Nasıl Yemek yapıyorum?
Kendimi bir casus gibi izledim ve yemek yapma sistemimi deşifre ettim. Az sonra bunu detaylarıyla anlatmayı umuyorum; fakat bunun bizlere ne faydası olacak diye akla gelebilir. Belki yanılıyorumdur ancak yaptığım çok sayıda gözlem neticesinde insanları gerçekten onların kendilerini bile tanıyamayacağı (Zihin engeli sebebiyle) denli yalın bir şekilde ele veren gündelik basit davranışları olduğunu keşfetmiştim. Bunlardan en belirgin olanları; yürüyüşleri, yemek yemeleri, araba kullanışları, yemek pişirmeleri diyebilirim. Tabi diğer birçok günlük basit fiziksel edimleri onlar hakkında çok kesin bilgiler verir ama ben şimdilik bunlardan bahsedeyim biraz.
Yürüyüş: İnsanlar yürürken onların ruhsal yolculuğunun nasıl bir yöntem izlediğini anlayabilirsiniz.
Araba Kullanımı: Yürüyüşün biraz daha gelişmişi, daha dünyasal bir şekil almışı olarak, insanın bu hayatını nasıl yönettiğini tam olarak görebilirsiniz.
Yemek Yeme şekli: İnsanın bu hayatında bilgiyi edinme ve özümseme şeklini büyük ölçüde ele verir. Yemekle ilgili öncül hazırlıklar, seçimler ve sonrası (hazımdan tuvalet aşamasına kadar) bir bütün olarak, harika bir göstergedir.
Yemek pişirilmesi: İnsanın yaratıcılık ve vizyon kabiliyeti ve bunun işletim mekanizmasını ele verir.
Birçok öğretide insanın bilinçlenme yolculuğuna kendini tanıması ile başlayabileceği vazedilmiş ve “kendini bil!” denilmiştir. Ancak insanın zihnine rağmen bu bilişi nasıl gerçekleştireceği de pek açık anlatılmamış (bence).
İşte ben, insanın kendini yukarda bahsettiğim günlük basit edimlerini gözleyerek (ya da bir başkası onu farkında olmadan videoya çekebilir) en yalın biçimde deşifre edebileceğini iddia ediyorum. Yine aynı yöntemi, ilişkide olmak durumunda olduğumuz insanlar için de uygulayıp, onlarla daha sıhhatli iletişimler kurabiliriz.
Böyle kısaca konuyu nasıl somuttan soyuta tercüme ettiğimi belirttikten sonra kendi yemek pişirme sürecimi anlatmak istiyorum.
Yemek hazırlama için belirli bir zaman ve disiplinle hareket etmediğimle başlayabilirim. Bu işleme girişmek için midemden ilk acıkma sinyalinin belirtisini almam gerekiyor. Bu her ne kadar belli belirsiz bir uyarıysa da bunu hissettiğim an, yapmakta olduğum işi derhal bırakır ve mutfağa yönelirim. Bunun tek istisnası evde misafir olduğu zamanlardır çünkü o durumda bu sinyali almaksızın farklı bir işlem gerçekleştiriyorum, bunu bilahare ele alayım.
Mutfağa girer girmez buzdolabının kapısını açar, üç beş dakika boyunca dolabın içindekileri seyrederim. Aklımda bişey yoktur sadece öylesine durur ve bakarım. Sonra kuru yiyeceklerin durduğu çekmeceyi açar bir süre de öyle amaçsızca orayı seyrederim. Çoğunlukla bu yedi sekiz dakikalık bekleme aşamasının ardından midemle başım arasında, özellikle de damağımın gerisinde bir noktada bir “tat” duyumsarım. İşte o tat benim o an itibariyle ihtiyacım olan besin bileşiminin izdüşümüdür. O ana kadar bilinçsizce ve sersemce boş bakışım birden anlam kazanır, karanlıkta bir şimşek çakmıştır. Fakat hala ne pişireceğimi bilmem, sadece sonuçta alacağım tat belirmiştir. O amaçsız ve belirsiz tavrım aniden değişir, adeta içime bir deli kuvveti ve şevki gelmiştir. O hızla buzdolabına saldırır, yine hesaplamadığım bazı malzemeleri tezgaha çıkarırım, yine kuru yiyeceklerden bazılarını da dışarı çıkarırım. Uygun bir tencere seçer, yemek hazırlama işlemine girişirim. Yemeklerimin hiç bi zaman bi adı olmaz. Bu aşamaya kadar geldiğimde artık hazırlanacak yemeğin genel teması belli olmuştur, sulu mu, katı mı, tatlı mı, ekşimi, etli mi gibi. Zaten bu sebeple tencere seçilebilmiş olur. Bundan sonrası gözle takip edilemeyecek denli hızlı olur, bazen önceden çıkarmamış olduğum bi kaç malzeme daha çıkarmak gerekir çünkü renk uyumu sağlanamamıştır, örneğin yemek turuncuya gereksinim duyar, o anda bunun kırmızı mercimek mi, havuç mu, ya da cennet meyvesi mi olacağına karar vermek zorunda kalırım ama bu kararı vermek genzimin dibinde halen durmakta olan o TAD’a danıştığım için kolay olur aslında. Miktarların hepsi “yeterince” dir.
Tüm malzemeler sırasıyla tencereye girdikten sonra en zevkli kısımlardan biri baharatlar kısmıdır. Yemeğin ne istediğini dinlerim ve bana bildirdiği talimatlara uyarım. Yemek pişerken hemen tamamıyla başında durur, arada karıştırır ve çıkan kokunun o TAD’a varıp varmayacağını test ederim. Çoğu kez hiç müdahale gerekmez ama nadiren o tada varmayacağını hissedersem acil tedaviye girişirim!
Bu adsız yemeklerin büyük çoğunluğu, acıkma sinyalinin alındığı andan itibaren kırk dakika içinde pişmiş ve tabağıma konulmuş olur. Bu yemekler bedenimin bana verdiği talimat gereğince pişmiş olduğundan ben pek beğenir ve severek yerim; ama ilginçtir ki başkaları da bu yemekleri çok beğendiklerini ifade etmişlerdir. Aslında söylemelerinden çok yedikleri esnadaki tepkilerinden anlarım bunu. Kendi otelimin mutfağında şeflik yaptığım günlerde de çok beğeni alırdı bu yemekler ve çoğu kez tarif istenirdi ve tabi bunu yapabilmem pek mümkün olmazdı. Zaten o yemeği ben ya da başkası çok beğenip tekrarlamamı istediklerinde de yapamazdım. Çünkü içinde ne var ne yok hatırlayamadığım gibi, “yeterince” kısmını tarif etmek hiç mümkün değil! Bu yemeklerin hepsi tek seferliktir.
Atadan kalma tarifi belli yemekleri nadir olsa da pişiririm ama yine de o anın getirdiği farklı bir malzeme mutlaka aradan kaçar o yemeğe!
İşte benim yemek pişirme serüvenim böyle, ben bu yemeklere “dolapta ne varsa” yemekleri derim. Gelelim arızi durumlara…
Bazen seyir aşamasında genzime hiç bit tat gelmez. İşte bu bi sorundur; çünkü ben o ilk sinyalden itibaren yarım saat bilemedin kırkbeş dakika vaktim olduğunu iyi bilirim (midem açlığa dayanamıyor ve bu durumda kuru ekmek yer işi kapatır). Bu durumda ya evden çıkar kendime başka malzemeler seyrettiririm ya da beğendiğim bi restoran varsa şansımı orada denerim. Allahtan ki bu durum çok nadir olur.
Misafir varsa, bu durumda onun yemek ritüeline uygun olarak ve onun isteğine uygun bişeyler pişirmeye çalışırım. Eğer beni tanıyor ve işi bana bırakıyorsa olağan sistemime dönerim. Ki bu herkes için en lezzetli ve ilhamlandırıcı sonucu verir.
Hepsi bu galiba, gerçi bu deşifrasyon şu an aklıma ilginç bişey getirdi. Bi araştırıp onu da yazarım belki
sa-22.05.2010-Fethiye
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1997 defa okundu

Sibel Atasoy

BonApatit
Sevgili Agnia, yemeklerini özledim. Hele şu meşhur meksika büyücü yemeğini (adı neydi onun).
Sevgili agnia ben de, yemek
Sevgili agnia ben de, yemek pişirirken gereken malzemeleri koyar dengeli biçimde pişmesini beklerim. Piştikten sonra biraz dinlendiririm ve hep derler bu kadar özentisiz yaptığın yemeklere bu lezzeti nasıl veriyorsun diye. Her zaman diliminin şartlarına uygun yemek hazırlayabilirim. Örneğin param yok malzemem kıt ise, ne var ne yok yemeği pişiririm. ve süper olur. Yemeklerin Kendini ifade etmesine fırsat tanıyorum )))
Büyücü yemeği mi?
Büyücü yemeği mi? Büyücü olamadık, bari yemeğini yiyelim. Neden seminer sonrası tadımlık bir açıkbüfe yapmıyoruz...
Sevgili agnia, an da
Sevgili agnia, an da yaşamak bu olmalı. Hiç hesapsız, kaygısız, öylece var etmek, var ederken varlığını bilmek ve var olmanın güzelliklerini yaşamak.
An da yaşayan insanların mutfak halleri.
Teşekürler agnia, içim ısındı. ( ne demekse ) :))
""Yemek pişirilmesi:
düzenli yemek pişirmiyorum. düzenli acıkmıyorum. acıkma sinyallerimi çok ciddiye aldığım söylenemez. bu nedenle bazen yemeyi unutabiliyorum. unutuşumun farkına varmamı bedenim sağlıyor. işte o zaman mutlaka bir şeyler yiyorum. pişirmekle uğraşadabilirim hazır bir şeyler aladabilirim. o anki duruma göre hareket ediyorum. canım ne istiyorsa o... zaman farketmiyor. sürenin uzunluğu kısalığı farketmiyor.
ama bazen de öyle krizlerim tutuyorki gözüm hiçbir şey görmüyor. etraftaki hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. tek odağım yemek yemek. o esnada yemeğim konusunda bencil oluyorum. bir sınırım var. o sınıra gelene kadar kimseyle paylaşmayı düşünmem mümkün değil o yemeği... ama o sınıra geldim mi gevşiyorum. artık paylaşabilirim.
bi de şöyle durumlarım oluyor. mesela hiç alakam yokken içli köfte yapmıştım. 8 saat süren keyifli bir macera :)) özellikle hiç bilmeyen biri için zor olduğu söylenmişti. ama uzak diyarlardan gelen sevdiceğim çok istemişti yemeyi... sanırım tetikleyen buydu. o istedi diye yapmıştım. hatta tam ifade şöyle olmalı... o sadece bu yemeği çok özlediğini söylemişti ben de ona hiç beklemediği o yemeği ona sunarak sürpriz yapmıştım.
hocam benim durum nedir? :)
var mı umut? :)))
Güzel anlatmışsınız
Güzel anlatmışsınız hepiniz, bence kendi kişiliğinizin kısmi yorumlarını da çıkarabilirsiniz bu anlatımlardan :)
Bu arada bi meksika yemeği yapıyormuydum ben? :)
Agnia hala Fethiye'deyseniz
Agnia hala Fethiye'deyseniz Portakal Güneşli bir gün sizinle olsun...uykulardan ve yıldızlardan yapılmış köpükleriyle pırıl pırıl bir deniz ve masmavi gökyüzü eşliğinde.....buralarda olduğunuz-olduğum bir gün bir kahve içmek dileği ile yazınızın bana anımsatıp düşündürdüklerini yazmak istiyorum:
cümleniz ve keşfiniz bana bir öykümde yazdığım ve keşfim olan cümleyi anımsattı ve o cümle şöyleydi "Büyük cevaplara ihtiyaç yoktur…büyük soruların yanıtları çoğu kez küçük sıradan ve olağan tekrarlı bir harekette gizlidir…. keşfinize keşfimle katılıyorum.
iddianıza benzer bir iddiada da PoP Art'ın en önemli temsilcilerinden ve neredeyse ikonu olan Andy Warhol'dan gelir: Andy Warhol 'Empire' ve 'Sleep (uyku)' isimli iki deneysel uzun film çekmiştir. Bu filmlerden 'Empire' 8 saat sürer ve yapımı, Empire State Building'in karşısına konulmuş bir kameranın 8 saat boyunca sabit bir noktada çalıştırılmasıyla gerçekleşmiştir. 'Sleep'in konsepti de buna benzer. Uyumakta olan birinin 6 saatlik uykusunu görüntülüyordu. Warhol, kendisiyle yapılan bir röportajda 'Birisinin yazdığı kitabı okumaktansa, kendine iç çamaşır alışını seyretmeyi tercih ederim' demişti. Yazınızın ana karakteri bana bu düşünsel akrabalık-arkadaşlığı çağrıştırdı.
büyük bir doğallıkla neredeyse sanatın tanımlarından birini (tekrarlanamaz ve özgün oluşunu)yapmışsınız:) burada yemek yapmanın sanat olabileceği düşüncesinden bahsetmiyorum ancak yaratıcı düşünce gerektirdiği açık .Sanırım resmimi beğenen ve detay isteyen biriyle karşı karşıya kaldığımda sorularını yanıtlarken asla tarif edilemeyecek ve ölçüsü reelde olmayan "yeterince" ile taşıdığı benzerlik böyle düşünmeme neden oldu hal böyleyken esrarlı yemeklerinize ve burada paylaştığınız kinetik bir armoni de içeren mutfak etkinliklerinize, yemeklerinize "dolapta ne varsa yemekleri" yerine "yaratıcı düşünce ve gastronomi etkinlikleri ve benliğe dönüş" :)gibi bir isim vermeniz bence daha gerçekçi olur:) sevgiyle Marsseh (böyle bir mektup gibi bitirmek istedim işte)
Paella
Paella diyesim geliyor ama tam emin değilim. Nerenindi o yemek?
"yaratıcı düşünce ve
"yaratıcı düşünce ve gastronomi etkinlikleri ve benliğe dönüş"
Aman tanrım! Kırk yıl düşünsem ben böyle bir ismi bulamam işte :) İşte birbirimize muhtaçlığımız (çaresizlik değil zenginleşme anlamında) tam da böyle bir şey. Harika bir açıklama yapmışsın sevgili Marsseh ve önümüzdeki hafta içinde ya da bir sonrakinde buluşalım derim.
Sevgili Sonsuz, evet sen paellayı kastediyorsun ama sanırım onun menşei uzak doğu imiş. Yeri gelmişken bunun da minik hikayesini anlatayım:
Otelcilikyaptığım dönemde pek iştahlı ve her yaptığıma tapınan bir ingiliz çift vardı (nerdeyse aynı yazda 3 kez geliyorlardı!), otelden hiç çıkmayan aslında otel sahipleri için bulunmaz bir müşteriydiler, çünkü yanlarınnda en az bi kaç çifti daha organize ediyorlar ve sürekli otel içi harcama yapıyorlardı. Neyse işte ben bu adamcağızı özel bir yemekle ödüllendirmek istiyordum. O ara otelde bırakılmış yabancı bir mecmuada paella tabağı diye tam sayfa birresim gördüm (başka hiç bi açıklama yoktu).
Tabağın görünüşü hoşuma gitti (beni çağırdı). Daha önce hiç görüp tatmadığım ve içeriğini bilmediğim bu yemeği pişirmeye karar verdim!
Resimden seçtiğim malzemeler ve kendim şunlar böyle bi yemekte mutlaka olur dediklerim ile ilk denememi yaptım ve bu gurme çifte sundum. Öyle bi infial oldu ki aman allah! Yani beklenmedik biçimde beğenildi. Pahada ağır (kaloride de)olduğu için otelin en pahalı yemeği haline geldi. Ünü günden güne arttı. Bi gün uzak doğudan gelen bir müşteriye talepleri doğrultusunda bu yemeği pişirmek gerekti. Tabi ben pişirdiğim şeyin -uyduruk- olduğunu biliyorum ve nihayetinde onu tanıyan birileri ne diyecek merak içindeyim. Bu çift önce tabakları yıkanmış gibi silip süpürdü cve sorum üzerine şöyle dediler:
"Eh evet orjinaline akraba denilebilir ve fakat ondan daha güzeldi"
:)))
Bu taşıdığı enerji miktarı gereği kışın yenmesi uygun bi yemek, ölmezde sağ kalırsak yapalım da yiyelim inşallah Ufukcuğum.:)
:) önümüzdeki bir hafta
:) önümüzdeki bir hafta benim için de zor ama yaklaşık 10 gün sonra ben ararım sizi:) (zira yeni numaram sanırım sizde yok fakat değişmediyse sizinki bende mevcut) çoğu kez durduk yerde anımsıyorum sizi e buralara da gelmiyorsunuz en güzeli yaz günü bile sıcacık bir kahve :)
şu japon müşteriye gelince eminim ülkesine döndüğünde yemek yapan biriyse ya da yemek yapan birine anlata anlata, karışa karışa yemeğin aslını kendileri de unutmuş ve en az bir koku kadar uçucu saydığım bir tat peşinde helak olmuşlardır-güzel ve içrek bir kitap konusu olabilirdi ne dersiniz hafif bir mistik sarhoşluk ya da kabala da sızsa içine-çok fenayım çok iyi ki vaktim yok:)
ben de şöyle dediğimi hatırlıyorum "yemeğin neye ihtiyacı olduğunu ve o "yeterince" yi çok iyi dinlemek ve anlamak gerekiyor" öte yandan sanırım bir yaptığını bir daha yapabilene aşçı deniyor ve onlar "yaratılmış düşünceyi kalite ile korumakla görevli kişiler" olabilirler:) bize gelince çoklukla deneyim ve düşünce akışı ve mutfakta baharatlı....en kısa zamanda görüşmek dileği ile
marsseh
PS: buldum neden size mektuplu sonlar yazdığımı evet buldum! çok uzun zamandır yoksunuz ya..çook uzağa gidecek bir mektup algısı bu sanal online oluşla...
Tamam o halde ben aramanı
Tamam o halde ben aramanı bekleyeceğim :)
Sanırım internetteki total saatimi doldurmak üzereyim (çok dolu kullandım önceleri), bu sebeple artık fazla bi yerlere dahil olamıyorum. Bakalım bundan sonra ne gelecek? Aklıma bişeyler geliyo ama beklentiye girmeyeyim şimdi, ucu açık olsun :))
Sevgi ve selamlar
Yeni yorum gönder