Herşeyin Suçlusu Olan Bana...
Ayrılıkların ardından, tükenmişlikler yaşanır ya, şaşkın, üzgün bir o kadar da ne yapacağını bilemezsin.. İşte bu duygulara bulanmış vaziyetteyim. Aşklı hayattan rutin normal hayata geçen dönemlerin verdiği tatsızlık bu sanırım. Aşk derken bunun karşılıklı bir aşk olduğu anlaşılmasın sakın. Bu sadece, sade ve katkısız bana ait bir olgu. Benim duygularımın, bana oynadığı bulmaca varı bir şakacık Gerçek bir aşk değil, aşkın kopyası belki de karbon kağıdına. Hani denir ya “doğru zaman, doğru mekan, doğru insan” yani 3D kuralı. İşte bu ondan değil sanırım. Belki sadece insanı uydurduk bu 3D kuralına ama ona da zaman geç kalmış, mekan ise zaten hiç var olamamış.
Oldukça zor bir yaşam, oldukça değersiz günler ve sürekli bir yorgunluk hissi bedenimde. Beynim ise iki arada bir derede gidip gelmekten usanmış, içinden sayıyor durmadan bana, sövmenin bini bin para.
Gıpta ediyorum, hiçbir şey olmamışçasına hayatına devam edebilenlere şu sıra. “hayat her haliyle güzel” cümlesine illet olmaktayım. Hiçbir keyif almadan yaşamanın neresi güzel?
Düşünüyorum da ondan nefret edecek bir sebep bulsam, belki bu derece acımayacak içim. Hani şöyle gururumu inciten, onurumu kıran, durup dururken aklından fitne fücur geçiren, beni yerin dibine sokan bir davranışını bulabilmek için aklımı zorluyorum. Ama bulamıyorum. Tüm bunların sorumlusu ben miyim? Yapılmaması gereken şeyleri mi yaptım? Neden kendimi suçlu olduğumu düşünürken yakalıyorum hep?
Dalıp gidiyor muşum ara sıra arkadaşlar öyle diyor. İsmimi söyleyip seslendiklerinde bana, duymuyor muşum onları bir süre. Sonra dalgın ve anlamsız bakışlarla “efendim bana mı dedin?” diye karışıveriyormuşum sohbete. Sohbetin ne olduğunu bile bilmeden “hmm evet evet sanırım öyle” diye cevap veriyor muşum. Garip bir durum söz konusu anlayacağınız
“Bitir artık kendinle savaşını...” dedi Nihal, tedirgin ve umutsuzdu benim bu tuhaf halimden, bu cümleyi kurduğunda. Gözleri ve surat ifadesinden anlaşılıyordu. Kendince bana yardım etmeye çalışıyordu sevgili arkadaşım. Ama bilmediği ve algılayamadı şey şuydu, ben savaş etmiyordum ki kendimle! Ben mahkum etmiştim kendimi bilinmeyene. Ben teslim olmuş, kendimi bırakıvermiştim hayatın getirilerine. İyi kötü ne gelirse karşıma yaşamaya karalıydım. Ne zamana kadar sürerdi bu gel git durum onu da bilmiyordum. Ne biliyordum peki ben?
Ne zamanımı düzgün kullanabiliyorum ne de zamanın içinde eriyip giden hayatımı. Ne çirkef bir yazgı bu. Baş edebilmek ne mümkün. Birini ya da bir şeyi suçlamalıyım ki; kendimi temize çıkarabileyim ve yoluma devam edebileyim değil mi ama? Kaderin dokunulmazlığı var onu suçlayamam, durumun bu derece abuklaşmasında da kimsenin suçu yok evet evet, kimselerin suçu yok. Zaten altın suç olmuş yere düşmüş ama kimse almaya cesaret edememiş. O kadar ürkütücüdür yani suç ortaklığı… Peki o zaman ben tek başıma üstlendim tüm olan biteni, kırdıysam üzdüysem affet beni…
Peki her şeyin suçlusu olan “bana” nasıl bir ceza vereyim ki?
Ayşe ÖZEN
- Delişey ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 682 defa okundu

Sibel Atasoy

İçin...
Kendinizi cezalandırmayı değil, ödüllendirmeyi düşünün... Düşünebiliyor olduğunuz için, sorabiliyor olduğunuz için, ifade edebiliyor olduğunuz için, için için yanıp dışın dışın paylaştığınız için, yazdığınız için, yazmadığınız için, sakladığınız için, çıkardığınız için.... Tüm bunlar için yarın gidin örneğin, bulunduğunuz kentin en sevdiğiniz yerinde bir restoran se-çin, en sevdiğiniz yemeği ısmarlayın kendinize, üstüne de en sevdiğiniz içkiyi İ-ÇİN...
Kendinizi cezalandırmaktan vaz ge-ÇİN...
Bu arada yeni geldiniz diye
Bu arada yeni geldiniz diye seslenmediler herhalde, bir gün içinde sitenin alnına "bunca tokadı yapıştırmaktan" da vaz geçin:) Aynı gün içerisinde, hatta bir kaç gün içerisinde aynı başlıklar altında devam etmek, diğer "güzellerimizin" de vitrinde kalmasını sağlar...
Not: "Güzellerimiz" derken "güzel yazılar" kastedilmiştir... (Eh, tamamını açıklamak zorunda kalıyorsam sözün, gitme vaktim gelmiştir o meclisten ya, biraz daha direneceğim... Hatta, inat edeceğim:))...)
Tavsiyeniz için
Tavsiyeniz için teşekkürler @Hüseyin... şu "onu bunu yiyin için olanına ama...
diğer taraftan sitenin alnına tokat yapıştırmak cümlesini anlamadım:) siteye dönük hakaret edici tavır sargilediğimi ima ediyorsanız yanılıyorsunuz. eğer siteye yönelik bir tavrım olsa benim için son derece önemli yazılarımı paylaşmazdım. bunu nasıl düşünemiyorsunuz anlamıyorum.
diğer taraftan bana gösterilen en küçük bir ukalalığa asla prim vermem kim ne şekilde davranıyorsa aynen cvbını alır.
kişinin aynasıyım. gül dalı uzatana gülün kendini veririm elbette bunu yorumlarında seviyeli davranan insanlara olan geri dönüşlerde görebilirsiniz, lakin dikenini batırmaya çalışan da aynı cevabı aynı düzeyde geri alabilir bu da son derece normaldir.
hiç tanımadığım bir ortamdayım anlayamıyorumda bir çok düşünce biçimini ve yazma şeklini lakin bende pek meraklı ve inatçıyım bu konuda:)))
saygılar efendim...
"bunca tokadı
"bunca tokadı yapıştırmak"
"bunca": çok
"tokad": yazı
"yapıştırmak": yayınlamak
Bu hem sizi yorar, hem de sitede bir gün içerisinde birden fazla başlık açmak bildiğim kadarıyla site yönetimi tarafından engelleniyordu... Aynı gün içerisinde aynı kutuda yayınlayabilirsiniz.
Siteyi açınca başkaları da görünsün. Bölüşülsün vitrin... Paylaşmak da paylaşılsın yani...
İyi sabahlar...
"bunca tokadı
"bunca tokadı yapıştırmak"
"bunca": çok
"tokad": yazı
"yapıştırmak": yayınlamak
çok komiksiniz ilahi hüüseyin. halen ironi yapıyorsunuz. onca şeyi yazmışım anlatamamışım ne yazıkki.. neyseeee
bir den fazla konu açma fln fıstık bir uyarı almadım. ayrıca bilmiyoum da böyle bişi olup olmadığını. bir uyarı alırsam siteden ona göre davranırım efendim siz hiç merak etmeyinn:))
saygılar...
Aslında
Şöyle kurallarımız var. Kurallar
Sizin son iki yazınız 5. maddeye aykırı. Daha doğrusu aykırı değilde, peşpeşe anasayfaya düşen yazılardan birisi anasayfadan kaldırılıyordu.
xenix
"fln fıstık"?!... Yazı
"fln fıstık"?!...
Yazı yazanların, hele de adı "Özen" olanların, dile karşı daha özenli olmaları gerektiğini düşünüyorum... Bu tür kısaltmaların dili lumpenleştirdiğini düşünüyorum... Dilin gelişimi esnasında ses yitimi vardır, nöbet değişimi vardır sesler arasında ama bu tür değil. Örneğin "niçin" sözcüğünün "ne üçün" sözünden evrildiğini biliriz. "Nesne" sözcüğünün "ne ise ne"'den geldiğini biliriz. Ama "fln"?... Türkçede üç sessiz harf aynı hecede olmaz... Bu "fln" önermenizi de seslendirmeniz olası değildir...
Neyse, şimdi diyeceksiniz gene "amaaaan ilahi Hüseyin" ya da "ya sizin dikeninizden başka bir şeyiniz yokmu, falan fıstık işte" gibi bir tokat yemeden kaçayım ben... Size kolay gelsin...
:))) yok bu kere
:))) yok bu kere haklısınız diyeceğim...
lakin ben bir edebiyat yazarı değilim. ama genelde yazılarımda dilbilgisi kurallarına dikkat ederim.
özgün yazmayı seviyorum. belli bir kurala bağlı kalmayı pek sevmiyorum.
Sevgili Virginia WOLF örnek aldığım ve çok severek okuyup araştırdığım dünyaca ünlü bir yazardır. der ki;
"yazın, sadece yazın ve kusun içinizdekileri bir şekilde, kurallara takılmayın..."
sanırım bende kusuyorum... şimdi buna da bir kulp takılır ama aldırmayacağım:))
ayrıca sevgili OSHO derki;
"dünyanın en güçlü adamı olabilirsin ama karşısında kendini güçsüz hissedeceğin biri mutlaka vardır"
yani birilerinin hakkımda düşündüğünden ziyade ben birileri hakkında ne düşünüyorum önemli olan bu sevgili hüseyin...
sevgili xenix öncelikle
sevgili xenix öncelikle günaydın.
uyarımı aldım siteden bu kuraldan haberim olmadığından bu seferlik yazımı yayımlamama izin verildi, lakin kimseye haksızlık etmemek adına yazımı kaldırdım...
bilgilendirmen için teşekkür ederim...
sevgi pusulamız olsun...
Delişeye:)
Sana en büyük ceza ''deliliğini'' almak olur:))
Masal, deliliğim kalsın.
Masal,
deliliğim kalsın. kimseye zararı yok:) başka bir ceza buldum ben kendime...
ceza mı, oyun mu?
ceza mı, oyun mu?
iskorpit, ceza elbette. oyun
iskorpit,
ceza elbette. oyun oynayacak zamn mı var???
Yeni yorum gönder