Kuantum Taklası

xenix kullanıcısının resmi

Son zamanlarda kitapçıları dolaştığımda Kuantum üzerine oldukça fazla kitap yazıldığını görüyorum. Fakat bu kitaplar olması gerektiği gibi Fizik ve Atom Fiziği bölümünde değil daha çok kişisel gelişim veya spiritüel yayınların arasında. İsimlerine bir göz gezdirdiğimde, “Kuantum Dokunuş”, “Kuantum Düşünce”, “Kuantum Sevişme”, “Kuantum Yaşam Koçluğu” , “Kuantum Tasavvuf” şeklinde çeşitlilik göstermekte.


Nedir peki kuantum üzerine bu kadar çok yazı yazılmasının sebebi. Aslında Kuantum Teorisi insanın determinist zihnine meydan okuyan hatta yıkan bir gizemdir. Fakat biz insanlar –özellikle bu işten rant peşinde olanlar- bu gizemi bir başka gizeme bağlama çabasındadır. Kimisi Belirsizlik ilkesini yaratıcıya bağlarken, kimisi de çift yarık deneylerinden olmadık anlamlar çıkartırlar.

Ben bu yazımda nasıl “taklaya” geldiğimizi açıklamaya çalışacağım. Her şey ışığın dalga mı yoksa tanecik mi olduğu sorusu üzerine başladı. Daha sonra da elektronlar gözlendi. Meşhur “Çift yarık deneyi” ni hepiniz bilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse tek yarıktan geçen elektronlar tanecik gibi davranırken, çift yarıktan geçen elektronlar dalga gibi yayılırlar. Buradan çıkarılacak sonuç elektronların “olasılık dalgaları” şeklinde hareket ettiğidir.

Fakat olaya bir gözlemci katıldığında ve elektronları gözlemlendiğinde elektronlar dalga değil, tanecik gibi davranmaya başlar.

İşte bizi taklaya getiren cümle budur. Bu cümlenin arkasından şunlar gelir, “her şey bizim gözlemimizle değişir”, “gözlemci deneyi etkiler”, “kişinin düşünceleri yaşamı ve olayları etkiler”, “aktif gözlemci dalgayı çökertir”, “Secret yasası” vs vs.. Bu cümlelerin benzerlerini görmek için gidip o kitaplardan bir kaçının içindekiler kısmını kurcalayabilirsiniz.

Peki neden taklaya geldik de bu cümleden öyle anlamlar çıkarıldı ve bizde afiyetle yuttuk. Çünkü deneyde anlatılan “gözlem” veya “gözlemek” şu anlama gelmektedir. “Biz elektronların üstlerine foton gönderdik ve geriye dönen fotonları ölçtük, bu sırada elektronlara çarpan fotonlar onların hareketini değiştirdi ve dalgayı çökertti” Evet tam olarak olan budur. Şimdi taklaya geldiğimiz cümlelere bakalım ilgisi var mı? Biz her hangi bir olayın üstüne foton mu gönderiyoruz? Hadi el feneriyle gönderdik diyelim, gönderdiğimiz olay, elektronlar kadar küçük ve fotonlardan etkilenen bir olay mıdır? Sorular arttırılabilir.

Bu işin bu kadar rant sağlaması meselesi ise çok basittir. Daha ortaokul lise fizik, kimya derslerine hakim olamayan kişilerin bu konu üzerine dilediğini yazabilmesi, dilediği yaratıcı güce bağlayabilmesi, ruhlara perilere kadar uzanan analizler yapabilmesi ve işin kötü tarafı bunları yutturabilmesi normaldir. Çünkü insanlar sadelikte ki güzelliği değil karmaşada ki gizemi daha çekici bulur. Bu da her şeyi daha sade açıklamak varken karmaşıklaştırmak ve gizemli hale getirmenin ve bunlara atıflarda bulunmanın göstergesidir.

Bu konuda bende yakında bir kitap yazacağım ve adı “Kuantum Taklası” olacak. Nasıl taklaya getirildiğini insanlara söylemek pek hoşlarına gider mi bilmiyorum.

Senin oyun: None Ortalama: 4.6 (Toplam 7 oy)

Takla atanların niyetleri

Takla atanların niyetleri ve taklaya getirilenlerin beklentileri noktasında çok şey söylenebilir belki..

Ama bence madalyonun bir başka yüzü daha var ki sevgili xenix, o da hem yazarın hem okuyucunun tamamiyle iyi niyetli olduklarını kabul etsek bile irdelenmeye değer diye düşünüyorum ve bu bağlamda bir kaç ayrıntıyı kendimce önemsiyor ve paylaşmak istiyorum.

Bu ayrıntılardan ilki yazara ait tabi ve daha önce bir başka kuantum konulu forum içerisinde de (şu an tam hatırlayamıyorum hangisiydi) dile getirilmişti yanılmıyorsam. Şöyle özetleyebiliriz aslında meseleyi; "Yazarın kendi çelişkilerini okuyucuyla paylaşmaması" Bence bu çok önemli bir nokta ve adına ister tasavvuf deyin, ister bilgelik, ister hakikat aşkı ya da her ne olursa ve nasıl bir "güzelliğe" denk getirilmeye çalışılırsa çalışılsın, üzerinde önemle durulması gereken bir ayrıntı.

Yani örn. kovalent bağlar filan olsa konu bi nebze anlayacağım da, lakin kuantum gibi belirsizlik/rastgelelik ve istatistiklerle dolu bir dünyadan, hem de felsefi bir takım sonuçlar çıkararak gündelik hayatımıza uzanmaya çalışan bir yazar'ın beraberinde bazı "çelişki" ve "düğüm problemlere" sahibi olmaması (ve bilgece anlattıkları kadar bunları da okuyucuyla paylaşmaması) nasıl birşeydir veya nasıl mümkün olur ben pek anlayamıyorum açıkcası. Bu bakımdan yazarın bütünüyle iyi niyetli olduğunu kabul etsek bile bu noktanın her daim göz önünde bulundurulması ve her yazarın biraz da bu yönden zorlanması gerektiğine inanıyorum.

Aslında konu biraz da "ikna oluş" sürecine ait dinamiklerle ilgili sanırım. (İkna oluş derken, hem yazar hem de okuyucu için geçerlidir bu kasıt.)

Hatırlarsan bir kaç ay önce bu mealde bir forum açmıştım. Ve ben (sadece kendi adıma konuşuyorum elbette) şu "ikna olmak" dediğimiz şeyin aslında nasıl bir zihinsel panonun çıktısı olduğu hakkında hala ikna edebilmiş değilim kendimi sevgili xenix :)Örneğin benzer bilgi-birikim-donanım, benzer IQ, benzer deney ve sonuçlar ve daha başka pek çok benzerlik arasında Gamow'u ikna edip de Hoyl'u ikna edemeyen şeyin zihnimizin neresinde ve nasıl bir kısa devreye tekabul ettiği konusu hala spekülasyona açık bir durum benim için.

Ama anlayabildiklerim de var elbette, örneğin kavramsal sonuçlar çıkarma ve bu sonucu tanıma/taraf olarak kabul etme noktasında zihnin kendi adına kotardığı bir "fayda hali" ve "çekicilik" (evet, çekicilik) var şüphesiz. Ama neyin kimin için ve hangi şartlarda "çekici" olduğu veya olabileceğini tespit etmek istediğimizde sanki en az rolü "bildiklerimiz" oynuyormuş gibi geliyor bana arasıra. Ya da nasıl desem, sezgisel bir şekilde anlatmaya çalışırsam eğer; bir kısım sonuçlar (ya da iknaya bağlı "oluş"lar) diğerlerine göre daha bir seksi gibi sanki.. Ama neden işte? :)

[Vakit bulursam şu hiperküp meselesi üzerinden de bir örnekleme yapacağım ama, şimdilik bu kadar yeter sanırım.)

Okuyan niyetleri

Yazanların niyetlerini daha sonraya bırakalım sevgili gamaro. Ama okuyanların niyetlerini az çok biliyorum. Elbette kötü değil bu niyetleri. Bir şeylere "inanma" ve "ikna olma" istekleri. Bir gruba aidiyette olabilir işin ucunda biraz.

Ama çoğunun ortak özelliği şu. Mevcut dinler (ilahi dinler) öz bakımından (yaratıcı, ahiret, ahlak veya reenkarnasyon vs) bakımından yeterli olsa da uygulamalar bakımından pek hoş gelmiyor (namaz, niyaz, oruç, meditasyon vs) Bu durumda insanlar aynı öz'ü veren hafifte bilimsel terimlerle süslenmiş (malum bilim çağı) ve pek öyle uğraşısı, uygulaması olmayan başka inanç ve rahatlama sistemlerine yöneliyorlar.

xenix

işin başka ucumu var

Fakat olaya bir gözlemci katıldığında ve elektronları gözlemlendiğinde elektronlar dalga değil, tanecik gibi davranmaya başlar.

Bakış ( nazar ) Yani Niyetlerimiz ışığı etkiliyorsa İlk ışığı hangi niyet etkiledi? Bebekler ışığa bakarken niyetleri dışarıdan beslenene kadar boş bakar ışığı takip etmezler.

Bebeği ilk insan gibi düşünsek ve anne olarak yanında kimse olmasa...Bebek büyürken ışıktan nasıl etki yaratacak ve beslenecek... Bu etkiyi yaratma kabiliyeti nerden geliyor? İlahi olmadan anlatılan her şey boş davul gibi öter beyinde... İçimizi ısıtan o okuduğumuz kitaplarda yer alan ilahi bir satırdan ibarettir. Gerisi zaten taş toprak toz bulutu... Işık yansımadığı durumlarda karanlık nasılsa öyle....

İlahi?

"İlahi olmadan anlatılan her şey boş davul gibi öter beyinde... İçimizi ısıtan o okuduğumuz kitaplarda yer alan ilahi bir satırdan ibarettir. Gerisi zaten taş toprak toz bulutu... Işık yansımadığı durumlarda karanlık nasılsa öyle...."

Burada ki "ilahi" kavramını biraz açabilir miyiz?

Ve "bakışlarımızın ışığı etkilediği " ni de anlayamadım. Bunu da açabilirseniz çok sevinirim.

xenix

Sevgili xenix

Sevgili xenix arkadaşım,
Nazar dediğim şey maddenin ol halidir. Beyin merkezimizde bir merkez var. 3. göz diye tabir ediyorlar. Ben kalp gözü diye tabir ediyorum veya ilahi. Yani burda konan isim önemli değil. Yaşadığımız dünyanın tam da içinde bir dünya var... Göremediğimiz tanımlayamadığımız boyut. bazı yazılarımda pi derim oraya Pinin önündeki sayı yerine kendimi koyarım devamına o alandan gelenleri...

Bu dünyayı bizi yaratıyoruz bir nevi. Oradan aldığımızı ışıktan ola çeviriyoruz maddeyi... Orada servis yapan milyar canlı var... Melekler diyorum ben, sen atomlar de farketmez... İşte o merkezden aldığımız niyettir. Yani ol...

İşte o olan ışıktan yansır. Biz yarattık sanırız. Düşünce oklarımız ne kadar çekebiliyorsa artık... Allah akıl fikir versin bundan dolayı denir..:)) Sadece niyet ederiz aslında. İstersek niyetimizle adam öldürebilir. dünyayı bile yıkabiliriz. Bir düşünce dünyanın sonunu bile getirebilir....

Atomların dalga değilde tanecik olma hali bu bence...İşte ilahi diye tanımladığım yer niyetimi yansıtan içimdeki dünya...Y
ani islamcıların bir türlü anyamadıkları anlatamadıkları iman Allah boyutu. Bazıları tanrı, bazıları enerji der... Ne desekte aynı kapıya çıkar sonuç....Buna tasavvufta bir ben var benden içeri denir.... Bazende ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol denir...

Bilimde de ne denir bilemeyeceğim ama Işığın parçacıkların halidir herhalde... atom ve moleküllerine göre davranışlarıdır...
Atomu davranış olarak parçaladığınızda çıkan enerjiyi her türlü kullanabilr hale getirebiliyorsunuz değilmi...İşte nazar bunun gibi birşeydir...
Anlatım dilim karışık oluyor kusura bakma tam anlatamamış olabilirim düşüncelerimi... Bu şekilde düşünüyorum işte...

Yaradılmışı severim yaradandan ötürü hali de ilahi tanımladığım o satırlardır..

"Sadece niyet ederiz

"Sadece niyet ederiz aslında. İstersek niyetimizle adam öldürebilir. dünyayı bile yıkabiliriz. Bir düşünce dünyanın sonunu bile getirebilir...."

Benim bu söze pandomim yapasım geldi:))

Sevgili angelyasam

Aslında tam da yazıda bundan bahsediyordum işte. Bu sizin ilk paragraftaki nazar, 3. göz, ışık, dalga, tanecik, melek falan derken bu kavramların hepsinin birbirine karışması, karıştırılması halidir.

Gelin önce ne bilimsel, ne değil bunun ayrımına iyi varalım. Mesela enerji bilimseldir, ama nazar? Işık bilimseldir, ama nur? Atomlar bilimseldir, ama melekler? Boyutlar da bilimseldir ama bunlar rahmani boyutlar veya cinler, periler alemi cinsinden ifade edilirse?

Anlatımınız karışık değil, sizi çok iyi anlıyorum, zaten yazıyı yazma amacımı sizi ve sizin gibileri anlamama borçluyum.
xenix

Gelin önce ne bilimsel, ne

Gelin önce ne bilimsel, ne değil bunun ayrımına iyi varalım. Mesela enerji bilimseldir, ama nazar? Işık bilimseldir, ama nur? Atomlar bilimseldir, ama melekler? Boyutlar da bilimseldir ama bunlar rahmani boyutlar veya cinler, periler alemi cinsinden ifade edilirse?

Cinler, periler, rahmani boyutlar bilim öncesine ait isimler... Bilim bu isimleri geliştirip ışık foton siklon cinsinden devreye koymuştur. İnsan bilmediği şeylerden korkar ve ona birçok isim ve anlam şekil yükler. Bilimin yüklediği isimler ve şekiller artık korkuyu atmamıza daha bilinçli olmamıza yardımcı olur. Bu demek değilki ilahi ortadan kalkar. Hayır bilakis ilahi ortam artık isimlendirilmiştir. Bildiğimiz şeylere hakimizdir artık. Bilmediklerimize mahkum olan yolumuz devam eder. Bildikçe bilim ilerler ve nihaye sürer. İki gerçeğimiz var. 1. Bilinmeyen her zaman baki.
2. Evren farkedilmek için var. Bildik, farkettik diyelim. Varoluş ve ölüm arasında geçen şeyler bunlar. Ne varoluş öncesine nede ölüm sonrasına vakıf olamıyoruz. Efsane, benzetme, yanılgı, yanıtma, yansıma, sürüp gideen bir dizi kelimelerin sıralanması ile ışık enerjisinin şekillendirmesinden oluşmuş şeylere inaniyoruz yada inanmıyoruz.

Bilim sadece 5 duyudur bana göre. İlim 7 fasettir. İlahi olan manevi olan sonsuz... Buna sevgi aşk ne derseniz diyin...

Peki

Cinler, periler, rahmani boyutlar, rahman, şeytan vs bilim öncesi isimlerdi diyelim. Ama bunlara hala inananlar veya bilimsel bir şekilde izah etmeye çalışanlar var? Onları nereye koyacağız. Bu pek isimlendirme olayı gibi gelmiyor bana, ama bakalım belki de sizin dediğiniz gibidir.

Şu iki gerçeğimize nasıl ulaştığınızı merak ettim.
1. Bilinmeyen her zaman baki. (Eh görece olarak gerçek tabi, "bilinen her zaman değişir" desek te bir başka gerçeği söylemiş olacaktır.)
2. Evren farkedilmek için var. (İşte burada duralım. Bu gerçekliğin, gerçek olduğunu nereden biliyorsunuz?)

Bunu gerçek kabul edip ardından mantık yürütmek elbet bizi "yanlış öncülle, yanlış sonuçlara" götürecektir.

Bu arada bilim 5 duyu olsaydı, elektronlara, fotona, elektromanyetik dalgaya ve milyonlarca matematik teorisine, aksiyomuna inanmıyor olurdu. Çünkü hiç biri beş duyumuza hitap etmiyor. Bilim duyu değildir, bilim bir yöntemdir. Aksi ispatlanabilir ve doğrulanabilir düşünme sistemidir.

xenix

Şu iki gerçeğimize nasıl

"Şu iki gerçeğimize nasıl ulaştığınızı merak ettim.
Sevgili xenix
1. Bilinmeyen her zaman baki. (Eh görece olarak gerçek tabi, "bilinen her zaman değişir" desek te bir başka gerçeği söylemiş olacaktır.)

Gerçeğe ulaşmak için kahin olmak gerekmiyor. Ölüm ve doğumu üzerinde düşünmek yeterli geldi bana.

2. Evren farkedilmek için var. (İşte burada duralım. Bu gerçekliğin, gerçek olduğunu nereden biliyorsunuz?)"

Şöyle örnek vereyim. Ünlü bir fizikçimiz var ya hani... Organları çalışmıyor ama beyni üretiyor. Ürettiklerini aktaran duyumlar olmasa idi fizik dehasının beynindeki fizik ben fiziğim diyebilecekmiydi? İşte bak burda farketmek var.

"Bu arada bilim 5 duyu olsaydı, elektronlara, fotona, elektromanyetik dalgaya ve milyonlarca matematik teorisine, aksiyomuna inanmıyor olurdu. Çünkü hiç biri beş duyumuza hitap etmiyor. Bilim duyu değildir, bilim bir yöntemdir. Aksi ispatlanabilir ve doğrulanabilir düşünme sistemidir. "

Beş duyun olmadan nasıl düşünüp te yöntem geliştirip doğrulanıyor dersin?

Bilim herşeye yetmez. Bilimin ötesi var.. ötesinin ötesi daha da ötesi.... Minnacık alfabemle öteleri anlatamam. Sadece hissediyorum... hepsi bu... Buna hamimden gelen hal diyorum. Maddenin hali var ya... BENİMDE HAMİM VAR....

Angelyasam, ""Bilim

Angelyasam, ""Bilim herşeye yetmez. Bilimin ötesi var.. ötesinin ötesi daha da ötesi"" demiş.
katılıyorum size. Ancak;
hissettiklerinizin bir adı olmalı.
Sizce felsefe bir bilim mi? yoksa ilim mi?

Şaşırtıcı değil mi?

"Beş duyun olmadan nasıl düşünüp te yöntem geliştirip doğrulanıyor dersin?"

Şaşırtıcı değil mi? İşte güzel yanı da bu zaten. Bilimi beş duyu sanıp, ötesinin de ötesini aramaya muhtaç bırakılıyorsunuz. İnsanlar sadelikten çok karmaşıyı tercih ediyor. Bilmekten çok bilinemeyene ilgi duyuyorlar.

Dünyanın yuvarlak olduğunu ve çok az farkla çapı M.Ö. 3. yy da hesaplandı. Sizce bu bilgiyi beş duyu ile mi, yoksa ötesinin ötesi ötekilerin ötelerindeki şeylerle mi buldu.

(Bu arada bilimsel olarak insanın 5 duyudan fazla duyulara sahip olduğu çoktan kanıtlandı. 5 duyu sadece eskilerin öğrendiği bir önyargı olarak kaldı günümüze.)

xenix

Sevgili Statik Felsefe

Sevgili Statik Felsefe bilimdir. Adı konmuştur. Adı konmuş herşey bence bilimdir. İlim varolandır.

Şöyle düşünürsek eğer, İlim elektrik olsa, felsefe elektrikten üretilen araçların çeşitlerini temsil etse, bilimde hangi araç olduğunu nasıl olduğunu ve neye yaradığını.... Bilime gelene kadar görüldüğü gibi önce ilime ihtiyaç duyuluyor sonra düşünceye sonra bilime...

Örneğin İnternet hep vardı ilim olarak. Ancak bilindiğinde adı konup kullanıma sunuldu öyle değilmi? Düşünürler bunu sağladı. Felsefe adını koymaya çalıştığımız elektriktir. Bilim Adı konmuş elektrik.

(Bu arada bilimsel olarak

(Bu arada bilimsel olarak insanın 5 duyudan fazla duyulara sahip olduğu çoktan kanıtlandı. 5 duyu sadece eskilerin öğrendiği bir önyargı olarak kaldı günümüze.)

Ben cahil kalmışım özürdilerim xenix. Önyargılarımız beş duyu... Kapattım gözlerimi yazdıklarını görmedim... Kulaklarımı da kapattım duymuyorum görmüyorum ama beş duyudan ötesindeyim... Nerdeyim adı ne burasının? ))) delilik herhalde... yada adsız isimsiz cisimsiz hecesiz bir alan....

evet

Felsefeye, düşünce bilimi diyebiliriz.
Aslında hissettiklerimiz de, bir düşüncenin ürünüdür.
O halde bizler, şu an yaptığımız gibi, bol bol felsefe yapıyoruz.

Feynman'dan iki söz

"Kuantum mekaniğini düşündüğünüzde başınız dönüp mideniz bulanmıyorsa onu gerçekten henüz anlamamışsınızdır."

"Kuantum fiziğini anladığınızı sanıyorsanız, henüz onu anlamamışsınızdır."

sn

sn .angelyasam

yorumlarınızı zevkle okudum . üç aşağı beş yukarı /neredeyse aynı fikirlerdeyim.

siteyi yeni keşfetmiş bulunmaktayım ..herkese selamlar.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><blink>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen sonucu yazınız.
12 + 0 =
Matematik işleminin sonucunu yazmalısınız. Örneğin 1+3, için 4