Kuantum Taklası
Son zamanlarda kitapçıları dolaştığımda Kuantum üzerine oldukça fazla kitap yazıldığını görüyorum. Fakat bu kitaplar olması gerektiği gibi Fizik ve Atom Fiziği bölümünde değil daha çok kişisel gelişim veya spiritüel yayınların arasında. İsimlerine bir göz gezdirdiğimde, “Kuantum Dokunuş”, “Kuantum Düşünce”, “Kuantum Sevişme”, “Kuantum Yaşam Koçluğu” , “Kuantum Tasavvuf” şeklinde çeşitlilik göstermekte.

Nedir peki kuantum üzerine bu kadar çok yazı yazılmasının sebebi. Aslında Kuantum Teorisi insanın determinist zihnine meydan okuyan hatta yıkan bir gizemdir. Fakat biz insanlar –özellikle bu işten rant peşinde olanlar- bu gizemi bir başka gizeme bağlama çabasındadır. Kimisi Belirsizlik ilkesini yaratıcıya bağlarken, kimisi de çift yarık deneylerinden olmadık anlamlar çıkartırlar.
Ben bu yazımda nasıl “taklaya” geldiğimizi açıklamaya çalışacağım. Her şey ışığın dalga mı yoksa tanecik mi olduğu sorusu üzerine başladı. Daha sonra da elektronlar gözlendi. Meşhur “Çift yarık deneyi” ni hepiniz bilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse tek yarıktan geçen elektronlar tanecik gibi davranırken, çift yarıktan geçen elektronlar dalga gibi yayılırlar. Buradan çıkarılacak sonuç elektronların “olasılık dalgaları” şeklinde hareket ettiğidir.
Fakat olaya bir gözlemci katıldığında ve elektronları gözlemlendiğinde elektronlar dalga değil, tanecik gibi davranmaya başlar.
İşte bizi taklaya getiren cümle budur. Bu cümlenin arkasından şunlar gelir, “her şey bizim gözlemimizle değişir”, “gözlemci deneyi etkiler”, “kişinin düşünceleri yaşamı ve olayları etkiler”, “aktif gözlemci dalgayı çökertir”, “Secret yasası” vs vs.. Bu cümlelerin benzerlerini görmek için gidip o kitaplardan bir kaçının içindekiler kısmını kurcalayabilirsiniz.
Peki neden taklaya geldik de bu cümleden öyle anlamlar çıkarıldı ve bizde afiyetle yuttuk. Çünkü deneyde anlatılan “gözlem” veya “gözlemek” şu anlama gelmektedir. “Biz elektronların üstlerine foton gönderdik ve geriye dönen fotonları ölçtük, bu sırada elektronlara çarpan fotonlar onların hareketini değiştirdi ve dalgayı çökertti” Evet tam olarak olan budur. Şimdi taklaya geldiğimiz cümlelere bakalım ilgisi var mı? Biz her hangi bir olayın üstüne foton mu gönderiyoruz? Hadi el feneriyle gönderdik diyelim, gönderdiğimiz olay, elektronlar kadar küçük ve fotonlardan etkilenen bir olay mıdır? Sorular arttırılabilir.
Bu işin bu kadar rant sağlaması meselesi ise çok basittir. Daha ortaokul lise fizik, kimya derslerine hakim olamayan kişilerin bu konu üzerine dilediğini yazabilmesi, dilediği yaratıcı güce bağlayabilmesi, ruhlara perilere kadar uzanan analizler yapabilmesi ve işin kötü tarafı bunları yutturabilmesi normaldir. Çünkü insanlar sadelikte ki güzelliği değil karmaşada ki gizemi daha çekici bulur. Bu da her şeyi daha sade açıklamak varken karmaşıklaştırmak ve gizemli hale getirmenin ve bunlara atıflarda bulunmanın göstergesidir.
Bu konuda bende yakında bir kitap yazacağım ve adı “Kuantum Taklası” olacak. Nasıl taklaya getirildiğini insanlara söylemek pek hoşlarına gider mi bilmiyorum.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 3029 defa okundu

Sibel Atasoy

Takla atanların niyetleri
Takla atanların niyetleri ve taklaya getirilenlerin beklentileri noktasında çok şey söylenebilir belki..
Ama bence madalyonun bir başka yüzü daha var ki sevgili xenix, o da hem yazarın hem okuyucunun tamamiyle iyi niyetli olduklarını kabul etsek bile irdelenmeye değer diye düşünüyorum ve bu bağlamda bir kaç ayrıntıyı kendimce önemsiyor ve paylaşmak istiyorum.
Bu ayrıntılardan ilki yazara ait tabi ve daha önce bir başka kuantum konulu forum içerisinde de (şu an tam hatırlayamıyorum hangisiydi) dile getirilmişti yanılmıyorsam. Şöyle özetleyebiliriz aslında meseleyi; "Yazarın kendi çelişkilerini okuyucuyla paylaşmaması" Bence bu çok önemli bir nokta ve adına ister tasavvuf deyin, ister bilgelik, ister hakikat aşkı ya da her ne olursa ve nasıl bir "güzelliğe" denk getirilmeye çalışılırsa çalışılsın, üzerinde önemle durulması gereken bir ayrıntı.
Yani örn. kovalent bağlar filan olsa konu bi nebze anlayacağım da, lakin kuantum gibi belirsizlik/rastgelelik ve istatistiklerle dolu bir dünyadan, hem de felsefi bir takım sonuçlar çıkararak gündelik hayatımıza uzanmaya çalışan bir yazar'ın beraberinde bazı "çelişki" ve "düğüm problemlere" sahibi olmaması (ve bilgece anlattıkları kadar bunları da okuyucuyla paylaşmaması) nasıl birşeydir veya nasıl mümkün olur ben pek anlayamıyorum açıkcası. Bu bakımdan yazarın bütünüyle iyi niyetli olduğunu kabul etsek bile bu noktanın her daim göz önünde bulundurulması ve her yazarın biraz da bu yönden zorlanması gerektiğine inanıyorum.
Aslında konu biraz da "ikna oluş" sürecine ait dinamiklerle ilgili sanırım. (İkna oluş derken, hem yazar hem de okuyucu için geçerlidir bu kasıt.)
Hatırlarsan bir kaç ay önce bu mealde bir forum açmıştım. Ve ben (sadece kendi adıma konuşuyorum elbette) şu "ikna olmak" dediğimiz şeyin aslında nasıl bir zihinsel panonun çıktısı olduğu hakkında hala ikna edebilmiş değilim kendimi sevgili xenix :)Örneğin benzer bilgi-birikim-donanım, benzer IQ, benzer deney ve sonuçlar ve daha başka pek çok benzerlik arasında Gamow'u ikna edip de Hoyl'u ikna edemeyen şeyin zihnimizin neresinde ve nasıl bir kısa devreye tekabul ettiği konusu hala spekülasyona açık bir durum benim için.
Ama anlayabildiklerim de var elbette, örneğin kavramsal sonuçlar çıkarma ve bu sonucu tanıma/taraf olarak kabul etme noktasında zihnin kendi adına kotardığı bir "fayda hali" ve "çekicilik" (evet, çekicilik) var şüphesiz. Ama neyin kimin için ve hangi şartlarda "çekici" olduğu veya olabileceğini tespit etmek istediğimizde sanki en az rolü "bildiklerimiz" oynuyormuş gibi geliyor bana arasıra. Ya da nasıl desem, sezgisel bir şekilde anlatmaya çalışırsam eğer; bir kısım sonuçlar (ya da iknaya bağlı "oluş"lar) diğerlerine göre daha bir seksi gibi sanki.. Ama neden işte? :)
[Vakit bulursam şu hiperküp meselesi üzerinden de bir örnekleme yapacağım ama, şimdilik bu kadar yeter sanırım.)
Okuyan niyetleri
Yazanların niyetlerini daha sonraya bırakalım sevgili gamaro. Ama okuyanların niyetlerini az çok biliyorum. Elbette kötü değil bu niyetleri. Bir şeylere "inanma" ve "ikna olma" istekleri. Bir gruba aidiyette olabilir işin ucunda biraz.
Ama çoğunun ortak özelliği şu. Mevcut dinler (ilahi dinler) öz bakımından (yaratıcı, ahiret, ahlak veya reenkarnasyon vs) bakımından yeterli olsa da uygulamalar bakımından pek hoş gelmiyor (namaz, niyaz, oruç, meditasyon vs) Bu durumda insanlar aynı öz'ü veren hafifte bilimsel terimlerle süslenmiş (malum bilim çağı) ve pek öyle uğraşısı, uygulaması olmayan başka inanç ve rahatlama sistemlerine yöneliyorlar.
xenix
işin başka ucumu var
Fakat olaya bir gözlemci katıldığında ve elektronları gözlemlendiğinde elektronlar dalga değil, tanecik gibi davranmaya başlar.
Bakış ( nazar ) Yani Niyetlerimiz ışığı etkiliyorsa İlk ışığı hangi niyet etkiledi? Bebekler ışığa bakarken niyetleri dışarıdan beslenene kadar boş bakar ışığı takip etmezler.
Bebeği ilk insan gibi düşünsek ve anne olarak yanında kimse olmasa...Bebek büyürken ışıktan nasıl etki yaratacak ve beslenecek... Bu etkiyi yaratma kabiliyeti nerden geliyor? İlahi olmadan anlatılan her şey boş davul gibi öter beyinde... İçimizi ısıtan o okuduğumuz kitaplarda yer alan ilahi bir satırdan ibarettir. Gerisi zaten taş toprak toz bulutu... Işık yansımadığı durumlarda karanlık nasılsa öyle....
İlahi?
Burada ki "ilahi" kavramını biraz açabilir miyiz?
Ve "bakışlarımızın ışığı etkilediği " ni de anlayamadım. Bunu da açabilirseniz çok sevinirim.
xenix
Sevgili xenix
Sevgili xenix arkadaşım,
Nazar dediğim şey maddenin ol halidir. Beyin merkezimizde bir merkez var. 3. göz diye tabir ediyorlar. Ben kalp gözü diye tabir ediyorum veya ilahi. Yani burda konan isim önemli değil. Yaşadığımız dünyanın tam da içinde bir dünya var... Göremediğimiz tanımlayamadığımız boyut. bazı yazılarımda pi derim oraya Pinin önündeki sayı yerine kendimi koyarım devamına o alandan gelenleri...
Bu dünyayı bizi yaratıyoruz bir nevi. Oradan aldığımızı ışıktan ola çeviriyoruz maddeyi... Orada servis yapan milyar canlı var... Melekler diyorum ben, sen atomlar de farketmez... İşte o merkezden aldığımız niyettir. Yani ol...
İşte o olan ışıktan yansır. Biz yarattık sanırız. Düşünce oklarımız ne kadar çekebiliyorsa artık... Allah akıl fikir versin bundan dolayı denir..:)) Sadece niyet ederiz aslında. İstersek niyetimizle adam öldürebilir. dünyayı bile yıkabiliriz. Bir düşünce dünyanın sonunu bile getirebilir....
Atomların dalga değilde tanecik olma hali bu bence...İşte ilahi diye tanımladığım yer niyetimi yansıtan içimdeki dünya...Y
ani islamcıların bir türlü anyamadıkları anlatamadıkları iman Allah boyutu. Bazıları tanrı, bazıları enerji der... Ne desekte aynı kapıya çıkar sonuç....Buna tasavvufta bir ben var benden içeri denir.... Bazende ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol denir...
Bilimde de ne denir bilemeyeceğim ama Işığın parçacıkların halidir herhalde... atom ve moleküllerine göre davranışlarıdır...
Atomu davranış olarak parçaladığınızda çıkan enerjiyi her türlü kullanabilr hale getirebiliyorsunuz değilmi...İşte nazar bunun gibi birşeydir...
Anlatım dilim karışık oluyor kusura bakma tam anlatamamış olabilirim düşüncelerimi... Bu şekilde düşünüyorum işte...
Yaradılmışı severim yaradandan ötürü hali de ilahi tanımladığım o satırlardır..
"Sadece niyet ederiz
"Sadece niyet ederiz aslında. İstersek niyetimizle adam öldürebilir. dünyayı bile yıkabiliriz. Bir düşünce dünyanın sonunu bile getirebilir...."
Benim bu söze pandomim yapasım geldi:))
Sevgili angelyasam
Aslında tam da yazıda bundan bahsediyordum işte. Bu sizin ilk paragraftaki nazar, 3. göz, ışık, dalga, tanecik, melek falan derken bu kavramların hepsinin birbirine karışması, karıştırılması halidir.
Gelin önce ne bilimsel, ne değil bunun ayrımına iyi varalım. Mesela enerji bilimseldir, ama nazar? Işık bilimseldir, ama nur? Atomlar bilimseldir, ama melekler? Boyutlar da bilimseldir ama bunlar rahmani boyutlar veya cinler, periler alemi cinsinden ifade edilirse?
Anlatımınız karışık değil, sizi çok iyi anlıyorum, zaten yazıyı yazma amacımı sizi ve sizin gibileri anlamama borçluyum.
xenix
Gelin önce ne bilimsel, ne
Gelin önce ne bilimsel, ne değil bunun ayrımına iyi varalım. Mesela enerji bilimseldir, ama nazar? Işık bilimseldir, ama nur? Atomlar bilimseldir, ama melekler? Boyutlar da bilimseldir ama bunlar rahmani boyutlar veya cinler, periler alemi cinsinden ifade edilirse?
Cinler, periler, rahmani boyutlar bilim öncesine ait isimler... Bilim bu isimleri geliştirip ışık foton siklon cinsinden devreye koymuştur. İnsan bilmediği şeylerden korkar ve ona birçok isim ve anlam şekil yükler. Bilimin yüklediği isimler ve şekiller artık korkuyu atmamıza daha bilinçli olmamıza yardımcı olur. Bu demek değilki ilahi ortadan kalkar. Hayır bilakis ilahi ortam artık isimlendirilmiştir. Bildiğimiz şeylere hakimizdir artık. Bilmediklerimize mahkum olan yolumuz devam eder. Bildikçe bilim ilerler ve nihaye sürer. İki gerçeğimiz var. 1. Bilinmeyen her zaman baki.
2. Evren farkedilmek için var. Bildik, farkettik diyelim. Varoluş ve ölüm arasında geçen şeyler bunlar. Ne varoluş öncesine nede ölüm sonrasına vakıf olamıyoruz. Efsane, benzetme, yanılgı, yanıtma, yansıma, sürüp gideen bir dizi kelimelerin sıralanması ile ışık enerjisinin şekillendirmesinden oluşmuş şeylere inaniyoruz yada inanmıyoruz.
Bilim sadece 5 duyudur bana göre. İlim 7 fasettir. İlahi olan manevi olan sonsuz... Buna sevgi aşk ne derseniz diyin...
Peki
Cinler, periler, rahmani boyutlar, rahman, şeytan vs bilim öncesi isimlerdi diyelim. Ama bunlara hala inananlar veya bilimsel bir şekilde izah etmeye çalışanlar var? Onları nereye koyacağız. Bu pek isimlendirme olayı gibi gelmiyor bana, ama bakalım belki de sizin dediğiniz gibidir.
Şu iki gerçeğimize nasıl ulaştığınızı merak ettim.
1. Bilinmeyen her zaman baki. (Eh görece olarak gerçek tabi, "bilinen her zaman değişir" desek te bir başka gerçeği söylemiş olacaktır.)
2. Evren farkedilmek için var. (İşte burada duralım. Bu gerçekliğin, gerçek olduğunu nereden biliyorsunuz?)
Bunu gerçek kabul edip ardından mantık yürütmek elbet bizi "yanlış öncülle, yanlış sonuçlara" götürecektir.
Bu arada bilim 5 duyu olsaydı, elektronlara, fotona, elektromanyetik dalgaya ve milyonlarca matematik teorisine, aksiyomuna inanmıyor olurdu. Çünkü hiç biri beş duyumuza hitap etmiyor. Bilim duyu değildir, bilim bir yöntemdir. Aksi ispatlanabilir ve doğrulanabilir düşünme sistemidir.
xenix
Şu iki gerçeğimize nasıl
Şöyle örnek vereyim. Ünlü bir fizikçimiz var ya hani... Organları çalışmıyor ama beyni üretiyor. Ürettiklerini aktaran duyumlar olmasa idi fizik dehasının beynindeki fizik ben fiziğim diyebilecekmiydi? İşte bak burda farketmek var.
Beş duyun olmadan nasıl düşünüp te yöntem geliştirip doğrulanıyor dersin?
Bilim herşeye yetmez. Bilimin ötesi var.. ötesinin ötesi daha da ötesi.... Minnacık alfabemle öteleri anlatamam. Sadece hissediyorum... hepsi bu... Buna hamimden gelen hal diyorum. Maddenin hali var ya... BENİMDE HAMİM VAR....
Angelyasam, ""Bilim
Angelyasam, ""Bilim herşeye yetmez. Bilimin ötesi var.. ötesinin ötesi daha da ötesi"" demiş.
katılıyorum size. Ancak;
hissettiklerinizin bir adı olmalı.
Sizce felsefe bir bilim mi? yoksa ilim mi?
Şaşırtıcı değil mi?
Şaşırtıcı değil mi? İşte güzel yanı da bu zaten. Bilimi beş duyu sanıp, ötesinin de ötesini aramaya muhtaç bırakılıyorsunuz. İnsanlar sadelikten çok karmaşıyı tercih ediyor. Bilmekten çok bilinemeyene ilgi duyuyorlar.
Dünyanın yuvarlak olduğunu ve çok az farkla çapı M.Ö. 3. yy da hesaplandı. Sizce bu bilgiyi beş duyu ile mi, yoksa ötesinin ötesi ötekilerin ötelerindeki şeylerle mi buldu.
(Bu arada bilimsel olarak insanın 5 duyudan fazla duyulara sahip olduğu çoktan kanıtlandı. 5 duyu sadece eskilerin öğrendiği bir önyargı olarak kaldı günümüze.)
xenix
Sevgili Statik Felsefe
Sevgili Statik Felsefe bilimdir. Adı konmuştur. Adı konmuş herşey bence bilimdir. İlim varolandır.
Şöyle düşünürsek eğer, İlim elektrik olsa, felsefe elektrikten üretilen araçların çeşitlerini temsil etse, bilimde hangi araç olduğunu nasıl olduğunu ve neye yaradığını.... Bilime gelene kadar görüldüğü gibi önce ilime ihtiyaç duyuluyor sonra düşünceye sonra bilime...
Örneğin İnternet hep vardı ilim olarak. Ancak bilindiğinde adı konup kullanıma sunuldu öyle değilmi? Düşünürler bunu sağladı. Felsefe adını koymaya çalıştığımız elektriktir. Bilim Adı konmuş elektrik.
(Bu arada bilimsel olarak
(Bu arada bilimsel olarak insanın 5 duyudan fazla duyulara sahip olduğu çoktan kanıtlandı. 5 duyu sadece eskilerin öğrendiği bir önyargı olarak kaldı günümüze.)
Ben cahil kalmışım özürdilerim xenix. Önyargılarımız beş duyu... Kapattım gözlerimi yazdıklarını görmedim... Kulaklarımı da kapattım duymuyorum görmüyorum ama beş duyudan ötesindeyim... Nerdeyim adı ne burasının? ))) delilik herhalde... yada adsız isimsiz cisimsiz hecesiz bir alan....
evet
Felsefeye, düşünce bilimi diyebiliriz.
Aslında hissettiklerimiz de, bir düşüncenin ürünüdür.
O halde bizler, şu an yaptığımız gibi, bol bol felsefe yapıyoruz.
Feynman'dan iki söz
"Kuantum mekaniğini düşündüğünüzde başınız dönüp mideniz bulanmıyorsa onu gerçekten henüz anlamamışsınızdır."
"Kuantum fiziğini anladığınızı sanıyorsanız, henüz onu anlamamışsınızdır."
sn
sn .angelyasam
yorumlarınızı zevkle okudum . üç aşağı beş yukarı /neredeyse aynı fikirlerdeyim.
siteyi yeni keşfetmiş bulunmaktayım ..herkese selamlar.
Kuantum yaşam koçluğu
Kuantum yaşam koçluğu mu?:)) la havle...
"Bu arada bilimsel olarak
"Bu arada bilimsel olarak insanın 5 duyudan fazla duyulara sahip olduğu çoktan kanıtlandı. 5 duyu sadece eskilerin öğrendiği bir önyargı olarak kaldı günümüze"
xenix diğer duyular ne imiş? Ben bu konuya "fransız" kalmışım. Beş duyudan fazlası mı kanıtlandı, zeka türlerinden mi bahsediyorsun?...
Mesela bir kaçı
Denge duyusu, açlık hissi, kan şekeri düşmesi, ağrı, hareket duyusu vs vs..
xenix
beş duyu değil
Beş duyu dış çevreden gelen uyartıları , duyu resptörleri ile alan duyulardır. Sözü edilen tepkiler ;
denge, iç kulak veya içerden gelen bir uyartıyla
açlık , beyinden gelen uyartıyla mide kaslarının kasııp gevşemesi ile
kan şekeri düşmesi, gene beyinden gelen (hipotalamustan) uyartıyla
ağrı, bir çeşit dokunma duyusudur yani beş duyudan biridir ve sancı, batma sıcaklık vs gibi deride bulunan çeşitli resptörler tarafından alınıp beyine iletilmesi ve değerlendirilmesi ile
hareket ise gene beyinin kontrolünden gelen komutlarla gerçekleştirilir.
Yani beş duyu dışında yeni duyu çeşitleri keşfedilmiş falan değildir. Sözü ediln duyular çeşitli fizyolojik olaylardan kaynaklanan tepkilerdir. Duyu organları ise almaçları olan ve etkileri beyne ulaştıran organlardır.
Bilginize!
5 değil, tam 33 duyumuz
5 değil, tam 33 duyumuz var
Kitaplarda okuduğumuz beş duyumuz eski bilgi oldu. Duyularımızın sayısı 33’e ulaştı! Aslında tutucu davranan bilim adamları, bu 33 duyudan 10’unu kabul ediyor. Radikal davranan bilim adamları 33’ünü de kabul ediyor. Ortada olan bilim adamları bir arabulucuk yapıyor ve 21 tanesine, ‘Evet bunlar duyu’ diyor. Peki bu 33 duyu nasıl ortaya çıkıyor?
Duyularımızı aldığımız uyarıların niteliklerine göre sınıflandırdığımızda, ortaya beş değil üç duyu sınıfı çıkıyor: Bunlar tat, koku veya kan şekeri gibi içsel algıları uyaran kimyasal duyular; dokunma ve duyma ile ilgili mekanik duyular ve görme ile ilgili ışık. Bazı hayvanlarda, biz insanlardan fazla olarak, manyetik duyu da bulunuyor. Bütün bu duyu gruplarının işleyebilmesi için, farklı duyusal sistemlere ihtiyaç var. Mesela iç kulakta ince kıl hücreleri olması veya ışık fotonlarının retinaya çarpma gereği gibi.
Fakat bu sistemleri kendi içinde alt gruplara da böldüğünüzde ‘duyu’ya şöyle bir tanım getiriyorsunuz: Özel sinyallere tepki veren ve beynin özel bir bölgesine bilgi gönderen özel hücre tiplerinden oluşan bir sistem. İşte size bu sistemin 33 alt dalı.
Görme: Işık, renk, kırmızı, yeşil, mavi
Duyma
Koku: 2000 veya daha fazla reseptör tipi
Tat: Tatlı, tuzlu, ekşi, acı, umami
Dokunma: Hafif dokunma, şiddetle bastırma
Ağrı: Deri ile ilgili, vücut ile ilgili, iç organlar ile ilgili
Mekanik algı: Denge, döngüsel hız, doğrusal hız, eklem konumu, kinestez, kas gerilimi-tendon organları, kas gerilimi-kas lifleri
Sıcaklık: Sıcak, soğuk
İç algılar: Tansiyon, damar içi kan basıncı, merkezi damar kan basıncı, kafa kan sıcaklığı, kan oksijeni içeriği, beyin-ilik sıvısı pH’sı, plazma osmotik basınç (susuzluk), arter-damar kan şekeri farklılığı (açlık), akciğerde genişleme, idrar kesesi gerilmesi, dolu mide
İzliyorum!...
İzliyorum!... Dinliyorum!...
Örneğin ağrının dokunma duygusu ile ilgili olduğunu, onun bir fonksiyonu olarak duyulduğunu düşündüm...
Düşünüyorum...
Bir de duyu denilince insanın dışardan aldıklarının duyular yoluyla gerçekleştiğini düşünüyorum. Burada bahsedilen olaylar insanın "iç istihbaratını" oluşturuyor. Bunlara duyu denebilir mi?
Nedir duyu?... (Hepimiz biliyorduk değil mi?...)
Ben de izliyorum :)
Ben de izliyorum :)
insan ivmeyle hareket
insan ivmeyle hareket ettiğini nasıl hisseder? Hangi duyu organı ile?
iç kulak yoluyla hisseder.
iç kulak yoluyla hisseder.
Orada salyangoza benzer bir yapı vardır (cochlea ve semisircüler kanallar) Bu kemik yapıların altında zar yapılı kanallar, bir tür sıvı materyall ve onlarla ilişkili reseptör (algaç) ve tüycükler bulunur. İşte bu kanalların bazıları sabit hızlı harekete, bazıları ise hızlanma ve yavaşlama gibi ivmeli hareketlere duyarlıdır.
Ama genel olarak denge ve hareket duyusu vücudun farklı kaynaklarından gelen (getirilen) pek çok verinin işlenmesiyle oluşur. Örneğin o anki genel vücut dengesi (total durum, ağırlık merkezi vs.) bilgilerini taşıyan lifler vardır, ama bunun yanında sadece tek bir ekstremitenin (kol, bacak, vs.) durumu ve konumu hakkında bilgi veren algaçlar da çalışır, ilaveten her ekstremitedeki kasların teker teker durumu da (gerginlik ve tonus) sürekli merkeze taşınır. Beraberinde iç kulak ve görme duyusu da vardır. Bunların hepsi aynı anda çalışır ve sürekli veri taşır. Tıpkı bilgisayarımız açıkken biz hiçbir işlem yapmasak da arka planda sürekli çalışan proğramlar gibidirler.
[Örneğin bisiklet kullanmayı öğrenmek, dengede kalabilmeyi öğrenebilme adına bu kadar farklı verinin bilinçli koordinasyonunu gerektirdiği için başlangıçta bizi hayli zorlar. Bisiklet kullanmayı öğrenen kişi yukarda saydığımız farklı veri gruplarını koordine etmeyi öğrenir aslında. Total denge, ağırlık merkezi, tek tek ekstremitelerin durumu, her bir kasın ayrı ayrı tonusu, hareket, vesaire.. başlangıçta bunlar dağınık bir haldedir ve kişi hangisine önem ve öncelik vereceğini bilemez, bu yüzden de sık sık düşer:) Ama sonra işlemci kapasitesi kendini gösterir ve işi çözer. Çözüm sonrası elde edilen formül ise üst beyinden alt beyine aktarılır ve bilinç alanından çıkarılır. ]
yıkıcı yapıt
bu deneme yazısının yapıcı olmakan çok; yıkıcı olduğunu görüyorum. bir fizikçi olarak konuyla ilgilenen (-quantum felsefe) kişilerin %99'unun, quantum varsayımlarından haberdar olmadıkları gerçeğini söyleyebilirim; fakat, bu, konunun kabul edilemez, rant amaçlı telkinlerdenoluştuğunu göstermez. gelin görün ki; quantum felsefe başlığı altında anlatılmak istenilen bakış açısının çok çok zor bir bakış açısı olması quantum karmaşıklığı ile özdeşlik sağlar.
bu yazıdan çıkarımlarım ise kendi bilimselliğini kendine put edinmiş bir şahsın kitapların arka kapaklarından anladıkları ile yeni fikirlere direnç göstermesidir, ki uzay-zamanın şu anında kaçınılmazdır. "ben"deki yargılar, karşıdaki düşünceler ile uyuşmadığında, bu dünyada göremeyenlerden olmak kaçınılmazdır. burada görebilmek, ezoterik ilimlerdeki üçüncü göz yada durugörü değil, mana'dan maddeye kayıtlanmış diğer isimlerinden biri olan telepati ile eşdeğer manada sayılabilir. kelimeler ve lügat birer dildir; düşüncelere işaret eden.
foton elektron boson quark yada atom(p+ no) denilen tüm varsayımlar içeriden dışarıya doğru oluşan, insan oğlunun öngrüsü ve beklentilerinin birer sonuçlarıdır. varlıklarının ispatı belli etki tepki prensipleri ile açıklığa kavuşturulmuştur. newton mekaniği ve temelleri, daha önceleri, deterministik, değişemez ve kesin bilinebilir değerler ile, kendine yol çizdiğinden; insanoğlunun düşünce şekline uygulanabilirliği minimum düzeydedir. yüksek düşünce temelli davranışlarda paralel sonuçlar doğursada; bireysel (atomik) anlamda bir anlamı yada gerliliği yoktur. quantum mekanğinde ise durum böyle değildir. belirsizlik ilkesi, boyutsal açılımlar, istatistik, olasılık ve (gerçek değerden ziyade) beklenen değer gibi veriler ile kendine yol çizer. ve bunların dayanağı yine evrensel kanunlardır. bilim adamları herşeyi açıklayacak bir açıklmanın peşinde iken, insan davranışlarını yadsıyıp, maddenin ve dünyanın davranışlarına saplanıp kalırlarsa, amaçlarına ulaşamayacaklrını bundan elli yıl önce farketmişlerdir. bilim dünyasında quantum tartışması 1930lu yıllarda yapılmıştır ve o zamanın bilim yobazları bir saçmalıktan ve hayal ürününden ibaret olduğu fikrini benimsemişlerdir. kaldıki quantum çalışmalarını ilk yıllarında projeye dahil olan bilim adamları maksimum 30 yaşında idiler, aralarında bir tek karısından usanan ve ruhen genç olduğunu her fırsatta beyan eden schrödinger 40 yaşını aşmış çılgın ihtiyar idi.
düşünce iç dünyamızdaki dalgaların, eylem; yani fiiller ise parçacık halinin birer yansımasıdır. eğer kendi kendine düşüncelere dalarsan istediğin fantaziyi kurabilirsin, dışarıdan başka bir gözlemciyi bu deneyime ortak edersen durum kısıtlanmış olur, parçacık halini alır.. çünkü gözlemcinin enerjisi duruma dahil olup yeni bir beklenen değer oluşmasına neden olmuştur.
yazarın fikirlerinin yanlış olduğunu söylemek gibi bir cüret göstermiyorum, bu yazıları ve yorumları okuyanlar arasında eğer bir dualite yani ikilik oluşturup, okuyucuların bir bölümünü, deney-sonuç bazında bilimci, diğer bölümünü de ezoterik ilimci olarak adlandırıp, her iki grupun düşüncelerini inceler isek,ilk olarak: 1. grubun, 2. grubu anladığını ve anladıkları şeyin asılsız olduğunu söylemeleri / ikinci olarak: 2. grupun 1. grup tarafından anlaşılmadığını zaten kendilerininde tam olarak anlamadıklarını ancak hissettiklerini söylemeleri, olarak özetlenebilir.
buradan çıkartabileceğim öznel yorum ise, bilimci kesimin aslında anlamadıklarını, sadece anladıklarını zannettiklerini, zannettikleri şeyinde zaten yanlış olduğunu kendi akıl yürütmeleri ile ulaştığını söyleyebilirim. ikinci kesimin ise arayışta olduğu ve hislerine dayanarak gitmelerinin tatminini her zaman yaşayacaklarını söylemek isterim.
bulmak için aramak gereklidir. değerlendirmek değil.
"ne ararsan ara sonunda bulacağın şey mutlaka kendindir".
(adem, idris nuh ibrahim süleyman musa isa muhammed mahmud ahmed mustafa socrates, buda krişnamurti, methadron, hathor ronna herman mikail cebrail Oscar Wilde Albert Einstein planck maxwell hertz schrödinger eaglid konfiçyus eflatun ibni sina yunus mevlana hallacı mansur şemsi tebrizi ibni arabi imamı rabbani eşrefoğlu rumi, niyazi mısri, nesimi, hu hak rab...)
Duyu
Ben ne zaman acı yesem, dilim yanıyor (tat alma) fakat sonra midem de yanıyor (artık tat almamı dersiniz, dokunmamı dersiniz bilemiyorum)
Ne zaman bir yüksek dağa çıksam basıncın düştüğünü, oksijenin azaldığını duyumsuyorum. (Hangi duyu organımla bilmiyorum, dokunma desen değil, tat desen değil, duymak desen değil, görmek desen hiç değil)
Bütün bular dışında zamanın geçtiğini duyumsuyorum, ama hangi organımla onu da bulamadım. (Yoksa beyinde mi bir duyu organı)
xenix: suvfy sana ayrıca uzun bir yanıt vereceğim. :)
Dokunma duyusu organı
Dokunma duyusu organı deridir diye biliriz. Dış derinin özellikleri yalnızca deride midir yoksa iç organlar da aynı özelliklere sahip midir? Bir zaman bir adamdan, bağırsakları dışarı çıkmış ama henüz yaşamakta olan bir adamın, bağırsaklarına doğru dokunur gibi yaptığında, bağırsakların kendini büzerek tepki verdiğini duymuştum. Yabancı (dış) bir maddeden kendini sakınıyor yani bağırsak. Gözü de yok hani:) Acaba iç organlar da deri gibi duyarlı da, iç olduğu için daha mı hassas, daha dokunmadan, yaklaşınca bile duyuyorlar mı acaba?
Genel cerrahlarımız nerede?:)
Hücreyi küçümsememek
Hücreyi küçümsememek lazım.
O dış dünyanın benzeş bir parçası ve kendi gibi olanlarla haberleşip(etkileşip) kendini korumak çabasında sanırım.
Çiçek, böcek, taş aynı kimyanın değişmezleri... Çemberin içinde ve aynılar...
bilim dünyasında quantum
bilim dünyasında quantum tartışması 1930lu yıllarda yapılmıştır ve o zamanın bilim yobazları bir saçmalıktan ve hayal ürününden ibaret olduğu fikrini benimsemişlerdir
sanırım Richard Feynman dı
"kuşbiliminin kuşlara ne kadar faydası varsa,bilim felsefesinin de bilime o kadar faydası var" demişti.
Biraz aşağılayıcı olsada yanlış değildir bu söz.Kuantum fiziği başka kuantum fiziğinden felsefe üretmek başka şeyler.Ve 1930 daki bilim yobazları demekle kimleri kastediyorsunuz anlamadım.Ama sanıyorum bu ortodoks bilime(varsa böyle bir şey) bir eleştiri.
Bilim dünyasında o zamanlar kuantum fiziğine karşı çıkanlar ne yapmışlar peki,kuantum fiziğini savunucularını "yargılayıp yakmışlar mı?"Hiç sanmıyorum.Bilim tartışmayla sorgulamayla yürür,elbette yeni fikirlere karşı çıkışlar olacaktır.
Yok ille meydanı bize bıraksınlar at koşturalım,bize kimse bir şey demesin,biz kuantumcuyuz, hemde felsefeciyiz, yenilikçiyiz icabında daha çok şey oluruz .. fln filan.
"Kuantum fiziği başka
"Kuantum fiziği başka kuantum fiziğinden felsefe üretmek başka şeyler."
Öyle midir Farabi?
Şöyle de denebilir mi: "Yaşamak başka, düşünmek başka şeyler"
Kuantum ya da bir başka bilim dalından felsefeyi nasıl başka başka görüyorsun?
Ya da o tümcede ne demek istedin?
Kuantum ve insan
Yorumlarınızı okudum ve Kuantum Kuramının insanla hiç bir ilgisi olamayacağı gibi bir görüşün savunulduğunu sezdim. Oysa ki her disiplin, her bilgi ve her yeni paradigma insandan türer, insan yorumudur. Bilim adamı da yorum yapan, birtakım önfikirler ve varsayımlara inanan, çevresinden ve kültüründen etkilenen bir varlıktır.
Bu bakımdan, bilimi maneviyattan koparmaya çalışmak bir kuşu tek kanatla uçurmaya çalışmaya benzer. Ancak, maneviyatın dayatmacı olmaması ve insanın benlik boyutunu yüceltmeye teşvik etmesi gerekir. Dayatmacı olmayan ve insanları daha mükemmel varlıklar olmaya teşvik eden bir yaklaşım olarak tasavvuf, üzerinde durulması ve anlaşılması gereken bir bilgelik yoludur. Sizlere kendi kitabımın önsözünden ilk üç paragrafı altta aktarıyorum. Umarım yararlı olabilir.
"Günümüzün insanı maddi isteklerle manevi doyumsuzluğun çelişkisini yaşamakta, bütünsel varoluşun arayışı içinde bocalamaktadır. Bu arayışın esas nedeni anlamdan kopuk, bölük-pörçük bilgi kırıntılarını içeren, bütünsel bakıştan uzak, ne maddi ne de mânevi dayanakları sağlam zemin üzerine oturmayan bir yaşantı içinde bulunmasıdır. Bu kitabın amacı fizik ve metafizik âleme ait bilgiler arasında bir bağ oluşturmak, bütünsel bir bakış açısını anlaşılır şekilde sunabilmektir.
Okuyucu bu kitapta ne sadece fizik ne de sadece metafizik bulacaktır. Fakat anlaşılır düzeyde hem bilim, hem felsefe hem de tasavvuf bilgileri ile karşılaşacaktır. Amaç, insan denilen karmaşık yapının derin yönlerini günümüzün biliminden ve geleneksel edebiyatımızdan seçilmiş örneklerin yardımıyla açılımını yaparak, biraz olsun anlamaya ve açıklamaya çalışmaktır. İslâm kültürünün insana bakışı Anadolu bilgelerinin şiirleri ve tasavvuf aracılığı ile sunulmaktadır. Birçok şiirde kullanılan Osmanlıca sözcüklerin karşılığı verilerek anlamları, elden geldiğince, yorumlanmaktadır. Yorumlayan ve kendini anlamaya başlayan insan, daha yüksek benlik katlarına çıkmaya hazır demektir.
Benlik katlarını tanımaya başladıkça her insanda bulunan sezgi yeteneğinin de hassaslaşarak etkinliğini arttıracağını, okuyucunun kendini sorgulayarak çevresini daha farklı değerlendireceğini, nakilci akıldan araştırıcı ve sorgulayıcı akıla geçeceğini umuyorum. Bu aşamayı yapabilmek için öncelikle varsayımlardan ve ezber bilgilerden kurtulup, zihin açıklığı ile hem modern bilimin sunduğu yeni bakış açılarına hem de geleneksel tasavvuf bilgilerine yakınlaşmak gerekecektir. Bu yakınlaşma eskilerin ifadesi ile “yakîn” sözündeki sezgisel bilgeliğin artışına da neden olacaktır.
Sayın bilgisev
Bu "insanların daha mükemmel" olma hallerine somut örnekler var mı bugün dünyamızda? Yoksa geçmişte yaşamış bazı insanların olduğunu varsaydığımız haller mi bunlar? (Mevlana, Yunus Emre vs gibi)
Benim yazımda böyle bir şey yok, Kuantum kuramını anlamayanlara nasıl farklı yutturulduğunu ve bu yolla maddi kazanç sağlayan insanlardı eleştirim. Aşağıda ki terimleri kullananlar hakkında ne düşünüyorsunuz "Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf" kitabının yazarı olarak.
Kuantum Koçluk
Kuantum Yaşama Tekniği
Kuantum Sevişme
Kuantum Bilgelik
Kuantum isim analizi
Kuantum olumlama
Kuantum dokunuş
vs vs...
xenix
Daha mükemmel bir varlık
Daha mükemmel bir varlık olma bir dayatmadır. Ötesi bu dayatma ahlakçıdır.
Nasıl karar verdiniz en mükemmel insanın nasıl olması gerektiğine ?
Tatlıya tuzluya karışmayan "hem hem" insanı mükemmeldir. Hadi ya ne zamandır?
Şahsen benim bilge! ahlakçılara ihtiyacım yok. Onlardan tırnak içinde "İLLA" öğrenebileceğim bir şey de yok. Tarihin sularında gezinirken kah takdir ettiğim kah güldüğüm bir eylem olarak kalacak tasavvuf...Hele hele önüne kuantum almayanı tercihimdir.
Evet evet felsefeye ihtiyacımız var. Dinlerden azade...
Benlik - zihin açma -
Benlik - zihin açma - manevi dayanak... gibi söylemlerle okuyucuyu sanki birşey olacakmış gibi yanıltma, kapsayarak acayipleştirme çabası görülür bu kitaplar yığınında...
Gerçek böyle midir ?
Kim mükemmeldir ?
Bana göre yaratıcı olabilen mükemmeldir. İzlenmesi gereken yaratıcı zekadır. Bu nasıl olacak derseniz; kendi habitatında, kendi seçimleriyle, önüne sunulmuş bilgilerin yoğurmasıyla oluşacaktır.
O geçmişin ve bugünün deneyimlerini bilerek kendini geleceğe hazırlayacak olandır. Velakin ya öyle ya böyle olacaksın denmeyecek olandır. Hertürlü dayatmanın uzağında kendi etiğini ve ahlakını geliştirerek kendi düzenini kuracak olandır.
O kuzeyin soğunda başka türlü, güneyin sıcağında başka türlüdür. Ona hürmet onu kendiyle bırakmaktır.
ilahi xenix
Kuantum sevişme mi ? :)
Kuantum ya da bir başka
Kuantum ya da bir başka bilim dalından felsefeyi nasıl başka başka görüyorsun?
Ya da o tümcede ne demek istedin?
Cümlede ne dediysem onu demek istedim,başka şeyler.Kuantumdan felsefe çıkarmakla,yıldızlardan gelecek tayin etmek arasında çokta farka yok.
Sanırım felsefeyle bilim arasındaki ayrımı tartışmamıza gerek yok ,sizde bilirsiniz.
Ama bu başkayı hiç ilgisi yok olarak algılarsak haksızlık yapmış veya çarpıtmış oluruz sözü.Bilimi ve felsefeyi kesin çizgilerle ayırmamız mümkün olmaz.Hiçbirşeyi kesin çizgilerle birbirinden ayırmak belkide mümkün değil ama konu bu değil belliki.
bilimi maneviyattan
bilimi maneviyattan koparmaya çalışmak bir kuşu tek kanatla uçurmaya çalışmaya benzer
Maneviyat dediğiniz şeyden binlerce yıl sonra ayrışarak oluşan şeye biz bilim diyoruz zaten.Bilim nesnel bilgi arıyor ,ve bir bilgi bizden ayrıştığı ölçüde nesnelleşir ve bilimselleşir..Maneviyat insanda olması gereken bir nitelik olabilir size göre ,bilimde bu nitelikler arasında olabilir ve bir insan ikisinede isterse sahip olabilir. Bilimle maneviyat arasında ille bir köprü oluşturmaya çalışmak gereksiz bir uğraş.
Ayrıca bunun bir örneği varmıdır? Maneviyattan kopan bir bilim var mıdır? Maneviyattan kopan olsa olsa insandır.Bilimi bağlamaz bu.Günümüzün hiçbir bilimi size,maneviyatınızdan vazgeçmenizi salık vermiyor, insanın kulağına bir takım amaçlar fısıldamıyor, tanrı hakkında veya insanın hayata bakışı hakkında bir zorlamada bulunmuyor.Bunlarla ilgilenmiyor ve bilim için gerekli olanda bu.Günümüz bilimiyle maneviyattan kopuş(ben bunu ahlak olarak alabilirim) arasında bir ilişki kurulamaz.
"Kuş biliminin kuşlara ne
"Kuş biliminin kuşlara ne kadar faydası varsa bilim felesefesinin de bilime o kadar faydası vardır.."
Eh.. Artistik olarak altı tam puan verilebilir belki, lakin teknik açıdan bendeniz naçizane sıfırla bir arasında bir yer öneriyorum bu cümleye.
Kuşbilimle kuşlar arasındaki ilişkiyi bilimle bilim felsefesi arasındaki ilişkiye eşitlemek, insanla kuşu bir tutmaktan başka birşey değildir. Ama insan herşeye rağmen kuş değildir. ( Ve hatta o kadar değildir ki, zaman zaman bilimsel bilgiyi dama serip önünde saksağan taklidi bile yapabilir, bilim felsefesi buna da müsaittir.)
Evet artistik bir cümledir
Evet artistik bir cümledir ,bencede amacını aşan bir sözdür. Sadece dikkat çektiği şey bakımından önemlidir.
Bu Einstein in meşhur, "tanrı zar atmaz" sözü gibi değerlendirilirse daha iyi olabilir.
Ben de önemli olduğunu
Ben de önemli olduğunu söylüyorum zaten farabi, parantez içindeki kısım yergi değildir.
Elimizdeki birikimi didiklerken arada bir kaç pozitivist bakış fırlatmak, ve hatta bazen daha da ileri gidip bilimin herhangi bir fenomeni açıklayıcı değil, sadece tasvir edici yönüne dair bir iki flaş patlatmanın da değerli olduğuna inanıyorum. Özellikle mola anlarında ve açılıp kapatılan kısa parantezler arasında.
Bu söz
Bu sözde içime sinmeyen bir şeyler var. Emin misiniz bunun Feynman tarafından söylendiğine. Veya bu şekilde olduğuna.
xenix
Aşağıdaki adreste
Aşağıdaki adreste geçiyor sanırım.
"Philosophy of science is about as useful to scientists as ornithology is to birds"
şeklinde.
http://en.wikipedia.org/wiki/Philosophy_of_science
Aha
Aha bir yenisi daha...
Evren aşkı getirip diz çöktürcekmiş. Yeter ki kuantum bilin.
xenix: Takiplerim
:))) Bu süpermiş. Aşk
:))) Bu süpermiş. Aşk kuantumu :)))
Aslında daha çok üzünülmesi gereken birşey ama naapçan ...
Ben aşkı
Ben aşkı ikiye ayırırım.
Aşk kuantumu ve Kuantum aşkı. :))
Eskiden Çelik Bilek vardı, texas dergisinde. Hay bin kunduz derlerdi olaylar ters gittiğinde. Bundan sonra "Hay bin kuantum" diyeceğim. Yeni kuantum modası.
xenix: Takiplerim
kuantum
bütün hikaye şu : bilim insanları yıllarını , her an düşünerek bir prensip bulmaya adar . ama uyanıklar ( dini hezeyanlar, bu işi paraya çevirmeye çalışan hezeyanlar vb) hemen kendilerine mal ederler.. sinir bozucu !
Yeni yorum gönder