirebilir. Yeni bir konumdayken birleşim noktasından geçen enerji alanları demetinin duyusal veriye çevrilmesi de değişir. Bu durum yeni ve başka bir dünyanın algılanmasına yol açar. Bu yenidünyalar, gündelik yaşam dünyasından farklı, orada yaşanabilecek, ölünebilecek dünyalardır. Yaşadığımız dünyaya son derece benzeyen yönler taşımakla birlikte tanımlama aşamasında da değişik bir biliş getirir. Rüyalar; Şaman Bilgeliğinde bu yüzden çok önemli yer tutar.

Dünyasal bilişimizin dışına çıkarak yaşadığımız rüyalar, farkındalık arttırarak kontrollü olarak deneyimlenebilir. Rüyamızda rüyada olduğumuzu bilmemiz, bazen rastlantısal olarak yaşanır. Rüya bedenimiz diye tanımlanan dünyasal bedenden ayrı bir başka bedenimiz daha vardır. Bu bedene “Eş” adı da verilir. Özellikle daha erişkinliğe erişmemiş olduğumuz dönemlerde, yani dünyasal algı biçimimizin henüz kemikleşmediği dönemde rüyada olduğumuzun bilincinde olmamız çok daha rastlanır bir durumdur. Şaman Bilişine göre kadınlar, rüya konusunda erkeklere göre daha yetkin ve yeteneklidirler. Bunu kadınlara sağlayan şey de, istenç denilen güç merkezlerinin rahimlerine bağlı olmasındandır. Sonsuzluğa bakışta Toltekler için kadınlar; erkeklerden farklı yetenekler taşıyan çok önemli varlıklardır. Çünkü kadınlar, doğaları gereği; sonsuzluğa geçiş için açık birer kapıya sahiptirler.

Toltek bilgeliğinde rüya görme çalışmalarında, rüyada olduğumuzun farkına vardığımız anda ellerimize bakmamız önerilir. Bu öneri; rüya bedenimiz ile gerçek bedenimizin farkındalığını aynı noktaya bağlayabilmemizi sağlamak için yapılır. İlerleyen çalışmalarda ellerin ardından tüm beden ve bilincin rüyaya taşınması, dünyasal algının dışında var olan diğer bir dünyada kontrollü olarak yaşamayı getirir.
Farkındalık, herhangi bir kültürün buyurduğu algısal olasılıkların değil, insanın bütün algısal olasılıklarının bile bile bilincinde olma edimidir. İnsanların topyekûn algılama kapasitelerinin serbest bırakılması, onların işlevsel davranışlarını hiçbir şekilde bozmaz. İşlevler en kaçınılmaz gereksinim halinde gerçekleşmeye devam ederken, yeni değerler kazanmayı sağlayan yeni farkındalıklar, idealciliklerden ve düzmece amaçlardan kurtulmayı getirir. Buna Toltek Bilişinde, kusursuzluk denir.

Kusursuzluk; insanın yapabileceğinin en iyisinin üstüne biraz daha fazlasını gerçekleştirmesi demektir. Kusursuzluk yolunda, insanın üzerinden atması gereken bir sürü özellik vardır. Bunlardan en önemlisi kendime acıma ve kendini önemsemekten kurtulmaktır. İçsel sessizlik, yaşam öyküsünü silmek, kendisinin ve evrenin izini sürmek, yansız olmak, farkındalığı yükselterek kusursuz olmaya gitmenin yollarıdır. Evren bizde farkındalık oluşturmaya çalışırken; bizim bir diğer herhangi varlıktan bir üstünlüğümüz, ayrıcalığımız yoktur. Bir orman dolusu karıncanın bizim gözümüzde birbirinden farkı olmadığı gibi, onun gözünde de bizim değerlerinden bir farkımız yoktur. Bu sebeple kendimize acımamız ya da kendimizi önemli saymamızın bir değeri yoktur. Kendi yaşam öykümüzü algımızda sıradanlaştırma ve yansız olma; farkındalık için koşulsuz şarttır. Kendi edimlerimizi ve evrenin edimlerini her an farkındalıkla izlemek, içsel sessizlik sağlayarak evreni olduğu gibi hissedebilmenin yoludur.
Tonal ve Nagual nedir?
Toltek bilgeliğine göre; var oluşumuz esnasında iki ayrı güç halkasıyla doğarız. Dünyasal boyutta akılla direkt bağlı olan birinci güç çemberimizi kullanırız. Dünyasal algımızın oluşturduğu tüm her şey; bizi biz yapan her şeydir ve ona Tonal denir. Dünyaya anlam vermeye çalışan şey tonaldır, o olmadan bir takım yabancı sesler duyar, bir şey anlamayız. Tonal gerçek varlığımızı esirgeyen bir koruyucudur bu da ona edimlerinde kıskanç ve kurnaz olma niteliği verir. Onu doğumla birlikte büyütmeye başlarız. İçimize havayı ilk çektiğimiz o an, Tonal içindeki erkle nefes almaya başlamış oluruz. Tonal doğumla başlar ve ölümle biter. Hiçbir şeyi yaratamaz ya da değiştiremez ama yinede de oluşturur dünyayı. Yargılamak, değer biçmek, tanıklık etmektir işlevi çünkü. Tonal hiçbir şey yaratmayan yaratıcıdır.

İkinci güç çemberimiz ise Nagualın alanıdır, istençle bağlantılıdır. Nagual bizim hiç ilgilenmediğimiz parçamızdır. Nagual bizim betimleyemediğimiz bölümümüzdür. İsim yok, söz yok, duygu yok, bilgi yok.
Yaşanabilir ama hakkında konuşulamaz
Daha doğduğumuz anda aslında iki parça olduğumuzu hissederiz. Doğum anında ve sonraki kısa sürede tümüyle nagualızdır. Sonra işlev görmek amacıyla sahip olduğumuz parçanın bir karşı parçası olması gerektiğini hissederiz. Aranan Tonaldır ve bu en başından beri bir eksiklik yaratır. Derken Tonal gelişmeye başlar ve önem kazanır, nagualın parıltısı körelir, onu tümüyle kaplar. Artık tümüyle Tonal olduğumuz anda ise doğumdan başlayarak bize eşlik eden ve bizi bütünleyen bir parça olduğunu sürekli anımsatan o eski yetersizlik duygusunun arttığını seyretmekten başka bir şey yapamayız.
Tümüyle Tonal olduğumuz andan başlayarak eşler oluşturmaya koyuluruz. İki yanımız olduğunu hep duyumsarız ama bunu tonalın nesneleriyle dile getiririz. Bir yanımız ruh diğeri beden, zihin ve özdek, iyi ya da kötü, Tanrı ve şeytan gibi… Aslında adanın üstündeki şeyleri eşleştirdiğimizin ayırtına varamayız.
Dünyasal bilişimizin tanımlandığı güç alanımız, bağlı olduğumuz tonalimiz tarafından yönlendirilir. Bizler bir başka yanımız daha olduğunu duyumsasak da Tonal, hep kendisinin içinde kalmamız için sürekli sopasını gösterir. Bu yüzden şaman bilişinde dışarıdan kabuğun kırılması, yani çömez-usta ilişkisi gereklidir.

Organizmaların kendi birleşim noktasından bağlı oldukları büyük ışıklı topun da bir birleşim noktası vardır. Topyekûn ışıklı yumurtanın birleşim noktasının belirlenebileceği ve onun üzerine yoğunlaştırılacak enerji ile yepyeni bir ortak dünya oluşturulabileceği kabul edilir. Ortak bilişin değişmesi için evrensel niyetlenmenin gerçekleşmesi, başarılabilinir bir olgudur. Oraya ulaşmak için yapılacak tek şey; birleşim noktasının devinimini niyet etmektir.
Evrenden akan enerji; sürekli şekilde itilip çekilir evren tarafından. Evrenin vahşiliği, yırtıcılığı, acımasızlığı, sömürmesi gibi görülen bu itme-çekme tepkimesi aslında, onun kendi farkındalığını deneyimlemeye çalışmasından ibarettir.
Evren, varlıklar üstünde baskı uygulayarak farkındalıklarını arttırmaya çalışmaktadır. Evren bu yolla kendisinin farkında olmaya çalışmaktadır. Bu yüzden Toltek Bilgeliğinin bilişsel dünyasında farkındalık; son ve nihai aşamadır.

Don Juan’a göre Şamanların arayışlarının doruk noktası; yeryüzündeki tüm insanların hepsi için nihai enerji bağlamında bir olgu olan, doğru yolculuk tur. Carlos Castaneda’ya göre Şamanlar; arayışlarını, sonunda bir organizması olmaksızın, birleşik bir birim gibi davranabilme anlamında bir varlık olma arayışı diye tanımlarlar. Bu açıdan varlıklar, yeni biliş ufuklarına götürecek sıçrama tahtaları görevi gören hatırlatıcı araçlar ya da uygulayımsal yapılardır sadece.
Toltek Bilişinde ve bakışında varlıklar; gerçek savaş alanları olan sonsuzlukla savaşırken, aynı zamanda teslimiyetle kabullenmelidirler onu. Sonsuzluktan gelip, sonsuzluğa gitmek durdurulmaz bir döngüdür. Eksi sonsuzdan artı sonsuza, ya da artı sonsuzdan eksi sonsuza… Savaşçılar, bu sonsuz döngünün içinde erk avlayan ve yaşamının sonuna kadar vazgeçmeyen kusursuz insanlardır. Kusursuzluğunun son noktası da; Doğru Yolculuğu gerçekleştirip yeni Biliş Ufuk larına ulaşmaktır.

İnsanın insan olmaktan vazgeçtiği alan, kimilerine göre ölüm, kimilerine göre sonsuzluktur. Ölümün ya da sonsuzluğun ne olduğu değil de, sadece var olduğu gerçeğinin, bilişinde ve bilincinde olmak ve savaşmaktan vazgeçmemek bile başlı başına bir farkındalıktır.
Samire
kaynak: Don Juan'ın Öğretileri (Carlos Castaneda)
www.indigodergisi.com'dan alıntıdır.
- samire ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1907 defa okundu

Sibel Atasoy

toltec sorular
"Bu sebeple insanın gerçek mücadelesi başka insanlarla ya da dünyayla olan kavgası değil, sonsuzlukla olan mücadelesidir. Özünde bir teslimiyet olan bu kavga, sonsuzluğu kabulümüzle sona erir. Bizim yaşamlarımız sonsuzluktan çıkar, çıkmış olduğu yerde yani sonsuzlukta biter. "
insan sonsuzlukla nasıl mücadele eder? Bu mücadele sonsuzluğa nasıl teslim olmayı öğrenmek midir?Teslim olmanın ikincil anlamı var mıdır? Bu öğretiye özgün sonsuzluk tanımı nedir?
"Gündelik yaşam dünyası; bizi biz yapan ya da yıkan bir şey olarak görülür. Savaş alanımız çevremizdeki dünya ile giriştiğimiz kavganın alanı değildir oysaki. Gerçekte savaş alanımız ufukta, belki de bizim düşünemediğimiz bir alandadır. Bu da insanın, insan olma biçiminden vazgeçtiği alandır."
İnsan olma biçimininden vazgeçme buna göre kazanılmış teslimiyet midir?
"“Sonsuz” dediğimizde kişiselleştirmek durumunda kaldığımız şey; gerçekte kişiselleştirilemeyecek kadar indirgenemez bir olgunun kavramıdır. "
sonsuzluğu mu sanal olarak kişiselleştirip, onunla savaşıp, teslim olup savaşı kazanıyoruz? Bilinmeyenle bir savaş don kişot'un yeldeğirmenlerine savaşı yanında daha delice değil midir? İlki delilik ama anlaşılabilirdir, metinde geçen önerinin delilik olup olmadığı bile belirsizdir.
şimdilik son olarak; Öğretinin tonal varlığı tarihlendirmesi nedir?
toltec
"İnorganik varlıklar âleminde ise, dönüştürülen duyusal veri, onların âleminde bizim aklımızın alamayacağı yorumlar şeklinde gerçekleşir. "
o halde organik varlıklar denilen alemde dönüştürülen duyusal verilerin yorumlanmasını da inorganik denilen varlıklar da anlayamaz diyebilir miyiz?
görmek yorumlamak
"Evrende akan enerjiyi aka geldiği şekilde görmek, şimdilerde tanımlanmış bir kavram gibi görünse de gözümüze; şaşırtıcı bir biçimde tahmin etmediğimiz kadar eski bir kavramdır. "
Görmek burada yorumlamak mıdır? Evrende akagelen enerjiyi görme biçimleri nedir öğretiye göre? Böylece görülen enerjinin - görme, algı ve onun yorumu demekse ve bu da bilgi parçasına dönüşecekse- yoruma ve oradan bilgiye dönüşme sistemi nedir? ( her öğretinin bilgi üzerine kurulduğunu varsayarak soruldu)
aram'ın sorularına yanıt
Merhaba aram,
Epey soru çıkmış yazıdan, sırasıyla bakmaya çalışalım...
Sonsuzlukla mücadele:
Öğretiye göre insan gündelik yaşamıyla boğuşur gibi görünse de asıl mücadelesi yok olmak ile mücadeledir içgüdüsel olarak. Bu yüzden giderken arkasında bir eser, bir iz bırakmak ister. İnsan sonsuzluğu kıskanır ve kendisi de sonsuz olmak, sonsuz kalmak ister. Mücadele, sonsuzla yarışmak eylemiyle yaratılır. Bir taraftan da rakibinin acımasız gücünü bilir insan. Ne kadar sonsuz kalmak istese, ne kadar iz bıraksa, sonsuzluğun yanında bir arpa boyudur insan yaşamı. Yine de bu gerçeği bilmek istemez insan ve savaşına devam eder. Gücüm yetmez deyip vazgeçmek savaşçılığa yakışmaz. Bu mücadele, kendini aşma yolunda pek çok şey kazandırır insana. Kusursuzluğa doğru giden yolda son nokta yoktur, her an bir öncekinin daha iyisine ulaşmaktır amacı.
Öğretiye göre, insan sonsuzla mücadelede, kendi insan olma biçiminden kurtularak inorganik varlık durumuna geçebilir. Yani organizmasına bağlı olmaksızın bir bilinç olma halidir bu...
Teslim olmanın ikincil anlamı da teslim olarak savaşı kazanmaktır. Kullandığımız bu kelimeler bu noktada felsefi bir anlama bürünür. Teslim olduğunda yok edilmek değil de başka bir bilinç kazanma durumu hediye edilebilir insana.
İnsan olma biçiminden vazgeçmek, çok kaba otantik bir tabirle, vücud olma halinden feragat etmektir. Bu da güdüler, nefs, ego, kendini beğenmişlik, kendini önemseme vs hallerini kontrol altında tutarak gerçekleşir. Altını çizerek söylemek gerek ki bu, dünya nimetlerinden kopmak, kendini unutmak, anadolu deyimiyle derviş olmakla aynı anlamda değildir. Bilincini vücuduna gerek duymadan da diri ve etkin tutabilmektir kısacası.
Sonsuz dediğimizde kişiselleştirme dediğimiz olay ise yaşamadığımız, deneyimlemediğimiz yani ol'amadığımız birşeyi tarif etmeye, tanımlamaya çalışmanın anlamsız olması anlamına gelir. Yani örneğin, beş boyutlu bir gerçeği üç boyutla açıklamaya çalışmak boşunadır gibi...
s a m i r e
Don kişot
Don kişot Yeldeğirmeniyle savaşmasaydı eğer; biz onu nereden bilecektik sence... :) Onun sonsuzlukla savaşı da bu hareketi olmamış mı sence?
Öğretide Kontollü delilik diye bir kavram vardır. Deliliğin delilik olduğu bilinir ve bilinçli olarak, oyun oynar gibi delilik denilebilecek eylemler gerçekleştirilir. Anlık amaç anlamsız gibi görünse de, derin amaç; evreni - kartalı- sonsuzluğu şaşırtmaktır. Onun bizimle oynama eylemine onun dilinde cevap vermektir.
Sonsuzluğun kişiselleştirilemeyecek kadar indirgenemez bir olgunun kavramı olması söyleminin nereden ve nasıl deliliğe vardığını da ben size sormak isterim.
Ha bir de bu yol, öğreti adına ne derseniz deyin kimse için zorunlu değildir, dayatma yoktur. Herkes özgür iradesiyle seçim yapar, delirmek istemek ya da istememek seçenin iradesindedir. İsteyen delirir, isteyen akıllı durur:)
Öğretinin tonal varlığı tarihlendirmesi nedir? sorunuzu biraz daha açarsanız, yanlış bir cevap vermeyelim!
s a m i r e
İnorganik varlıklar
"İnorganik varlıklar âleminde ise, dönüştürülen duyusal veri, onların âleminde bizim aklımızın alamayacağı yorumlar şeklinde gerçekleşir. "
o halde organik varlıklar denilen alemde dönüştürülen duyusal verilerin yorumlanmasını da inorganik denilen varlıklar da anlayamaz diyebilir miyiz?
»
"inorganik varlıkların dünyasında duyusal verilerin yorumlanmasını kendileri de anlayamaz"
nihai kararını vermek için, İnorganik varlık olup o anlayamamazlığı deneyimlemek gerek ...
Siz bu iddia ile kendi organik dünyanızın veri yorumlaması çerçevesinden bakmış olmuyor musunuz?
Öğretiye göre; yorumlamayı başarıyorlar ki, bir bilinç olma halini gerçekleştirebiliyorlar.
s a m i r e
Görme
Bu öğretide görme kelimesi, yorumlamak demek değildir, tam tersine dünyasal algıların yorumlamasından uzak kalarak görmek eylemidir.
Dünyasal algılarımızın neler olabileceğine örnekleme bakarsak eğer: iyi-kötü, güzel- çirkin gibi tanımlamalar neye göre belirlenir?
Küçük bir alt model indirgeme yapalım mesela. Bir Asya-Avrupa erkeği , boynuna halkalar geçirilmiş, dudaklarına çengeller takılmış bir dişiyi beğenir mi, ya da eş olarak seçer mi? Ona böyle bir kadınla beraber olmak korkunç gelebilirken, o bölgenin erkeğine çekici ve güzel gelmesi enteresandır. Çünkü herkes kendi dünyasal çevresinin ortak algısına göre yargılar oluşturur. Ne kadar uğraşsanız çirkini güzel göremezsiniz, çünkü yorumlama kalıplarınız oturmuştur ve kolay değişmez. Oysa dış görünüşünün her türlü farklılığına rağmen insanlara enerji boyutunda baktığımızda, bedenlerin farklılığının bir üstünlüğü ya da çirkinliği yoktur. Dünyasal algı da böyle kalıplanmış bir durumdadır ve hep eski oturmuş öğretilerimizi danışman tutarak yargılarız her yeni veriyi.
Öğretinin içindeki görme; yorumsuz, yargısız, bedensiz yani enerji biçiminde görmeyi kasteder. Bizim yaşadığımız dünyayı; sonsuz enerji telcikleri kümelerinden, bizim algımıza diğer deyişle Birleşim noktamıza yansıyan kadarı oluşturur. Bunu başka türlü belki şöyle tarif etmeye çalışabiliriz. Bir insana evrenden bir saniye içinde gelen veri sayısı 400 milyon iken, insan bunun ancak 200.000'ini çözümleyip yorumlayabiliyor. Peki geride kalan yani dünyasal veriye çeviremediğimiz diğer enerji ya da bilgi neler içeriyor ve nerede acaba? Yüzlerce TV kanalıyla yayın yapan bir vericinin aynı anda sadece bir kanalını gösterebiliyor televizyonlarımız değil mi? Oysa anda hele tüm dünyada kaç kanal yayındadır tahminen? Sizin tüm kanalları aynı anda izleyebilme kapasiteniz var mı? Ya da bilgisayar işlemcisinin kapasitesi kadar çözümleme yapabilmesi size ne ifade ediyor? Bu sorular daha da arttırılabilir.
Görme denilen eylem (öğretideki); dünyasal algı sistemi devre dışı bırakılarak, evrendeki enerjiyi yorumsuz (dünyasal algının parmaklıkları ardında bırakmadan) ve aktığı gibi algılayabilme şeklidir. Başka bir deyişle; tek kanal gösterebilen TV alıcınızdan gözlerinizi ve dikkatinizi ayırıp, çözümleme kapasitesi sınırsız olan bin bir yüzlü başka bir pencereden evrene bakmaktır. Buna Dünyayı durdurmak da denir.
s a m i r e
Öğretinin tonal varlığı
Öğretinin tonal varlığı tarihlendirmesi nedir? sorunuzu biraz daha açarsanız, yanlış bir cevap vermeyelim!
s a m i r e
öğreti açısından; tonalin varoluş kökenleri olarak soruyu yeniden düzenleyeyim Samire...
Tonal
Carlos Castaneda'nın aktardığı bilgiye göre, Don Juan Matus'un ataları yani şamanlar; kuşaklar önce evrenden gelen enerjiyi aktığı gibi görüp bazı bilgiler aktarmıştır. Eski şamanlar; İnsanların iki ayrı güç halkasıyla yaratıldığını söylemişlerdir. Bu iki güç halkasının biri Tonalle şekillenir; akıl ve düşüneyle direkt bağlantıdadır. Diğeri ise dünyasal algı ile hapsedilemeyen ve istence bağlı olan Nagualdır. Şamanlarda öğrencinin (çömez'in) bu yüzden iki öğretmeni vardır. Birisi nagualden , diğeri Tonalden sorumludur. Tonal tanımlaması, Don Juana göre atalarından kalmıştır ve yok edilme tehlikeleri yüzünden şamanlık atadan oğula aktarılarak saklı olarak devam etmiştir. Ama bize bu şekilde aktarılması Carlos Castaneda iledir. Asya şamanlığı da benzer özellikler taşır ve onun da birtakım bilgileri gizlenmiştir binlerce yıl boyunca. Anadolu'da hala bazı ailelerin kültürlerinde şamanlık bilişinin izleri görülür.
Don Juan Matus, kendisinin Yaqui kızılderililerin torunu olduğunu söyler. Toltek adıyla eski bir uygarlığın devamı olduklarını ifade eder. Kıtanın işgal edilmesiyle yok edilen kültürlerinin bazı kabilelerce korunup, aktarıldığını söyler ki; kendi ailesi de bunlardandır. Tolteklerin Mayalardan da önce olduğu düşünülürse Tonalin tanımlanması binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Tolteklerin aniden yokolduğu söylenir ve kıtada yaşamın 20.000 öncesine dayandığı iddia edilir. Tolteklerin kültür uzantılarının özellikle zaman konusunda mayalar ile de devam ettiği bilinir. Mayaların o zamandan buraya yani 2012 lere kadar gelen zamanı görüp takvim yapmaları ilginçtir.
s a m i r e
İçsel sessizlik tam olarak
İçsel sessizlik tam olarak nedir?
İçsel sessizlik
İçimizde bir ses sürekli konuşur bizimle. Bu, dünyasal yargılarımızla beynimizde oluşan düşünceler silsilesinin eseridir. Bu ses bizi sürekli oyalar, yönlendirir. İçsel sessizlik, bu iç konuşmanın durdurulmasıdır. İçsel sessizlik sağlandığında evrende akan, bizim dışımızdaki diğer her şeyi algılayabilme yetisini kazanırız.
s a m i r e
samire, ben sorumu tam
samire, ben sorumu tam soramadım... bu nedenle de diğerlerine geçemiyorum.
tonal dünya tanımlarla sıfatlarla vb doğuştan oluşuyor, birer görüntüden ibaret. ( yanlış anlamadıysam) benim öğrenmek istediğim, mesela darwin'in Homo Sapiens evrimi teorisi gibi toltec öğretisi tonal yaşamın evrimini nereye bağlıyor? Bu konuda bilgi var mıdır?
Toltek öğretisi
Aram, bu öğreti Evrim vs gibi teorilerilerin tanımladığı şekilde bakmıyor yaşama. Yaşamın evrimi gibi bir tanımlama yok öğretide. Öğreti, bir aktarım sadece. Bu öğreti çok da tanımlanabilen bişi değil...
Kitapları okuyup anlatılan olayları tarafsız bir gözle izlemek gerek. Herkes de kendine göre bir pay alıyor açıkçası bu öğretiden. Pek çok kuram ve felsefe ile ortak noktalar taşımakla birlikte, çok da aykırı denilebilecek bakışlar var içinde. Klasik bazı düşünleri de yıkıyor bu yönüyle...
s a m i r e
"Bu, dünyasal
Yani düşünmeden mi yaşayacağız ? Tam anlayamadım yine..
"İçimizde bir ses sürekli
"İçimizde bir ses sürekli konuşur bizimle. Bu, dünyasal yargılarımızla beynimizde oluşan düşünceler silsilesinin eseridir. Bu ses bizi sürekli oyalar, yönlendirir. İçsel sessizlik, bu iç konuşmanın durdurulmasıdır. İçsel sessizlik sağlandığında evrende akan, bizim dışımızdaki diğer her şeyi algılayabilme yetisini kazanırız. "
samire
bu yetenekleri kazanmak bu anlatıma göre kesin ve kolay görünüyor.
iç konuşmayı biraz daha açar mısınız? içimizden yaptığımız sıradan değerlendirmeler midir? Sözcüklerle olan iç konuşmalar mıdır yoksa dıştan yansıyan bütün nesnelerin bütün niteliklerinin farkındalığı mıdır iç konuşma?
içsel sessizlik
Düşünmeden yaşamak mümkün değil elbette. İstenen şey aslında bilgilerin yargılamalarından ve kalıplamalarından özgür olarak hissedebilmeyi başarmaktır.
Hiç meditasyon yaptınız mı, bu tür çalışmalara katıldınız mı bilmiyorum. Meditasyonlarda kendinize yoğunlaşıp sessiz kalarak önce düşüncelerinizi takip etmeniz önerilir. Düşünceler sırasıyla geçiş yaparken iki düşünce arasında çok küçük de olsa bir boşluk vardır. Milisaniyeler ile ölçülendirilen bu boşluğun arttırılması önerilir. İşte bu boşluk içsel sesin susması olarak tanımlanır. Bu sessizlik, ruhumuzun ya da enerji varlığımızın farkına varmamızı sağlar. Sadece bu öğretiye has bir tavsiye değildir ve bir sürü bilgelik öğretisinin önerdiği bir çalışmadır. Çalışmadır diyorum çünkü çalışılmadan içsel sessizlik sağlamak çok mümkün değildir. Mantıksal olarak düşünce-sizlik anlamsız ya imkansız görünebilir. Fakat bunu başaran sayısız insan var. Kesinlikle daha huzurlu ve bilge varlıklar olarak dikkat çekerler ve farklı yetenekleri vardır genellikle...
Meditasyon sırasında hissedilen şeyler tanımlanmakta zorluk çekilen şeylerdir aslında, çünkü düşünce-siz yaşanmış- hissedilmişlerdir ve onları düşüncelere ait olan kelimelerle anlatmak çok zordur.
(İç konuşma; beynin içinde düşünceye ait her şeyi kapsar. Kendimizle ya da diğer nesnelerle ilgili olan bütün düşüncelerimizi içerir. Diğer nesnelerle ilgili olsa da bizim beynimizdekiler sadece bize aittir, çünkü algılayan ve yorumlayan biziz.)
s a m i r e
Açıklamanız için
Açıklamanız için teşekkürler :)
Ya samire senin bu Toltek
Ya samire senin bu Toltek dediğin adamlar niye "tek tek" konuşmazlar da böyle "tolu tolu" konuşurlar? Nehir gibi yazıyı ne zaman okuyacağım ben? Daha okumadım. Yorumları da okumadım. 12 Eylülden sonra okuyacağım herhalde:) Selamlar...
Sevgili Hüseyin
Ya hakkaten bu konu yeterince ağır ve dolu. Ben de farkındayım çok ağır takıldığımızın ama ne yaparsın ki arkadaşlar sordu ben de sorumluluk hissedip cevaplandırmaya çalıştım. İyi yazdın bu yorumu valla neşe getirdin konuya...
Sen artık bi ara okursun merak ediyosan, yorumlarını bekliyorum mutlaka...
s a m i r e
deneyimleme yoluyla,
deneyimleme yoluyla, zihinsel süreçleri kontrol edebilme yeteneğiyle, bu dünyanın görüntülerden oluşutuğu algısına herkes ulaşabilir, verilmiş tanımları anlamsızlaştıracak bir terapi ile olduklarından farklı görünebilir. Ben bardağı bir süre sonra zihinsel reddetme yoluyla başka şeye çevirebilir ve bir süre sonra onu tekrar bardağa dönüştürebilirim. Delilik ya da kontrollü delilik zihnin oyun oynayabilir ve oynanabilir niteliğiyle gerçekleştirilebilir. Bu sonsuzluk savaşımı, özgürleşme vb ile nasıl bir bağlantıdadır?
toltec öğretisi bunun üzerinden mi biçimlenmiş Samire?
ağır takılıyorsak ve
ağır takılıyorsak ve sorumluluk hissini zorlayıp özgürlüğünü elinden alıyorsam sonra da ( kişisel erkin? yeterli olunca) devam edebiliriz.
Ağır takılmak
Cevap vermek istemesem yanıtlamazdım. Benim konudan ve sorulardan bir şikayetim yok. Benim bu ağırlık dediğim şey başkaları içindi ve espriydi Hüseyin'e...
Kontrollü delilik elbette sonsuzlukla savaş için bir yöntem, bütün edimlerin nihai amacı birleşim noktasını kaydırıp başka dünyalarda farkındalık yaratmak.
s a m i r e
"Kontrollü delilik elbette
"Kontrollü delilik elbette sonsuzlukla savaş için bir yöntem, bütün edimlerin nihai amacı birleşim noktasını kaydırıp başka dünyalarda farkındalık yaratmak."
samire
birleşim noktası mı bileşim noktası mı, bilişim noktası mı?
hiç hasta olmamak- çünkü
hiç hasta olmamak- çünkü hastalık- mikrop-virüs- bakteri tanımlanmış gerçeklerdir, hiç korkmamak- çünkü korku nesneleri tanımlanmış gerçeklerdir, hep genç kalmak, çünkü zaman tanımlanmış gerçeklerdir ve zihne kazınmış bütün etiketler söküldüğünde gerçek özgürlüğümüze kavuşacağız...
samire, yukarıdaki tümce doğru mudur öğretiye göre?
aynen yazdığın gibi...
Çok güzel ifade etmişsin, yazdıkların öğretiyle örtüşüyor. Birleşim noktasının kayması demek; o zihne kazınanları sökmek demek bir tanımıyla...
Carlos Castenada'nın yazdıklarından türkçeye çevrilen ifade birleşim noktası... İngilizcesini ne yazık bilmiyorum. Bakmak gerek, iyi hatırlattın. Ama Nevzat Erkmen'in çevirisini beğeniyorum, kelimeler çok güzel bir türkçeyle çevrilmiş, onun türkçesi yabancı gelebiliyor bizim kullandığımız güncel dile ama, olması gerekeni kullanmış.
s a m i r e
birleşim noktası çok
birleşim noktası çok büyüsel duruyor...
nasıl kaydırılır, bunun tanımlanmış bir mekanizması var mıdır?
Birleşim noktası
Elbette var tanımlamalar ama buna mekanizma demek ne kadar doğrudur bilmem. Bu arada Aram, bu konuda epey ilgilisin, seni bir seminere davet edeyim ben en iyisi..:) İstanbul'da isen bu konudaki haftalık toplantılarımıza ve seminerlerimize katılabilirsin...
s a m i r e
Evet bu gün "kontrollü bir
Evet bu gün "kontrollü bir us'lulukla" zaman ayırıp okudum ve sonra kendi halime geri döndüm...
"Kontrollü uslulukla" okurken kendimi bir gerilim filminde duyumsadım. Filmde kocaman bir taş tapınağın önünde küçücük bir çocuktum. samire denen büyücünün, tapınağın tam tepesine doğru bir taş koltukta oturduğunu gördüm ve samire'nin saçları tapınağın tepesinden aşağılara ve bana doğru bir kırbaç gibi savruluyordu. Çok güçlü bir rüzgar esiyor ama rüzgarın sesi duyulmuyordu. Samire ise öylesine, kendiliğinden konuşuyor, ben de sanki yargıç önünde bir suçlu imiş gibi onun son sözünü söyleyip, kalemimi kırıp kırmayacağını bekliyormuşum gibi sessiz sessiz dinliyordum. Sanki ilk çağlardaydım ve mızrağımı, okumu yayımı elimden almışlar, beni samire'yi dinlemeye tutsak etmişlerdi.
Birden uyandım!...
Usuma bir fıkra geldi: Adam transatlantiğine binmiş, bizim kuş adasına gelmiş. Bir balıkçı orada kendi teknesinde balık tutuyormuş. Balıkçının köyü de koyu da çok güzelmiş. Adam balıkçıya yaklaşmış ve söyleşiye koyulmuşlar. Adam anlatmaya başlamış:
- Siz böyle küçücük teknelerle balık tutacağınıza bir kooperatif kursanıza!...
- Ne olacak kurunca?
- Daha çok para kazanırsınız!
- Sonra?
- Paraya para kazandırırsınız, borsaya girersiniz, arsaya girersiniz, her yere girersiniz...
- Sonra?
- Kazandığın parayla bir köy ve koy satın alırsın.
- Sonra?
- Kendine bir tekne yaptırır, balık avlarsın orda...
Bizim balıkçı gülmüş:
- Ben zaten şimdi de aynısını yapıyorum, ne gerek var o kadar zahmete?...
Sonra Nasrettin Hoca uğradı bana: Naber lan, dedi. Dünyanın merkezini arıyorum, deyince, "bak eşeğimin sol arka ayağının bastığı yerdir" dedi. Hadi ya deyince "Ölç o zaman sıpa" dedi. Ölçtüm doğru çıktı. Gidiyordu sordum. "Peki dedim sonsuzluğun ucu nerdedir baba" deyince "başlangıcı önünde sonu arkanda" dedi. Arkama baktım önüme baktım, ulan kaç ucu var bilmiyorum ama bir ucunu yakaladım işte, çekeyim bakalım ucundan, ne gelir ardından...
Sonra başladım bir türküye: "ipin ucu bendedir uy amman/ bir ucu da sendedir uy amman/ el bilir alem bilir uy amman/ ben nezaman bileceğim galan"
E, sora sora öğreneceğiz. Yeter bu kadar meditasyon. Buldunuz bedava meditasyonu gülersiniz değil mi köftehorlar:) ( Köfte gerçekten horlar mı acaba?)
Şimdi sevgili samire, şu yazılanları biyolojinin neresine iliştirebiliriz, ben de onu merak ettim. Aram baya terletmiş seni ama bende bunu merak ediyorum. Öğretinin hepsini okumak gerek belki ve ben buna yabancıyım. Ancak yazdıklarınızdan anladığım ya da "delirdiğim" kadarıyla, sözünüzün biyoloji ile ilişkilendirilmesini istiyorum. Örneğin kadınların rahmi ve sonsuzluğa açılan delikleri deyince nedir bu, erkekler için de sonsuzluğa giren bir anahtarları var diyebilir miyiz örneğin? Muzip görünse de tamamen masum bir sorudur, lütfen gülmeyiniz! Teşekkürler:)
Aktaş, farkında mısın
Aktaş, farkında mısın bilmem ama yukarıda mizah gibi yazdığın kısmı yazarken bile zihninde oluşan senaryo ile zaten bilmeden kontrollü deliliği uygulamışsın... Sen de bilmeden yapanlardansın sanırım, saygı ile eğiliyorum.
seni tol-tek geçerim bu
seni tol-tek geçerim bu alemde... diyebileceğini hissettim Aktaş...
Sevgili aram, kimseyle
Sevgili aram, kimseyle yarışmak derdinde değilim, o zaman karşımdan gelenleri nasıl geçeceğimi bilemiyorum! Onlar mı beni geçiyor, ben mi onları geçiyorum, yan yana yürürken de geride kalan mı beni geçiyor yoksa ben mi onu geçiyorum. Bu durumda işler karışıyor da, kendimi geçersem ve bunu bilirsem, beni bu rahatlatıyor. Sevgiler...
(sözcük bozmalarını
(sözcük bozmalarını seviyorsun diye tol-tek geçerim dedim Aktaş)
rüya daki olaydiziminin gerçekliği günlük yaşamdan zihinde kalanların yansıması mı yoksa gerçekliğin bizim bilmediğimiz farklı bir türü mü yoksa bir başka gerçeklik midir Samire?
Uykuda olan zihnin geri plana çekilmesi ise ve yarı ölümle eşleşecekse yaşamın devam ettiğine, beynin kendisinin ölmediğine dair bir kurulmuş çalar saat görevi mi görüyor?
Beynin yaşadığına kendi oto anımsatması olarak; Başlangıç filmindeki rüya ile gerçekliği ayırtetmeye yarayan nesnenin varlığı gibi bir şey olabilir mi rüyanın kendisi?
çok soruyorum değil mi?
Bir bozduğumu bir daha
Bir bozduğumu bir daha bozarsam yaptığımı bozmuş olurum aram.
Tol ve teki daha önce tol tol ve tek tek kullanmıştım zaten:)
Atışmanın ilk tümcesi ilk tümcem olabilir mi? Ama başka bir sayfada. Zaten bu kadarı bile izinsiz oldu. Samire tokatlamadan kaçalım:)
:) İlahi Aktaş Samire'nin
:) İlahi Aktaş
Samire'nin zilini çalıp kaçan 2 çocuk gibi düşündüm ben de, posta kutusuna soru bırakıp kaçalım...
kronik anımsanmayan rüya durumları kişisel erki azaltır mı Samire?
Soru güzel... Yanıtlamalı
Soru güzel... Yanıtlamalı şimdi onu bir güzel...
Rüyalar ve erk
Gördüğümüz rüyalar büyük çoğunlukla bilinçaltı kaynaklarının kullanıldığı rüyalardır. Bilinçaltının yükü rüyalarda bizi yorar ve evet erkimizi eksiltir...
Geçmişimizle ilgili özetlememizi yapar ve eski enerjilerin yükünden kurtulursak rüyalarımızda da özgürleşiriz.
s a m i r e
Muzip Hüseyin
Sorun gerçekten muzip Hüseyin... Epey güldürdü beni... Senin bu bakış açından da evet, söz konusu tanımlaman da kendi içinde doğru. Sonsuzlukla bağlantıları, insanların cinsiyetlerine bağlı enerjilerinden geçerek şekillenir.
Sen hem komik, hem bedensel fizyoloji ile değerlendirmişsin işi... Çok uzun bu konu... Söz en kısa zamanda uzun uzun anlatmaya çalışacağım...
s a m i r e
Yeni yorum gönder