Dinin baş doğması
Dinin baş doğması, yani Tanrının varlığı ve bunun kanıtları..
Ben kısaca, tanrının varlığının kanıtları olarak pek çok filozof ve düşünür tarafından öne sürülmüş bir takım ispat girişimlerinden bahsedeceğim.
Bu kanıtların başlıca üç tanesi şu şekildedir;
1) Kosmolojik Kanıt:
Kosmolojik kanıtlara zemin oluşturacak ifadeler ilk olarak Platon ve Aristotales'te geçer. Bunlar daha sonra Leibniz ve Wolf tarafından daha detaylı ve kapsamlı bir şekilde ele alınmışlardır. Kosmolojik bakış açısı, bütün nesne ve fenomenlerin ilk sebebi olarak Tanrı'yı öne sürer. Bu öne sürüş dünyanın zaman bakımından sonlu olduğundan yola çıkarak yapılır ve ilk sebebin (dünyanın ve yerin ilk sebebinin) sonsuz ve gayri maddi olması gerektiği ile tamamlanır, ve bu da tanrının varlığının bir kanıtı olarak kabul edilir.
Aristotales'in "gök cisimleri kalıcı ve mükemmel, yer cisimleri ise sonlu ve mükemmel değildir" söylemi kosmolojik kanıtın tarihselliği içerisinde önemli bir zemindir, ve yukarda da belirttiğimiz gibi daha sonrasında Leibniz gibi bir deha tarafından da ele alınmıştır. (Leibniz büyük bir matematikçi, iyi bir fizikçi, aynı zamanda bir jeolog, biolog ve tarihçi idi) Leibniz'e göre evreni meydana getiren şey bölünmez ve spiritüel cevherler olan monad'lardır. Evren sonsuz sayıda monad'dan oluşmuştur ve bunlar "kendinden faal ve kavrama gücüne sahip" şeylerdir. (Aslında tüm bunlar Leinbiz'in Aristotalesçi aktif cevher formları ile Hobbes'in mekanik materyalizmi arasında bir sentez oluşturma çabası olarak da değerlendirilebilir) Bu bakımdan Lenin bile Leibniz için "teoloji yoluyla madde ve hareketin ayrılmaz bütünlüğü/bağlılığı ilkesine ulaşmıştır" demiştir. Lakin ağır basan taraf teoloji olunca Leibniz de buna uygun hareket etmiş ve hareketi açıklarken kullandığı monad'ların "en yüce monad'a" (tanrıya veya mutlaka) dayanan "ezeli uyum" tarafından ayarlanmış olduklarını ve bu şekilde uyumlu bir gelişim ve harekete sahip bir dünya meydana getirdiklerini ileri sürmüştür. "Ezeli Uyum" kavramı Leibniz felsefesinin en belirgin yanıdır ve konu bağlamında kosmolojik kanıtların felsefe (evet, felsefe) yoluyla ve daha kapsamlıca ele alınmış bir formudur. Christian Wolff ise işi bir adım daha ileri götürmüş ve Leibniz öğretisini sistemleştirmek isterken Leibniz'in diyalektiğini bir kenara itmiş ve nerdeyse bütünüyle metafizik bir teoloji geliştirmiştir. Wolff'e göre Evrendeki genel uyum ve düzenlilik, ancak Tanrı tarafından konmuş amaçlara uygunlukla açıklanabilir.
2) Teolojik Kanıt:
Başlangıçta Sokrates ve Platon tarafından öne sürülen ve daha sonra Stoacılar tarafından ele alınmış olan ispat girişimleridir. Buna göre, tabiattaki bütün fenomenler (yörüngesinde hiç şaşmadan dolanan gezegenler, açıp solan bitkiler, yaşam, ölüm, vesaire) ancak onları uyumlu bir düzene sokan ve doğa üstü ve akli bir varlığın mevcudiyeti ile (daha doğrusu bu doğaüstü ve akli varlığa -yani tanrı'ya- başvurarak açıklanabilecek bir "amaç" doğrultusunda) var olabilirler. Kısaca söylemek gerekirse, doğadaki bütün nesne ve fenomenlerin bir "amacı" vardır ve bu "amaç" doğaüstü bir aklın varlığı ve kurgusu olmadan açıklanamaz. O halde tanrı vardır. (Tabi doğadaki amaçlılığın doğal sebepleri ortaya konuldukça- örneğin evrim- bu sözde kanıt da kanıt olmaktan uzaklaşmıştır)
3) Ontolojik Kanıt:
Asıl fikir babası Augustinus'tur. Augustinus' a göre Tanrı mükemmel bir varlıktır ve eğer böyle mükemmel bir varlık gerçekten mevcut olmasaydı, böyle bir anlayış da ortaya çıkamazdı, demek ki Tanrı vardı...Ama hemen farkedilebileceği gibi, burda tasavvur edilen şeyle gerçek şeyi özdeşleştirmenin yanlışlığı o kadar açıktır ki, bu anlayış daha materyalistlere gelmeden Aquina'lı Thomas gibi bir büyük hristiyan ilahiyatçı tarafından dahi eleştirilmiş ve reddedilmiştir.
Bu üç madde altında incelenlerin dışında, Tanrı'nın varlığının kanıtları olarak öne sürülen başka bir takım epistemolojik, psikolojik ve ahlaki ispat girişimleri de vardır. Her birine ait örnekler hemen her yerde (özellikle hacı hoca sohbetlerinde vs) karşımıza çıkabilir. Ama burda bahsettiğimiz ve bahsetmediğimiz her türlü girişim nihayetinde Kant'a takılmaktadır zaten. Kant'a göre Tanrı tecrübe dışında kalan bir varlıktır ve dolayısıyla Tanrı'nın varlığı ispat edilemez, ancak akıl yoluyla ve ispatsızca bilinebilir.
Son olarak ilave edeceğim şey, Tanrı'nın varlığına dair kanıtların ve bunların getirdikleri çözümlerin hepsinin bir mantık hatası taşıdığı ve nihai olarak dayanılan tek şeyin "iman" olduğudur. Söz konusu mantık hatası "Circulus Vitiosus" (yani dilimize çevrilmiş haliyle "kısır döngü" dür.
Circulus Vitiosus; "İspat edilmesi gereken şeyi bir kanıt olarak kabul etmek suretiyle muhakeme yürütülmesinden doğan mantık hataları"dır ve bu durum sadece teolojide değil, bilimsel çalışmalar sırasında da yapılabilecek bir hatadır. (Bakınız: A.Smith eleştirisi/ Marks)
Herkese selam ve sevgiler.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2522 defa okundu

Sibel Atasoy

. Kısaca söylemek
. Kısaca söylemek gerekirse, doğadaki bütün nesne ve fenomenlerin bir "amacı" vardır ve bu "amaç" doğaüstü bir aklın varlığı ve kurgusu olmadan açıklanamaz. (Tabi doğadaki amaçlılığın doğal sebepleri ortaya konuldukça- örneğin evrim- bu sözde kanıt da kanıt olmaktan uzaklaşmıştır;
diyorsunuz....
bu konuyu bir açarmısınız?
Düzeltmek isterim
Yukarıdaki ikinci kanıt "Teolojik" değil "Teleolojik" olması gerekir. Teolojik "tanrıya yönelik", teleolojik ise "amaca yönelik" demektir. Amaç konusu tartışılabilir. O zaman sorulabilir: "Doğanın amacı nedir ve hangi hedefe ulaşmaya çalışır?"
Doğanın amacı varsa o da "var olmaya devam etmek" denebilir. Bunun için de bilinçli olmaya ve mantıklı davranmaya gerek yoktur. Örneğin, "Enerjinin sakınımı (korunumu)" yasası varlığın varlığını devam ettirmesine hizmet eder. Çünkü her var olan aslında bir enerji yumağıdır ve bu enerji yumağı da sürekli değişir, dönüşür. Yani, hiç bir şey yoktan var olmaz ve var olan da yok olmaz. Çünkü sonsuz ve bütünsel enerji alanının ne sonu vardır ne de başlangıcı.
Doğanın amacı vardır ama hedefi yoktur. Modern bilimlerden, Kuantum ve Kaos kuramları bu görüşü desteklerler. Hedefsiz amaç da bizim insan olarak kolayca kabulleneceğimiz bir şey değildir.
amac nedir
amaç ne olabilir?
bilinçli davranmaya gerek yoktur bana muhal geldi...
Doğanın amacı vardır ama
Doğanın amacı vardır ama hedefi yoktur. Modern bilimlerden, Kuantum ve Kaos kuramları bu görüşü desteklerler. Hedefsiz amaç da bizim insan olarak kolayca kabulleneceğimiz bir şey değildir.
Amaçta hedefte hiç mi olur o zaman bilgisev. . Civciv yumurta olur yumurta da civciv. Yumurtanın amacı, civciv olmak hedefi, yumurta olmaktır. Yani her zaman şey oluyoruz. bilinen ve bilinmeyen şeyler...Yani akıl edebiliyorsam eğer var oluyorum. Akıl edenler için yine var oluyorum ama Büyük akıl orda duruyor ona hiçbirşey olmuyor olması da gerekmiyor zaten. Akıl edenler için gerekli
büyük aklın açılımımıdır
büyük akıl evreni yaratanmıdır,yosa sonsuz enerjimi?büyük akıllla ,yaratılan unsurlar arasında ne gibi ilişki var?
Sayın Bilgisev, yazıdaki
Sayın Bilgisev, yazıdaki "teolojik kanıt" ifadesi doğrudur ve herhangi bir yazım hatası içermemektedir. Teolojik kanıt içerisinde vurgulanan "amaç" zaten teolojik kurgu ile oluşturulmuş genel bir amaçtır ve böyle bir amaç'ın yokluğunda evrenin izah edilemezliği öncülünden yola çıkarak bu kurucu amac'ın var olması gerektiğine ve bu gereklilik üzerinden de var olduğuna hükmeder.Teolojik kanıt denilmesinin sebebi amacın vurgulanmasından değil, bu amacın ancak doğaüstü ve akli bir varlığın bünyesinde vuku bulabileceğinin mutlaklaştırılmasından gelir. Özetlemek gerekirse, çıkarımlar teleolojik ancak ispat veya kanıt teolojik'tir.
Teleoloji ise sizin de belirttiğiniz gibi bütün doğa olaylarının amaçlı olduklarını ileri süren bir teoridir.Buna göre amaçlar sadece insanlara değil, tabiat olaylarına da klavuzluk eder ve olayların (daha doğrusu fenomenlerin) bir çeşit özel ruhları olduğunu iddaa eder. (Şöyle bir fark da vardır ki, insanlar bilinçli amaçları izledikleri halde, doğada ve evrende bilinçdışı amaçlar vardır der.) Teleolojiye göre hayat ve düşüncenin kökleri cansız atomlarda değil monad'lardadır. Monadlar ise canlı ve kendinden kavrama gücüne sahiptirler. Aristotales'e göre herşey, kendi akibetini ve kendinden aktif ve amaçlı bir ilkeyi (veya ruhu) içinde taşır ve doğadaki her tekil amaç bir büyük yüce amaca bağlıdır. Evrenin amacının dünya ötesinde bir yerde bulunduğu ve bu amacın dünyadaki süreçlerin temelini teşkil ve temsil ettiği görüşü...Ama söylediğimiz gibi, zaten daha Kant bu görüşün mantıken açıklanamaz olduğunu ortaya koymuştur.
Soyut ve spekülatif teolojik görüşleri canlılık, doğa ve evrendeki "amaçlılığın" açıklanmasında kullanmak ve bunu daha da ileri götürerek spekülasyon üzerinden rasyonalite inşa etmek (örn. Darwin öncesi dönemde biyolojide hakim olan görüş bütünüyle teleolojik'ti ve böyle bir amaca hizmet ediyordu) şüphesiz ki kabul edilebilir birşey değildir.
kant
kantın ;ahlak yasalarını aristotelesten beri süre gelen yasaların yerine koyma çalışması var...
Ahlak yasaları diye birşey
Ahlak yasaları diye birşey yoktur. Sallama yasası varsa ahlak yasası da vardır. Bu din heveslileri herşeyin damarını tıkadı. Alt üst, üst de alt oldu. Hedefleri de bu olmalı. Cehaletin yücelmesi.
Misafir arkadaşım onların
Misafir arkadaşım onların hedefi cehaleti yüceltmekse cehaleti seçen millet değilmi. Yönetenle yönetilen aynı kefede tartılır. Kefede tartılmayıp vitrinde kalan yada depoda bekleyen bilinç ne yapsın küflensinmi, koksun mu yoksa kefeleri taşıyan tartımı olsun.
angelyasam , kimsenin
angelyasam , kimsenin inancı bizi ilgilendirmediği gibi,kimsenin inançsızlığıda sizi ilgilendirmez. İşte hoşgörü bu ince noktada başlıyor.
Fakat; sizin hoşgörü dediğiniz şey sadece inananlar için geçerli olan ve sadece kendi düşüncelerini dikte etmekten öteye geçmeyen bir anlayışla benimsenmiş.
Aksi taktirde inanmayanları akılsızlıkla itham eden cümleler kurmazdınız. Hoşgörü dediğimiz şey dini, mehzebi, dili, ırkı, cinsiyeti, yaşı, uyruğu vs. gözetmeksizin insanların düşünceleri ne olursa olsun saygı duymak, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali üste çıkmamaktır.
Tam da inancınıza yakışır şekilde davranıyor ve dinlerin insanları ne hale getirdiğine çok güzel örnek teşkil ediyorsunuz:)
İslamiyet oldukça geniş meshepli ve ahlaklı: 10 yaşında kız çocuklarının evlendirilmesine, kadınların köleleştirip ganimet olarak askerlere dağıtılmasına, taşlanarak öldürülmeye büyük bi sempatiyle bakıyor ve hoşgörüyor.
Erkeğin bitmez tükenmez ihtiraslarına hizmet etsin diye emrine 4 kadın tahsis edebiliyor. Peygamberinize de şayet cemaatte uygun kimse kalmazsa ailenden kadınları da emrine tahsis ve helal ettik diyen bir kitabın referansıyla hangi ahlaktan bahsediyorsunuz?
Ahlaklı ayetlerinizden bir kaç örnek;
Hicr Sûresi
71 – Lût: “İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)” dedi.
Nisâ(*) Sûresi
24 – (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ahzâb(*) Sûresi
50 – Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
ahzap suresi 51. ayet:
-”(Ey Muhammed!) Onlardan (yani karılarından) diledigini geriye bırakın, diledigini öne alabilirsin…”
Bu sadece bi kaç örnek,bunun gibi nice ayteler var.
Sevgili masal ben hiçbir
Sevgili masal ben hiçbir konuşmamda inancım şudur diyerek savunuculuğa soyunmadım. Sizinde eleştiriye soyunmaksızın ayetlere taş atarak yorum yapmış olmanız beni bağlamıyor. bağdaştırmıyorda. Daha akıl süzgecinden geçirilmiş yorumlarınızı paylaşmanızı beklerdim. Tabi ki her koyun kendi bacağından asılır. Ben ayetleri çevirenlere ve diledikleri gibi algılayanlara da bakmıyorum evirip çevirip şekillendirenlerede bakmıyorum. Dosdoğru aklımla algılamaya ve yaşadığım ortamdaki mükemmel olanları öğrenmeye bakıyorum. Birileri ayet diye söylemleri yazmış bunu da benim kutsalıma mal etmeye kalkmış diye benim kutsalım da onların kutsalı olmuyor. Yani sizin yazdıklarınızı kabul etmiyorum. Bunlar sizin yorumlarınız. Size ait olanlar. Benim yorumlarımda bana ait olanlardır. Burada ortak kalbin sesinden çıkan birşeyler söyleyebilmeliyiz ki paylaşımlarımızdan mükemmel yeni paylaşımlara yol alabilelim...
Kısırdöngü
Bir adam mahkemede banka soygunculuğundan yargılanmaktadır. Ve savunması şu şekildedir. "Tanrı bana bu bankanın paralarını almamı ve insanlara yardım etmemi emretti ve bende onun bu emrini uyguladım. Tam bana tanrı tarafından verilen emri uyguluyordum ki siz bana ve tanrının emirlerine engel oldunuz."
Bu adamın söylediklerine duyduğunuz şüpheciliği peygamberler için de duymadıkça kısırdöngüden çıkmak zordur.
xenix
Sevgili xenix bilerek inanan
Sevgili xenix bilerek inanan insan banka soymaz, çünkü tanrı bilen birinin banka soymayacağını da bile bilir. :)) bunda hiç bir şüphe yok.
masal, sen kendin için insanlardan saygı beklerken aynı saygıyı seninde inanan insanlar için göstermen gerekmiyormu ?. Daha birkaç ay evvel inanan insanları sevgisiz, coşkusuz, sığ yaşayan, amaçsız insanlar diye aşağılıyordun.
Ayrıca ben angelyasamın yazıların da hiç bir aşağılama görmedim. yani senin yazınla kıyaslayınca.
İzin tanrıdan gelmiş
Bakın sevgili venüs, aynı izni islamın tanrısı da vermiş. Tanrının neyi bilip neyi bilmediğine veya hikmetine sual olunmazmış :))
xenix
İyi de sevgili xenix bu
İyi de sevgili xenix bu ayetin bir başı bir sebep sonuç ilişkisi var, orayı atladın sanırım :)
Ahzab suresi uhud savaşı sonrası yazdırılmış bir sure. Müslümanlara karşı savaşmak için birleşmiş olan arap kabilesinden bir sözcü muhammetle anlaşmak için gelir ve muhammet den tanrılarına düzenlerine karışmamasını ister, ama muhammedin de bir görevi vardır tüm insanlığı hak yolunda birleştirmek. bir avuç müslüman olarak onca cahilliği ve sapkınlığı yıkması kolay değildir. her zorda, ikilemde kaldığında allah ona gönderdiği bilgilerle yol gösterir, yardım eder. işte bu ayette bir avuç müslümanla kazanılmış olan uhud savaşının ardından savaş için tekrar uyarılan muhammed e korkmaması, yolunda devam etmesi, uhud savaşında nasıl yardım edildiyse hakların gözetilmediği topraklara yerlere nasıl muhammetle hak ve aydınlanma geldiyse aynı şekilde yardım edileceğini, cahillerle pazarlık yapmamasını söyleyen bir ayettir.
Evet bir dinler dönemi yaşandı bitti. Biten tek şey dinler değil, tüm ideolojiler felsefe ve tüm fikir düşünce akımları son buldu. bu güne kadar söylenecekler söylendi yaşanması gerekenler yaşandı. hiç birisi boşuna değildi hepsinin insanlığa verdiği mesaj vardı. Sanırım artık bazı gerçekleri kabul edip sorularımızı bu kabullenişle sorarsak herşeyin bir cevabı olduğunu, evrende cevapsız olan hiç bir şeyin olmadığını göreceğiz. Yeterki biz sorularımızı eksik sormayalım.
venüs
Sizin, süper familyanızdan olduğu için görmek istemeyebilirsiniz.
Bilinçaltında yatan mantık çarpık olduğu için çarpık bir argüman öne sürüyorsunuz.
İslam’a dört elle sarılıyorsunuz ama ne yazık ki, dört elle sarıldığınız şeyi tam olarak okumuyorsunuz,araştırmıyorsunuz,sorgulamıyorsunuz.
Diyeceğim şudur ki;
Demagoji yapmak yerine, daha sağlam argümanla gelmenizi temenni ederim:)
angelyasam,din işinize geleni alıp gelmeyeni bırakabileceğiniz bir ideoloji değildir. Din paket programdır, ya bütün olarak alınabilir ya da reddedilir.
Görüyorum ki, siz de foruma yazan diğer inançlı arkadaşlar gibi işinize gelmeyen şeyi “sahih değildir” diyerek reddetme eğilimindesiniz.
herkes kendi içinden kendi
herkes kendi içinden kendi kendine birisine cevap verip altta kalıp kalmama mevzusu gütmeden bi sorgulasın yahu şu din mevzusunu...
Msal ve kemalist destekli "naylon din" programi
Masal yazdi;
"Din paket programdır, ya bütün olarak alınabilir ya da reddedilir......"
!?
maasallah maasallah din ile ilgisi olmayan hatta din´e karsi olanlar nede cok biliyorlarmis meger..
iyi de
hangi
DIN ?
ne paketi ?
hangi program ?
siz
Qu´an´i
diyanetin kemalist destekli "naylon din" programlariyla karisitirdiniz herhalde..
slm.
Circulus Vitiosus için
Circulus Vitiosus için gündelik bir örnek;
Aslında herbirimiz çok defa şahit olmuşuzdur. Ne zaman ki birileri tanrının varlığından bahseder ve bunu kanıtlamaya çalışır, ardarda pek çok bilgi sıralanır..Doğadaki düzen ve işleyiş, canlılık, akabinde her canlı formun sahip olduğu enteresan tasarım, ( örneğin yarasanın sonar sistemi ile karanlıkta uçabilme yetisi, bilmem hangi böceğin gözündeki mercek sistemi ve tabi insanın akıl sahibi ve eşsiz bir varlık olduğu vs), hemen ardından mikro ölçekte işleyen hücre içi biyokimyasal metabolizmalar, enzim ve hormon sistemleri, bunlara ilaveten uzayın sonsuzluğu, maddenin yapısı, atomların etrafında "hiç şaşmadan" ve "hiç çarpışmadan" dönen elektronlar, ve daha binlerce detay ve ayrıntı devam eder bu şekilde..
Ne demiştik Circulus Vitiosus için; ispat edilmesi gereken şeyi bir kanıt olarak kabul etmek suretiyle muhakeme yürütülmesinden doğan mantık hataları.
Tanrı'nın varlığını ispat edeceğim derken, ispat edilmesi gereken şeyi (yani tanrıyı) bir kanıt olarak kabul ederek muhakeme yürütüldüğünde olan şey budur işte. Kısır döngü denilmesi boşuna değildir.
Ebubekir gibi din'i yeni bir
Ebubekir gibi din'i yeni bir din haline getirme arzusunda olanlar gizli niyetlerini Kemalistlere saldırarak ifade ediyorlar. Aslında iyi bilirler ki "din" Mustafa Kemal'den önce de bir hurafeler diniydi. Gene aynı uygulamalar yapılırdı. Birileri fetvalar verir ve din o herzamanki muhteşem dogmatik yapısıyla işler giderdi. Aleviler adamdan sayılmaz, başka dinden olanlar fazla vergi verirdi. Gücü elinde tutanlar için tek HAK onların hakkıydı. Halen süregelen budur. M. Kemal bile bunu değiştirememiştir.
Hurafeler, hayatında eline bir kitap bile almamış cahil kesim için vazgeçilmezdir. Ne dün ne bugün en ufak değişiklik yoktur. Dinleri ayakta tutan doktrinleri değil halk içinde yayılmış metafizik hurafelerdir. Dinler daha ziyade kadın yoluyla gerçeklik bulur. Bulduğu gerçeklik hertürlü abukluktur. Cinler, şeytanlar, melekler, ruhlar, evliyalar dönüp dolaşır zihinlerinde... Adaklar adanır, ölmüşlerden medet umulur. Kurban ölüsünden bile medet umulur. Kimse sorgulamaz ne yapsın tanrı ölü hayvanı veya tonlarca KANı...Eğer amaç yardımsa bin türlüsü olabilir bu yardımın ama ama KAN gerçekten insan vahşetinin en korkunç düşüncesinin ürünüdür. Ahlakı ise cinselliğin arasına sıkışıp kalmıştır. Şehvet dolu cennet timsalleri vardır, bu dünyada yasak olan neredeyse herşey orada serbesttir. Hele HAC! kara bir taşın etrafında dönüp dolaşır şeytan falan taşlarsanız GÜNAHLARINIZDAN arınırsınız. Tek bir hac seferi ömre bedel günah silebilir. Neden ?
Tüm bu ritüelleri silip attığınızda ortada ne din kalır ne de tanrı, kalacak olan insanın ta kendisidir.
Sevgili masal ad koymaktan vazgeçin lütfen
angelyasam,din işinize geleni alıp gelmeyeni bırakabileceğiniz bir ideoloji değildir. Din paket programdır, ya bütün olarak alınabilir ya da reddedilir.
Görüyorum ki, siz de foruma yazan diğer inançlı arkadaşlar gibi işinize gelmeyen şeyi “sahih değildir” diyerek reddetme eğilimindesiniz.
Sevgili masal dediğim gibi yorumlarınız sizi bağlar beni bağlamaz. Farkındalık alanlarımız farklı çünkü. Aynı dili konuşan tek bir alan tanıyorum iç ses, sezgi, sağ duyu yada hangi ismi verirseniz verin yada Tanrının sesi, enerji, aura, kanal, alfa, daha bir sürü sralayabiliriz bunları. Şeylerden ibaret olan şekillenmiş alanın temsilcileri olan adlar bunlar. Ben şekilsiz isimsiz cisimsiz sonsuz huzuru duyabildiğim yerdeyim. Bilmediğim şeye takı da yapmam takıntı da yapmam. Olduğum gibi olmayı tercih ederim... Din bir yoldur. İsteyen patikadan yürür, dileyen ateşlere atlar, dileyen yemyeşil ovayı tercih eder... Her dileyen dilediğine kavuşsun ne diyebilirim ki başka. Kimseyi eleştirmek bana düşmez kimseye yargı koymakta bana düşmez ama algılarım bana düşer öyle değlmi?
Agnostik yazdi; "..Ebubekir
Agnostik yazdi;
"..Ebubekir gibi........olanlar gizli niyetlerini Kemalistlere saldırarak ifade ediyorlar.........."
valla
SIKI kemalist üstad erol mütercimler bak ne diyor;
"...Kemalist laik cumhuriyeti bu hale getirenler “sahtekâr Atatürkçüler"dir.
Kimdir bunlar?................"
".............Örneğin
Atatürkçü çizgide olduğunu iddia edilen 12 Eylül askeri müdahalesi dinci irticai hareketlere zemin hazırlamıştır. Demokratik bir rejimde uygulanması olanaksız olan 24 Ocak kararlarını hayata geçirmiştir. ABD’ye bağımlılığı katmerlemiştir.
Bu söylediklerimi,
bugün kimi çevrelerin şikayetçi olduğu “mürteciler" mi yaptı?................."
**
"..Aslında iyi bilirler ki "din" Mustafa Kemal'den önce de bir hurafeler diniydi.
M. Kemal bile bunu değiştirememiştir...."
el hak dogru ve ben iste bu nedenle
"atatürkcülük(kemalizm) matah bir sey olsaydi cagdas ve uygar dünya alir uygulardi" demistim..
üstad mütercimler´in tabiriyle forumdaki "sahte atatürkcüler" dellenivermisti en fasistlisinden..
**
"..Hurafeler, hayatında eline bir kitap bile almamış cahil kesim için vazgeçilmezdir...
heh heh
cagdas kemalist cahil cuhelanin hurafelerinden niye bahsetmiyon ?
örnegin;
atatürkün yilda bir zuhur ettigine kemalstlerin inandigi siliuet sacmaligi/hurafe..
anitkabir´i tapinaga,nutuk´u kutsal kitaba,atatürkü cakma tanri´ya cevirme..
ve
koruma kanu..
ha
birde
atatürkcü cagdas kesimin vazgecilmezi mozele (ziyaret) ayin-i-leri var cagdas ülkelerde olmayan..
sayiyi artirmak mümkün fakat anlayana sivrisinek saz anlamak istemeyene davul zurna az..
**
"..Tüm bu ritüelleri silip attığınızda......."
ortada ne atatürk kalir nede kemalizm..
slm.
Ah zavallı Bekir, Şu
Ah zavallı Bekir,
Şu yukarıda yazdığın "laf söyledi balkabağı" misali makale ile beni doğrulamaşsın sana teşekkür etmek istiyorum. Ne kadar yazsam ne söylesem kendimi senin kadar rezil edemezdim. Helal ossun sana:)
İnsanlar yakınlarının mezarlarına giderler bekir. Bunu sevgi yüzünden yaparlar, KORKTUKLARI için değil... Tanrıyı kullanan siz sevgisizler için geçerli tek kelime korkudur. Tanrı senin aletin değildir bunu bilmelisin.
Ah be angel, hele sen!!!
Ah be angel, hele sen!!! sahtekarlıktan aldığın feyzle önce bilgeliği tekeline aldın şimdi de sezgiyi... Sana da helal ossun.
Senin olan senindir. Kimsenin gözü yoktur. Olanın gözü çıksın. :)
"fizik kurallari" yerin gögün vahyidir
Sn.Gamaro;
peki
bir dinsiz´in yaratici yoktur tebligciligine soyunmasi ile dindarin yaraticiyi isbata calismasi arasinda bir fark vardir ?
"kisir döngü"den bahsediyorsak madalyonun iki yüzüne de bakmak gerekir..
**
akli melekeleri saglikli herkesin insan denen varligin hayvanlardan farkli oldugunu kabul eder yani inanir=iman eder..
E akli olmayan zaten sorumlu degil ne dinde ne hukukta..
"..ben yercekimi kuvvetinin ne oldugunu bilmiyorum
sadece bunun siddetini hesaplamaya yarayan bir formül kesfettim.."(newton)
**
evet
ARI´ya
YER´lere
GÖK´lere
vahyedildigi
Qur´an´da vardir..
YER
GÖK
vahiy alir ve "fizik kurallari" da yerin gögün vahyidir..
"..Her şeyi yaratan
-ve
-bir ölçüye göre düzenleyen Allah'tır.." (furkan/2)
"..Onun katında
-her şey
-bir ölçü iledir.." (rad/8)
görülen/görülmeyen,bilinen/bilinmeyen hersey "fizik kurallari"na (vahiy) yani bir yasaya/kurala bagli..
bir catlak görebiliyor musunuz ?
slm.
Agnostik benim "cakma tanri"ya ihtiyacim yok
Agnostik yazdi;
"İnsanlar yakınlarının mezarlarına giderler.."
zorla götürülen ve zoraki ritüellerden bahsediyoruz a sapsal..
örnegin;
ordu göreve pankartlariyla mozeleye arzi endam (sikayet) etmeye gitmek mecburiyetinde birakilanlar (vs.)..
yada
okul cocuklarini vs. zorla büst-e/mozele-ye saygi durusuna zorlamalar (vs.)..
veya
gitmeyenleri fislemeler gibi (vs.)..
koruma kanunu kalksin tekrar konusalim
sevgiymis
peh..
**
"..Tanrı senin aletin değildir bunu bilmelisin..."
heh heh
benim
senin gibi "cakma tanri"ya ihtiyacim yok anlamadin mi daha ?
"zeka özürlü"müsün ne..
slm.
Bir yaratıcı yoktur
Bir yaratıcı yoktur demekle, tanrının varlığı ispatlanamaz demek arasında fark vardır Ebubekir. Ben bu farkın içindeyim ve kendi farkımı kendime saklıyorum. Kendime saklamayıp paylaştıklarım ise senin varsaydığın gibi tanrının yokluğuna yönelik bir tebliğcilik değil, doğası gereği ispatlanamayacak olan bir önermeye "mutlaklık" atamakta herhangi bir kusur görmeyenlerin sergilediği mantıki orantısızlığa karşı bir nefs-i müdafadır.
Tanrı, çözümü ispatlanabilecek veya ispatı mümkün olan bir problem değildir. Dayanılan tek ve biricik nokta eninde sonunda sadece bir "iman" meselesidir. Bununla birlikte, doğruluğu ispatlanamayacak bir önermenin doğru olabileceğine (veya olduğuna) inanmak da bir tercihtir elbette ve bireysel kabul içerisinde temel bir saygıyı da hakeder. Ama birileri çıkıp ispatlanamaz olanın ispatlanabilir olduğunu (hatta daha da ileri gidip ispatlanmasına gerek olmayacak kadar açık ve net olduğunu) iddaa eder, ve sonra bununla da yetinmeyip tanrı kabulünün etrafında mantar gibi biten sayısız çeşitlilik, hikmet ve keramette tonlarca yan sanayi ürününü topluma, sosyal hayata, gündelik yaşama, ahlaka, etiğe, sanata, eğitime ve bilime monte etmeye kalkarsa..çok özür dilerim ama, o zaman bu orantısızlığa karşı bir oran gerekir.
İnsan düşünür Ebubekir, insanlar düşünür. Tıpkı Agnostik'in söylediği gibi; eğer tanrıya inanıyorsan bilmelisin ki, insanlar -hem de tam da tanrının onları yarattığı gibi- çeşit çeşit, farklı farklı, sayısız renk ve tonda, istedikleri gibi ,ya da bazen öylesine, sadece öfkeye, şehvete, veya daha başka birşeye akar dururlar. İnsan işte budur Ebubekir, cennette de olsa gider elmayı yer, ya da koyu katolik din adamı da olsa rüyasına hard-core fantaziler girer. Şimdilerde moda oldu, burda da revaçta ya son zamanlarda, niteliklice yürüyen her tartışmada canı her sıkılan, ya da yeterli donanımı olmadığı için her köşeye sıkışan "felsefe"yi küçümsemeye başladı ve başlıyor nedense. E size (veya onlara) kalsa Marks, Spinoza, Seneca, Hume, David Hartley, Paul Lafargue, Dezame Theodore, İlya İlyiç Meçkinov, Ludwig Wittgenstein, Johan Fichte, Bernardini Telesio ve daha niceleri vahyi-ayeti görememiş ve ömrünü felsefe denilen kelime oyunları ve hokkabazlıklarla heba etmiş insanlar olmalılar o halde..Yani bunca zeka, bunca algı boş yere derbeder olmuş ve bilememiş, ama şurada hangi konu açılsa elinde bir-iki ayetle damlayıp "o öyle değil böyledir" diye buyuranlar keşfetmiş..Peki nasıl? Çünkü arıya da yere de göğe de vahy üflenmiş, bu mu yani?
Ele geçirdiği her cümleyle şipşak yeni bir bilgelik planlayanların uzağında biraz nefes aldığımı hissedebilsem ben de marksist olmaktan vazgeçeceğim ama, Leibniz ve Wolff'un çıraklığa dahi kabul etmeyeceği hoyratlar bıngıl bıngıl cirit attıkça ortada, yapacak başka birşey kalmıyor maalesef. Bu derde bu ilaç iyidir.Şimdilik.
Ah be angel, hele sen!!!
Ah be angel, hele sen!!! sahtekarlıktan aldığın feyzle önce bilgeliği tekeline aldın şimdi de sezgiyi... Sana da helal ossun.
Senin olan senindir. Kimsenin gözü yoktur. Olanın gözü çıksın. :)
Söz sahibine aittir niyetini yansıtır. Kimsenin yorumu beni bağlamıyor.
Ortam sahtekar, niyetler
Ortam sahtekar, niyetler sahtekar insanlar naylon... İnternetten bilgelikte patlamış mısır... (soğuyunca birşeye yaramaz)
Ebubekir, pek bir
Ebubekir, pek bir köpürdünüz:) Sinir uçlarınız mı zıp zıpladı?
Dinlerin beyinlerde oluşturduğu bir diğer kalıcı hasar daha! Takıntı...
Yazdıklarımı anlamamanızı sizin kıtlığınıza bağlıyor, sürekli ''kemalist'' söylemlerinizi de apaçık bi fikirsel acizlik ve sefalet göstergesi olduğunu düşünüyorum.
Preslenmiş hastalıklı egonuzun ve aşağılık kompleksinizin ''donelerini'' ele veriyorsunuz farkında değilsiniz.
Kendinize iyi bakın ( Aynada tabiki) :)
Ah angelyaşam, Agnostik'in de belirttiği gibi siz sahtekarlığınızdan feyz alıyorsunuz. Ad koyan sizsiniz.
Kimseyi eleştirmek bana düşmez diyorsunuz demek:) peki bu cümleler kime ait?
angelyasam tarafından Per, 24/06/2010 - 16:58 tarihinde gönderildi.
Yorumları okudum gerçekten beyinleri bu kadar bilgiye basıyor ama hissiz olarak...(((
ALLAH herşeyden ve hiçbirşeyden bizim şeylerimizden münezzehtir uzaktır. kavranamaz
Tanrı ise şeylerimiz içinde yer alır....kavranabilir. Ona adlar koyabilirsiniz ve onu dilediiğniz şekile sokabilirsiniz.Anne, baba, güneş, kral, rüzgar, evren, karanlık güç, büyük güç, enerji......................... bunları kim diyor siz diyorsunuz.
Evet Tanrı yok Allah var.
Siz Allah'a ulaşamadığınız için hissedemediğiniz için yok. haklısınız. Size göre yok tanrıcılara göre yok. ama siz yok diyorsunuz diye yok olmuyor. O hep hep hep........hiç hiç hiç..........O dur........
BİR AYET VAR
ONLAR İŞİTİRLER AMA DUYMAZLAR, BAKARLAR AMA GÖRMEZLER ONLARIN KALPLERİ MÜHÜRLÜDÜR?
bu ayet yorumlarında ne dediğinden habersiz ne yaptığını bilmeyenler içindir.
Sevgili Masal, sevgili
Sevgili Masal, sevgili Agnostik, nasıl arzu ederseniz öyle davranabilir, düşünebilir, sorgulayabilir, anlatabilir, anlayabilirsiniz. Ne sizin anlatımlarınız size aittir nede benim anlatımlarım bana aittir. Öğretilmiş ve öğrenmiş çaresizleriz hepimizi.... Geniş akıldan kıt akıl alan ve onu tam akıl diye uygulayan varlıklarız. Büyüyeceğiz böyle böyle...)))
Yazı nasıl da sihirli
Yazı nasıl da sihirli birşey..Aklımızın herşeyi tam olarak kavrayamayabileceğini vurgulamak aslında çok da yanlış bir tespit değildir kanaatimce, ama bu "akıl kıtlığını" daha geniş bir aklın cimriliği ile gerekçelendirmek nasıl bir bir fantazidir, onu anlamaya benim hayal gücüm yetmiyor. Yani fantazi bir bakıma iyidir aslında ve bazen kendi kendine oynanan bir mutluluk oyununun eğlenceli bir sahnesi gibi de değerlendirilebilir, ama fantaziye gerçeklik ve "mutlaklık" atfetmek derseniz, bakın işte o tam bir çılgınlık ve "vurdumduymazlık" olur, hem de en zihni'sinden. Çünkü herşeyi tam olarak kavramaya muktedir olamıyacak aklımızın bir kötü huyu daha vardır ki, işlerin çıkmaza girdiği herhangi bir yerde bu kez de gerçekliği kendine uydurmak istikametinde çalışır. Aslında herşey bir akla uydurmadır da..şimdi tekrar öznel/nesnel faktörler, bilgi teorisi ve tamamlayıcılık ilkesine filan girmeyelim, malum orası biraz uzun, ve kanaatimce sıkılırsınız da.
Siz büyümüşsünüz angelysam..Siz büyümüş ve olmuşsunuz..Yani o kadar ki, sanki Platon'un son kristal küresinin üzerine asılı son yıldızı bizzat kendi ellerinizle yerinden söküp incelemiş, ve sonra bir eksper gözüyle ve de labaratuvar ortamında test edip onaylamış gibisiniz Aristotales'in söylemini.. Hangi nesnedir ki en uzağındadır yeryüzünün, işte o en mükemmelidir nesnelerin.. Ben de size bu süpekülatif mutlaklık içerisinde mutluluklar dilerim.
[Nasıl diyordu büyük usta Dandelyanus en yetenekli çırağına; "Ey Tortius, artık öğretebileceğim daha fazla birşey kalmadı sana..var git yolun açık olsun.]
Kendi kalbinizin açıklığıyla bulduğunuz huzuru benim kalbimin mühürlenmişliğine delil yapmasaydınız keşke. O zaman ben de bunları yazmazdım.
vahiy yani "fizik kurallari" degilse ne Gamaro?
Gamaro yazdi;
"Bir yaratıcı yoktur demekle, tanrının varlığı ispatlanamaz demek arasında fark vardır Ebubekir. Ben bu farkın içindeyim ve kendi farkımı kendime saklıyorum.."
evet
farkindayim..
Gamaro
bence sen kendine sakladiklarindan bahset zira saklamayip anlattiklarin sadece ve özellikle son besyüzyil batida beyin firtinasi yapan akil adamlarin (el kitap ehli) anlattiklarinin tekrari oluyor..
**
"...ve sonra bununla da yetinmeyip tanrı kabulünün etrafında mantar gibi biten sayısız çeşitlilik, hikmet ve keramette tonlarca yan sanayi ürününü topluma, sosyal hayata, gündelik yaşama, ahlaka, etiğe, sanata, eğitime ve bilime monte etmeye kalkarsa..çok özür dilerim ama, o zaman bu orantısızlığa karşı bir oran gerekir..."
haklisin
"monte etme" noktasinda ülkemizin kaderine hakim cakma aydin-in
"rejim bekcileri" karnesi pek zayif hatta kapkara örneklerle dolu "ordu göreve"pankartiyla baslar,"411 el kaosa kalkti" türban düsmanligina kadar uzanir ilahi nihaye devam eder 1930´lara deginmedim herkesin malumu..
**
orantisizlik mi demistiniz ?
valla
hakim ideoljiyi/sistemi sorgulama cesaretini gösterebildiginiz gün orantisizlik nasil olmus/olurmus anlayacaginizi umarim gerci forumdaki bagnaz kemalist müridlerin orantisiz tavirlari bir fikir verebilir..
**
"..nedense. E size (veya onlara) kalsa Marks, Spinoza, Seneca, Hume, David Hartley, Paul Lafargue, Dezame Theodore, İlya İlyiç Meçkinov, Ludwig Wittgenstein, Johan Fichte, Bernardini Telesio ve
daha niceleri
vahyi-ayeti görememiş...."
yanlis
onlar görmüs Gamaro
bizimkiler (gerci saydigin kalibrede kac türk var) görmüyor sadece..
**
"..Çünkü arıya da yere de göğe de vahy üflenmiş, bu mu yani?...."
evet
bu
niye sasirdiniz ?
peki
vahiy yani "fizik kurallari" degilse ne Gamaro acikla ?
slm.
Okuyup üflemek gibi
Okuyup üflemek gibi ritüellerim yoktur Ebubekir. Ve buna ilaveten, fizik kurallarının da okunup üflenmiş şeyler olduğunu düşünmüyorum elbette.
Daha doğrusu, hazır konu da Newton'a gelmişken şöyle devam edeyim; Newton doğanın bilinebilirliğini kabul eden tutumu benimsemekle birlikte, bunu dinin savunulması ile birleştirmişti. Aslında daha şimdiden gelebilecek itirazları tahmin edebiliyorum, "e ne olmuş yani, size yaranabilmesi için ille de dinsiz mi olması gerekiyordu" vs. şeklinde..
[Şimdi burası da enterasan bir nokta tabi ki, örneğin son cümlemde "Newton elde ettiği bilgi ve bulguları dinin savunulması yönünde kullanmıştı" demem kimilerince "sorunlu ve saygısız" bir tespit olarak değerlendirilebiliyor, hatta yeri geliyor bunun altında yatan asıl şeyin bir nevi psikolojik bir rahatsızlık olabileceği dahi ileri sürülebiliyor (bilenler bilir, tanrı tanımazların hemen her zaman aile içi cinsel istismar veya daha başka çocukluk çağı travmalarına maruz kalmışlıklarından bile dem vurulmuştu bu sayfalarda), sonra bunlar da yetmiyor, her dini bütün kardeşimiz kalbimizin puluna mürekkebine mührüne dair bir laf sokuşturuyor , ve artık he he he diye güleninden tutun da, ay ne komiksiniz, yahu siz nasıl insansınız, boş gelip boş gidenlerdensiniz şeklinde nazeket(!) dolu cümlelere ve hatta salavat getirip yuh çekmelere kadar onlarca şey ha babam ha servis ediliyor.. Ama sonra da, efendim lütfen biraz saygı.. öyle mi ? ]
Neyse..Ne diyorduk, evet Newton...Newton felsefi alanda dünyanın bilinebilirliği tutumunu benimsemiş olsa da, teolojik görüşleri nedeniyle bunu dinin savunulması ile birleştirmişti. Örneğin Newton sisteminde göksel cisimler ve gezegenlerin eliptik hareketlerinin sonsuz ve düzenli tekrarı bir takım kuvvetlerle (çekim, momentum vs) açıklansa ve bu şekilde doğanın ve evrenin bilinebilirliği tavrı benimsenmiş görünse de, ilaveten ve daha önemli detay vardı ki, o da bu sistemde "ilk itiş"in tanrı'ya atfedilmiş olmasıydı. Yazının başında da söylediğim gibi, yani tam da bu noktada denilebilir ki, "ne var yani, ya da ne olmuş, herkes sizin gibi din'siz bir formatta düşünmek zorunda mı?" Elbette herkes dinsiz bir formatla düşünmek zorunda değil, ama din'li formatla düşününce işler "ilk itiş"i tanrıya atfetmekle bitmiyor ki.. Yani tanrı başlangıç vuruşunu yapıp tribüne çıkmıyor ki, bilakis hiç durmadan oynamak istiyor, ilk itiş, orta itiş, son itiş, sondan bi sonraki itiş, bak yeminle bu son itiş vs. derken (üstelik beraberinde tonlarca yan ürünle birlikte) yaşama, sosyal düzene, eğitime, ahlaka, adalete, sanata ve savaşlara kadar herşeyi ama herbişeyi orantısızca ve hiç durmadan itip çevirmeye devam ediyor, yani öyle ki, mazallah bi çekse elini, e o da kıyamet olacak zaten. E ver elini kamil insan, ya da sıkıysa verme işte.
Doğru, ben de Newton'un
Doğru, ben de Newton'un elde ettiği bilgiler ve tasvir ettiği fenomenlerin iç sebeplerini açıklama noktasında pek hevesli ve meraklı olmadığına dair bişeyler okumuştum. Ya gerçekten anlamıyordu, veya anlasa bile üzerine daha fazla kafa yormak istemiyordu, o kadarını bilemiyorum tabi. Ama Newton'un neyi bilip neyi bilmediği meselesi değildir zaten bu, yani bu hevessiz tutumun içeriğine ait teknik detaylar çok da önemli değildir aslında. Burada asıl önemli olan şey, bu tavrın asıl nedeninin yine Newton'un sahip olduğu teolojik anlayışta yattığıdır. Evet, onun elde ettiği sonuçlar evrenin bilinebilirliği tutumunu destekliyordu, ama daha ilerisi riskliydi, çünkü bunca bulgu ve bilgiyi yanlış bir "felsefe" ile ele almak ve tanrının gözünde sahip olduğu itibarı kaybetmek gibi bir endişesi de vardı. O bunu ,hele de "ilk itiş" sahibine karşı göze almazdı, onun için kendisi adına en doğru olanı yaptı ve hipotezler kurmadı.
Newton'un etkisi kendi dönemi ve takip eden dönem içerisinde felsefe alanında farklılıklar gösterir. Aslında bu biraz da etkinin tarihselliğine yönelik bir değerlendirmeyi gerektirir. Benzetmek gibi olacaksa, Tıpkı İbn-i Rüşt'ün çifte hakikat doktrininin tarih içerisindeki macerası gibi.. Ibn-i Rüşt ve çifte hakikat doktrinine ait "Din ve felsefe ayrıdır, dinde felsefenin felsefede ise dinin anlayamayacağı hakikatlar vardır" söylemi bunun en güzel örneğidir aslında.Örneğin bu cümle bilimin dini ve dogmayı zorlamaya başladığı bir dönemde bilim ve felsefe yapmanın önünü açmak amacına hizmet edebilecek bir cümleyken, son bir kaç yüzyılda gelişip olgunlaşan diyalektiğin idealizmin saçma ve bilim dışı tespitlerini mağlup etmeye başlamasını takiben bu kez de hacı-hoca sohbetlerinde ve dini inancı bilimsel materyalist dünya görüşü karşısında savunmaya çalışmanın bir aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. En basit haliyle şöyle denmez mi mesela; "Efendim şimdi bilim ayrı din ayrı, ikisini birbirine karıştırmayalım.." (Hey allam ya, İbn-i Rüşt bunu duysa oturup ağlardı herhal:)
Newton'u da böyle değerlendirmek gerekir. Evrenin bilinebilirliğini ve insanın sosyal pratiğini yadsıyan bir anlayışın ağırlıklı ve baskın olarak hüküm sürdüğü bir dönemde, onun çalışma ve sonuçlarının bunun tersini, yani evrenin bilinebilirliği görüşünü pekiştirip desteklemesi özellikle 18 yüzyıl materyalistlerini oldukça etkilemiştir elbette. Ama bunun kıymeti Newton'un teolojik görüşlerinin dışında bir yerdedir ve daha başka bir tarihi gerçekliğe hitap eder. Evet, Newton kendi dönemi ve hemen sonrasında "evreni dogmalardan arındırılmış bir biçimde bilmek isteyen materyalistleri" etkilemiştir, daha doğrusu onun çalışma ve sonuçları etkilemiştir. Ama Newton aynı zamanda teolojik görüşlerinin kılavuzluğunda döneminin bilim alanına amprizmin sloganını da armağan etmiştir. Dediğim gibi, herşeye kendi tarihselliği içerisinde bakmak gereklidir. Ancak bu pek de kolay değildir şüphesiz, hele ki okuduğu öğrendiği her bilgiyi bir ayet yanılmazlığı ve kusursuzluğunda algılamaya meyilli olanlar için. Bugün olan şey ise, Newton'un evreninin materyalistlerin değil, bilakis xenix'in de ifade ettiği gibi, sahip olduğuna inanılan zaman, mekan, düzen ve intizamla birlikte tam da idealistlerin evreni olduğudur.
Sadede gelirsek Ebubekir,
Sadede gelirsek Ebubekir, ben tanrı'nın özel formlarıyla (örneğin senin allah'ınla veya Janus'un kutsal ruhuyla) birebir ilgileniyor değilim. Zaten bugüne kadar dikkatini çekmiştir diye düşünüyorum, o ayette böyle demiş, şu ayette şöyle olmuş benzeri tartışmaların arasına nadiren girmişliğim vardır, orda da konu ayet-sure meselesi olmaktan çok olayın tarihselliği ile ilgilidir.
Ancak "tanrı" daha başka bir kavramdır ve felsefe içerisinde önemli bir başlık olarak yeri vardır. İşte ben bu başlıkla ilgiliyim Ebubekir, yoksa özel olarak senin allah'ınla ya da bir başkasının yehovasıyla filan değil. Semavi olduğu iddaa edilen din ve kitapları arasıra yazılarıma konu etmem, o kitap ve inançların içerisindeki tanrısallıkla takıntılı bir şekilde uğraşma dürtüsünden değil, tam aksine bu kitapların sahip oldukları "insani ve de erkeksi" özellikleri farketmemdendir. Daha da net ifade etmek gerekirse, insan sözüne tanrı sözü muamelesi yapılmasına ve bunun gereklerinin de bana ve hayatıma dayatılmaya çalışılmasına karşı bir nefsi müdafadır. Ve fikri düzeydedir. Ben bugüne kadar bu forumda hiçbir kimsenin şahsına yönelik olarak (onların bizlere sıkça söyleyip durdukları gibi) " ne boşsunuz yahu, ne kadar akılsızsınız, boş gelip boş gidiyorsunuz, gerçeği göremiyorsunuz, gözünüz kör yüreğiniz mühürlü, yuh diyorum, çocukluğunda bi travma yaşamış olmayasın, psikolojin düzgün mü, uyuşturucu mu aldın, yahu ne komik şeysin sen" veya " olmayan bi şey için günde beş kez yatıp kalkıyorsun, seni tın tın, boş tenekenin sesi çok çıkarmış zaten" benzeri hiçbirşey söylemedim. Ama ne zaman "tanrı" ya dair birşeyler iletmek istesem sürekli bu ve benzeri ifadelerle muhatap oldum ve olduk. E şimdi de yazıp duruyorlar işte saygıymış da bilmem neymiş..Daha önce de söylemiştim, saygı camide olur, sokakta olur, alt komşuna üst komşuna olur, ama burası sonsuz us yahu, ne saygısı? Kişisel hakaret ve iftira barındırmadığı sürece hangi saygıdan bahsedilebilir burda, e Engels de Dühring'e saygı duyuyorum deyip geçseymiş o zaman, bu nedir yahu?
Neyse.. açıkca ifade etmem gerekiyor ki Ebubekir, tanrı üzerine düşünmek benim için oldukça keyifli bir konu. İşin bir yanı felsefe, bir yanı matematik ve sayısız düşün insanının kurcaladığı bir paradoks. Ben bu paradoksun bir orasında bir burasında ve dürüstçe geziniyorum hepi topu. Ama tekrar belirtmeliyim ki, dolandığım yerlerde vahyi fizik kanunları olarak dillendirmek gibi bir gelenek ve görenek yok.
"..Ama tekrar belirtmeliyim
"..Ama tekrar belirtmeliyim ki, dolandığım yerlerde vahyi fizik kanunları olarak dillendirmek gibi bir gelenek ve görenek yok...."
yok
ol/a/maz anlamina gelmez diye düsünüyorum..
insanlar degisebildikce yeni aliskanliklar hediye ederler hayata toplum benimsedikce gelenek/görenek olur bu bir sürectir aksi zaten dogma..
Gamaro,sizin gezip dolandiginiz yerlerde vahyi nasil tarif ediyorlar merak ediyorum dogrusu..
slm.
Herşey vahiy
Evet evet! Herşey vahiy. Ebubekirin tuvalete girip yaptığı şey de vahiy.
)kapa parantez
vahyin/kural disina cika/n/bilen varsa eger vardir bir ariza
tabiatta kural disi bir sey olmadigina göre
bahsini ettigin eylemi sen dahil herkes belli kurala bagli olarak ancak yapabiliyor..
vahyin/kuralin disina cika/n/bilen varsa eger vardir bir ariza..
kedi kedi olali (acparantez) bir fare yakaladi..
evet evet haklisin hersey vahiy....
slm.
Arıza kafada
Ebubekir bilmiyorum farkında mısın ama sen haklı çıkmaya çalıştıkça konuyu abuk ve saçma bir hale getirdin. Yoruldu devreler, fan işlemciyi soğutmuyor, havalar sıcak. Dinlen iyi gelir.
Geldiğin günden beri keklik gibi avlanıyorsunda, yeni yeni farketmeye başladın.
)kapa parantez
Vahiy nedir Ebubekir,
Vahiy nedir Ebubekir, istersen onu bi netleştirelim ?
Çünkü benim vahiy'den anladığım şey, tanrının peygamberler aracılığıyla insanlara ilettiğine inanılan sözdür. Ve bu sözler daha sonra yazılıp kitap haline de getirilebilir şüphesiz. (Örneğin Kuran)
Sanırım diğer arkadaşlar da böyle düşündükleri için tepki gösteriyorlar size. Ama -ya da anladığım kadarıyla- diyorsanız ki eğer, hayır sadece sözle iletilenler değil, bilakis tabiatın ve evrenin bilinen-bilinmeyen bütün yasaları ( yani fizik, kimya, biyoloji, kuantum vs derken kütle çekiminden izafiyet teoremine ve hatta karadeliklerin merkezinde olan biten süreçlere kadar herşey ama herşey) aynı zamanda bir " vahiy" veya vahiy gereğidir.. O zaman da deriz ki biz, öyle mi, o halde bu vahy nerden gelir ? E sonra siz bize allah dersiniz, bu sefer de biz o dediğinizi irdeleriz.. Yani tüm bunlar böyle sürüp gider de, peki ya sonuç ?
Ay dünyayı, ve dünya da ayı kütleleri ve aralarındaki mesafenin bilmem kaçı oranında çekerler, çünkü maddenin tabiatına bu böyle vahyedilmiştir..Demek istediğiniz bu mu ? Yani madde edilgen mi? Peki bu bilgi kesin mi? Ya da edilgense bile onu neyin edilgenleştirdiği belli mi? Şüphesiz mi?... Bu sorular böyle uzar gider işte Ebubekir, yumak olur..Ama vahye biçtiğiniz kıyafetin şu haliyle sadece bir "adlandırma" ve "anlamlandırma" olmaktan öte geçemeyeği aşikardır. Yoksa siz daha başka bir şey söylemek istediniz de biz mi anlayamadık?
kutsal saçmalık, din (George Carlin)
videoda anlatilanlar yeni
videoda anlatilanlar yeni degil,ilk degil,son degil..
"cakma tapinak dini" sorgularken
"cakma ateist" propagandasi yapiyor garibim..
her cakma ateist gibi bu zat da
insanlarin inanislarini kücümsüyor ve alay ediyor..
ve
miadi dolmus bir "zihin" yapisiyla ateistligin ne yüce birsey oldugunu göstermeye calisiyor..
tezi ?
dünya adaletsizdir demek ki tanri yoktur !?
Eee
bu mu yani..
slm.
Çakma mı?
Gerçek ateist nasıl oluyor ki çakması böyle olsun :))
O insanların inanışlarını küçümsüyor, sen de insanların inanışlarını küçümsüyorsun. Fark? Bence yok.
Eh Allah'ta olmayan bir şey kul'da tezahür etmezmiş. Demek ki adaletsizlik de Allah'ın bir sıfatı o zaman sana göre.
xenix
cakma ate,delikanli gibi"cenaze namazimi kilmayin"diyemez
cakma ateist ile ilgili kücük bir örnek;
1-genelde dini,özelde islami degerlere,peygambere hakaret eder.
2-resmi ideoloji-nin tanri-sina arzi ubudiyette bulunur fakat sanal alemde allah,peygamber,kitap ne varsa öfkesini kusar..
3-sufi edebiyati yapanlari (yunus falan filan) da var bunlarin..
4-mesela bunların hicbiri de cikip delikanli gibi benim cenaze namazimi kilmayin diyemez..
5-mesela bu sözde ATE-lerin yüzlercesi tarih boyunca cenaze namazlari kilinarak topraga verilmistir..
talep karsisinda örnekleri cogaltabilirim..
not:
galiba "ben atatürkcü degilim" sözünün sahibi aziz nesin´in defni istegi üzerine ate´lere yakisir sekilde olmus eger dogruysa
sözünün eriymis vesselam..
**
"Komünizm zamanında Leningrad'daki Kazan Katedrali'ni Ateizm Müzesi'ne çevirmişlerdi.
Sovyet güçleri yıkıldıktan sonra yine katedrale döndürüldü.
Ben gördüğümde birtakım camekanlarda, din düşmanlığı için fotoğraflar, kitaplar vs. teşhir ediliyordu.
Bizim
erken Cumhuriyet dönemlerinde de benzer cüretli şeyler yapıldı.
Mesela,
ressamlar 1930 civarında,
İstanbul'da doğru dürüst resim galerisi olmadığı için,
Sultanahmet Camii'ne göz koymuşlar.
Ama istemişler ki, ışık durumu için, kubbede birkaç tane delik açılsın.
Sadece Mimar Kemalettin,
o da mimarlık haysiyetiyle "Olmaz öyle şey, rezil oluruz" diye karşı çıkmış..."
(Mete Tuncay)
**
tabi ki
AHIR yapilan (vs.) camiler de var yeri geldikce zülfü yare dokunuruz..
slm.
... yaradanda olsaydı şu
...
yaradanda olsaydı şu bendeki yaradan
ne yara kalırdı yeryüzünde ne yaradan.
...
"3-sufi edebiyati yapanlari
"3-sufi edebiyati yapanlari (yunus falan filan) da var bunlarin.."
Ebubekir,
Yunus'u "falan filan" sıralamasına koyamazsın. Koyarsan bu Yunus'a çok koyar, sonra Yunus da sana bi koyar görürsün hanyayı konyayı...
Ben ateistim ve Yunus'u çok seviyorum. Lafı denginden anlıyorum. Yorumlamaya çalışıyorum. İmgesel bir söz olarak tanrıyı, allahı ben de kullanıyorum. Alllah sözcüğünü de yaratan dil değil mi? Sözcükler anlatma aracıdır. Onların kullanılmış olması onlara inanıldığı anlamına gelmez.
Mecaz, imge, imgelem diye bir şey var. Yazı ile uğraştığın sürece, şu dil olayını bir araştır hele ya. Allahı her zikreden allaha inanmış değil. İnanmadığı için bu sözcükleri bir esin bir imge olarak kullanması da o kişinin nitelik-nicelik kaybına neden olmaz.
Şairin dediği olur, şiirin kestiği parmak acımaz!...
niyeymis o ? Allah degil ki carpsin dimi..
Hüseyin Aktas yazdi;
"Yunus'u "falan filan" sıralamasına koyamazsın..."
!?
heh heh
niyeymis o ?
Allah degil ki carpsin dimi..
**
"Koyarsan bu Yunus'a çok koyar.."
cok umurumdaydi "dokunursan carpilirsin" inanc sahibi korkak gelenekci ve reddiyeciler düsünsün..
**
"sonra Yunus da sana bi koyar görürsün hanyayı konyayı..."
belli ki sana cok koymus fakat sen bu argo/sövgü dili yunustan ögrenmis olamazsin cünkü bu dil "bagnaz kemalist" bir dil..
iste
bu dil yunus´a koyar gerisi sana dert olsun..
slm,
Kalanı sana sert olsun!
Kalanı sana sert olsun!
çakma ateist sözünü
çakma ateist sözünü sevdim, bana tarihsel bir saptam için çağrışım katkısında bulundu.
çakma taş döneminden olsa gerek, insanlar ateşe tapınırken ilk onlar, yahu bırakın şimdi tapınmayı, gelin şunu et pişirmede kullanalım, eti leziz oluyor ve hazımsızlık da yapmıyor, demiş olmalılar. Kurgu buysa, hani olma olasılığı da düşük görünmüyor, yararlı bir sosyal kesim şu ateistler...
( bir de dine küfredenleri var, onlar biraz asabi, adana mesela Alah'a küfrü dillerine dolamış namazında niyazında adamlarla dolu, adana örneği iyi incelenmeli iyi; belki analiz sonucu şu çıkar, dine her küfreden ateist değil, her namazını kılan müslüman değil...)
Sevgili bekir
Çakma ateist tanımlamanı yapmışsın tebrik ederim. Peki videoda ki adam bu tanımına uyuyor mu? Yoksa sana göre, o da mı kemalist? Ya da nasıl gömüleceğini umursayan birisi. Hem ateist öldükten sonra nasıl gömüldüğü onunla ilgili bir durum değil çevresindeki insanlarla ilgilidir.
Öfkeni, şartlanmışlığını gidermen gerekiyor bence. Bunlar için islam yeterli gelmiyorsa (ki gelmemiş) başka yollar önerebilirim işe yarayacak.
xenix
xenix yazdi; "videoda ki
xenix yazdi;
"videoda ki adam bu tanımına uyuyor mu?.."
uymasi mi gerekiyor ?
adam´a degil verdigi yada vermek istedigi mesaja bakin lütfen..
**
"Yoksa sana göre, o da mı kemalist?..
ne alaka ?
verdigim örnekler de "kemalist" cümlesi gecmiyor herhalde aziz nesin´in
"ben atatürkcü degilim" sözünü hatirlatmam seni rahatsiz etmis olmali sen pek alingan olmussun be dostum..
aziz nesin ender yürekli ateistlerden biri olsa gerek bak onun umurunda degilmis kim ne der,ne düsünür,düsündügü gibi söylemis,yazmis,yasamis ve yasamina uygun da defnedilmeyi istemis darisi diger ateistlerin basina..
**
"Hem ateist öldükten sonra nasıl gömüldüğü onunla ilgili bir durum değil çevresindeki insanlarla ilgilidir.."
hoppalaaa buyrun cenaze namazina..
bir kisi
ateist oldugunu bildirecek
dini ritüellere uygun defnedilmeyi istemeyecek ama
akrabasi yada ateist cevresi bu son istegini yerine getirmeyecek ?
herhalde
bu mezerete sende inanmiyorsun dimi?
cünkü böyle absürd bir bahaneye "özrü kabahatinden büyük" denir..
öyleyse
o zaman bu ateist kisi
1-akrabalarina ve cevresine ateist oldugunu gizledi
2- can bogaza dayandiginda cark edip (sükuut) dini ritüellere uygun defnedilmeyi onayladi..
dolayisiyle bahsi gecen ateist
her iki durumda tükürdüklerini yalamis oluyor bu durumda..
E kolay degil tabi
can ümüge dayandiginda firavun dahi "musa´nin rabbina iman ettim" demisti..
simdi mi ?
derler o vakit adama..
**
"Öfkeni, şartlanmışlığını gidermen gerekiyor bence..."
size öyle yansiyor olabilir ama kesin yaniliyorsunuz öfke yada sartlanmislik söz konusu bile degil..
**
"Bunlar için islam yeterli gelmiyorsa (ki gelmemiş) başka yollar önerebilirim işe yarayacak..."
baska "yol" mu ?
forumda
yazdiginiz yorum ve "öneri"lerinizi takip ediyorum faydalandigim noktalar var aliyorum fakat "islam"in alternatifi olabilecek bir önerinize simdilik pek rastlayamadim yine de samimi teklifiniz icin tesekkür ederim..
slm.
Hüseyin Aktas yazdi; "Ben
Hüseyin Aktas yazdi;
"Ben ateistim ve Yunus'u çok seviyorum.
İmgesel bir söz olarak tanrıyı, allahı ben de kullanıyorum.
Onların kullanılmış olması onlara inanıldığı anlamına gelmez..."
!?
bakalim
o
ne diyor;'
"Şeriat, tarikat yoldur varana Hakikat meyvası andan içeri'.."(yunus emre)
anlasilan
o
sana
inat
iman ediyor..
**
"Yunus Emre,
vahdet-i vücut (varlığın birliği) öğretisine ulaşan bir tasavvuf felsefi yorumunu benimsemiştir.
Vahdet-i vücut felsefesine göre;
"Tanrıdan başka varlık yoktur.
Var olan her şey onun çeşitli biçimlerde görünmesidir".
Yunus Emre şiirlerinde
insan,
Tanrı,
varlığın birliği,
sevgi,
yaşama sevinci,
barış,
ölüm,
olgunluk,
alçakgönüllülük gibi konuları dillendirmiştir.
Yunus Emre’ye göre insan bir sevgi varlığıdır.
Yunus Emre sevgiyi Tanrı ve onun yarattığı tüm varlıklara karşı diye yorumlar.
"Yaratılanı severiz yaratandan ötürü".
Sevginin amacı yüce yaratıcıyla bütünleşmektir.
Tanrı ışığından mahrum kalmış bir gönülde sevginin yeri yoktur.
Bütün
varlıkları (yaratılanları) birbirine bağlayan,onları tanrısal evrene yönelten sevgidir.
Yaşamak
belli nesnelerle (eşyalara) sahip olmak, sadece gelip geçici varlıklar edinmek için çırpınmak değildir.
Böyle
bir yaşam biçimi insanı sevgiden dolayısıyla yüce yaratıcıdan uzaklaştırır.
Yunus Emre’ye göre gerçekte ölüm yoktur.
Ölüm ruhun bedenden ayrılıp yaratıcısına dönmesidir.
Bu nedenle
ölüm ruhla beden arasında bir ayrılıktır..." (Alevigenclikhareketi.com)
**
"..Hayvan hayvanlığıyla kurtuldu, melek melekliğiyle.
İnsan ikisi arasında yalpalayıp durdu..."(mevlana)
**
ve
insan
unuttu
basta kendini
sonra ölümü
sonra kalbini
sonra rabbini..
slm.
Baştan alalım
George Carlin, çakma ateist mi? Bu tanıma uyması gerekmiyorsa ne diye adama çakma ateist propagandası yapıyor dediniz?
Kemalist mi diye sordum çünkü sizin işletim sistemi "kemalizm" üzerine çalışıyor. :)
Ateist öldükten sonra cesedine ne yapacaklarını umursuyorsa ateist değildir zaten. Ha kuvvetle muhtemel saklamış olabilir o ayrı konu. Çünkü saklamayınca bazı eli meşaleli adamlar otellerde yakmaya çalışıyorlar. Ne yapsın yani canından mı olsun? Sağolsun dininiz, ateistlere karşı pek bi hoşgörülüdür.
Onu diyorum işte, şartlanmışlıklarınızı bir kenara bırakın rastlayacaksınız ;)
xenix
Hegel olmasaydı Marks da
Hegel olmasaydı Marks da omazdı belki... Ya da o meşhur deyimle; "Marks Hegel'de tepe üstü duran diyalektiği ayakları üstüne dikmiştir"... Bu nedenle Marks birazcık borçludur Hegel'e...
Yunus'un, Hallac-ı Mansur'un ve daha bir çok tasavvufçunun "birlik-teklik" fikri beni cezbediyor. Ancak onların bu fikirleri Hegel'de olduğu gibi tepe üstü duruyor. Ters çevirdiğimde "ben" Yunustaki "ben" ile buluşuyorum. Ama senin bunu anlaman için Ebubekir, benim seni tepe üstü bir dikmem gerekiyor ki sen o zaman ayakların üstüne gelmiş olacaksın...
Ayakların havadayken nerden geldiğini anlaman mümkün olmuyor. Seni yere bastırmak lazım. Ayakların yere bastığında, varlığının bastığın yerden türediğini anladığında, yani vardan var olduğunu yoktan var olamayacağını anladığında, fizik yasalarına göre geldiğin yerin de senin yasalarınla aynı yasalara tabi olduğunu anladığında, "evrensel-evrensel" deyip de evrenin yasalarının evrensel olduğunu anladığında, seni "yaratanın" da aynı yasalara tabi olduğunu anladığında, tanrının da yoktan var olamayacağını, onun da vardan var olduğunu, yok diye bir şeyin de olmadığını yokluğun varlığa ait bir durumdan ibaret; varlığın bir başka varlığa göre aldığı durum olduğunu ve kuranın da kurtaranın da insan oğlu insan olduğunu, her türlü sözü ve düşünceyi ve düşüncede var olanı insanın ürettiğini anladığında (sen bu denli uzun tümceleri de birbirine bağlayamazsın ya hadi hayırlısı), çaresizliğin tanrı olmadığını anlayacak ve çareyi tanrıda değil, kendinde arayacaksın. Kendini bulduğunda beni tanıyacaksın... Sen eğer bu cenahın ücretli bir elemanı değilsen, ya da xenix'in falan ortalığı kızıştırmak için ürettiği bir komedyen değilsen, beni tanıdığında en çok kendine güleceksin...
Not: İnsanın anasını
Not: İnsanın anasını bilmemesi kolay kolay mümkün değildir. Yani daha doğarken öksüz ve yetim kalan kardeşlerimizi bir kenara bırakarak düşündüğümüzde, ana kucağında büyüyen her babayiğit ve anayiğit anasını bilir. İnsanın dünyaya çıktığı yer anasının karnıdır... Herkes çıktığı yeri eninde sonunda bilir, öğrenir. Ama babasını bilemeyebilir. Babasını asla öğrenemeyen çocuklar da vardır dünyada. Suç onların değildir. Ama hem anasını hem babasını bilerek yaşıyorsa bir insan, ve bu insan bir de kendisine Türküm falan diyorsa, bu konuda biraz da Mustafa Kemal ATATÜRK'e borçludur. Borç ise namustur. Ve alacaklınız ölmüş ise asla ödemeniz mümkün değildir. Alacaklınız hele nesil de bırakmamışsa, mirasçısı da yoksa, sonsuza değin borçlusunuzdur. Hem gölgesinde oturup, hem de ağaca küfretmek, anası da babası da yaşadığı halde, babasını bilmeyenlere özgü bir durumdur. Bunu anlamak için de çok fazla zekaya gerek yoktur. Bir babaya sahip olmanız yeterlidir...
anadolu'da al birini vur
anadolu'da al birini vur ötekine derler, Türk-İslam sentezinin sonuçları beyinler bu sentez fikriyatı biraz yalpalayınca ayrışmaya başlamış, islam ümmetçiliğe yolalırken türklük de esas yerine, milliyetçilik adı altında ırkçılığına geri dönmüş. Taş yerinde ağırdır, 2 farklı kategoriyi birleştiremezsiniz böyle kolayca. Sn Aktaş ve Sn Ebubekir'in tartışmaları aslında son 30 yıllık toplumu kastre eden siyasete iyi örnek olmuş.
Biraz bu toprakların resmi olmayan tarihini bilirseniz; hani şöyle temiz algılarla okuyabilir, izleyebilirseniz; bu topraklarda islamlaştırmanın da, türkleştirmenin de ZOR yolu ile yapıldığını görürsünüz?
yazılacak çok şey var, ama yok biribirinizden farkınız; hepi(M)niz aynı global siyasetin yanılsamalı beyinlerisiniz...( riyiz)
devam etmeden önce Aktaş mesela 38 belgeselini, izlemediyse izlesin, Ebubekir mesela, karadenizde islamlaştırmanın tarihini araştırmadıysa araştırsın, mesela...
kolay gelsin, zihinlerimiz gerektiği her durumda açık kalsın.
ARA...
“Kara kara kazanlar
Kara yazı yazanlar
Cennet yüzü görmesin de
Aramızı bozanlar”
Sevgili Aram,
Ebubekir'e düştüğüm not nedeniyle yaptığın uyarı doğrultusunda tartışmayı, konuşmayı isterim ancak, konunun bu başlık altında değil de başka bir başlık altında tartışılması uygun olacaktır. Bu yüzden "not" dedim zaten. Bu başlık altında ve her türlü başlık altında, ille de Mustafa Kemal'e çatmadan duramayan, sıkışınca da "ben onun ardıllarını kastediyorum" diye takiyye yaptığını düşündüğüm Ebubekir'e tepkimi iletmek istedim. Bu yüzden bir başka başlık altında tartışalım. Zaten bugünlerde bu konuda bir şeyler yazma derdi içersindeyim. Çünkü at izi it izine karıştı iyice bu memlekette… Selamlar...
Ebu bekir bunlar
Ebu bekir bunlar inanmadiklarindan degil dostum. farkli olma cabasinda olan bir avuc insan.Toplumda deger göremeyinde hadi inanmiyor gibi yapalimda dikkat cekelim derdindeler:) Aha suraya yaziyorum bunlar kesinlikle Allaha inaniyorlar:)
"..George Carlin, çakma
"..George Carlin, çakma ateist mi? Bu tanıma uyması gerekmiyorsa ne diye adama çakma ateist propagandası yapıyor dediniz?..."
dikkat
"her cakma ateist gibi (dedim)
bu zat da insanlarin inanislarini kücümsüyor ve alay ediyor...." diye yazdim..
belkide
kendisi bir acik "pazar" alani kesfetmis ve ateistlerin egolarini tatmin edecek söylemler üreterek rant`a ceviren bir komedyendir..
**
"..Çünkü saklamayınca bazı eli meşaleli adamlar otellerde yakmaya çalışıyorlar. Ne yapsın yani canından mı olsun?
Sağolsun dininiz, ateistlere karşı pek bi hoşgörülüdür..."
maalesef
paranoya derecesine varmis bir önyargi sözkonusu..
xenix,
sivas olaylarindan üc gün sonra yasanan basbaglar katliamindan
haberdarmisin ? (hic deginmiyorsunda)
öldürülenler sünni diye simdi bende bu katliami ateistler mi yapti diyeyim ? hayretsin valla..
her
cinayet sonrasi atilan sloganlara dikkat et "türkiye laiktir laik kalacak" "kahrolsun seriat" vs. daha olaylar aydinlanmamis ama suclular belli ?
bu kadar tesadüf bir arada akla zarar..
mechul cinayetler listesi bir bir aydinlanana kadar kimseyi "suclu" ilan etmesen daha medenice bir tavir olur..
**
"Onu diyorum işte, şartlanmışlıklarınızı bir kenara bırakın rastlayacaksınız.."
bende
sürekli baskasindan istediginiz seyi birde kendinizde deneseniz diyorum..
slm.
Hava sıcak, misafir de
Hava sıcak, misafir de biraz su dökeyim demiş ama, öyle ulu orta yere su dökülmez ki...
Sen kendin bilmezsen Ya nice okumaktır..
Hüseyin Aktas yazdi;
"..insan bir de kendisine Türküm falan diyorsa, bu konuda biraz da Mustafa Kemal ATATÜRK'e borçludur..."
bu laflari eden
bir ateist,sosyalist ve yunus emre hayrani !?
"İlim ilim bilmektir ,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendin bilmezsen
Ya nice okumaktır..."(Yunus Emre)
"Nefsini bilen , Rabbini bilir"..(Muhammed)
**
yandaslik
ne zor is arkades
kulaklarini tika
gözünü kapa..
kemalist
kemalizmi sorgulatmaz
tarikatci
tasavvufu sorgulatmaz
mevlevi
mevlanayi sorgulatmaz
nurcu
saidi nursiyi sorgulatmaz
sosyalist marksi sorgulatmaz
ancak her bir gurup karsisindakini sorgulamak ister..
sorguladin diyelim
satasmalar,hakaretler havada ucusur,devreye "kutsal" girer
cizmeyi asma uleeeeen..
peki
kendinden emin olan nicin bilgi/belge yerine ATA-larindan sorgusuz sualsiz devr aldigi herseyi (ister dünyevi,ister dini) dogru kabul eder ?
otokontrol diye bir gercekte var (di) halbuki..
moderen/cagdas adam (!) her türlü "kutsal"a karsi oldugunu ballandira ballandira anlatir fakat damar (tanri/kutsal) ina bastiginizda cemaat-ci bir refleksle kendi "kutsal"inin marifetlerini saymaya baslar..
sunu atatürke borclusun
bunu cumhuriyete borclusun vs.liste uzar gider..
VE
eteklerindeki tas (icindeki öz/celiskiler) dökülmeye baslar tek tek..
ataperest´e göre
söylenen söylenmistir
yazilan yazilmistir
sen kendini
düzelt..!
halbuki
modernlesme atatürkün babasi dogmadan baslamisti..
peki
ataperest-lerin icine sindiremedikleri gercek nedir ?
1-müslümanlar ve kürtler istenilen düzeyde asimile edilemedi..
2-din´e hayattan el cektirilemedi..
3-dindarlar iyice sindirelemedi..
onca
ataperest darbe ne icin yapildi saniyorsunuz ?
neyse ki o dönem kapandi gecmis olsun..
slm.
Biraz da Nesimi
Biraz da Nesimi konuşsun:
Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam,
Gövher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam.
(İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekandışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.)
...Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün,
Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.
(Yeryüzü ile gökyüzü ve “kâf” ile “nun”*gibi bütün her şey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.
* “Kaf” ve “nun” harfleri Allah’ın “Kün” yani “Var ol” emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.)
Kövn ü mekandır âyetim zâti durur bidayetim,
Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam.
(Bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat’la başlar. Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.)
Kimse güman ü zenn ile olmadı Heqq ile biliş,
Heqqi bilen bilir ki, men zenn ü gümâne sığmazam.
(Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk’ı bilenlerden olmadı. Hakk’ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir.)
Surete bax u me’nini suret içinde tanı kim,
Cism ile can menem, velî cism ile câne sığmazam.
(Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde ger-çek manayı, iç görünüşü tanı. Çünkü beden de, ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)
Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem,
Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam.
(Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu, yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların dirileceği meydanın ve Sırat’ın, yani Cennet veya Cehenneme gidecek yolun başına buyruk kişisi benim. Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)
Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş,
Gövher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam.
(İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim. Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım. )
Gerçi mühît-i e’zemem, adım âdemdir, âdemem,
Dar ile künfekan menem, men bu mekâne sığmazam.
(Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, “ol” denilince olan da benim. Ancak ben bu mekana da sığmam.)
Cân ile hem cahan menem, dehr ile hem zaman menem,
Gör bu letîfeyi ki, men dehr ü zamane sığmazam.
(Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. Ancak şu komik duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)
Encüm ile felek menem, vehy ile hem melek menem,
Çek dilinü ve ebsem ol, men bu lisâne sığmazam.
(Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, onu getiren melek de benim. Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.)
Zerre menem, güneş menem, çar ile penc ü şeş menem.
Sureti gör beyân ile, çünki beyâne sığmazam.
(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim. Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.)
Zat ileyem sifat ile, qedr ileyem berat ile,
Gülşekerem nebat ile beste dehâne sığmazam.
(Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim. Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.)
Nâr menem, şecer menem, erse çıxan hecer menem,
Gör bu odun zebânesin, men bu zebâne sığmazam.
(Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim. Bu ateşin zebanisini, yani cehennem meleğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.)
Şems menem, qemer menem, şehd menem, şeker menem,
Rûh-i revân bağışlaram, rûh-i revana sığmazam.
(Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim. Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)
Gerçi bu gün Nesîmiyem, Hâşimîyem, Qureyşiyem,
Bundan uludur âyetim, âyet ü şâne sığmazam.
(Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Haşimî sülalesinin Kureyşî boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.)
Bir gazel asıldıktan sonra savuşsun:
"Softalar haram diyorlar aşkımın badesine
ben doldurur ben içerim günah benim kime ne"
Bu adamın derisini çakmak taşıyla yüzüp de öldürenin soyunu süren, davasını güden, softa değil misin sen? Her şeyi anlıyorsun tersinden, ben de bu yüzden, konuşuyorum işte, bir tersinden bir düzünden.
Senin kafan gibi dümdüz değil dünya
Ah sen de dünya gibi yuvarlanabilsen
Sen
Sen
Sen kendinin ne olduğunu
Ah bir bilsen
Seni yarattığıma bin pişmanım ben!...
"..ben doldurur ben içerim
"..ben doldurur ben içerim günah benim kime ne"....."
yerden göge hakli..
nitekim
vahy söyle der,
dinde zorlama yoktur
dileyen inkar etsin,dileyen kabul etsin
biz seni onlarin üzerine bekci göndermedik
sen hatirlat, sen ancak bir hatirlaticisin dayatan bir zorba degilsin
zalimlerden (zorba/despot/tiran) baskasina düsmanlik yoktur (vs.)..
din bir vicdan isi degil vicdanla baslayan bir istir bir kimse islam´dan döndü diye islamin serefi azalmaz..
islam kisiyle degil kisi islam-la seref kazanir izzet ve seref bütünüyle Allah´a (yaratan) aittir..
slm.
Benim söylediğim
Sadece Sivas değil. 1500 yıldır inanmayanlara uygulanan zulümler ve katli vacibler.
Dinde zorlamanın olmadığı zamanlar Muhammed'in zayıf, henüz gücünü kazanmadığı zamanlardı. Sonrasında vahy ne der? İnanmayanları yakaladığınız yerde öldürün! der.
Benim bir kutsalım yok bekir istediğini sorgulayabilirsin.
xenix
xenix,isine geldigi gibi okuyorsun..
xenix yazdi;
"Dinde zorlamanın olmadığı zamanlar Muhammed'in zayıf, henüz gücünü kazanmadığı zamanlardı..."
!?
dogru okumuyorsun dostum yada isine geldigi gibi okuyorsun cünkü
"dinde zorlama yoktur "ayeti bakara suresinin 256 ayetidir medinede inmis olup 87.ci derstir (suredir) yani Muhammed´in en güclü oldugu dönemdir..
**
"Benim bir kutsalım yok.."
madem ki kutsal´in yok ve yüregin yetiyor öyleyse
ülkemizdeki kutsali/kutsallari/katliamlari sorgula diyorum bende..
halen
kanunla korunan mustafa kemal ve uygulamalarini arti
O´nun adina islenen zulümleri sorguladigini veya elestirdigini göremedim..
slm.
Bakalım
Mekke döneminde inen ilk surelerdendir.
Dostum bence senin iyi okuman gerekiyor. Bunlar da medine zamanında inmiş ayetler. Bak bakalım zorlama var mı?
Ben ülkede ki sistemi değil sadece tüm dünya sistemini sorguluyorum sen merak etme. Çok beğendiğin Almanya, Amerika, İngiltere falan da benim gözümde zalim. Her ne kadar kapitalizmi beğensen takdir etsen de...
Katliamlara yeri geldikçe değiniyoruz zaten. 1500 yıllık katliamlar bitmek tükenmek bilmiyor ki.
xenix
Ayrıca
"Dinde zorlama yoktur" islam dinini kabul etmiş kişilere söylenen bir sözdür. Yoksa "Din seçiminde zorlama yoktur" veya "Dinlerde zorlama yoktur" denirdi. Yani siz islamı kabul edinde, zorlaştırmayın kolaylaştırın anlamındadır. Yani namazı eksik kılsan, orucu tam tutmasan olur gibisinden.
Daha önce de yazılmıştı, Atatürk'ü koruma kanununu çıkaranlar yine "dinciler". Artık o dönemde kimlere yaranmak gerektiyse. Bana sorarsan Atatürk'ün korunmaya ihtiyacı yoktur.
xenix
ama korunuyor hemde taparcasina..
xenix yazdi;
"Daha önce de yazılmıştı, Atatürk'ü koruma kanununu çıkaranlar yine "dinciler"...
heh heh
cikaran dinciler
onay veren kemalistler..
yoksa
"kemal´i koruma" kanun teklifi yasalasmasin diye ataperest-ler parlemanto´yu boykot (Gül´ün cumhurbaskanligi secimini hatirla) ettilerde
habersiz kalan bir benmiyim ?
sevgili xenix bunlar ucuz demogoji..
**
"Bana sorarsan Atatürk'ün korunmaya ihtiyacı yoktur..."
ama
korunuyor
hemde taparcasina..
slm.
yakın bir akrabamın
yakın bir akrabamın kzının; evlendikten sonra eşinin ve daha çok eşinin ailesinin yüzünden kapanmak zorunda kalmasına şahit oldum.
gerçekten dinde zorlama yokmuş değilmi sn. ebubekir.
sevgili xenix, zorla
sevgili xenix, zorla güzellik olmaz..
evet
siz
savas dönemi ile ilgili ayetleri siralarken (siralamayi da bozarak) bir evvel ve bir sonraki ayeti ES geciyorsunuz Ee nasil anlascez o vakit ?
esas derdiniz "anlamak icin gayret" degilse bunca zahmet niye ?
örnegin;
"Bir kadını başörtülü diye devlet dairelerine, okullara, üniversitelere sokmamak…
Seçildiği meclisten “Dışarı!” diye bağırarak kovmak…
“Bu kadına haddini bildirin” diye üzerine yürümek…
Diğerini
başı açık veya perçeminden saçının teli görünüyor diye karakola götürmek, fotoğrafını çekmek, ısrarı halinde beş yıl şehirden sürmek…
Bir esnafı ezan vakti dükkanı açık tutuyor diye azarlamak, kapatmaya zorlamak…
Diğerini oruç tutmuyor diye sigaya çekmek, azarlamak, hatta pataklamak…
Kim yapıyor bunları”
diye sormayın;
kaynak
gayet sağlam,
kimi yaşanmış,
kimi de halen
yaşanmakta...
**
Namaz kılmayana kaç sopa (veya kırbaç) vurulacağını tartışmak…
Kılmamakta ısrar ederse hapis, hatta mürted cezası (ölüm) gerektiğini “ulema içtihadı” diye savunmak…
Nerede yazıyor bunlar
diye sormayın;
kaynak gayet sağlam,
yazılmış,
kayda geçmiş
mezhep içtihadı bunlar…"
**
tüm bunlar
Din ya da laiklik adına yapılmış ne fark eder?
Türkiye, İran, Suud-i Arabistan, Afganistan olmuş ne yazar?
Yargıtay içtihadı olmuş, mezhep içtihadı olmuş ne önemi var?
Argümanlar farklı ama mantık aynı, önemli olan bu değil mi ? (alinti/i.eliacik)
**
sevgili xenix,
ülkemizdeki sistemi hatta dünyadaki sistemleri sorguladigini iddia ediyorsun ! sen yukarda bahsi gecen cagdas zorbaliklarin hangi birini elestirdin ki dünyadaki sistemi elestirebilesin ?
belli ki
arabin tarihi ve tanrisiyla mesgul olmaktan zaman ayiramiyorsun..
**
"..Dinden döneni öldürün” veya “Müslümanın kanını dökmek
ancak şu üç durumda caiz olur:
Evlendikten sonra zina etmesi,
cinayet işlemesi ve dinini terk edip cemaatten ayrılması…” türünden rivayetlerinin ise aslı yoktur.
Sonraki çağlardaki
iç savaşlarda ve isyan olaylarında iktidar çevrelerince meşruiyet kazanmak için uydurulduğu anlaşılıyor.
(fatihin,kardeslerini(bebe) öldürmek icin aldigi siyasi fetva örnegi)
Bu tür hadislerin uydurma olduğu defalarca ispatlanmıştır
(ör. bkz. İslam’a yamanan sanal şiddet: Recm ve irtidat meselesi, Prof. M. Hayri Kırbaşoğlu, İslamiyat dergisi).."
slm.
denge yazdi; "yakın bir
denge yazdi;
"yakın bir akrabamın kzının; evlendikten sonra eşinin ve daha çok eşinin ailesinin yüzünden kapanmak zorunda kalmasına şahit oldum..."
Eee ?
Qur´an ile ne ilgisi var ?
magdure´nin annesi babasi vs. elleri armut mu topluyormus ?
E madem ki akrabaniz
magdur kiza sahip cikip zorbaliga engel olun dimi..
VIDI VIDI edip etrafa camur sicratacaginiza
avukat tutup hakkinizi arayin ..
atatürk ilke ve inkilaplarina taparcasina bagli "cagdas yargic"lar ne güne duruyor ?
slm.
Yargıçlar savcılar
Yargıçlar, savcılar şimdi ergenekonla uğraşıyorlarmış sevgili bekir. İşleri var. :))
Ben hiç hadislerden bahsetmiyorum bu arada, hep kuran (Quran, vahy) dan örnekler veriyorum. Ne zaman Kuran'dan konuşsak bana hadislerin uydurma oluşundan bahsediyorsunuz. Hadislere, uygulamalara zaten değinmiyorum bile. Savaş zamanı falan beni ilgilendirmiyor. Kuran'da insanlara dilerseniz putperest dilerseniz hristiyan olabilirsiniz, vahy sadece bir tekliftir anlamında bir ayet var mı? onu yazın. Yoksa eğer, kendi Quran'ınızı oluşturmayın Burak Özdemir gibi... Muhammed'in Kabe'ye girip putları kırmasından anlıyoruz, putperestlerin inançlarına ne kadar saygılı olduğunu.
Kılık kıyafete bir kural konmuş o uygulanıyor. Oraya kot pantolonla da gelinse aynı tepki verilirdi heralde. Bana sorarsan kılık kıyafet serbest olmalı. Dileyen çıplak dahi gelebilmeli. Giysi dediğimiz şeye verilen önem zaten o bahsettiğim zihniyetin ürettiği bir şey.
xenix
ebubekir merak ettim; sen
ebubekir merak ettim;
sen Türkiye'de mi yaşıyorsun?
"Vahiy nedir Ebubekir,
"Vahiy nedir Ebubekir, istersen onu bi netleştirelim ?
Çünkü benim vahiy'den anladığım şey, tanrının peygamberler aracılığıyla insanlara ilettiğine inanılan sözdür. Ve bu sözler daha sonra yazılıp kitap haline de getirilebilir şüphesiz. (Örneğin Kuran)
Sanırım diğer arkadaşlar da böyle düşündükleri için tepki gösteriyorlar size. Ama -ya da anladığım kadarıyla- diyorsanız ki eğer, hayır sadece sözle iletilenler değil, bilakis tabiatın ve evrenin bilinen-bilinmeyen bütün yasaları ( yani fizik, kimya, biyoloji, kuantum vs derken kütle çekiminden izafiyet teoremine ve hatta karadeliklerin merkezinde olan biten süreçlere kadar herşey ama herşey) aynı zamanda bir " vahiy" veya vahiy gereğidir.. O zaman da deriz ki biz, öyle mi, o halde bu vahy nerden gelir ? E sonra siz bize allah dersiniz, bu sefer de biz o dediğinizi irdeleriz.. Yani tüm bunlar böyle sürüp gider de, peki ya sonuç ?
Ay dünyayı, ve dünya da ayı kütleleri ve aralarındaki mesafenin bilmem kaçı oranında çekerler, çünkü maddenin tabiatına bu böyle vahyedilmiştir..Demek istediğiniz bu mu ? Yani madde edilgen mi? Peki bu bilgi kesin mi? Ya da edilgense bile onu neyin edilgenleştirdiği belli mi? Şüphesiz mi?... Bu sorular böyle uzar gider işte Ebubekir, yumak olur.. Ama vahye biçtiğiniz kıyafetin şu haliyle sadece bir "adlandırma" ve "anlamlandırma" olmaktan öte geçemeyeği aşikardır. Yoksa siz daha başka bir şey söylemek istediniz de biz mi anlayamadık?"
Benim mesajım buydu Ebubekir. Siz elbette uygun gördüğünüz herşeye vahy diyebilirsiniz. Ben de şahsen fiziğe çizik diyeceğim bundan sonra.
yukarıda bir yerde bir
Yukarıda bir yerde bir ifade okudum:
"bir dinsiz´in yaratici yoktur tebligciligine soyunmasi ile dindarin yaraticiyi isbata calismasi arasinda bir fark vardir"
(bu arada; isbat değil ispat, kitab değil kitap)
Bu ifade her ne kadar genel kabul açısından anlamı olsa da azıcık daha ileriye gidelim.
"Tanrı var" diyelim...
...ama ortaya çıkamıyor.
Yazık.
Pekiii...
Siz tanrı olsanız varlığınızı belli eder misiniz?
:)
Tanrı varlığını belli edemez, ortalığa çıkamaz.
Ondandır tanrı her daim yok olacaktır.
Tanrının ortaya çıktığını ya da varlığını belli ettiğini düşünsenize...
...peeeh peh peh.
Yatıra, mezara, taşa, kayaya, fala, ağacın dalına, çaputa, hırkaya, kıla, şerife, yüne olan ilgi yön değiştirecektir...
Siz tanrı olsanız ortalığa çıkar mıydınız?
Tayin, araba, ev, kısmet, piyango, kanser, aids, felç, askerlik, dilekçe, başvuru, imtihan, hasta, yamuk burun, sivilce, egzama, ameliyat, atm sırası, zam, devalüasyon, enflasyon, şikayet, dava,deprem, sel, heyelan, kanalizasyon, alt yapı, kaza...
Bunun sarhoşu, aymazı, mizahçısı, kabadayısı, fırlaması, deli dolusu, meczupu, müptezeli, acılısı, sinirlisi var kardeşim...
...ayakkabı atan olur falan...
...pandik mandik...
...siz tanrı olsanız "Ahanda geldim bakın varım" der misiniz?
:)
Ondandır tanrı manrı olamaz...olsa bile ortaya çıkamaz.
Ortaya çıktığı, varlığı ispatlandığı anda...
...o artık tanrı değil, müdürdür.
Billa...
Aforizmalar
Bu yazılar ve yorumlar arasında bolca aforizma var. (Hem konu güncellenmiş olsun)
Yeni yorum gönder