Söz ve deneyim
Söz sıkça duyup kullandığımız bir şey. Esasında söz büyüdür ve her gün bilerek ya da bilmeyerek insanlara büyü yapıyoruz veya insanların büyülerine maruz kalıyoruz. Bu sözün başka bir boyutu. Benim bu başlıkta ilgilenmek istediğim şeyse sözü söyleyenin deneyimlemiş olup olmaması durumu. Bizim buna inanıp inanmamamız farklı bir şey ama sözü söyleyen kişinin deneyimleyip deneyimlemediğini ifade ediyor olması önemli.
örn sahiplenmeme meselesi.
Herkes bu konuda bir şeyler söylüyor ama ne kadarı, ne kadar deneyimlemiş sahiplenmemeyi? Bunu sormak lazım. İlk başta kendimize.
Arabamızı sahipleniriz ama aynı zamanda çok güvendiğimiz bir dostumuza kullanması için verebilir ya da teminat karşılığı kiralayabiliriz. Bunu yaparken az bir ihtimal de olsa arabanın geri gelmeme ihtimalini göze almışızdır. Sonuçlarına katlanmayı aklımızdan geçirmemiş olabilirz ama en azında bu ihtimali düşünürüz.
Arabasını hiç ödünç vermemiş birisinin, hayır ben sonuçlarına katlanırım ve gözümü kırpmadan ödünç veririm demesini ne kadar ciddiye alabiliriz. Aynı varsayımı kendimiz yaptığımızda bu sözümüz ne kadar anlamlı.
Bu şekilde baktığımızda forum ortamnda söylenen sözler havada asılı kalan boş sözler olarak, vakit kaybı olarak algılanabilir. Bunu yerine deneyimlemiş kişilerin, deneyimlerini aktarması daha anlamlı olabilir mi? Belki hiç deneyimlememiş birisini de deneyime yönlendirerek hayatını etkileyebilir. Böyle bir durumda "boş söz"den bahsetmek mümkün olmaz.
Evlatlarını kaybetmiş acılı ebeveeynler üye oldu forumumuza ve bu acı deneyimlerini aktardılar. Bunun yerine evlat acısı hakkındaki varsayımlarını aktarmış olsalar aynı etkiyi yapar mıydı?
Foruma karısını misafirine ikram etmiş bir eskimo gelip kıskançlıkla ilgili başlıkta hislerini aktarsaydı ne olurdu?
Bilgelik hakkında bir bilgenin gelip deneyimlerini paylaşmasını bekleyemeyiz tabi ki. Zaten bir bilge bilge olduğunu söylemez ki bilgelik durumundan çıkmasın. En azından o yoldaki bazı adımlarda neler olduğunu, nler hissettiğini aktarabilirdi.
Göbekli birinden zayıflama hakkında seminer dinleyeniniz oldu mu?
Belki otobüslerde grmüşsünüzdür. Göbelki olup da yakasında "Kilonu kontrol et, yolunu benden öğren" yazılı rozet taşıyan kadınları.
Söz kitaplarda bolca var. Üstelik daha ustaca söylenmiş sözler. Peki beni şu an kitap okumaktan alıkoyup forumu okumama neden olan şey nedir? O kitaplarda okuduğum sözleri deneyimleyerek öyle ya da böyle sonuçlarını paylaşmak isteyen kişilerin yazılarını okumak nedenlerden birisi olabilir.
Bir çok nedeni var ama başlıkla alakalı olana değinmek istedim.
Sonuç olarak söz söylenmesin, sadece deneyimler aktarılsın demek istemiyorum. Deneyimlerle desteklenmiş sözlerin artmasını ve deneyim sahiplerinin daha cesur olmalarını temenni ediyorum...
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 843 defa okundu

Sibel Atasoy

BİLGELİK BEDELDİR.
Söz ve deneyim üzerine okuduğum yazınızdan sonra bende kendimi burada paylaşmak istiyorum.
1961 doğumlu olduğum söylenir, hangi gün, saat yada yıl olduğu hakkında kesin bir ifade vermez beni dünyaya getiren anne. Bu anne cahildir ve babam ben daha 4 yaşında ölünce cahilliğin eseri olarak, 5 çocuğunu terk ederek başka evlilik yapar bu anne. Ben evet ben ailenin ortancası, evlatlık verilirim bir aileye.
Kölelik ve bilgelik sorgulamalarım o yaşlarda başlar. Dini bilgileri aktarmaya çalışan üvey analık bol kuran okuyan namaz kılan biridir. Ancak asla iyi ve eğitim veren biri değildir. Cahildir o da. Ama anam gibi saf cahil değil biraz daha egoist cahillerdendir.
Ben zeki akıllı hayatı sorgulayan ışıl ışıl bir çocuk. Hep yapılmak istenen benim bu ışıl ışıl yanımı köleleştirmektir. Tüm hayatım boyunca köleleştiren noktalara karşı gelerek kendimi kazanma çabası vermişimdir. Şu an özgürüm sonsuzlukta. Özgürüm ve herşeyimi yok, hiçbirşeyim var avuçlarımda. Bir kızım var ama bana ait olmadığını bildiğim bilgece karşıladığım varlık.
Evet bunları neden yazdım, sizinle bir deneyim paylaşacaktım onun için yazdım.
Hırsızlığın, hortumculuğun, hainliğin, iki yüzlülüğün, yalanın ve daha birçok negatif özelliklerin insan üzerinde kurduğu küçük bir sistemden bahsetmek istiyorum.
Tüm yaşadıklarıma rağmen herşeyi bilgece karşılayan yanım vardı. Öylemi, belki ifadelerine uyan yanım.
İşimi kurmuştum ve hayatın renkleri içinde akıyordum. Bir müşterimin genel müdürü beni yanına çağırarak, sana bir iş vereceğim ve çok kalkınacaksın dedi. Nedir bu iş dedim. Biraz iş biraz fazlalık dedi. Nasıl yani dedim. Kızım sistemde bu işler böyle yürüyor. 1 lira iş yapacaksın 100 lira fatura keseceksin. Ama sen naylonu bilmezsin o nedenle benim dediklerimi harfiyen uygulayacaksın. Düşündüm içimdeki ses hayır desede ekonomik krizler, çocuklarımın okulu, işimde ilerleyerek daha fazla yarar üreten alanlar oluşturacağım düşüncesi ile peki dedim. Ama iç sesim asla yanılmıyor hayırını sürdürüyordu.
Bir anlaşma yaptık ve 2 apartman parası kazanacak bir çalışma yaptık. Bu çalışmayı yaparken Ülkemin içine düştüğü durumu daha iyi kavramamı sağlayacağını bilemiyordum o zaman.
Çok ustaca düzenlemeciydi ve yaptığım iş yok ama iş yapmışım gösteren faturalarla trilyonları götürüyordu. Ben önce bilinçli olmadığım için anlayamıyordum. Daha sonra işi kavradığımda çok geç kaldığımı anlasamda yapabileceğim bir şey de yoktu. Çünkü tüm sistem ve düzen o adamın o büyük işadamının bana yaptırdığı iz üzerinde yürüyordu. Bugünkü terörde, bugünkü düşmanların çoğalmasını sağlayan herşey bu naylon sistem üzerinde yürüyor yürütülüyordu. Bu sistemi besleyen destekleyen reklam ajansları ve basındı. Bildiğiniz o masum broşürler, dergiler, gazeteler, televizyonlar, ekmek kapısı tabir ettiğiniz tüm alanlar.
Benim ajans bu alanların içinde idi ve en ince ayrıntısına kadar sistemi tanıdı. Tüm hırsızların kanatlarıma binip uçabileceği niteliklere sahip olmuş bir ajans olmuştum artık. Çıkmak istesemde içinden çıkamıyordum işin.
Vazgeçtiğim anda benim sistemim çöktü. İflas diyorlar adına iflas eden bendim. sistem değil...
O adamlar hala büyük işleryapıyor, devasal binalar, devasal firmaların sahipleri. o işadamı hala sistemin içinde varlığını sürdürüyor. Beni bilgeliye taşıyan (kendimce tabiki) bu yaşam deneyimim bir işe yaramalıydı. En azından burada yazıyorum okuyanlar belki kendi paylarına olanı anlayıp sistemin değişim noktalarında yer alacaklarsa örneği bilmelerinde yarar var.
Önce bir plan yaparlar masa başında yönetenler, liderler, müdürler vs.ler. sonra uçuşur naylon düzenleme kağıtlar. sonra gelsin paralar. Bunu yapanlar çooooook ama o paraların nereden geldiğinin izini süren ve aldıranda pek yok. Yaptıkları işin Terör ve düşman kavramını, yalan ve yokoluş kavramını, zalimleri beslediğinin bilincinde olsalar yaparlarmı acaba??? Sürü misali hala sürdürmekteler çalışmalarını.
Ben son verdim. İflas ettim ve bitti. Şimdi kendim olarak özgür ve daha bilgece mutluyum. İçimdeki ses sustu çünkü. Cevabı bir tokat gibi olsada ben o tokadı yediğime üzülmüyorum şimdilerde.
Şimdilerde sistemi yönetenlerin tüm alanlara yayılmış sürülerin yüzüne tokat nerden gelecek onu bekliyorum. Bazen şamar yiyorsalarda hala sürdürüyorlar uçuşlarını.
Ben seyrediyorum....
Şimdi size şunu belirteyim burda anlattıklarımı sadece okuyacaksınız hımm. neymiş yada hıhı öyleymiş belki diyeceksiniz ama asla benim yaşadığım tecrübeyi ve içselliğimden dışa yansıyan pozitif enerjiyi göremeyeceksiniz. OYSA BU SATIRLARI YAZARKEN BİLE O ENERJİYİ BURAYA YÜKLEDİĞİMİ HİSSEDİYORUM.
Naylon ticarethaneler, naylon düşünceler, naylon insanlar, naylon yaşamlar, naylon savaşlar vs.ler oluyor ama asla NAYLON BİLGELİK OLMUYOR. BİLGELİK BEDELDİR...
Çok güzel
Bunları paylaştığın için teşekkürler angelyaşam.
"BİLGELİK BEDELDİR..."
evet bedeldir, hem de çok yüksek bir bedel. Batmaktan, mahçup olmaktan daha yüksek bir bedel.
"Bunu yapanlar çooooook ama o paraların nereden geldiğinin izini süren ve aldıranda pek yok."
Paraların değil ama kişisel önemliliğin izini hiç sürdünüz mü?
Çok zor ve bedel hiç de ucuz değil. O kadar pahalı ki kişisel önemliliğiniz ciyak ciyak bağırıp, ağlayarak şikayet ederken, öfkeden deliye dönmemekle eşdeğer olabilir. "Yeter, bu kadarı da fazla ama" dememek kadar zor. Her şeye rağmen seni seviyorum diyebilecek kadar fahiş. Sonrasında ikinci seni seviyorumu diyebilecek kadar ucuz. Naylon bilgelik olmuyor evet. Naylon aşk da olmuyor. Aşığım demek kolay. Bir de kendini önemsemenin karşısında durarak ben hala aşığım demeyi denemek gerek...
naylon "ilke"
bildik
"kapkac cumhuriyeti"nden bahsetmissiniz tabi birde "naylon ilke" sahteciligi var dile getirenlerin diline biber sürülen..
vicdanlara ideolojik pranga vurularak "ic ses"in susturuldugu bir toplumda sizin tabirinizle hersey (naylon) sahtelesiyor..
bilgelik mi ?
bakin
Bilgisev arkadasimiz türkiyeye uygun gördügü japon modelini tarif ederken;
"Yabancı tabelalar, ilanlar ve markalar yasaklanmalıdır..." diyor !?
halbuki
almanyada üc milyonu türk 8 milyon yabanci yasiyor ve islettikleri müesselere yüzde 99 türkce yada kendi dilince tabela asiyor uygar alman toplumu rahatsiz olmuyor (nazi haric),siyaset müdahele etmiyor..
naylon ilke = naylon vicdan E ancak cöp poseti olur..
slm.
Sevgi layık olanın içine akar olmayana toslar...
Sevgili Toruk Makto kişisel önemin izini karşıma çıkan tüm yollardan sürdüm diyebilirim. En derin ve keskin olan viarajını da, iflas ettiğim zaman ofisimi basan leş kargaları avukatlar, tefeciler sayesinde ve 11 ay kaldığım cezaevinde uygulamalı olarak deneyimleyerek sürdüm. Adalet var gibidir, birileri hak savunucusudur ve sende olup olmadığını düşünmeksizin almak ister ama yine ne yazıkki o para denen karanlık gücün esareti altında. İnsani niyet suskundur orda. (Bu karşılıksız çekler için yattım ama bu çekler asla bir masuma ödenmeyen borçlar değildi. Yani çalışanların ödenmeyen maaşları veya hakkı ile iş yaptığım hakedişler olmayıp adına yasal faktoring denen ama aslında toplumların kanını emen vampirlere sunulan çeklerdi: trajikomedi bir durum yani) Ve kişisel önemin Şekilde olmayıp evrende mevcut olduğunu ve asla kaybolmadığına da tanık oldum. Bütün yaşadıklarım karşısında çoğunluk bu kadın nasıl hala ayakta diyerek korku dolu gözlerle bana bakışlarını ve bakışlardan okuduğum düşünceleri yazmaya kalksam dolu kitap konusu olur.
İç ses dedim ya hani. Artık iç sesime hep kulak veriyorum. Ve o asla yanılmıyor. Teşekkür ediyorum bu iç sesimde yer alan görülmez olan bilgeye...Evet herşeyi seviyorum ve aşığım da aynı zamanda:)) amaaaa sevgimin herşeyin içinden geçtiğini, layık olmayanlara da tosladığındaki etkisini çok net görebiliyorum artık.
yok konu monu :))
açıkçası yazını çok samimi bulduğum için cevap yazmak istedim Toruk,
Her deneyim, her olay kişiye özeldir, kişiseldir. Aynı yolu yürürken bile aslında bambaşka yollarda yürürken özellikle. Bu noktadan bakarak deneyimin paylaşılmasının eğer deneyim paylaşan kişinin öğretici bir kimliği yoksa, yani mesela matematik sorusunun çözümüyle ilgili olmayan bir deneyimse tamamen gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ki bu durumda bile başkalarının deneyimleri aslında önümüzü tıkayan bir engeldir, farklı çözümlere kendi iç sesimizle yada sessizliğimizle gitmek yerine başkalarından duyduğumuz deneyimleri hedefleriz, bilmediğimiz sulara kendimizi bırakmak yerine.
Ayrıca beş parmağın beşinin de bir olmadığını bilirken, bu durumda başkasının deneyimininin bir başkasına faydası ne? Evladını kaybetmiş bir kişinin anlattığı acı, evladını kaybetmeyen birine gerçekte ne hissettirir? Kendi kendine söyleyeceği allah korusun, umarım benim başıma gelmez temennisinden başka.
Deneyim yaşayarak öğrenilir, okuyarak, dinleyerek değil. Bazı şeylerde ders çıkarabilirsin kendine, ama ders çıkardığını sandıklarını bile, bir gün bile bile hata yaparak deneyimlemen gerekebilir! Duyduğun öğrendiğin deneyimler seni daha donanımlı hale getirmez, hatalara karşı/yaşayacaklarına karşı bir kalkan olamaz, meraktan deneyim peşindeysen bunlar bir hikayeden öteye geçmez.
ok konusuz olsun. :)
Samimi buluşunu ifade ettiğin için teşekkürler misafir.
Beni donanımlı yapıp yapmamasını çok önemsemiyorum. Deneyimlerini aktaranların mutlak gerçeklği aktarıyor olmasını da beklemiyorum. angelyaşam'ın geçmişindeki travmatik olayları samimiyetle aktarmasını önemsiyorum. Bir kiralık katilin görüşlerini de önemserdim. Örn; colleteral isimli filmin sonundaki "Şu an metroda bir adam ölüyor, bu kimin umrunda" ifadesine benzer sözler söyleyecek bir kiralık katilin yazılarını önemserdim. Aslında hiç bir şeyi önemsememem gerektiğini ifade edecek olmasına rağmen...
Yeni yorum gönder