C. Darwin / Evrim/ ve diğer hususlar..

gamaro kullanıcısının resmi

Charles Darwin'in kurduğu asıl teori, "organik dünyanın tarihi gelişme teorisi"dir. Darwin bu teoriyi kurmak için çabalarken aslında tek bir şey yapma niyetindeydi; genelleme. Evet, genelleme, Cambridge üniversitesinde eğitim görmüş bir tabiat bilgini olarak çağdaş biyolojik bilgiyi ve biyolojide pratiği genelleştirmek istedi.

Sokakların bilgelerle dolup taştığı, vahyin messenger yoluyla alınmaya başladığı ve Harun Yahya ve Hüdai Çakmak gibi şarlatan ve mukaddesatçı ideolojik nesnelerin her yerde cirit attığı şu günlerde böylesi kavramları biraz daha enli boylu tartışmanın (veya en azından diğer okuyucuların da bilgilerine sunmanın) gerekli olduğuna inanıyorum.

Peki nedir bu genelleme? Genelleme denilen şey en sade anlatımla, tikelden tümele (veya daha az genel olan bir bilgiden daha çok genel olan bir biligiye) geçişin ifadesidir. (Örneğin ısı kavramından enerji kavramına geçiş gibi) Ama sadece bir geçiş süreci değildir genelleme, beraberinde bu sürece ait mantığı ve yine bu sürecin ürünü olan genellenmiş kavram, hüküm, yargı, bilim kanunu ve teoriyi de ifade eder. Bu bakımdan genelleme ve onun sonucunda elde edilen genellenmiş bilgi gerçeğin/realitenin özüne nüfuz edişin bir ifadesidir aslında.

Ama burda önemli bir kaç püf noktası var. Örneğin yukardaki örnekte de belirttiğimiz gibi, ısı kavramından enerji kavramına geçiş bir genellemedir şüphesiz. Peki ama ısı kavramından enerjiye ve ordan da tanrı kavramına geçmek isterse birisi, bu da bir genelleme mi olur? Aslında öyle olur ama hemen anlaşılabileceği gibi mantıkları farklıdır. Birincisinde gözlenebilir ve ölçülebilir durumlar varken, ikincisinde ilişki kurulmak ve genellemeye dahil edilmek istenen durumlardan birisi gözleme ve ölçüme kapalıdır. Çünkü ne kadar yürekten inanırsanız inanın, tanrı denilen şey şu ana kadar hiçbir kontrollü deneyde karşımıza çıkmamış ve doğrudan gözlenmemiştir. Sevgili xenix " bilimsel açıklamalar, evrim ve tanrı" adlı çok eski bir formda oldukça detaylı ama bi o kadar da sade bir şekilde açıklamış aslında. Genelleme yapılırken ölçüme ve gözleme açık olmayan ve bilinmeyen bir etkenin sisteme ve işlem mantığına dahil edilmesinin getireceği tek şey; üretilen kavramı veya genellenmiş bilgiyi olgusal olmaktan çıkarmak olacaktır ki, bunun anlamı alan değişikliğidir. Yani evet, ısı kavramından enerji kavramına geçiş yapılabileceği gibi ısı kavramından tanrı kavramına da geçiş yapılabilir ve beraberinde daha farklı genellenmiş bilgi, kavram ve hükümler üretilebilir. Peki ama alan? Yani hangi alanda duracağız o zaman, bilim mi, teoloji mi?

Teoloji derseniz tamam, yani en azından bi iç tutarlılık sağlanır ve ilave teolojik kavram ve önermeler eşliğinde teolojik bir tasvir ve genellenmiş bilgi üretiminde bulunmanın önü açıktır. Ya da bu durum bir tencereye kaynayan suyun içine bir damla kızgın yağ damlatmak gibi olur, sessiz sedasız kaynar gider. Ama bilim derseniz eğer, işte o zaman biraz sıkıntı doğar, ve deyim yerindeyse bu kez bir tencere kızgın yağın içine bir damla su damlar ve patlar.. Çünkü ölçülebilir/gözlemlenebilir bir takım parametrelerle varlığı/olgusallığı izlenebilen bir şeyi (örn enerji, yaşam, canlılık) bilinmeyen ve gözleme-ölçüme kapalı bir etki (örn. tanrı) üzerinden genellemeye çalışmak, sevgili xenix'in de belirttiği gibi artık semantik problemdir ve bu durumda "enerjiyi ve yaşamı tanrı var etmiştir" demekle "enerji ve yaşam vardır" demek arasında hiçbir fark kalmaz. (Bilimin "etki gereksizliği" şeklinde tanımladığı bu durumu teoloji önemli, hatta mutlak gerekli bulabilir elbette, ama soru hala aynıdır, hangi alanda duruyoruz? Bilim mi yapacağız yoksa teoloji mi? )

İşte Darwin'in yaptığı veya yapmak istediği asıl şey böyle değerlendirilmelidir. Darwin'in ulaştığı canlı tabiatın evrimi fikri ona bir anda ya da bir gece rüyasında ilham edilmedi şüphesiz. (Zaten ben bugüne kadar hızır aleyhissalamından noel babasına kadar hiç bi ak sakallı amcanın bir bilim adamının rüyasına girip de formüldeki eksik kimyasalın adını veya önemli bir matematik probleminin çözümü fısıldadığını filan duymadım, varsa yoksa git şurayı kaz içine bi elma koy, sonra o elmanın çekirdeğiyle bilmem ne yap falan filan) Neyse..Canlı tabiatın evrimi fikri Darwin'in yıllara yayılan eğitim ve bilgi birikimi ve organik dünyanın tarihi gelişim teorisinin, onun 1831 ve 1836 arasında yaptığı dünya gezilerini takiben elde ettiği sayısız malzeme eşliğinde zenginleştirilmiş ve genelleştirilmiş bir halidir. (Oysa kendinden önceki dönemde özellikle biyoloji ve tabiat bilimleri alanında hakim olan bakış açısı bütünüyle teleolojikti. Örneğin tersinim ve benzerleri bu teleolojik hakimiyetin Darwin öncesi dönemde biyoloji alanında ne tür kepazelikler ve absürtlüklerle dansettiğini hiç dile getirmezler nedense.)

Ama Darwin de nihayetinde bir insandı.. Ben ne zaman Darwin'in özel hayatına dair birşeyler okusam, farklı zihinsel kurculamalar ve bir takım duygusal muharebe izlerini görüyorum onun dünyasında.. Bir yanda bilimin kendisine düşündürdükleri, diğer yanda ise tanrı gibi çocukluğundan beri tanıdığı ve biriktirdiği çok yoğun, ağır ve yapışkan psişik etkileri bulunan bir kavram..Ve o bunları birleştirmeye çalıştığında, deyim yerindeyse bocaladı (ama bocalamasını da yadsımadı.) Örneğin labaratuvarına girdiğinde ateist ve materyalistti, ama akşam yemeğinde yine de tanrı hakkında düşünmeden edemezdi ve tüm bunların üzerine kafa yorduğu gündüz yürüyüşlerinde ise kendini agnostik olarak tanımlamayı belki daha uygun gördü. Hepsi saygıyı hakeder. Ama Darwin'in ortaya koyduklarıyla onun duygu dünyasındaki çalkantıları karman çorman etmeye çalışmanın sebebi hikmeti nedir acaba? Yani ille de karman çorman edilecekse bişeyler, bu durum evrim taraftarlarına değil, bilakis dini mukeddesatçılara zarar verir ancak, çünkü Darwin'in yaşadığı şey açıktır; buldukları ve bulduklarının ona düşündürdükleriyle inandıklarını eşleştirememiş ve bunun sıkıntısını çekmiştir. Ama dedim ya, tüm bunlar onun özelidir ve hepsi de saygıyı hakeder, çünkü o hepsini de tam bir beyefendi gibi, sukunetle ve hatta bilgece yaşamıştır.

Peki ya buna bile saygı göstermemek ve sınır tanımaz bi iştah ve ihtirasla herşeyi ters yüz etmeye çalışmak nasıl bi şeydir? Darwin'in annesini ve bir kaç yakınını genç yaşta kaybetmiş olmasından ve sözüm ona bu gibi olayların yarattığı psikolojik travmalardan filan yola çıkarak onun tanrıdan uzaklaştığını ve bunun sonucunda da kendi kendine ve saplantılı bir şekilde evrim teorisine yöneldiğini filan çıtlatmaya çalışmak..Evet ya, bu nası bir densizlik ve saygısızlıktır? Yani hakkaten, bu nasıl bir salyacılıktır ? Darwin öyleydi ondan böyle oldu, e Freud da zaten ensest ilişki kurbanıydı o da ondan ateist oldu.. Saygı ya, saygı.. Allah kimseyi ne sizin saygınıza ne de adaletinize muhtaç etmesin.

Darwin'in başardığı asıl şey biyolojiyi o güne kadar ki teleolojik bütün yaklaşımların ötesinde gerçek bir bilim olma yolunda sıçratmış olmasıdır. Ha bu arada Darwinizm diye bişey yoktur, canlı tabiatın evrimi kuramı vardır, ve bu da yukarda belirttiğimiz gibi organik dünyanın tarihi gelişme teorisinin zenginleştirilmiş bir parçasıdır.

Sosyal Darwincilik ise başka bişeydir. Doğadaki biyolojik varolma mücadelesi ve doğal seleksiyonun sosyolojiye uygulanmış halidir ve 19. yüzyıl sonlarında adını duyurmuştur.(İlk uyarlayıcılar Friedrich Lange, Otto Ammon ve Benjamin Kidd'tir) Daha sonraki yıllarda Elmer Pendell ve Francis Montagu gibi doğal seleksiyonun halen devam ettiğini iddia edenler olsa bile, sosyal darwincilerin büyük bir kısmı doğal seleksiyon en son bir kaç yüzyıl öncesine kadar en katıksız haliyle var olduğuna, ancak bilim ve teknolojinin gelişip uygarlık kriterlerinin değişmesiyle bu var olma mücadelesinin de yatıştığına ve bu şekilde sadece dayanıklı ve başarılı olanların değil, daha öncesinde hayatta kalmaları mümkün olmayan ve yok olmaya mahkum olan bireylerin de bu göreli yatışmış ortam içerisinde hayatlarını sürdürebilir hale geldiklerine inanırlar. Onlara göre bütün kötülüklerin sebebi bu tür ikinci sınıf insanlardır ve bunların sayıları da gün geçtikçe artmaktadır. Buna karşın milyarderler ve diğer güç odakları ise bir nevi kahraman ve üstün insandırlar, zaten hakettikleri için güçlü ve muzaffer olmuşlardır. Kapitalizmin ve faşizmin ruhunu şadetmenin bir yolu daha işte.. Ama lütfen, bu materyazlim değil, bilakis katıksız bi idealizmdir.

Daha öncesinde de bir başka forumda da dile getirmiştim, biyolojik yaklaşımların tarih alanında uygulanmaları insanı materyalizme değil idealizme götürür. Darwin'in teorisi biyolojik bir teoridir ve bir takım biyolojik parametrelerle insanın diğer hayvanlardan farkları ve benzerliklerini genellemiştir. Ancak insanı diğer hayvan sürülerinden farklı kılan emek, anlamlı konuşma ve bunlara eşlik eden ilkel sürü hali gibi sosyal farklılıklar teoriye dahil değildir, çünkü bu biyolojinin meselesi değildir. Oysa materyalizmi madde ve maymundan ibaret sayanlar.. bilimum ışıkçı, aynacı ve spotçular.. Neydi o sahi, bi-hal oluş mu demiştik? Efenim herkese iyi günler.

Senin oyun: None Ortalama: 4 (12 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

GAMARO

TEŞEKKÜRLER.

'''' Darwin'in başardığı

'''' Darwin'in başardığı asıl şey biyolojiyi o güne kadar ki teleolojik bütün yaklaşımların ötesinde gerçek bir bilim olma yolunda sıçratmış olmasıdır.''''

Katılıyorum bu düşüncenize. Darwin'in hiç bir etki altında kalmadan tamamen bilim adına yaptığı çalışmalar sonucunda keşfettiği insan evrimi teorisi doğru, fakat eksik bir teori. Çünkü darwin bir bilim adamı olarak bazı kimyasal madde karışımlarını suda kaynatıp canlı hücre elde etti. Daha sonra bu canlı hücrelerin zaman içinde nasıl evrimleştiğini gördü ve bizlere anlattı. Peki, ya daha öncesi yani ilk suyu kaynatan kim ? Oluşum, gelişim, bilimsel olarak çözülmüş fakat kaynak gösterilmemiş.

İnsanoğlu bir çok bilinç boyutlarında var olarak buralara gelmiş. Sadece bedenden ibaret varlıklar değiliz. Öyle olmamış olsaydı bugün hala kendimizi arıyor olmazdık. Bilginin ve teknolojinin üst seviyelerini yaşadığımız bu dönemde neden hala insan kim olduğunu, nereden geldiğini arıyor. İnsanı salt akılla sınırlayanlar neden aklın almadığı olaylara cevap bulamıyor. Bilim adamları ilim denen o koskocaman gerçeği tanımadıkça tek başına bilim her zaman eksik kalacaktır. İnsan, tanrı, kainat la ilgili soruların cevaplarını bilim adamları sadece ilimin içinde bulabilirler.

Tamam bilim adamları tanrıyı aramıyor. O zaman neden her söylemlerinde tanrının adı geçiyor. :)

hurmadan geldik

İlahi venüs, neden her söylemde tanrının adı mı geçiyor, vallahi soralım bakalım neden geçiyor acaba?:)

http://www.turktime.com/haber/OZTURK-DARWIN-EVRIM-TEORISINI-MUSLUMANLAR-DAN-CALDI-HURMADAN-GELDIK-/49201

ÖZTÜRK: DARWİN, EVRİM TEORİSİNİ MÜSLÜMANLAR’DAN ÇALDI, HURMADAN GELDİK!

Darwin sansürü, ilahiyatçılar arasında evrim teorisini bir kez daha tartışmaya açtı. Yaşar Nuri Öztürk, teoriyi ilk olarak bir Müslüman bilim adamının ortaya attığını söyledi, Süleyman Ateş ise “Evrim geçirdik ama maymundan gelmedik” dedi.

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinin ‘Darwin’ kapağını baskı aşamasında değiştirmesi, iki yüz yıldır tartışılan evrim teorisini yeniden gündeme taşıdı. İslamiyet’te evrimin yeri de tartışmaya açıldı. İşte iki ünlü ilahiyatçımızın Darwin ve evrim teorisiyle ilgili görüşleri...

"Hurmadan geldik"

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk: Sözüm ona sansürü Müslümanlık adına yapıyorlar. Halbuki Darwin, evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten çaldı. Evrim teorisi Batı’nın değil Müslümanlar’ındır. 940-1030 yılları arasında İran’da yaşayan İbn Miskeveyh, ’El-Fevzü’l-Asgar’ adlı ölümsüz eserinde evrimleşmeyi, Darwin’den tam 850 yıl önce incelemiş ve onun vardığı sonuçlara daha o zaman varmıştır. Miskeveyh’e göre, yüksek alemden inen nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekamül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Bu süreçte, hayat eserini ilk kabul eden varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki tohumsuz ürer. Otlar gibi... Nihayet evrim, üzüm ve hurma ağacına ulaşır. Bitkiler alemi, hurma ile tekamülünün son sınırına varmış olur. Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştır. Hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesidir. Hayvanlar aleminde ilk mertebe, kısmen hareket edebilen, sadece dokunma duyusu bulunan sedef ve salyangoz gibi hayvanlardır. Evrimleşme, köstebek ve benzeri 4 duyu sahibi hayvanlarla devam edip 5 duyu sahibi, terbiye edilebilir hayvanlara ulaşır. Bu mertebede at ve şahin tipiktir. Evrimleşmenin insanlık mertebesine bağlanma noktasında maymunlar ve benzeri gelişmiş hayvanlar görülür.

"Kuran’da evrim var"

Prof. Dr. Süleyman Ateş:Darwin’e karşıyım ama bilimde sansür olmaz. Kuran’a göre insan bir evrim geçirmiştir. Ama Darwin’in dediği gibi insan maymundan gelmiş değildir. Kuran’da insanın henüz halife olmazdan önce, yani yeryüzünde Allah’ın temsilcisi olmazdan önce barbar, kan dökücü bir canavar gibi olduğu söyleniyor. Ama akıl potansiyeliyle insan olgunlaşıyor ve yeryüzündeki varlıklara hakim olacak duruma geliyor. Bu Allah’ın bir lütfu sayesinde oluyor. Bakara suresinin ayetlerinde buna işaret edilmektedir. İnsan suresinde ise ” İnsan kendisinin hiç anılmadığı uzun zamandan geçmedi mi “ diye buyurulmaktadır. Yani insan daha insan değildi ama insan olma yönüne yönlendirilmişti.

[ Nası diyodu yahşi batıda; " E bi karar verin tıkıma banayım" muhahaha:]]]

katolik kilisesinin de

katolik kilisesinin de şartlı ama'larla evrim teorisini kabul ettiğini okumuştum. Hurmadan da gelinse kuranda bir evrim düşüncesinin varlığının dile getirilmesi eğlenceli geliyor.
( not: yazıyı bilim felsefesi gözüyle okumak gerek, zaman bulursam okuyup yorum ekleyeceğim, madem ki Gamaro eklemiştir)

Aslında hristiyan

Aslında hristiyan ilahiyatçılardan bir kısmı daha 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren evrime göz kırpmaya başladılar. Ancak bu göz kırpışların asıl sebebi, algısal bilgi ile kavramsal bilgi ayrımının henüz yapılmadığı bir dönemde klisenin Nuh'un gemisi gibi bir problemle karşılaşmış olmasıydı.

Sorun şuydu ki; bir gemi ne kadar büyük olursa olsun yaşayan bütün canlılardan birer çift alabilecek kadar büyük olabilir miydi? Ne kadar zorlanırsa zorlansın bu soruya evet cevabının verilemeyeceği aşikardı, ilaveten dönemin canlı-cansız döngüsü üzerindeki algılayışı (örneğin yaban arılarının balçık ve gübreden, kurbağaların ise loş su birkintilerinden ve kendiliğinden var oldukları/olabileceklerine inanılması), ve beraberinde büyük tufan düşünüldüğünde şöyle bir çözümde karar kılındı; " Bazı türler doğrudan tanrı tarafından yaratılmış, diğerleri ise bu türler üzerinden kendi kendine türemiş ve farklılaşmıştır" Eh işte..

Ama Katolik klisesinin durumu zaten bi tuhaf sevgili Aram. Hadi anglikan ve ortodoks olsalar bir nevi anlayacağım. Çünkü anglikanlar papa ve patrik gibi ruhani liderlikleri zaten reddetmişlerdir, ortodokslar ise sadece sembolik ve bütünüyle insani (yani hata yapabilir, yanılabilir) kişilikler olarak kabul ederler, hatta ruhani lidere yanılmazlık atfedilmesini bile şirk sayarlar. Oysa Katolik inancına göre Roma katolik klisesi (yani vatikan) yeryüzündeki en yüce kurumdur (bi anlamda tanrının yeryüzündeki ofisidir) ve doğrudan kutsal ruhun kontrolü altında bulunur. Bu bakımdan ne klisenin ne papa'nın yanılma ihtimali olmadığı söylenir. E şimdi Giardano Bruno'yu yakan, Galileo'yu hizaya çeken klise bu kliseyken, daha hala ne yanılmazlığından bahsediyorlar bilemiyorum tabi ben, yanılmazlığın "ama"sı mı olurmuş:)

Neyse ya, dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.. Vitalizm mi, biyoloji mi, bilim mi, teoloji mi, bunların hepsi birarada gider mi, hem başörtü takıp hem mini etek giyilebilir mi falan filan fişman. Aha işte bizim tayfa da yukarda. Kimi diyor ki hurmadan geldik hatta maymundan da gelmiş olabiliriz, diğeri diyor ki Darwin'e inanmıyorum ama evrim vardır ama maymunla olmaz, (bak işte bizde de var bi sürü ama eşliğinde evrime onay vermek:)) ötekisi diyor ki efendim evrim komple sahtekarlıktır, berikisi diyor ki kaçın tersinim geliyor.. bu maçı alıcaz başka yolu yok modunda bi sirk işte...Baksana, adam -21 oldu ve ceza aldı, ama hala hiç utanmadan ve hiç birşey olmamış gibi yeni bi nik alıp yazmaya devam edebileceğini düşünüyor. Bu denli bencil, bu denli her yol mübahçı ve saygısız. Kendi halinde bi web sitesinin kurallarına bile saygı göstermeyenler tabiata mı saygı gösterecekler, yok daha neler.

Bir Deli Bir Kuyuya Bir Taş Atar, Kırk Akıllı Çıkaramaz

Mesaj forum editörünün tasarrufu dahilinde yayından kaldırılmıştır. (Gamaro)

[ Doğrusöz isimli profilin tersinim olduğunu düşünüyorum. Diyor ki; sanırım sayın hüdai çakmak'ın pek vakti yok bu aralar yazmaya, bari onun yerine ben sorayım. Enteresan tabi, adam -21 olmuş gitmiş, sonra başka bi nikle gelip hiç bişey olmamış gibi yazmaya devam etmek istemiş, şimdi de asistanlarından biri gelmiş. Yani yerseniz.]

Kendisini "doğrusöz"

Kendisini "doğrusöz" olarak ortaya koyan bu "eğrisöz" Hüdainin klonlaması değilse, benim de etimoloji diye bir bilimden haberim yok demektir...

Lafa bak: "Darwinizm dininin kutsal kitabı olan Türlerin Kökeni ve İnsanın Türeyişini okuyanlar Darwinin öyle genelleme filan yapmadığını çok iyi bilirler."

Hdai ordan!...

Sanırım on küsür sene

Sanırım on küsür sene önceydi. Şu öğleden sonra programlarından birinde Dr. Arif Verimli (psikiyatristtir) bir takım psikiyatrik rahatzılıklar üzerine konuşuyordu. Stüdyoda bir kaç hasta ve hasta yakını da vardı. Sohbet kendi halinde ilerlerken konu detaylandı tabi ve Arif Hoca dedi ki; "Bu hastalar zaman içinde hastalıklarından sekonder kazanç elde etme yoluna başvururlar.."

Adam demez olaydı bunu.. Daha cümlesi biter bitmez öyle bir karıştı ki stüdyo, tutabilene aşkolsun. Hastalar bir yandan, hasta yakınları bir yandan, bağıran, çağıran, siz ne demek istiyorsunuz, ne demek kazanç, yani biz buraya para için mi geldik, bunu nasıl iddia edebilirsiniz, hiç utanmıyor musunuz, siz kendinizi ne zannediyorsunuz, vesaire, vesaire..

Halbuki Arif hoca'nın kullandığı sekonder kazanç terimi psikiyatrik bir terimdi ve gerek organik gerekse psikiyatrik rahatsızlıklarda gözlenen ve hastanın sahip olduğu rahatsızlığı kendisini daha başka açılardan iyi hissedebilmek amacıyla kullanması durumuydu. (Üstelik bu durum bilinç dışı mekanizmalarla gelişen bu süreçtir, yani kişi rahatsızlığını uzatmak pahasına geliştirdiği bu davranış modelinin bilincinde ya da idrakinde değildir.)

Doğrusöz isimli kullanıcın "genelleme"den anladığı şeyin ne olduğunu okuyunca aklıma bu geldi.

Hayır doğrusöz, bu forum benim forumum ve editörü benim. O nedenle birazdan mesajını sileceğim. Sorduğun herşey (son üç soru da dahil) tam bir bilim felsefesi cahili olduğunu gösteriyor. Bu sayfada sizin gibi şarlatanlara yer yok, hadi canım başka kapıya.

Bu forumun amacı

Bu forumun amacı evrim teorisini veya evrim sürecini şekillendiren mutasyon/doğal seleksiyon gibi etmenleri teknik boyutta irdelemek değildi. İşin aslına bakarsanız, böylesi hayasız ve cahilce bir saldırı altında (harun yahya ve tayfasını zaten biliyorduk, şimdi bi de tersinim gibiler eklendi) evrim gibi bir konuyu tartışmak mümkün müdür diye sormadan da edemedim kendime son günlerde.

Düşünün ki bir grup insan bir anda peydahlanıyor ve paleontolojinin makro dünyasından moleküler biyolojinin mikro alemine kadar uzanan bir yelpaze içinde sayısız kuvvetli kanıtla şekillenmiş bir teoriyi, insanı dumura uğratacak bir rahatlık ve hayasızlıkla taşa tutmaya çalışıyorlar.. Labaratuvarın kapısında zırlayıp duran ve çıkardıkları gürültüyle içerde çalışanları deli edecek bir güruh.. Tavırları çocukca ama kendileri kazık gibi maalesef. Temel kavramlar ve bilimsel çalışma prensiplerinden bütünüyle bihaberler, gelişmelere ayetçi bir zihniyetle bakma huyu hala baki ve bilimi tesfir sanatına çevirmişler bir nevi. 6-7 yıllık bir "araştırmacı gazetecilik" anlayışıyla palaentoloji, biyoloji, genetik, tıp, fizik, kimya, kuantum, astronomi ne var ne yok yalayıp yutmuşlar güya.(ilaveten islami ansiklopediler de var tabi) İnanılır gibi değil ama böyle. Yani şu durumda hem doktor, hem biyolog, hem paleontolog, hem fizikçi, hem uzay bilimci..yani herşeyler. Üstüne bi de meydan okuyorlar. Söyle o nasıl oldu, bu nasıl geldi, şu hücre ne yaptı, öbürü ne etti.. bilim kesin kanıtlarla konuşur, varoluş der ki..(dikkat edin varoluş diyor adam)

Sen bana karadeliklerin merkezinde olan şeyi anlat bilader, o kadar bilim yapıyorsun ama ne oldu, tıs di mi? Depremleri bilebiliyor musun önceden, ondan sonra o kadar hava basıyosun, yok ben sismologum diye, bırakın bu işleri kardeşim, deprem dediğin bi anda olur, levha tektoniği filan da neymiş? Kütle çekimine ne oldu, işinize gelince newton, işinize gelince görelilik.. Böyle argümanlarla karşı karşıya olduğunuzu düşünsenize.. Ne yapardınız?

Işık gerçeği, zaman gerçeği, deprem gerçeği, uzay gerçeği, kainat gerçeği... İnanılır gibi değil, inanılır gibi değil.. Bilime, evrime, mutasyona gelinceye kadar bakın daha neler var..

sudan geldik

Evrim teorisini taşa tutmak bence yanlış. Herşeyden önce ortada biyoloji adına verilmiş büyük bir araştırma ve emek var. Bence saygıyı hak ediyor. Darwin, Miskeveyh'ten çaldı demek de doğru değil. İki teorinin benzer yanları olabilir. Tarihte daha önce de farklı coğrafyalarda benzer icadların yapıldığını biliyoruz. Miskeveyh'i ilk kez duyuyorum, ama tüm pasajı dikkatli okuyunca "Hurmadan geldik" yorumunu yapanın kesinlikle dergi editörü olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında "hurma bitkiler aleminin tekamülünün son noktasıdır" sonucuna nasıl varmış, birşey söylemek için ona bakmak lazım.

Ben bilim ya da İslam profesörü değilim ancak bilime baktığımda gördüğüm şey yaşamın var olması için suyun gerekli olduğudur.

Kur'ana baktığımda gördüğüm şey de yaşamın başlangıcının sudan geldiğidir.
"O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?" (Enbiya Suresi, 30)

İnsanın yaratılışı Kuranda tek bir tanımla değil birkaç farklı tanımla anlatılır. İnsanın, spermden, embriyodan, akışkan bir çamurdan vb. yarattığını, onu denediğini, ete, kemiğe büründürdüğünü, işitme ve görme kabiliyeti verdiğini anlatır. Kutsal kitaplar biyoloji, fizik kitabı değildir. Kutsal kitaplarda "siz maymundan geldiniz" ibaresini göremedikleri için evrime karşı çıkanların ve insanların maymundan geldiğine takılıp kalanların ya bilimi ya da yukarıdaki ayeti referans alarak her canlının sudan türemiş olduğu gerçeğine dönüp bakmaları gerekir, diye düşünüyorum. Ben canlıların evrim geçirdiğine inanıyorum, insandan önceki son nokta maymunmuş, ya da fareymiş şuan için kesin bir ispat göremediğimden o kısmı kafamda soru işareti olarak bırakıyorum.

Şu ayet bile

Şu ayet bile Kuran'ın insan yazması olduğunun ispatı gibi.

""O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?" (Enbiya Suresi, 30)
"

Dünyayı ve insanı, evrenin merkezi sanan bir zihnin ürünü.

xenix

Ben daha önce yazmak

Ben daha önce yazmak istemiştim ama bi şekilde vazgeçmiştim hep. Şimdi Barden'in hatırlatması vasıtasıyla bir kaç cümle etmek istiyorum.

"Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk: Sözüm ona sansürü Müslümanlık adına yapıyorlar. Halbuki Darwin, evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten çaldı."

Yukardaki ifade biçimi en akıllı, en kravatlı ve en medeni mukaddesatçının bile dünyaya ve fikirlere nasıl da bencil ve saygısızca bakışlar fırlattığının tipik bir örneğidir aslında. Dikkat ederseniz Darwin sadece Darwin, değerli değil, büyük değil, saygın değil, ya da bunların hiçbiri olmasa da olur elbet, ama İbn Miskeveyh "ünlü" bir müslüman filozof. İkincisi; ki daha önce de söylemiştik, acaba böyle olabilir mi yok, şundan veya bundan etkilenmiş olabilir mi yok, okumuş ve esinlenmiş olabilir mi yok, almış olabilir mi bile yok, ama ne var? "çaldı" var, "arakladı" var. (Şahsen ben bu konuda detaylı bilgi sahibi değilim, yani yanılıyor da olabilirim elbette, ama sezgilerim bana diyor ki, Darwin hayatı boyunca şu Ibn Miskeveyh'i bırakın okumayı, adını bile duymamıştır büyük ihtimal.)

Aslında bu mukaddesatçı tayfanın selam, sevgi ve allahın adıyla bitirdikleri her söylemin içinde (ki en masumu Yaşar Nuri'ninkidir) benzer örnekler ve varyasyonları izlemek mümkündür. Mesela Darwin çoğu zaman sözde (!) bilim adamı olup ünlemle anılırken, bunun karşısında bir kaç cümlesi alıntılanan ve kendisinden çarpıtma yoluyla faydalanılan bir başka bilim insanı ise "Presston Üniversitesinde yıllardır organik kimya dersleri veren ve çağımızın en saygın bilim adamları arasında gösterilen Prof. Dr. Georgi Hagi" (salladım) şeklinde takdim edilebilir. Daha ilerisi ve doğrudan sapkınlık, üç kağıtçılık vs. de mümkündür elbette, böyle ithamlar da bolca izlenebilir.

Bütün bu arkadaşları, örneğin eğitim amaçlı bir girişim olması babında "peptik ülser tedavisinde cerrahi yöntemler mi dahili yöntemler mi ?" konulu bir kongreye davet etmek lazım aslında.. Davet etmek lazım ki, bilim insanlarının birbirleriyle tartışırken neleri söyleyebilecekleri kadar neleri söylemeyeceklerine de birinci elden şahit olabilsinler. Hayır hayır, hayal bile edemezler.

konumuz ne?

Zihniniz epey farklı çalışıyor anlaşılan. Konumuz bu değil ki. Ayrıca ayetten de öyle bir sonuç çıkaramıyorum ben. Nasıl bir bağlantı kurduğunuzu anlayamadım. Gökler çoğul yani evren, yer tekil yani dünya, her canlı şey de tüm canlıları kapsar, bakteriden zuzaylısına kadar kümenin içine tüm evren canlıları girer.
Hz. Muhammed 1400 yıl önce yaşamın sudan geldiğini biliyordu, diyerek övgüde bulunmak istediniz herhalde.

MUHAMMED PEYGAMBER UZAYA UYDU MU GÖNDERDİ..

xenix yazdi;
"Şu ayet(enibiya/30) bile Kuran'ın insan (muhammed) yazması olduğunun ispatı gibi..."

MUHAMMED PEYGAMBER UZAYA UYDU MU GÖNDERDİ: (ALINTI)

"..Big-Bang'in doğrulanması için Uzay'daki uydulardan gelen verilerin kullanıldığını gördük.

Peki, Uzay'a gönderilen bu uydudan 1400 yıl önce Muhammed Peygamber, Yerküre'nin Evren'le bitişik olup sonra ayrıldıklarını nasıl anlamıştı?

Uzay'ın her an genişlediğini
Muhammed Peygamber'in nasıl bilebildiğinin ortaya çıkması için "Acaba çölün kumları altına bir teleskop mu sakladı?" diye sorduk.

Üstelik
bu teleskopun Hubble'ın teleskopu gibi gelişmiş olması gerekirdi.

Peki,
inkârcılar acaba Evren'in başta tek bir birleşim olduğunu "Muhammed kozmik fon radyasyonunu hesaplayarak buldu" diye mi iddia edecekler?

Bunun için
Muhammed Peygamber'in herkesten gizlediği uydusunu Uzay'a gönderdiği ve bu uydudan gelen verileri değerlendirerek COBE'den önce gerekli çıkarımları 1400 yıl önce yaptığı fikrini mi savunacaklar?

COBE'den
25 yıl önce fosil radyasyonu, telefon şirketinin ekipmanlarıyla keşfeden Penzias ve Wilson, Nobel ödülünü aldılar.

Peki,
1400 yıl önce Evren'in tek bir birleşimden oluştuğunu da, Uzay'ın genişlediğini de söyleyen Muhammed Peygamberin Peygamberliğini inkâr edenler, acaba en azından onu Nobel fizik ödülüne aday gösterecekler mi?

Görüldüğü gibi
Kur'ân'ın Allah tarafından gönderilmediğini, Hz. Muhammed'in Kur'ân'ı kendisinin yazdığını söyleyenler, ne iddia ederlerse etsinler komik duruma düşmekten kurtulamayacaklardır.

İnanmaya niyeti olmayanlar hangi delili görürlerse görsünler, kendilerini inkâra şartlandırmışlardır.

Hz. İbrâhîm'e karşı böyleydi,
Hz. Mûsâ'ya karşı böyleydi,
Hz. İsâ'ya karşı da böyleydi,
Hz. Muhammed'e karşı da böyledir.

İnkârcıların tavrı,
tarih boyunca hep aynı psikolojiyi yansıtır.

Aşağıdaki Âyette görüleceği gibi
Hz. Mûsâ'ya karşı koyanlar da, her ne delil görürlerse görsünler inkâr edeceklerini söylemişlerdir.

"Bizi büyülemek için delil olarak her ne getirirsen getir
-biz sana inanmayacağız..."(araf/132)

**

Nitekim
Einstein da Evren hakkında yaptığı keşiflerden çok, bunların anlaşılabilmesine şaştığını söylemiştir.

Bundan da Âyetin,
insanların bu Âyette ifade edilenleri anlayabileceğine işaretinin önemi anlaşılmaktadır..(enbiya suresi aciklamasi/iste kuran)

"İnkâr edenler
-Evren [Gökler] ve yer birbirleriyle bitişik iken
-onları ayırdığımızı
-her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?
-Yine de onlar inanmayacaklar mı?.."(enbiya/30)

slm.

Hı hı

Evet kesinlikle kesinlikle övgüde bulunmak istedim. 3000 yıl önce sümerlilerin beyin ameliyatı yaptıklarına bakarsak Muhammed'in her canlıda SU bulunduğunu gözlemlemesi gerçekten övgüyü hak ediyor.

Kaldı ki her canlı su'dan mı geliyor ayrı bir tartışma konusu. Dünyamızda ki karbon temelli canlıların büyük çoğunluğu suyu kullanıyor olması, evrenin bir başka noktasında silikon temelli veya kükürt temelli canlıların da suyu kullanacakları anlamına gelmez. Belki xarssion gezegeninde ki canlılara inen vahylerde tüm canlıların asitten oluştuğunu ileri süren ayetler vardır.

xenix

Al işte

Al işte hala yerküre ile evren bitişikti diyor. :))

"Peki, Uzay'a gönderilen bu uydudan 1400 yıl önce Muhammed Peygamber, Yerküre'nin Evren'le bitişik olup sonra ayrıldıklarını nasıl anlamıştı? "

Yazıyı yazanın bindiği dalı kestiğinin farkına varmaması ayrı konu, sevgili bekir ve milyonlarcasınında bu dalla birlikte düştüklerinin farkına varmaması da ap ayrı bir tartışma konusu olurdu.

"İnkârcıların tavrı,
tarih boyunca hep aynı psikolojiyi yansıtır. "

Eee aklın yolu bir işte...

xenix

metni doğru okumak

Gamaro'ya katılıyorum. Bir metni doğru okumaya çalışmak çok önemli, içindeki kodları çözebilirseniz (kripto demiyorum, bu başka birşey:), o metin nesnel mi yazılmış, yanlı mı, verilen bilginin ne kadarı güvenilir, ne kadarı değil bunları görmek mümkün.

canlı

Kükürt temelli veya silikon temelli canlılar nasıl birşey olabilir bilmiyorum veya onlara canlı demek mümkün olabilir mi onu da bilmiyorum. Ben bildiklerim çerçevesinde konuşuyorum, çünkü dünyayı sınırlı beş duyumla algılıyorum. Bir kartala göre dünya/evren nasıldır, bir bakteriye göre dünya/evren nasıldır, onu bile bilmiyorum.

Zariyat 47 palavrası

Uzay'ın her an genişlediğini
Muhammed Peygamber'in nasıl bilebildiğinin ortaya çıkması için "Acaba çölün kumları altına bir teleskop mu sakladı?" diye sorduk.
demiş ebubekir,..

Ebubekir ve harun yahya gibiler, ayeti öyle atmasyon bir noktaya getirirler ki artık işin içinden çıkamazsınız .

Fakat bilmedikleri en önemli FELSEFİK husus bilimin yanılgı içinde veya eksik içinde bulunma halidir zira bilim yarın yeni bir keşifle evrenin genişlemeyip daraldığını söylerse bu sefer bu ayetçiler n'apacak gerçekten merak ediyorum. Elin oğlundan sonra ayet meal edilmez canımcım düşersin ve boğulursun.

Muhammet ne astronom ne de teleskop sahibi evet!.. Olmasına da ihtiyaç yok zira söylediği ayetler içinde hiç bir bilgi yoktu asla da olmadı.

20. yüzyıldan önce zariyat 47. ayeti "evrenin genişlediği" üzerine bir fikir sahibi değildi. Şöyle denmişti:

Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:

•Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem “Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.” (Fâtır, 35/35) hem de “O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.” (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. “Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz” demek olur.”
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Zariyat/47

Ve tüm önceki yorumlar buna benzer mealler içerirdi. Ne zamana kadar? HUBBLE inşa edilip gözlem yorumları açıklanana kadar...

Ayet sadece; eli geniş (cömertlikten) bahsedip durur. Bahsettiği / bahsedeceği tek şey budur gerisi palavradır.

Bana sorarsanız big bang'e

Bana sorarsanız big bang'e o kadar bel bağlamayın.. Bi bakarsınız ki yarın bir gün daha az zaafiyet içeren bir başka teori inşa edilmiş ve ne karanlık maddeye ihtiyaç kalmış, ne higgs bozonuna, hani bilim zaten böyledir de, ama bu kadar lafın üstüne siz çok sıkıntı çekersiniz sonra.

Ama yok yok..geri alıyorum sözümü, nası olsa ona da bi ayet bulunur kitapta.

Zariyat 47 : ingilizce

Zariyat 47 : ingilizce yorumlar:

47. And We have made the heaven with hands, and undoubtedly We are Makers of the vast extent. (Suudi)
47. We built the heavens by Our authority; and We are the Lord of power and expanse. (Pakistan)
47. With power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace.(mısır-1)
47. We have built the heaven with might, and We it is Who make the vast extent (thereof).(mısır-2)
47. And the heaven, We raised it high with power, and most surely We are the makers of things ample.(mısır-3)

Daha çok var ve ÇOK NET GÖRÜLECEĞİ üzere, bahsedilen sadece cömertlik veya cennette verilen hakların arttırılması... (Genişleme çoğu yerde bu manada kullanılmış ayrıca türkçe mealler cenneti (gök-sema) diye tercüme ederken bu yorumların neredeyse tamamı cennet temasında hemfikir)

Zavallı diğer müslüman alem!.. Bir türlü yalana ve dolana alışamamışlar.

Heavens

Heavens'ın kelime anlamına bakarsanız karşılığında cennet değil, gök yazar. Tekil olarak kullanılan heaven'ın birinci anlamı cennettir. Diğer anlamları yine gök, semadır.
Ayetin
Arapçasında "sema" kullanılmıştır. Manasının "gök" olduğunu herhalde biliyorsunuz.
Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne). (zariyat 47)

Cennetse Arapça'da da Türkçe'de de cennettir.

Ayet iddiacılarının

Ayet iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir” demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.

Bu tip mucizelere(yalanlara) neden gerek duyuluyor ?

Bilindiği üzere geçmişte Anadoluya türkmen illerden giriş yapan Türk halkları henüz islamiyeti kabullenmiş kavimler değildi. Türklerin giriş yaptığı sırada Anadoludaki etkin nüfus yoğunluğu; Ermeni, Yunan(Bizans) kısaca hristiyan halkların varlığı ve dinleriydi. Çok önceleri yezid ordularının karahan, gazne illerine yaptıkları korkunç kıyımlar ise dilden dile dolaşmış ve unutulmamıştı. Özgürlüklerine düşkün Türk halkları orta bir yol olan ve bir halifenin (DİN önderinin) baskısından uzak bir yapı kurdular : ALEVİLİK

Her ne kadar Sulta sahibi yani Konya'da oturan selçuklu hükümdarı sünni gözükse de halkların tamamı aleviliği benimsemişti. Tam bu sırada gelişen Moğol akınları anadoluyu harmanlamış sünni sultanın ve sünni moğol'un Türkleri vesayet altına çabasıyla yeni gelişmeler olmasına karşın uç beyliği olarak kurulan osmanlı bile henüz aleviydi.

Uzatmayacağım. O günden bugüne Anadolu aleviliği hatta rumeli aleviliği ortadan kaldırılamamıştır.

İşte bu yalanlar söylenir, zira sünnilerin (arap kıçı yalamışların) bu topraklarda aleviliği bitirmek için mucizelere ihtiyacı vardır. Son yy da Mustafa Kemal'in ortaya çıkışı ve laik bir kesim yaratması bu yalamışları iyiden iyiye öfkelendirmiş ve düzmecelere olan ihtiyaçlarını kuvvetlendirmiştir. Mustafa Kemal döneminde yaptıkları cezalandırılmıştır. Sultan Selim döneminden beri Kürt kesimlerle ortak hareket eden sünni vahşiler her fırsatta ortaya ÖFKE koyarak toplumu iyiden iyiye karşıt duruma getirmişlerdir. Dersim olayları bunun sonucudur. Dersim olayları bir alevi sorunu değil KÜRT sorunudur. Sünnileştirme ve başkalaştırma oyununun bir parçasıdır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra arkasına avrupa desteği alan bu yalamış gruplar her fırsatta laik ve alevi kesimlere saldırmış kendi muhafazakar görüşlerini benimsetmek için olmadık yalan dolu kitaplar icat etmişlerdir. (risale-i nur)

Tek hedefleri vardır : Bir Kürt devleti kurmak ve bu kurulan devlet desteğiyle bölünmüş yaralanmış iç savaşa mağlup düşmüş Türkiye'de şeriatı tesis etmek.

Heaven

Arapça "sema" sözcüğü ve ingilizcedeki "heaven" sözcüğü aynıdır. Zira ikiside TANRININ KRALLIĞI anlamına gelir. Ki bu cennettir. (Bir arap sema sözcüğünden bunu anlar. Gök anlamı için : aynı ingilizcede de bir renk iafadesi olan SKY gibi alkadra derler ki aynı zamanda bir renk ifadesidir.- Yeşil-mavi)

ipin ucu

Hey Allahım, herkes ipin ucundan çekip istediği yere götürüyor. Alevilere nereden geldik şimdi hiç mi hiç anlamadım.
Ben hiçbir şeyin içinde mucize aramıyorum. Yukarıdaki ayette genişletiriz denilen şeyin ne olduğunu bilmiyorum.
Heavens'ın cennet olduğunu söylemiştiniz, ben de gök ve sema anlamına geldiğini söyledim. Olay budur, ama diğer yandan "her canlı şeyi sudan yarattık" cümlesi, "her canlının içinde su var" gibi basit düzlemde düşünülecek bir cümle olmadığı için o cümleye de bir önem atfediyorum.
Meal ve tefsirler konusuna gelince nasıl sabit kılacaksınız ki bunları var mı bir formülünüz? Farklı çağlarda, farklı dillere, farklı insanlar tarafından çevriliyor ve çevrilmeye de devam edecektir. İnsan aklı anlamadığı şeyi anlamlandırmaya çabalar. Kıyamet daha önce de kopmuştur, yine kıyametler kopacak. Döngü bitene kadar, anlam da bitmez.

Barden

Sana yazdığım tek cevap "heaven" başlıklı olandır. O da araya girdiğin için...

Hangi sözlükte yazıyor

Hangi sözlükte yazıyor Arapça'da semanın Tanrının krallığı demek olduğu? Merak ettim. Kuranda Tanrının krallığı diye bir terim yoktur. Felsefik düzlemde baktığımızda "raina demeyin unzurna deyin" diyen bir Tanrı kral değildir.
Ayrıca cennetin kralı ne demektir? bu da ayrı bir soru.

Araya giriş sebebim

Araya giriş sebebim Aleviliğe nereden geldiğinizi sormaktı zaten?

Evet

Ayeti eğip bükerseniz sonra anlayamadığınız yerlere gelir. Bakın ayette ne diyor?

"her canlı şeyi sudan yarattık."

Burdan hangi sonuç çıkar?

1- Canlılık sularda başlamıştır.
2- Her canlı sudan oluşmuştur.

Siz 1. yi kastediyorsunuz, ben ise 2. yi.

xenix

Barden

Yazdığım makale bir soru soruyor ve cevabını vererek anlatıyor. Ya okumadınız ya dalga geçiyorsunuz ya da ???

Dil, muhammed'den önce de vardı. O yüzden bir inançla karşı karşıya değilsiniz. Karşı karşıya olduğunuz dilin kendisidir. Nasıl yapılandığı, geçmişi, edebiyatı, anlatımı gibi...

xenix yazdi; "Ayeti eğip

xenix yazdi;
"Ayeti eğip bükerseniz sonra anlayamadığınız yerlere gelir. Bakın ayette ne diyor? "her canlı şeyi sudan yarattık."

**

SU NASIL CANLANIYOR ?

"..Her canlıyı sudan yarattık
-Hala inanmayacaklar mı?.."(enbiya/30)

"..Allah hareket eden her canlıyı sudan yarattı.."(nur/45)

Furkân Sûresi'nde insanların, Enbiyâ ve Nûr Sûreleri'nde ise tüm canlıların sudan yaratıldıkları söylenmektedir.

Su,
biyolojik olarak yaşayan maddenin temel unsurudur.

İnsan hücrelerden oluşmuştur.

Hücreleri incelediğimizde
% 60 ile % 80 arasında sudan oluştuğunu görürüz.

Temel maddesi su olan hücre, canlı bir maddedir.
Canlılığın temeli olan su olmadan canlılık mümkün değildir.

Suyu incelediğimizde
suyun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana geldiğini görürüz.

Kimyasal olarak her özelliği mükemmel ayarlanmış olan su,tamamen cansız olan, %99'u boşluk olan atomlardan oluşur.

Nasıl oluyor da
%99'u boşluk olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılan hayvanlar, insanlar canlanıyorlar?

Bu noktayı
iyice düşünen, becerinin cansız atomlarda değil, bu cansız atomları
canlandıran Allah'ta olduğunu anlar..(iste kuran/enbiya suresi aciklamasi)

"..O Allah'tır
-Yaratandır
-kusursuzca var edendir
-biçim verendir
-En güzel isimler O'nundur
-Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nu yüceltir
-O üstündür
-bilgedir.."(hasr/24)

Bütün övgü,
bu ham maddeleri de, bu ham maddelerden insanı da yaratan Allah'adır..
(iste kuran/enbiya suresi aciklamasi)

slm.

"Kimyasal olarak her

"Kimyasal olarak her özelliği mükemmel ayarlanmış olan su, tamamen cansız olan, %99'u boşluk olan atomlardan oluşur. Nasıl oluyor da %99'u boşluk olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılan hayvanlar, insanlar canlanıyorlar? "

Yahu bunlar nasıl kavramlar, bu nası soru, bu nası mantık ?

Her özelliği mükemmel ayarlanmak ne demektir ? Tamamen cansız olmak ne demektir? %99'u boşluk olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılanlar nasıl canlanıyor diye sormak nası bişeydir? Ve tüm bunların karşısında verdiğin enbiya süresinin maddeyi ve canlılığı açıkladığını düşünebilmek nası bir paranoyadır ya ? Ne açıklaması, ne işareti, ne yapıyorsun sen? Felsefe mi, ontoloji mi, bilim mi, edebiyat mı?

Yahu ben bilemiyorum, yani vallahi bilemiyorum, billahi bilemiyorum, allahıma kitabıma kafayı yememek elde değil.

boşluk soyut bir

boşluk soyut bir kavramdır. yoktur öyle boşluk moşluk evrende...
hücre ise bir madde değildir. x bir maddedir tanımlarını kullandığımız yere bakınız...
bilimsel nedir? sorusu sorulmakla aşınmaz...

hangi arap bilgini demişti?

hangi arap bilgini demişti? cahille girdiğim bütün tartışmaları kaybettim... diye. (Not: cahillik bilgi sahibi olmak değil, çağdaş cahillik ( yani yüzyılımızın cehaleti) bilgiyi yorumlayacak temelden yoksunluktur)

sevgili Gamaro,sakin ol sinirlerine hakim ol..

Gamaro yazdi;
"Ve tüm bunların karşısında verdiğin enbiya süresinin maddeyi ve canlılığı açıkladığını düşünebilmek..."

niye olmasin Gamaro he niye olmasin ?

**

"Yahu ben bilemiyorum, yani vallahi bilemiyorum, billahi bilemiyorum, allahıma kitabıma kafayı yememek elde değil.."

sevgili Gamaro,
sakin ol
otur hele
bagdas kur
iki elini dizlerinin üzerine koy
parmak uclarini göge cevir
derin nefes al ve "hooom" cek
rahatla hele bi..

bak
xenix ne demis;

"her canlı şeyi sudan yarattık."

Burdan hangi sonuç çıkar?

1- Canlılık sularda başlamıştır.
2- Her canlı sudan oluşmuştur.

Siz
1. yi kastediyorsunuz,

ben ise 2. yi....."

gördün mü
meger ortada paranoya falan yok kafayi yemeye ise hic gerek yokmus..

dedigin gibi olsaydi xenix bu kadar sakin olabilirmiydi ?

slm.

Yeterince cahil olup burada

Yeterince cahil olup burada bilgince yazmak sanırım sadece müslüman yalancılara mahsus...

Pişkinlikleri ise ahir vaktinin pişkinliği sanırım.

Ebubekir sen böyle

Ebubekir sen böyle değildin. Yani sen öyle atom, elektron, boşluk, canlı, cansız filan demezdin. Bence şu tersinim tayfası ufaktan bi tayf etkisi yarattı ve seni de içine aldı, yoksa sen böyle sorular sormazdın.

Bakalım tabi göklere. Bakalım da ne yapalım? Kainatı enayi yerine koymak pahasına kendimizi akıllı sayalım. Yok, ben bu paranoyaya dahil olmayayım.

Agnostik, niye dalga

Agnostik, niye dalga geçeyim ki. Darwin'den bahsederken Aleviliğe nasıl geldik, onu anlamadım. Soruyu ve cevabı okudum. Yazdıklarınızı tarihi bulgular olarak görmem mümkün değil, çünkü bana göre nesnel bir makale değil.

Hangi sözlükte yazıyor sorusu, tamamen dil ile ilgili bir soruydu. Semanın Arap kültüründe karşılığının Tanrının krallığı olduğu sonucuna nereden vardınız, diye sormak durumundayım, çünkü İslam öncesinde putperest kültürde böyle bir terim var mıymış? İslam sonrasında ne zaman bu anlamda kullanılmaya başlanmış? bunları biliyor musunuz, biliyorsanız bizi de aydınlatın.

hayir dostum sebep tersinim vs. degil..

Gamaro yazdi;
"Ebubekir sen böyle değildin. Bence şu
tersinim tayfası ufaktan bi tayf etkisi yarattı ve seni de içine aldı, yoksa sen böyle sorular sormazdın..."

hayir dostum
sebep tersinim vs. degil tam aksine xenix´in "Şu ayet (enbiya/30) bile Kuran'ın insan yazması olduğunun ispatı gibi.."yorumu üzerine
yazdim/sordum gerisi corap sökügü gibi geldi ve yorumlarin daha dogrusu tepkilerin arkasi kesilmedi..

durum bundan ibaret..

fakat senin asiri tepkini anlamakta halen zorlaniyorum burasi kamuya acik bir platform birak isteyen istedigini yazsin illa da titizlenmen gerekiyorsa satir aralarina serpistirilen gizli acik hakaretlere titizlensen daha makbule gecer derim..

**

"Bakalım tabi göklere. Bakalım da ne yapalım?.."

sevgili Gamaro,
aklima "binlerce kitap"okudum ifaden geldi ne güzel fakat
O eserlerinden faydalandigin kitap sahipleri elde ettikleri tecrübe/birikim ve arkasindan gelen semereyi göklere bakmadan,evreni süzmeden,sakaklari zonklayincaya kadar evren ve ötesi üzerine kafa patlatmadan,uykusuz gecelere razi olmadan kainati desifre ettiklerini düsünmüyorsun herhalde
dimi ?

evet,göge/evrene bakan,üzerine akleden ilk insan ve bugüne kadar gelenler ne yaptiysa onu yapalim üzerine yeni seyler üretip katkida bulunarak..

ama
her halukarda beyin firtinasinin önüne engeller koymayalim sinir uclarimizi ziplatsalar dahi..

slm.

Su,biyolojik olarak yaşayan

Su,biyolojik olarak yaşayan maddenin temel unsurudur.
İnsan hücrelerden oluşmuştur.
Hücreleri incelediğimizde % 60 ile % 80 arasında sudan oluştuğunu görürüz.
Temel maddesi su olan hücre, canlı bir maddedir.
Canlılığın temeli olan su olmadan canlılık mümkün değildir.
Suyu incelediğimizde suyun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana geldiğini görürüz.
Kimyasal olarak her özelliği mükemmel ayarlanmış olan su,tamamen cansız olan, %99'u boşluk olan atomlardan oluşur.
Nasıl oluyor da %99'u boşluk olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılan hayvanlar, insanlar canlanıyorlar?
Bu noktayı iyice düşünen, becerinin cansız atomlarda değil, bu cansız atomları canlandıran Allah'ta olduğunu anlar.

Bu mu beyin fırtınası? Ebubekir, kusura bakma ama bu öncüller, bu kavramlar, bu soru, bu mantık ve bu cevap tersinime bile rakip olur, bırak enbiyayı evliya gelse nafile.

Ayrıca doğrudur, muhtemelen bini aşmıştır elimden geçen kitap sayısı. Babamın çok zengin bir kütüphanesi vardı.Gerçi ihtilalin ardından çuvalla kitap gömdük, kitap yaktık, kaçırdık, bazen de ailecek denize attık, ben daha ufaktım. Ama kalanlar bile fazlaydı ve ortaokul sıralarında bende de başladı bu manyaklık, mesela suç ve cezayı ilk okuduğumda 13 yaşındaydım, ve ne zaman Raskolnikov'u düşünsem hala onun polis şefinin odasının önünde kaygıyla beklediği sahneyi ve "yağlı boya" kokusunu duyumsarım. Demirciler çarşısı cinayeti desen yüzü ince ince doğranan bi adam ve fısıltılar dolanır içimde; ağam bugün gelmedi, ama yarın gelecek kesin..evet yarın gelecek, bugün de gelmedi..yarın gelir.. gelir..bugün değil.. Ama yatılı okulun kasvetli vahşeti sağolsun, onu oku bunu oku derken sanırım yarıldım, günde beş vakit namaz kılıp maçlarda sovyet milli takımını tutardım. Sonra sağlık problemlerim nedeniyle üniversite eğitimime iki sene ara vermek zorunda kaldım, felsefe macerasını bu arada kotardım, ardından kuş uçmaz kervan geçmez köy sağlık ocaklarında çalıştım, bavul bavul kitap, ayrılırken çoğunu sağa sola dağıttım, bir kısmını da attım. Çok şükür ki son 6-7 yıldır rahatım, sekizi dokuzu geçmez okuduklarım. Ha tüm bunları da keşke anlatmaz olaydım, ama öss, öys, lys-1, lys-2 kps, kpds, ve bilimum vesaireyle çimdikleyenler sağolsun. Ne diyorduk bu arada? Evet göklere bakalım.. Ve doğası gereği herhangi bir şekilde ölçülemeyen, sadece fizik ötesi denilerek tanımlanabilineceği sanılan ve mantıksal olarak kavranamayacak bir kavrama mutlaklık atayalım. Zaten cümlenin sonuydu asıl önemli olan, kainatı enayi yerine koymak pahasına kendimizi akıllı sayalım.

Kamuya açık alanda verdiğimiz rahatsızlık için kusura bakılmasın, ya da bakılsın.

ebubekir

Sen en iyisi kemalizmden başka bir şey konuşma :)

Bu arada virüsler sudan oluşmamıştır. Demek ki Muhammed zamanından önce o kadar küçük varlıklar iyi gözlemlenememiş. Yoksa virüsleri Allah yaratmadı mı, yoksa Quran yanılmazdı değil mi?

xenix

sevgili dostum, rahatsizlik mi?

sevgili dostum, rahatsizlik mi ? inan bana /hakaretler haric/ her türlü ZIT fikirlerin catismasindan pek memnunum ve "beyin zengin"i birey=toplum olmanin yegane yolunun böyle bir "özgür alan" tesis etmekten gectigini kabul edenlerdenim..

uygar dünya´yi insa eden "akil ve asil" insanlarin mücadelesini verdikleri
hayrani oldugum yöntem budur..

bakiniz
USA´da,teknolojiyi takmayan amis´ler (230 bin kisilik bir tarikat) vardir ve bilinen (ülkemizde dayatilan) medeni yasam tarzini,yenilikleri vs. RED eden kendine münhasir bir hayat felsefesi olan bu gurup ve hicbir engele takilmadan hayatlarini sürdürmektedirler..

(1830 yılında kurulan şehri (Smyrna) kültürlerini yaşatacak ve tarımla uğraşmalarına olanak tanıyacak yer arayışları sonunda seçen Amiş aileleri, burada kurdukları 10'un üzerinde fabrikada işledikleri ürünleri ABD iç piyasasında satarak geçimlerini sağlıyorlar...)

yine USA´da
mormon
satanist
moon
ufo
insanlarin Tapinagi
cennetin Kapisi
ve farkli müslüman tarikatlar (vs.) gibi yüzlerce cemaat var..

beyaz sarayda her yil "iftar recepsiyon"u tertip ediliyor vs.

birde

ülkemizde
diyanet ve sivil camatlerin /tarikat/ katildigi iftar recepsiyon´u tertip etti diye dönemin basbakani erbakan´a yapmadiklarini birakmayan,bir bardak suda firtina koparan sözde cagdas ! o bagnazlari hatirlayin..

peki
toplumun tüm katmanlarina kapilarini acik tutan amerika bu uygulamasiyla gerici olmus yada cagdisi mi kalmis oluyor ?

yoksa
daha bir medeni,uygar,özgür,saygin ve güclü bir devlete yakisir durus´un tarafi mi olmus oluyor ?

karari siz verin..

bugün
en özgür ülkeler en güclü ve zengin ülke konumunda cünkü
insan dedigimiz varlik ne kadar özgür birakilirsa kendisini ancak o kadar gelistirebilir nitekim insan "özgür akli" kadar vardir..

özgürlüge dayali
"yol kazasi" olarak adlandirabilecek bazi toplumsal,sosyal olaylari "gülün dikeni" olarak degerlendirmek gerekir öyle ya gülü (özgürlügü) seven dikeni ne katlanir..

halbuki
birey özgürlügünü
alabildigince daraltmis olan ülkemizde cerayan eden toplumsal "yol kaza"lari,
(mechul cinayetler vs. haric) alabildigince özgür olan toplumlardan cok daha fazla oldugunu her gün duyuyor ve seyrediyorsunuz..

iste
siz anlatiyorsunuz;

"Babamın çok zengin bir kütüphanesi vardı. Gerçi ihtilalin ardından çuvalla kitap gömdük, kitap yaktık, kaçırdık, bazen de ailecek denize attık, ben daha ufaktım..."

inan
yüzbinlerce insan ayni dirami yasadi/yasiyor,bir cogu yalniz kitaplarini degil canini gömdü ve yakinlari bu olaylarin travmasini yasiyor..

peki
bunun faturasini "bedevi arap kültürü"nü bahane ederek Qur´an´a boca etmek hangi insafa sigar ?

varin siz düsünün..

**

diyorsunuz ki;
"kavranamayacak bir kavrama mutlaklık atayalım"

atamayin efendim..

hatta yerden yere vurun fakat aksi düsünen ve "mutlaklik" atfeden ve
bu konuda farkli düsünenlere "mutlaklik"atfettiginiz her neyse O (ilim/bilim vs.) onu dayatmayin,sizin tabirinizle "alninin catisina cakmayin"..

**

"kainatı enayi yerine koymak pahasına kendimizi akıllı sayalım.."

!?

"herkesi kör alemi sersem sanmak" gibi bir piskinlige gerek yok sanirim..

**

"Kamuya açık alanda verdiğimiz rahatsızlık için kusura bakılmasın.."

sevgili Gamaro,
kendi adima söylüyorum
rahatsizlik ne kelime ben pek memnunum..

slm.

Beynimizi boynumuza borçluymuşuz

İnsanların ve balıkların kalıtım şifrelerini inceleyen bilimciler, beynimizin gelişmesinde denizden karaya çıkan ilk atalarımızda boynun evriminin çok önemli bir rol oynamış olduğu sonucuna vardılar.
Gövdenin baştan ayrılmasıyla kazanılan hareket yeteneği beyni geliştirmiş.

Şimdiye kadar balıklardaki ön yüzgeçlerle insanların kol ve ellerinin sinir bağlantılarının aynı yerdeki (beyindeki) nöronlardan kaynaklandığı varsayılıyordu. Nedeni kollar ve yüzgeçlerin bedenin aynı yerinde bulunması.

Oysa New York ve Cornell Üniversiteleri’nden nörologların (sinirbilimciler) Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmaları, denizden karaya çıkışın evriminde çok önemli bir değişimin gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

İlk atalarımızın balıklıktan sonra dik yürüyen memelilere evrilecek olan kara canlılarına dönüşmesi sürecinde gövdenin (torso) baştan uzaklaşıp bir boyun bağlantısı edinmesine paralel olarak ön uzuvları (ön bacakları) doğrudan kontrol eden nöronlar, beyinden omuriliğe doğru yer değiştirmiş. Yani insanların kolları, yarasaların ve kuşarın kolları gibi baştan ayrılarak boynun altında gövdeye yerleşmiş.

Cornell nöroloji ve davranış araştırmacılarından Prof. Andrew Bass, “boyun, karasal ve havasal ortamlarda daha iyi hareket olanağı ve uzuvların kullanımında ustalık sağladı” diyor. Bass’a göre “Biyomekanikteki bu yenilik, sinir sistemimizin uzuvlarımızı kontrol biçimiyle el ele evrildi”.

Araştırmacı, olağanüstü ölçekteki bu evrimsel değişimin ön uzuvlara inanılmaz çeşitlilikte yetenek sağladığını, örneğin kuşlara uçma, balinalara yüzme ve insanlara da piyano çalma becerisi verdiğini kaydediyor.

Kaynak: Ntvmsnbc

Balıklar neden karaya çıktı?

Yüzgeçlerin ayağa dönüşmesi sürecine ilişkin genetik şifreler çözüldü.
Son yıllarda bulunan geçiş formlarına ait fosiller, balıkların evrimleşerek karaya geçişlerinin 380 milyon yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor.

Tiktaalik adlı bir fosil üzerinde yapılan incelemeler, ilk dört ayaklı (tetrapod) kara hayvanlarının, balıkların yüzgeçlerinin giderek ayağa dönüşmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Şimdiyse Ottawa Üniversitesi (Kanada) araştırmacıları, balık embriyolarında yüzgeç gelişiminden iki genin sorumlu olduğunu, bu genlerin kara hayvanlarında bulunmadığını belirlediler. Yani yüzgeçlerin ayağa dönüşerek karasal yaşama kapı açması, bu iki genin kaybolmasıyla gerçekleşmiş.

Marie-Andree Akimenko adlı araştırmacının yönetimindeki Ottawa ekibi Nature dergisinde yayımladıkları çalışmalarında zebra balığı embriyolarının gelişimini gözlemişler ve yüzgeçlerin yapısında önem taşıyan proteinleri kodlayan iki gen belirlemişler.

Bu proteinler, “actinotrichia” adlı ipliksi liflerin yapısında yer alıyor. Balık larvalarında bulunan bu lifler giderek yetişkin balık yüzgeçlerindeki yelpaze biçimli kemiksi çubuklara dönüşüyor.

Bacaklardaysa bu yapıları oluşturan proteinleri kodlayan genlerin olmadığını saptayan bilimciler, varsayımlarını sınamak için en eski balıklardan olan “fil köpekbalıklarını” incelediklerinde aynı gen ailesinin varlığını belirlemişler.

Sonuç; Bu eski gen ailesi kemikli balıklarda varlığını korurken, dört ayaklı hayvanlara evrimleştiklerinde kaybolmuşlar.

Araştırmacılar bu değişime daha güçlü bir kanıt elde etmek için, gelişmekte olan bir zebra balığı embriyosunda bu genleri işlevsizleştirmişler. Deney sonunda embriyonun, kemiksi yelpazesi olmayan “güdük” yüzgeçler geliştirdiği görülmüş. Akimenko ve ekip arkadaşlarına göre bu kemiksi yelpazenin yitirilmesi, yüzgeçlerin ayağa dönüşmesinde çok önemli bir adım.

Ekip, son olarak normal zebra balığı embriyolarının gelişimiyle fare embriyolarını karşılaştırmış.

Prof. Akimenko, yüzgeç gelişimiyle ayak gelişimi karşılaştırıldığında ilk evrelerin çok benzer olduğunu naklediyor. “Ancak, bir noktada yollar ayrılıyor ve bu nokta da sözkonusu iki genin işlev görmeye başlamasıyla örtüşüyor.”

Kaynak: Ntvmsnbc

Bir Ukalanın Hezeyanları

Bir Ukalanın Hezeyanları ve Evrim.

Çok bilmiş bir yazarımız evrim hakkında bazı bilgiler vererek bizleri aydınlatıp ödüllendirmiş!! Çok bilmişimiz şunları yumurtluyor.
“Charles Darwin'in kurduğu asıl teori, "organik dünyanın tarihi gelişme teorisi"dir. Darwin bu teoriyi kurmak için çabalarken aslında tek bir şey yapma niyetindeydi; genelleme. Evet, genelleme, Cambridge üniversitesinde eğitim görmüş bir tabiat bilgini olarak çağdaş biyolojik bilgiyi ve biyolojide pratiği genelleştirmek istedi.”
Peki nedir bu genelleme? Genelleme denilen şey en sade anlatımla, tikelden tümele (veya daha az genel olan bir bilgiden daha çok genel olan bir biligiye) geçişin ifadesidir. (Örneğin ısı kavramından enerji kavramına geçiş gibi) Ama sadece bir geçiş süreci değildir genelleme, beraberinde bu sürece ait mantığı ve yine bu sürecin ürünü olan genellenmiş kavram, hüküm, yargı, bilim kanunu ve teoriyi de ifade eder. Bu bakımdan genelleme ve onun sonucunda elde edilen genellenmiş bilgi gerçeğin/realitenin özüne nüfuz edişin bir ifadesidir aslında."

Genelleme nedir? Yazarımız bunu tikelden tümele geçiş olarak tarif ediyorsa da bu tarife; ayrıntılardan arındırılmış benzerlerin gruplandırılması diye yazmak daha doğru olur.
Çok bilmişimiz genelleme yaptı derken üstadı Darwin’in kitaplarını okumadığı anlaşılıyor.
Charles Darwin evrim teorisinin kutsal kitabı olan Türlerin Kökeninde evcilleştirmeden başlar, bol süt veren ineklerden, hızlı koşan tazılardan, ispinozların gagalarına kadar pek çok ayrıntılardan dem vurur, teorisi için kanıt kırıntıları arar. Öyle ki en olmadık saçmalıkları bile kitabına almaktan çekinmez. Bu saçmalıklar bol ve birer mizah harikası olacak kadar gülünçtür. Okuyanları tabiat bilgini iddia edilen bir kişinin bu tür hezeyanları, saçmalıklrı nasıl yazdığı konusunda hayretlere düşürür. Bu konuda bilgi sahibi olmak ve hoşça vakit geçirmek isteyenler Darwin’in saçmalıkları ismindeki makalemizi okuyabilirler.
Bir bakıma Evrim Teorisi çok bilmiş yazarımızın absürtlük ve kepazelik olarak nitelediği ondan önceki dönemin bir başka üslupla ifade edilmiş halidir. Diğer ifa-de ile Darwin çok derin ve güçlü şüpheler içinde bocalamakta; bu bocalama saçmalıklar, çelişkiler halinde eserlerine dolaysıyla teorisine yansımaktadır.

Çok bilmiş yazarımız bu konuda şunları yazarak bir itiraflarda bulunuyor, bir bakıma günah çıkartıyor.
“Ama Darwin de nihayetinde bir insandı.. Ben ne zaman Darwin'in özel hayatına dair birşeyler okusam farklı zihinsel kurcalamalar ve bir takım duygusal muharebe izlerini görüyorum onun dünyasında. Bir yanda bilimin kendisine düşündürdükleri, diğer yanda ise tanrı gibi çocukluğundan beri tanıdığı ve biriktirdiği çok yoğun, ağır ve yapışkan psişik etkileri bulunan bir kavram..Ve o bunları birleştirmeye çalıştığında, deyim yerindeyse bocaladı (ama bocalamasını da yadsımadı) Örneğin labaratuvarına girdiğinde ateist ve materyalistti, ama akşam yemeğinde yine de tanrı hakkında düşünmeden edemezdi ve tüm bunların üzerine kafa yorduğu gündüz yürüyüş-lerinde ise kendini agnostik olarak tanımlamayı belki daha uygun gördü. Hepsi saygıyı hakeder. Ama Darwin'in ortaya koyduklarıyla onun duygu dünyasındaki çalkantıları karman çorman etmeye çalışmanın sebebi hikmeti nedir acaba? Yani ille de karman çorman edilecekse bişeyler, bu durum evrim taraftarlarına değil, bilakis dini mukeddesatçılara zarar verir ancak, çünkü Darwin'in yaşadığı şey açıktır; buldukları ve bulduklarının ona düşündürdükleriyle inandıklarını eşleştirememiş ve bunun sıkıntısını çekmiştir. Ama dedim ya, tüm bunlar onun özelidir ve hepsi de saygıyı hakeder, çünkü o hepsini de tam bir beyefendi gibi, sukunetle ve hatta bilgece yaşamıştır.
Çok bilmiş yazarımız Darwin’in inançlılığının da inançsızlığının mukaddesatçılara ilgilendirdiğini yazar ama gerçekte Darwin’in inancı yada inançsızlığı onları hiç ilgilendirmez. Onları ilgilendiren Darwin’in hasta çifte kişiliği ve bu çifte kişiliğin teorisine saçmalıklar, çelişkiler, şüpheler halinde yansımasıdır.
Evrim teorisi insan aklıyla alay etmedir diyen bilim insanına bütün kalbimizle katıldığımızı bu arada belirtelim.
Sosyal Darwinizm hakkındaki fikirlerimizi çok yakında bir gelecekte Allah (c.c) izin verirse beyan edeceğiz.

Tersinim.

Tipini beğenmediklerini

Tipini beğenmediklerini nasıl da çift kişilikli ruh hastası olmakla yaftalıyor bir çırpıda...

http://www.sonsuz.us/node/3307

Bakınız kısaca hatırlayalım, ne demiş Kaplan Hoca, hatırlayalım ve feyz alalım.

1:54: "Bir profesör, bir öğretmen sınıfa girdiği zaman selamla başlayacaktır. Besmeleyle derse girecektir. Bismillahirrahmanirrahim diyecektir..Ve çocuklara diyecektir ki, ben ilim hayatımda şuna şahit oldum ki allah vardır ve birdir, eşi ve benzeri yoktur.Bunu böyle bileceksiniz..bu girişle derse girecektir..ilim adamının ilk görevi ve mübeyyiz vasfı budur. Eğer allahın varlığını reddediyorsa o ilim adamı değildir, sayılamaz..cahildir..cahil cüheyladan birisidir.."

4:50: "Dedim ki, kızım sana bu sözleri söyleyen (Evrimden bahsediyor) profesörleriniz halt etmiştir..halt etmiştir.. bu bi ilim değildir..Darwin bunu bir fikir olarak, bir nazariye olarak, bir teori olarak ortaya atmıştır, fakat ispat edememiştir, dünyanın diğer ilim adamları bunu reddetmiştir..Senin hocan ya islamı bilmiyor, kuranı bilmiyor, ilmin ne demek olduğunu bilmiyor, ya da bilmek istemiyor.. "

5:40: "Maalesef bu nesil, 70 sene içerisinde şu nesil, eğer dininden imanından, edebinden hayasından mahrum kalmışsa, işte bu profesörlerin, bu doçentlerin, bu ilim adamı geçinen insanların bu işte büyük tesirleri, büyük kabahatleri ve haltları olmuştur. Artık bunlara meydan vermeyeceğiz. Zira bunların kıblesi kabe değildir..Bize öyle ilim adamları, öyle profesörler, öyle hocalar lazım ki, bunların kıbleleri sadece kabe olsun. İşte bunu yetiştirmek de size düşüyor."

Benzerlikleri farkedebildiniz mi? O bilmiyor, bu bilmiyor, ama imamlar herşeyi biliyor.

Saygısızlığın, küfrün, hakaretin, aşağılamanın üstatları, insana ait ne varsa herşeyin düşmanları. Evet, bu tipler insanın kanını donduruyor.

Hastalığı, hele ruh

Hastalığı, hele ruh hastalığını biz bir ayıplanma nedeni olarak görmüyoruz. Buna Darwinde dahildir. Sadece Darwinin çalkantılı ruh halini betimlemeye çalıştık. Darwinin hayatı boyunca şüpheler içinde bocaladığı kesindir. Gamaro efendi de bunu yazısında beyan etmişti. Şimdi niye alınıyor anlayamadım. Yergi ve sövgü edebiyatına her zaman karşı olduğumu ama bunun acizlik anlamına gelmediğini defalerca yazdım. İnsanca, efendice tartışmaya her zaman hazırım.
tersinim

Ne oldu, kınayamadın mı

"Eğer allahın varlığını reddediyorsa o ilim adamı değildir, sayılamaz..cahildir..cahil cüheyladan birisidir..kızım sana bu sözleri söyleyen profesörleriniz halt etmiştir..bu bi ilim değildir..Senin hocan ya islamı bilmiyor, kuranı bilmiyor, ilmin ne demek olduğunu bilmiyor, ya da bilmek istemiyor.. "

Ne oldu, kınayamadın mı Kaplan Hocanı, dilin mi varmadı?

Hee..Demek ki islamı

Hee..Demek ki islamı kuranı bilmeyen bilim yapmasın. Yapan da adamdan sayılmasın.

Demek ki hangi bilim insanı ortaya ne koyarsa koysun öncelikle onun iç dünyasının bi röntgenini çekip ahlaksızca mıncıklamak lazım. Zaten tersinim gibi yazarlıktan bilim adamlığına teşrif etmiş neo-mollalar da böylesi operasyonlar için varlar, Kaplan hocaları yabanisidir bu işlerin, bunlar da kravatlı sırtlanlar.

Sen kimsin kardeşim? Mesleğin nedir senin? Yedi senede kaç fakülte bitirdin? Paleontologdan çok paleontolog, biyologtan çok biyolog, kimyacıdan çok kimyacı, uzay bilimciden çok uzay bilimci, ayı dünyanın çevresinde 24 saatte döndürür, dünyanın geçmişini 3500 yıla indirir, yahu bu nası bi sirktir?

Meğer ne saygılıymış, meğer çifte kişilikli hasta diyerek şefkatle okşuyormuş saçlarını Darwin'in...Allah akıl fikir ihsan eylesin babında, yani yerseniz.

Darwin'in hasta iki

Darwin'in hasta iki kişilikli ruhunu Gamaro efendinin bizzat kendiside itiraf etmişti. Unutuvermiş olmalı...
Bilim konusuna gelnce...Belki bilmiyorsan öğreteyim..
Cenab-ı Allah malı mülkü istediğine verir. Bilimi ise isteyen alır. Şu yada bu okula gitmenin şu yada bu ünvanı almanın gerçekte bir kıymeti yoktur. Eşeğin sırtına sırmalı palan vurulurda o eşek yine eşek kalır.

Ulan tersinim ahlaksızı,

Ulan tersinim ahlaksızı, sen nası bi şekilsin lan, ben nerde yazmışım Darwin'in hasta çift kişilikli olduğunu ?

Nesin kardeşim sen, angut musun, aptal mısın, gerizekalı mısın, şarlatan mısın, adi misin, alçak mısın, şerefsiz haysiyetsiz misin, nedir ulan bu takunyalı yalancılık?

Hay ahlaksız arlanmaz destur bilmez yaratık, ben doktorum, bugüne kadar yüzlerce nevrotik/psikiyatrik hastayı gözlemiş, takip etmiş ve tedavilerini planlamışım. İster bilim insanı olsun, ister senin gibi bakkal kılıklı yazar ve şarlatan tayfasından gelsin hiç farketmez, tanrı kavramına şüpheyle yaklaşmak ne psikiyatrik bir tablo veya durumdur ne de öyle hasta ve çift kişilikli olmak gibi bir anlam taşır. Böyle bir şeyi bırak söylemeyi, ima etmek bile ayıp ve ahlaksızcadır. Kimsin sen birader, paleontolog, biyolog, kimya, simya, fizik, fizik ötesi, uzay bilim derken şimdi de ayetçi DSM-IV uzmanı mı oldun, onu da mı yeniden yazdın?

Çek git ulan benim forumumdan!

Sayın Tersinim

Sayın Tersinim Teorisyeni,

Yedi yıl abuk bir teori hazırlayacağım diye çalışırken bir saatinizi de imla çalışarak harcasanız olmaz mıydı? "dahi" anlamındaki "de" ve "da" lar ayrı yazılır. Okuyucunun göz zevkini bozmayalım lütfen. Ha, bitişik yazarsak ne olur? Sıradan bir konuda konuşuyorsanız, dikkate bile alınmayabilir. Fakat böylesine ciddi konularda ahkam kesen birinin, basit bir imla kuralını bilmiyor oluşu komik karşılanır, gülerler adama. Benden söylemesi. Bir sonraki çalışmanız Bitişinim Teorisi olsun bence. Bütün ekleri bitişik yazalım. Bu dertten siz de biz de kurtulalım.

Yorum konu dışı oldu kusura bakmayın. Yazmayı bile beceremeyen birinin böyle üst perdeden atıp tutmasına dayanamadım. Yoksa ayrıymış bitişikmiş takılmam fazla. Her şeyi bilmek zorunda değil insan.

"Cenab-ı Allah malı

"Cenab-ı Allah malı mülkü istediğine verir. Bilimi ise isteyen alır. Şu yada bu okula gitmenin şu yada bu ünvanı almanın gerçekte bir kıymeti yoktur."

Kaplan Hoca'nın fetvası karşısında verdiği cevaba bak. Bilimi isteyen alırmış, şu okula gitmenin bu ünvanı almanın bi kıymeti yokmuş. Yani diyor ki hazretleri, google'culuk yapılarak da bilim insanı olunur, bakın ben oldum. E üç beş ayda cerrah da ol o zaman, anan apandisit olursa onu da kendi başına ameliyat edersin.

Altın sırmalı eşekler imamlıktan bilim adamlığına tersinme derdindeler, allahın izniyle labaratuvara da çeki düzen verecekler.

Hatalıklı ruh halleri

Agnostik:

"Ebubekir ve harun yahya gibiler, ayeti öyle atmasyon bir noktaya getirirler ki artık işin içinden çıkamazsınız . "

Tersinim

"Yergi ve sövgü edebiyatına her zaman karşı olduğumu ama bunun acizlik anlamına gelmediğini defalerca yazdım. İnsanca, efendice tartışmaya her zaman hazırım."

Tersinim nickli üye, tanıdık yalan ve sahtekârlık manevralarının sonsuz.us uzantısı olduğunu nasıl aşikâr etmiş farkında dahi değil. Şöyle irdeleyelim; Tersinim nickli üye yergi ve sövgü edebiyatına karşıolduğunu söylerken işi 'it ürür kervan yürü' derecesinde tersine çevirebiliyor. Savunma olarak etkiye tepki olduğunu söylese de şu açıdan öyle bir savunma bu kişiyi aklayamaz--> Burada üstün ahlak, kutsallık dolayısıyla dalet ve doğruluk tellallığı yaparken diğer taraftan rahatlıkla ağız bozabilecek kontrolsüzlük olsa olsa kendini bilmezliktir. Oysa kendini bilen rabbini bilir denir. Rabbini bilen rabinin hümanizmini, adaletini, şaşmaz terazisini edinmiştir. Bu yeri geldiğinde tüccar ziniyetli muav,ye askerlerinin kullandığı bir politik manevradır çünkü. O halde söyledikleri sözlerde ne kadaryalancı, tutarsız ve satekârca davranıyor olduklarını anlıyoruz.

Bu durumda ürüyen it ve yürüyen kervan kafa kurcalıyor.

Beri yandan Agnostik nickli üyenin alıntılanan satırlardaki haklılığı bu din bezirganlarının üzerine cuk oturuyor.

Eğer adaletin, doğruluğun öğretisini savunuyorsa kişi aynı bu niteliklere sahip olmalı aksi taktirde ürümek sözcüğü kullanılacak alan bulmuş oluyor.

Umarım açıkta kalan yerler fazla üşümez, üşümeyecek kadar nasırlaşan yanları olanların kişilere inanç, hak, hukuk, adalet konusunda tellalık yapma hak ve yetkileri yoktur.

Birkaç önerme. -Bilimsel

Birkaç önerme.

-Bilimsel kuramlar zamanla yanlışlanabilirler,bu o kuramın bilimsel olduğunun bir göstergesidir.Yalnızca metafizik iddialar yanlışlanamaz çünkü.

-Evrim araştırmalarında en büyük sorunun,somut kanıtların bir çoğunun tarihin karanlığına gömülmüş olduğudur.Ama yeni bilimsel gelişmeler bunu değiştirecektir.

-Düzenlilik bilimsel bir kavram değildir.Bir şeye bakıp bu şeyin düzenli olduğunu söylemek,yalnızca sizin öznel yargınızdır ve bu yargınız doğayı ilgilendirmez.

-Bunun gibi tesadüf kavramıda öyledir.Bizler tesadüflerle değil ,bilimsel yasalarla düşünürüz ve amacımız bu yasaları bulmak olmalıdır(Yasaların var olduğunu temenni ediyoruz)

-Evrim teorisi yerine bir teori konulacaksa bile,bu teori bilimsel olmalıdır.Bu yeni teorinin temelleri,doğa üstü güçlere dayandıralamaz.

-Bilime karşı savaş,kazanılamaz.

Farabi; bilimsel kuramlar

Farabi;

bilimsel kuramlar zamanla yanlışlanabilir demişsin; bu nasıl yanlışlanır?
yanlışlanabilir olması mı bilimselliğini gösterir yoksa ben mi yanlış anladım?
metafizik iddiaların yanlışlanabilir olmadığıyla mı bilimselliği tanımladın? birkaç adet yanlışlanamaz metafizik iddia örneği yazar mısın?
evrim araştırmalarında olan somut kanıtların ne olduğunu ve tarihin karanlığına gömülmüş olanlarından bir kaç örnek verir misin?
bilimsel kavramlar nedir de düzenlilik bilimsel kavram değildir?
bilimsel yasalar amerika gibi gemilere binerek mi bulunur?
evrim teorisi yerine hangi bilimsel teoriyi koyacaksınız? olmalıdır derken neden bu kanıya vardınız, bilimsel bulmuyor musunuz? neden bilimsel değil? nasıl bilimsel olur?
bilime karşı savaş kazanılamaz demişsiniz? Bilimin ağır silahları mı var, nedir bu savaş, kimler veriyor?

( bu site hakikaten yorucu bir site...)

""organik dünyanın tarihi

""organik dünyanın tarihi gelişme teorisi"dir.
gamaro

gamaro, bu alıntılanan tümce, "organik dünyanın gelişme tarihinin teorisi"dir, biçiminde okunabilir mi?

Aram sürekli eğriltilemeye

Aram sürekli eğriltilemeye yönelik ve ayrıca yanlış anlamalardan başkaca oluşmayan yazıların gerçekten yorucu....

eğri-tileme derken mecaz

eğri-tileme derken mecaz mı yaptın? eğritileme diye bir şey yok çünkü... başkaca oluşmayan, derken bu nasıl bir anlatımdır sorusunu sormam gerekiyor... yorucu ise; okumaz geçersin. Ya da içtenlikli davranıp nereyi yanlış anladığımı belirtirsin, değil mi?
( konunun akışını bölmemek için aslında özel iletilerde yazılması gerek bunların)

aram'a Bir bilimsel

aram'a
Bir bilimsel teorinin yanlışlanabilir(veya sınanabilir veya test edilebilir..) olması bilimselliğin göstegelerinden biridir evet.
Metafizik iddialar yanlışlanamaz evet,örnek "Tanrı vardır" iddası nı düşünün,bu iddiayı yanlışlamak için nasıl teste tabi tutacağız,evrenin her yanınımı dolaşacağız ne yapacağız vs..

Sonraki sorularınızdan(şu nedir ,bu nedir,yoruculuk falan filan, çocukça şeyler...) ciddi olmadığınıza kanaat getirdim.Bu yüzden cevap vermem nafile olacak size.Öfkenizi kontrol ettikten sonra sakin kafayla yeniden düşünmenizi öneririm.Birşeyler tartışırken birde sizin gibilerle uğraşmak asıl yorucu olan şey.

Farabi, Bizde metinlerimizin

Farabi,

Bizde metinlerimizin altına kaynak-alıntı vb yazma alışkanlığı pek yok...
Önermeler başlıklı metninize mesela Karl Popper adını ekleseydiniz belki herhangi bir okur için bunların Farabi'nin düşünceleri- önermeleri olmadığı belli olacaktı.
Ola ki bu önermeler altında sadece sizin imzanız olduğu üzre sizin düşünce akışıyla ulaştığınız düşüncelerdir. Böyle ise o çocuksu soruların olayın derinliği konusunda biz site okurlarını aydınlatmanızı istemem doğaldır.
Ya da oradan buradan ve yine ola ki daha önce okuyup içselleştirdiğiniz bilgilerdir, ( önermeler biçiminde yazılması idi paste tanımlamam) burada yine aynı çocuksu soruları ne kadar içselleştirmişsiniz sorusunun yanıtını almak için sorulması doğaldır.

Kaynak, alıntı vb yazılsa bu yorucu durumlar olmayacak. Bu alışkanlığı yerleştirmek gerekiyor.

daha verimli tartışmalarda görüşmek üzere...

önyargı

Bizde ,başka bir çok alışkanlık daha yok aram,örneğin yazıların,o kişiye ait olabileceğini düşünme alışkanlığı,suçlamadan önce ,belki bu kavramları gerçekten bilen biri diye düşünme alışkanlığı..

Şaşırabilirsin ama ,bu önermeler kesinlikle Popper dan alıntı falan değildir,o anda bizzat yazdığım cümlelerdir,ve herhangi bir kitatapta bulunacağınıda sanmam. Popper ı andıran tek önerme yanlışlama ilkesidir ki,artık bu ilke bilim felsefesine çoktan yerleşmiş kavramlardan biridir.Bu ilkenin Popper ait olduğunu oraya yazmak,heralde dünyanın döndüğünü her söylediğimizde ,altına Galileo yazmamız gerektiği gibi gereksiz bir sonuca götürür.Yani için rahat olsun copy-paste yok orda.

Aram;

Aram;

"bilimsel kuramlar zamanla yanlışlanabilir demişsin; bu nasıl yanlışlanır?"

Zamanla.

"yanlışlanabilir olması mı bilimselliğini gösterir yoksa ben mi yanlış anladım?"

Yanlışlanabilir olması bilimselliği gösterir.

"metafizik iddiaların yanlışlanabilir olmadığıyla mı bilimselliği tanımladın? birkaç adet yanlışlanamaz metafizik iddia örneği yazar mısın?"

Evimde gözlenemez, ölçülemez bir ejderha yaşıyor.

"evrim araştırmalarında olan somut kanıtların ne olduğunu ve tarihin karanlığına gömülmüş olanlarından bir kaç örnek verir misin?"

Fosiller. Hep karanlıktan çıkarlar.

"bilimsel kavramlar nedir de düzenlilik bilimsel kavram değildir?"

Objektif kavramlardır. Düzenlilik Subjektiftir.

"bilimsel yasalar amerika gibi gemilere binerek mi bulunur?"

Bilimsel yasa yoktur, "yasa" sadece genellemedir.

"evrim teorisi yerine hangi bilimsel teoriyi koyacaksınız? olmalıdır derken neden bu kanıya vardınız, bilimsel bulmuyor musunuz? neden bilimsel değil? nasıl bilimsel olur?"

İtiraz ediyorum sayın hakim, yönlendirme var.

"bilime karşı savaş kazanılamaz demişsiniz? Bilimin ağır silahları mı var, nedir bu savaş, kimler veriyor?"

Hem de çok ağır silahlar. Dogmaya karşı verilen bir savaş. Bilim adamları veriyor.

"( bu site hakikaten yorucu bir site...)"

Bedensel mi, zihinsel mi, ruhsal mı yorgunluğun.

xenix

"Metafizik iddialar

"Metafizik iddialar yanlışlanamaz"
"Doğrulanamaz" demek daha doğru anlatırdı sanırım... Ya da;
"Metafizik iddiaları yanlışlamak ya da doğrulamak olası değildir" demek daha objektif olmaz mıydı?

Bilimin yanlışlanabilir olması kadar metafiziğin doğrulanma olasılığı var mıdır yoksa?...

Not: Aram'ı haksız suçlamışsınız. "Karıncanın kardeşi var" haberiniz olsun:)

xenix, yukarıda soruların

xenix,
yukarıda soruların soruluş amacı açıklanmıştı, sanırım yanıtını iyi bildiğin için ivecenlikle yanıtlamaya girşimişsin.
Farabi'nin metninde yöntem sorunları var, metafizik iddiaların yanlışlanabilir olmadığı ile popper'in düşüncesindeki benzer ifadeleri ve alıntısı yapılmamış bilgilerin derinliğini sorgulamaya çalıştığımı belirttim, ne var ki Farabi Popper okumadığını, bu düşüncenin ve ifade biçiminin kendisine ait olduğunu söyleyince boynum kıldan ince, inanmamam için neden yok.
artık sınıfın en çalışkanı olma duygu durumunu bırak, parmaklarını her zaman kaldırmana gerek yok; notlarının iyi olduğunu biliyoruz.

Aktaş, karıncanın kardeşi var ne güzel bir deyimdir değil mi... Ama benim bildiğim Aktaş yalnız kaplanı oynamayı sever. ( bu arada manzume atışması başlığını açacak mısın?)

Unutmadım aram.

Unutmadım aram. Düşünüyorum... Daha tekrar okuyacağım o öneriyi getirdiğin yerleri. Ayrıca o konuyu bir toparlayıp, topu tekrar santraya koyma gerekliliği var. Ama şu 12 eylülü bir atlatalım. Selamlar...

Üfürükçünün

Üfürükçünün karşısına tıp ile çıkıldığında, bu karşı çıkışı tıbbi disiplinler arasındaki bazı tartışmalı konular üzerinden ilaveten kurcalamanın fayda/zamanlama ilişkisi... Popper Marks'ın sözünü kessin tabi de, en azından harun yahya ile tartışırken mola versin mümkünse.

Tekrar

Yok aram la anlaşamıyacağız biz,anlamamak ustası ve kurgusu onun için gerçeklikten önemli olanlardan(biraz abartmış olabilirim)

Yazdım ama,tekrar yazayım bu önerme diye yazdığım ifadelerin,yalnızca yanlışlanabilirlik ilkesi bizzat Popper aittir ama ,dediğim gibi bu ilkenin popper a ait olduğunu o raya yazmak değilki olay,bu gereksiz,

Popper okumadığımı söylemişim,nerede söylemişim hiçbir yerde,elbette Popper okudum,ama yanlışlama dışındaki iddialar genel olarak bilimsel yöntem kuralları olabilir belki,bilinmeyen şeyler değil yani. Söz konusu olan, metnin yada cümlelerin doğrudan biryerden alınmamış olması.

xenix e ,belki verebileceğim karşılıktan daha anlaşılır bir karşılık verdiği için teşekkürler.
Gamaro nun gözkırpmasınıda farkettik bu arada.

Aktaş ın söylediklerini

Aktaş ın söylediklerini unutmuşum,

Doğrunabilirlikte önemlidir bilimde ama yanlışlanabilirlik daha güçlüdür.Bilimsel iddialar genelde tümevarımsal olarak doğrulanabilirler,ama yanlışlanabilir olma olasılıkları onları daha bilimsel yapar.

Örneğin,kütleçekim yasası,dünya üzerinde sürekli doğrulanabilir ama daha geniş bir uzay alanında ,yanlışlanma ihitimali vardı,ve öylede oldu.Görelilik kuramıda böyledir.

Ben bilimle ilgili olarak

Ben bilimle ilgili olarak değil, metafizik ile ilgili olarak yazdım ve sordum...

Ben de zaten buna ilşkin

Ben de zaten buna ilşkin daha genel bir şey söylemeye çalıştım,dediğiniz elbette doğru,metafizik önermeleri doğrulanamaz olmaları yani.Ama yanlışlanabilirlik sadece daha güçlü bir kriter olabilir demek istedim.

Zaten asıl meselede metafizikle ,bilim arasındaki ayrımın mutlak bir şekilde belirlenmesinin güçlüğü.Çünkü öyle iddialar olabilirki,deneyim olarak sürekli doğrulanıyormuş izlenimi verebilirler.Aklıma ,kutsal kitaplardan sayısal şifreler oluşturanlar geldi örneğin.sürekli doğru birtakım sayılasal savlar ileri sürerler fakat bu iddianın yanlışlanması pek olası değildir,çünkü her durumda ,sayısal birtakım ilginçlikler ,biz eğer ararsak karşımıza çıkarlar.

Ben Hüseyin Aktaş'ım ama

Ben Hüseyin Aktaş'ım ama siz Farabi değilsiniz gibi geldi bana:)

Bunu tam anlamadım,ne

Bunu tam anlamadım,ne anlamda?

Büyük patlamadan sonra

Büyük patlamadan sonra ışığın evrende yol almaya başlaması için bile 300.000 yıl geçmesi gerekmiş..Darwine sinirlenenleri anlamıyorum...

Ben de anlamıyorum sevgili

Ben de anlamıyorum sevgili Janus, big bang'e göre düşünürsek ışığın belirmesi, ilk yıldızlar ve galaksilerin teşkili için bile yüzbinlerce yıl geçiyor, bizim güneşimiz ve dünyamızın oluşması ise çok daha sonraya, milyarlarca yıl sonrasına denk düşüyor..

Yani bunların hepsi için bunca sürenin geçmesi gerekiyor ve kimse buna itiraz etmiyor, ama big bang'i patlattıktan sonra üzerinde yaşayacağımız dünyayı var etmek için bile on milyar yıla yakın bir süreye gereksinim duyan bir tanrının insanı ve canlılığı şıp diye yarattığı söyleniyor..ben de anlamıyorum hakikaten.

Sen misin derste Darwin'i anlatan

Öğrencisinin sorusu üzerine derste Darwin'i anlatan 14 yıllık öğretmene 'Müfredat dışına çıkıp çocukların kafasını karıştırdı' diye ceza verildi.

Gazete Habertürk'te Refika Karabacak imzasıyla yayımlanan haber şöyle: Ankara'da ilköğretim 5. sınıf öğrencisi, derste, "İnsanlar maymundan mı geldi?" diye sordu. Öğretmen Süleyman Biçer, tüm canlıların değişime uğradığını söyledi, Darwin teorisini anlattı. Öğrenci bunu evde ailesine aktardı. Aile de öğretmeni şikayet edip derste İncil okuduğunu iddia etti. Milli Eğitim Bakanlığı, "Müfredat dışı Darwin anlatıp suç işlemiştir, kınama gerekir" dedi. Mevzuatta böyle bir suç olmadığı için uyarı cezası verildi. (Habertürk)

xenix

ODTÜ Biyoloji

Ne yaptım ben?

Gamaro bahsettiğin göğüs

Gamaro bahsettiğin göğüs hattı ile mi ilgili?

22 yaşındaki genç kadının ayak tabanında çıkan şey, dünya tıp tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor

İngiliz Sun gazetesinin haberine göre, büyük şok yaşayan araştırmacılar, 22 yaşındaki genç kadının ayağında "göğüs ucu" keşfedildiğini duyurdular.
İnsan nüfusunun yüzde beşinde üçüncü göğüs ucu dokusunun gelişebildiği söylenirken, normalde bu dokunun vücudun üst kısımlarında kendisini gösterdiğinin altı çiziliyor.
Pop yıldızı Lily Allen da sol göğsünün altında çıkmış olan üçüncü göğüs ucu ile biliniyor.
Ancak doktorlar, 22 yaşındaki bu kadının ayak tabanında çıkan göğüs ucunun kesinlikle bir ilk olduğunu belirtiyorlar.
Söz konusu dokunun, genç kadının doğumundan beri var olduğunu söyleyen doktorları, genç kadında herhangi bir rahatsızlık ve acı şikayeti olmadığını, ailesinden kimsede benzer bir durumun bulunmadığını belirtiyorlar. Konuyla ilgili yapılan tıbbi araştırmanın sonuçlarının "Dermatology Online" sitesinde yayımlandığı açıklandı.

xenix: Takiplerim

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş