Sen hiç gözyaşı döktün mü?
Ağlamak ve gözyaşı dökmek ayrı şeyler mi?
Bazen gözlerden uzak bir yerde rahatça hıçkıra hıçkıra ağlar ve rahatlarsınız.
Olgunun kendisi negatif gibi görünse de sonucu bir arınma hissi ve hafiflik olabilir.
Bazen de yolda yürürken, arkadaşlarınızla konuşurken, alışverişte, iş görüşmesinde veya herhangi bir yerde, herhangi bir anda oluk oluk gözyaşları dökülüverir gözlerinizden.
Bilinen ağlamadan farklı bir şeydir bu. Hıçkırıksızdır, yüz ifadeniz ağlarkenki gibi ekşimik bir halde değildir. Bazen görülmesin diye boğazınızı düğümlersiniz ama yine de engel olamazsınız gözyaşlarınıza.
Bu konuya ister bilimsel, ister duygusal, ister felsefik açıdan yaklaşın. Her türlü yorumu merak ediyorum...
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1362 defa okundu

Sibel Atasoy

Kendi deneyimlerimden
Kendi deneyimlerimden çıkardığım sonuç şöyle; Ağlamak ve gözyaşı birbirine bağlı şeyler. Anne ile çocuğun bağı gibi. Ancak egolu ağlama ile koşulsuz ağalama arasında fark vardır. Ben ikisini de deneyimledim. Ağlamak üzülme duygusu içindeki haldir, gözyaşı ise o hali kaldırmak için vücudun duygulara verdiği salgılı cevap.
Sevinç hali içinde aynı şeyleri söyleyebilirim. Bir de iki halin olmadığı doğanın haline karşılık gelen bir durum var. Havanın durumuna bağlı olarak gelen elektriklerin duyguları etkilemesi farkındalıksız hüzün ve sevinç yaşatabiliyor.
Bunların hepsinden ötesinde İçten gelen hiçbir sebep olmaksızın akan yaşlar vardır. Bu yaşları ben döktüm. Otobüste, yolda, işyerimde, yalnızken. Asla tutamadığım bu yaşları görenler mutlak bir sebep arayıp sormaya kalktılar. Oysa ben o zamanlarda sadece halimde kalmayı seçmek isterdim eğer yalnız kalabildiğim yerlerde olsaydı bu durumlar. Bazen hıçkırıp bağırıp iç sesimle konuşup ağlamak istesemde ağlayamam.
Ağlamak gülmek kadar güzel ve gereklidir. Şu sıralar ağlayamıyorum Nötr oldum. Oğlumu kaybettiğimden beri böyleyim. Hiçbirşeye ne gülümsüyorum nede ağlıyorum içten. Öylece bakıyorum dünyaya. Sadece egoların garip hallerini seyreyliyorum...Egolu bakışlar karşısında bazen sinir katsayılı ağlama krizlerimde tutabiliyor nadiren de olsa....Bunu da niye yaptığımı bilmiyorum ama şöyle düşünüyorum. Gözyaşlarım o egoları bir kaya misali kırıp delip geçsin diye....
Bu konuda senin mutlaka
Bu konuda senin mutlaka söyleyecek birşeylerinin olduğunu düşünüyordum angelyaşam. Paylaştığın için teşekkürler.
"Bunların hepsinden ötesinde İçten gelen hiçbir sebep olmaksızın akan yaşlar vardır. "
Yani aynı zamanda düşünerek üretilen bir durum değildir, öyle mi?
Ağlama halini düşüncelerin ürettiği coşkuların bir sonucu olarak varsayabiliriz.
Peki bu birden bire oluk oluk akan yaşların nedeni nedir? Doğru soru şu olmalıydı. Nedensizce aktığını biliyoruz ama yaşamımızın sadece belli dönemlerinde bu tür hallere rastgeldiğimize göre bunu tetikleyen birşeyler olmalı.
-Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.
Gözyaşı nedensizce akmaz Toruk. Ama bazen gözle gözülür bir sebep de olmayabilir; ancak daha da derinlere inersek -yani bilinçten daha aşağısındaki bilinçaltına- mutlaka içimizdeki cam kırıkarına rastlarız. öyle çok büyük kırıklar da olmayabilir bunlar; küçük küçük, ama çok miktarda...
Zaten psikolog da, hastasına gerçek ve tam bir tanı koyabilmek için onun çocukluğuna kadar gitmez mi bu yüzden?
Ama bir de ilahî aşk için ağlamak vardır -ki o Hakk aşıkları için en güzelidir ve özlenen bir durumdur- ve bu diğer ağlamalardan farklı bir konudur.
Ama ne olursa olsun Reis Bey'deki Necip Fazıl'ın şu sözü her zaman dudaklarımdadır benim:
-Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.
Olur olmaz şeye ağlamak hastalık mıdır bilemem; ama bildiğim bir şey varsa; o da ağlayamamak kesinlikle bir hastalık ve eksikliktir.
Belki bu yüzden Goethe de "Gözyaşı olanlara ne mutlu!" der.
evet aglamak bir zaaf
evet
aglamak bir zaaf ise(bence degil) benim zaafim aglamak aslinda aglamadigim vakitler,hatta pek neseli animda bile icimin "ici"nin SIZ-ladigini,CIZ ettigini duyarim da icin icin aglarim etrafim/cevrem anlamaz..
viktor hugo´nun cok güzel ifade ettigi gibi;
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
slm.
Bazen geçmişi bize
Bazen geçmişi bize anımsatan bir şarkıda, bazen soluk bir fotoğrafta, bazen bir film karesinde yada çok mutlu olduğumuz bir anda, birden çalıverir kapımızı ansızın…
Öyle bir an gelir ki; hiç bir kelime yeterli olamaz hissettiklerimizi anlatmaya, ozaman yanaklarımızın okşanmasına izin vermektir duygu yada mutluluk dolu ıslak damlacıklarla.
Özdemir Asaf’ın da dediği gibi;
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül ağlıyorum ağlıyorum diye
Sana bir şey yapamam
Ağlayamıyorsan...
Küçükken türkü
Küçükken türkü söylediğimde gözlerimden sicim gibi akardı. Sonraları erkekler ağlamaz oldu. Ağlamak zayıflık oldu. Daha sonra bıraktım erkekliği. Güçten de vaz geçip haktan yana oldum. Bir de baktım yine ağlamaya başlamışım... Bu yüzden bağlamamın adı bAĞLAMA şeklindedir benim...
Kaplumbağa güzel anlatmış. Ağlayan varsa ağlatan vardır. İnat ediyor, "ağlatan yok" diyorsan, bu ağır bir sinirsel yıpranmadır ve tedavi almanı gerektirebilir...
Ağlatanın varsa doktora gitme!... Ağlatana git. Ya da unut onu. "Yüz bin derman versen almam bu derde" diyor Sadık Gürbüz: http://www.turkulertube.com/video_5TL1Y22NN4G.html
Efsun da "kolay" diyor unutmayı ama ben katılmıyorum Efsun'a:) Ya da unutmak konusunda bize bir kaç seans ders verirse ellerinden öperim...
Ne zaman unutmak isteriz
Ne zaman unutmak isteriz birşeyleri, inadına daha bir kazınırlar zihnimize, ne zaman ki sonuçlar anlamını yitirir, herşey kendiliğinden silinir..
Hüseyin Bey, sizi de daha sık görebilmek umuduyla :)
Kendimi gördüğüm zaman
Kendimi gördüğüm zaman göstermekten kaçınmam Gamaro:) Ama bir süredir kendimden kaçıyorum. Bir de bakmışım ki kendimi kovalıyorum:)...
Hüseyin Bey,unutmak hayatı
Hüseyin Bey,unutmak hayatı yaşanılır kılıyor.. Öleceğimizi bile bile ölümü unutan başka kaç canlı var ki?
Aslında; unutmaya zorladıkça, bazı kişileri ya da yaşadığımız olayları ölümsüz kılıyoruz zihnimizde. Zamanı yoldaş edinip, akışına bırakmak lazım duyguları, zamanın akışına…
Gamaro’nun da belirttiği gibi; ''sonuçlar''anlamını yitirdiğinde, beynimizin ''sık kullanılanlar'' bölümünden bu olaylar zaman aşımına uğraması sonucu siliniyor.
İnatla, yaşadığımız birçok şeyi istisnasız hatırlayabiliyor olmak sadece hafızamız için değil, kalbimiz içinde bir yük oluyor. Bu yükle yol almaya çalışmakta insanı zorluyor.
Sonra söylenmeye başlıyoruz; Ah yaşanmışlıklar… vah yaşanmışlıklar..
Ah kalbim…vah hafızam:)
Hüseyin Bey, Seansın yerine size bu türküyü anımsatayım:)
"Unutmak kolay mı?" deme,
Unutursun Mihriban'ım
Oğlun kızın olsun hele,
Unutursun unutursun Mihriban'ım.
Bizim bugün yaptığımız
Bizim bugün yaptığımız edimler bizim edimlerimiz değildir. Kişisel tarihimizin edimleridir. O nedenle iyi ya da kötü olsun bu anıları unutmak durumundayız. Ne kadar zor değil mi? Eski ve mutlu bir aile albümünü yakmak kadar zor şey azdır herhalde. Romantik bir ilk öpücük. Kolay mı unutmak? Acılı bir ayrılık? Acıyı dindirmek için çaresizce unutmaya çalışmak diğerinden kolay. Sonuçta her ikisi de unutulmak zorunda ki yeni edimlerimizi kişisel tarihimizin yapmasına izin vermeyerek biz yapalım! Kendimiz olabilelim...
Hüseyin, seni bir spor
Hüseyin, seni bir spor gazetesinde görmek isterdim. Manşetleri sana attırsalar iyi olur bence.
Kaplumb - ağa imlemeni beğendim. :)
Biz her türlü "atarız"
Biz her türlü "atarız" Toruk... Mesele atmakta değil de tutturmakta, tutmakta!... Sen tutmuşsun örneğin:)
Bak şimdi beni esinlere boğdun, bu konuyu ayrı bir başlık altında açacağım:)
buna sevindim. :)
Kedi olalı bir fare tuttuk desene. :) Hayırlı olsun, bekliyorum başlığını...
Önce içim ağlar benim,
Önce içim ağlar benim, sessiz ve gözyaşları oluk oluk akmadan, akamadan. Sonra düşüncelerle birleşir gözyaşlarım, birer inci olur adeta süzülür yanaklarımdan sıra sıra, kendime acırım o zamanlarda, neredeyse bir elimle saçımı okşar diğer elimle gözyaşlarımı silerim, o denli şevkat gösteririm kendime.
Neden derim, neden ağlamama zemin hazırladılar ne yapmış olabilirimki ben onlara???
Sonra birden eskiden annemden duyduğum bir söz gelir aklıma " su dışımızı, gözyaşı içimizi temizler" üzülmem kaygı duymam pek o zaman. bilirim ki içim temizleniyor ağlarım ağlayabildiğim kadar. ve sonuç olarak rahatlarım =)
birde ne hikmetse hep yukarı bakıp biriyle konuşurum "yardım et bana yardım et" diye. ve sanki beni üzüp ağlatanlar, ağlamama sebep olanların en yakın sürede cezalandırılacaklarını düşünür kendime gelirim bir süre sonra...
bu kendi sorunlarımla ilgili bir ağlama şekli, diğer taraftan ağrım sıızm olduğunda da ağlarım bazen mutluluktan gözlerim yaşarır. en son kuzenimi kaybettiğimde istemsiz akmıştı gözyaşlarım günlerce. bir sürü şekli var ağlamanın. gözlerdeki durum aynı hep yaşlar süzülüyor, lakin yürekteki durum aynı olmuyor bende her ağlayışta.
velhasıl sulugözün tekimiyim ne=)
ve uyarir kitap; "..Ne
ve uyarir kitap;
"..Ne var ki
-bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı
-Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır
-Çünkü
-taşlardan öylesi var ki
-içinden ırmaklar kaynar
-Öylesi de var ki
-çatlar da ondan su fışkırır......"(bakara/74)
"kibir bele baglanmis TAS gibidir.onunla ne yüzülür ne de uculur..." (h.b.Veli)
slm.
Ebubekir Yazmış olduğun
Ebubekir Yazmış olduğun ayet bana şunu çağrıştırdı. Kibiri hücrelerimiz bile kabul etmiyor ki gözyaşları ile yıkıyor kendisini... Gözyaşları ile yıkanmış hücreler barındıran vücudumuz kendini yıkıyor ama kibir denen şey bu yıkama ile temizlenmiyor. Kibiri temizleyen nedir o zaman? Dua ile karşı karşıya oturan niyetlerimizdir...Dua ile yıkanan niyetler neticesinde akan gözyaşları insan niyet yaşları olur ve artık insanlık için ağlamaya başlar.
Ruhumuzda yer alan tüm kirleri arındırabilecek merkez neresidir? Yine niyet ve duadır.
gözyasi ile
gözyasi ile arindirilmis/dezenfekte ettirilmis dua ne güzel niyazdir..
niyaz iki türlü
1-fiil
2-dil
"fiili dua" yerine getirildikten sonra sözlü/niyaz/dua ile desteklenmeli..
nitekim "fiili dua"yi (praksis) terk edenlerin sözlü duasinin bir ise yaramadigini islam cografyasinin icinde bulundugu kaoas ortamindan anlamak mümkün..
örnegin
ülkemizde kahrolsun darbe vs. gibi slogan (sözlü dua) larin bir ise yaramadigina da herkes sahit..
"..İnsan
-hayra dua ettiği gibi
-şerre de dua etmektedir
-İnsan
-pek acelecidir.." (isra/11)
**
hayat bir ölcü-denge üzerine kurulu
dengeyi korumak/bozmak insana mahsus bir olgu..
niyetlerin samimi göstergesi uygulamalardir sözde kalan niyetler manevi huzur versede bireysel ego tatmin araci olmaktan öte bir anlami yoktur..
gözyasi
uygulamalara yani hayata yansimiyor
vicdani hoplatip kisiyi mazlumdan yana zalime karsi uyarmiyorsa
sadece sahibini rahatlatir..
dua-ya biraz katran (ilac) katmak gerek..
slm.
Angelyasam ve ebubekir peki
Angelyasam ve ebubekir pek bi duygusal gördüm sizi:)
Madem öyle, gelin biraz da ''islamiyette kölelik'in'' altında ağlayalım...
Sevgili masal islamiyeti
Sevgili masal islamiyeti kölelik sayanla kölelik yapan ve dönüp bunu bir marifetmiş gibi sağa sola yayan bana göre aynı kaptan yer...Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu? Ayetlerin derinliğini kavramış olanla ezbere dalan bir olurmu?
bu konu çok hassas bir kavram ve pi sayısı gibi sonsuza açılır....
derinlik
Ayetlerin derinliğiymiş, çok hassas bi kavrammış, pi sayısı gibiymiş...Yahu siz hakkaten iyi misiniz? Ne ezberi, ne derinliğidir bu bahsettiğiniz?
Alemlerin rabbi yeryüzüne bi elçi göndermiş mi, göndermiş. Bu elçi aynı zamanda Tanrının en kıymetli kulu muymuş, kuluymuş. Sonra bu en kıymetli kul ve elçiye en kıymetli kitap indirilmiş mi, indirilmiş. E bu kitabın rehberliğinde sosyal yaşamdan yatak odasına kadar tonla şey -hem de insan fıtratına en uygun olacak şekilde- yeniden düzenlenmiş ve değiştirilmiş mi, düzenlenmiş ve değiştirilmiş. Mesela putlar yıkılsın denmiş ve yıkılmış mı, yıkılmış. Zina, kumar, içki yasaktır denmiş ve yasaklanmış mı, denmiş ve yasaklanmış.
Peki ya bu kitabın değiştirdikleri kadar değiştirmediği (ya da bütünüyle reddedip yasaklamadığı ) şeyler de olmuş mu, olmuş. Örneğin bunlardan biri de kölelik ve kölelik kurumu muymuş, öyleymiş. Eee?
Ne anlamamız lazım şimdi burdan? Vallahi benim anladığım tek şey şu ; "Efendi-köle ilişkisi ve kölelik kurumu insan fıtratına uygundur/ (veya) aykırı değildir. (Sizin bulduğunuz başka bir anlam varsa buyrun onu da paylaşın tabi)
[Bir ülke düşünün ki, anayasası dünyanın en gelişmiş ve en medeni anayasası olarak tarif ediliyor.. Ama sonra açıp bakıyorsunuz ki, "kölelere nasıl davranılmalıdır" ve "kölelik hakları" şeklinde başlıklar var içinde.. Eee angelyasam? Bu başlıklar olduğu müddetçe "en kralından davranılmalıdır" yazsa ne çıkar, "yağla balla beslenmelidir" dese kaç yazar? ]
Ayetlerin derinliğiymiş,
Ayetlerin derinliğiymiş, çok hassas bi kavrammış, pi sayısı gibiymiş...Yahu siz hakkaten iyi misiniz? Ne ezberi, ne derinliğidir bu bahsettiğiniz?
Bunu anlatamam çünkü herkes dilediği yere dilediğini çekiyor... Bilmiyorum vesselam...
Vallahi ben bi yere
Vallahi ben bi yere çekiştirip durmadım, bilakis son derece net bir şekilde "kölelik ve köle hukuku" nu hedef aldım, gerekçelerini de sıraladım.
Ama sizin alışkanlığınız da böyle işte, genel sorulara karşı özel ve keskin, spesifik sorulara karşıysa genel ve yuvarlak cevaplar vermek şeklinde özetlenebilir sanırım.
Angelyasam,yazmış
Angelyasam,yazmış olduğunuz yorum çok güzel oldukça ikna edici ve itiraza mahal bırakmayacak derecede açık ve net olmuş...
Bizim ''kalplerimiz mühürlü'' olduğu için ''gerçek''leri görememekteyiz.
Hiç, mühürlüyle mühürsüz bir olur mu? Benim mühürüm var sizin inancınız:))
Not: Gözünüzdeki perde kalkmış, hakikati görmüş ve ayetlerin derinliğini kavramışsınız...Vay be!
Sevgili masal yazmış Not:
Sevgili masal yazmış Not: Gözünüzdeki perde kalkmış, hakikati görmüş ve ayetlerin derinliğini kavramışsınız...Vay be!
Neden ayetlerin derinliğini kavramışlıkla alay eden o kendini "BEN" merkezini besleyip egonu şişiriyorsun. Sana ne faydası var? Şöyle düşünelim, ilk alfabeyi öğrenen bir çocukla (ilkokul mezunu ile) üniversite bitirmiş mastır yapmışların dünya ilmi birmidir?
Ayetlerin derinliğini kavramayı, kalp gözünün açılmasını kelimelerin kifayetsiz kaldığı ortamlarda bile cevaplar bulmak olarak ve beyindeki sesin kesilmiş hali olarakta niteleyebiliriz. Yani anlatımın sonu yok. Anlayış kadar anlatım vardır. Kur'an Allah sözü.... Sonsuz söz kapsar... Çevirilmiş hali ile anlatılmış kadar anlaşılır. Her döneme uyması bunun içindir...
Senin vay be! ifadeni şöyle cevaplayabilirim Tıp ilmi olmayan edebiyat kitabında hastalığına çare arayan birinin durumu, içinde iman olmayanın durumu ile aynıdır.
Ayet der ki bu bir öğüttür... Umulurki anlarlar.
Kulağı duyan tüm sesleri aklına dolduranmı çabuk unutur yoksa doğuştan sağır olanmı? Kulağı duyan nelere şartlanır? Doğuştan sağır olan neye şartlanacak? Ayrıntılarda gizli olan çirkinlikler hangisini daha çok etkiler...
İman böyle bir şeydir. İnanmakla karıştırmayalım lütfen. Dünyalıklara inananları görüyoruz. Ayrıca kimseyi ikna etmek gibi bir sorumluluğumda yok. Burası özgür alan. Bildiklerimizi paylaşmalıyız ki bibirimize yararlı olalım. Hatalarımızı görelim, yanlışlarımızı düzeltelim, iyi ve erdemli insanlar olalım. EGOLARI ŞİŞMİŞ PATLAK ÇATLAK YIRTIK KOKMUŞ OLMAYALIM ÖYLE DEĞİLMİ....
Sizin gibi bilmediğini
Sizin gibi bilmediğini biliyor edasıyla ''fetva'' vermeye geldimi ön safta yerini alan insan, en hayalperest ve en yüksek ego sahibidir bence…
Kuran okuyun,daha çok okuyun ama anlayarak okuyun…
Komik olmayın, lütfen…
Sanırım siz, rüyalarda gördüğünüz bambaşka bir kuran'dan bahsediyorsunuz.
Ayetlerin derinliği, bu konu çok hassas bir kavram ve pi sayısı gibi sonsuza açılır... gibi yorumlar yaparsanız..
Ben de derim ki; sizin yaptığınız, fırsatçılık, ucuz şark kurnazlığı, işinize geldiği gibi almaktır...
Angelyasam, Tanrınız ve ona duyduğunuz sevgi sizi bağlar. Fakat ne zaman ki ayetlerin derinliğinden dem vurarak ucuz şark kurnazlığı
yaparsanız.Her daim gerçekleri önünüze getirmekten yılmayacağımı da bilesiniz.
Not:Gerçeği masaldan ayırd edememek de sizin çaresiz hastalığınız olsa gerek.
Ben siyaset yapmıyorumki
Ben siyaset yapmıyorumki şark kurnazlığı yapayım.... Masal sanada düşmedi ayetleri kınamak çekmek uzatmak....bu konuda yorumlar yapıp kuzguncuk yavrusu gibi kenardan ötmesen iyi olurdu yani..Vuvelamı nedir onun gibi çıkıyor sesin...Niyetin ne senin anlamış değilim. Sanırım çocuksun daha yada kendi dininden olmayana müslüman demeyenlerdensin...
:))
Vur davulcu eline düşen de hoppaaaa (dan dadandandadan)
Çal vuvuzelacı diline düşen de hopppaaa (ziviiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii)
Yeni yorum gönder