Anaerkil ve Ataerkil

xenix kullanıcısının resmi

Bulgulara bakıldığında tarihte önemli bir dönemin anaerkil, tanrıça veya kraliçe düzeninde olduğu daha sonraları ise ne olduysa ataerkile geçildiği görülüyor.

Bu süreçte acaba etkenler ve sebepler neler olabilir? Anaerkilden neden ve nasıl ataerkile geçilmiştir?

Çok kesin şeyler olmamakla birlikte bu konuda biraz tartışılabilir diye hissediyorum.

Senin oyun: None Ortalama: 3.3 (8 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

^^Dinlerin çok büyük

^^Dinlerin çok büyük etkisi var kutsal kitaplarda kadın geri planda peygamberler erkek vs.. ondan öncesi anaerkilsede erkeklerin kadın gücünden rahatsız olup bilek gücüyle kadınları bastırmış olabilir.

İş bölümü, iş

İş bölümü, iş bölümü sonucu üretim araçları üstünde ve alanında uzmanlaşma, uzmanlaşma sonucu sahiplenme, sahiplenme sonrası sınıfsal farklılaşma, ailenin ortaya çıkıp genişlemesi ve klanlara ulaşması, insanın insan için de av olduğu dönemler ve bu dönemlerde klanlar arası savaşta esirlerin iş gücünden yararlanılmaya başlanması. Sonrası bilinen süreç... Köleci toplum ve diğerleri...

Yani o zaman

Bu çok eski bir süreç değil gibi sevgili aktaş, ama bana sanki daha önceleri bir şeyler olmuş gibi. Belki kabile hayatında veya kabile lideri seçilirken önceleri kadınlar daha sonraları ise erkeklerin rolü baskın oluyor.

Tanrıça kültünden tanrı kültüne geçişte de bir problem olabilir.

xenix

Aile, annenin etrafında

Aile, annenin etrafında gelişiyor. Yavru anneye muhtaç. Büyüyünceye değin anneyle birlikte oluyor. Bu süreçte "alışkanlık" ortaya çıkıyor. Anneye "alışan" yavru büyüyünce de anneden ayrılmıyor. Birlikte gezmeye başlıyorlar. Yeni doğanlar da aynı sürece katılıyor. Sürü ortaya çıkıyor. İlkel topluluk yani... Topluma dönüşecek olan... Tabi bu süreci yalnızca alışkanlığa bağlamak olmaz. Yardımlaşma, dayanışma var... Sürüden itibaren bir arada yaşamanın gereği olarak başlangıçta kendiliğinden "kurallar" ortaya çıkmaya başlıyor. Kurallarla birlikte tabular oluşmaya başlıyor. Totemler beliriyor. (Freud bu konuyu derinlemesine işlemiştir "Totem ve Tabu" adlı eserinde.) Tanrılardan ve tanrıçalardan önce "totem ve tabu" var. Tabular dönüşerek inançlar, inançlar dönüşerek tanrıları doğuruyor sonraki süreçte. Din henüz bir "bebektir" daha bu dönemde...

Çocuklar ana soyludur ilk zamanlar. Çünkü çocuğun cinsel birleşmeden olduğu bile bilinmemektedir ilk zamanlar ve baba kavramından önce ana kavramı vardır. Çünkü anadan doğduğu "anadan doğma" gözlenmektedir. Ama ananın karnına nasıl girdiği sonradan öğrenilecektir. İlk etapta çıktığı bilinir ve bağlılık anayadır. Bu yüzden yavru anaya bağlıdır. Erkek de olsa dişi de olsa yavru anacıldır. Aile de böylece ana etrafında gelişir. Aile reisi anadır. Sonraları kabile reisi oluşu da anaya olan bağlılıktır...

Beslenme henüz doğadan sağlanmaktadır. Kadınlar toplayıcıdırlar. Erkekler avcıdırlar. Toplayıcılık ve avcılık ilk iş bölümü sayılablir. Burada ananın, kısmen hamilelik ve lohusa dönemlerinin, onu mağaraya kapattığını düşünebiliriz. Erkeklerin daha aktif çalışmaya başladıklarını... İlk "gerileme" nedeni de yavrulu ananın erkeğe ya da sürünün diğer bireylerine muhtaçlığı olarak da düşünülebilir... Ancak asıl sorun iş bölümü nedeniyle kullanılan üretim araçları üstünde uzmanlaşanların, uzmanlıkları nedeniyle üretim araçları üstünde söz hakkını elde etmeleridir. "At binenin kılıç kuşananın" olmaya başlamıştır yani. Taş baltalar, taş bıçaklar, yay, ok, mızrak derken bunların "ustaları" peydah olmuştur. Hem üretiminde hem kullanımında. Ustalar "ustalık hakkını almaya" yeltenmişlerdir... Bu ustalar ayrıca diğer kabilelerin üyelerini de avlamaktadırlar.

"Tanrıça kültünden tanrı kültüne geçiş" erkeğin egemen olmaya başlaması ile birliktedir zaten. Bunda erkeklerin avcı ve avcılık nedeniyle savaşçı olarak evrilmeleri ve daha sonra yabancı kabileleri avlarken, aynı gücü kabile bireylerine de uygulamaya başlaması etkendir. Yani YABANCILAŞMA dediğimiz kavram baş göstermeye başlamıştır. Başlangıçta sürüsü için çalışan erkek, sürüsü için avlanan, öldüren erkek, sonraları kendisi için yapmaya başlar bunu. Güvendiğ "dağ" ustalığıdır!!... Uzmanlığıdır yani.... Onun da nedeni iş bölümüdür, temeli iş bölümüne dayanır... Başlangıçta iş bölümü kendiliğinden (spontane)dir. Ama sonra bilinçli süreçlere dönüşmüştür. Süreci tam ayrıntılarıyla anlatabilmek için Totem Ve Tabu'ya ve "Ailenin Özel Mülkiyetin Ve Devletin Kökeni" adlı yapıtlara bakılmasında yarar var. Benim yorumlarım oraya dayalıdır. Daha detaylı konuşabilmek için yeniden bakmak gerek. Buna da şu an zamanım yok. "Taze bakmış" olanlar ya da bu konuda yeni bilgi sahibi arkadaşların katkısını ben de merak ediyorum. İnsanın geçmişinde yeni bir şey var mı:))

Kadın için asıl dönüm

Kadın için asıl dönüm noktası, yerleşik topluma geçişle başlıyor.
Erkekler ava giderek,fiziki güç gerektiren işlerle uğraşırken, kadınlar da
geçici kurdukları barınaklarıyla ilgilenip,çocuklara bakarken bi yandan da toplayıcılık etkinliği sırasında bitkilerle ve toprakla fazla haşır neşir olduklarından, bunun getirisi bi çok bilgiyi de elde etmiş oluyorlar.
Ve bi gün kadınlar ‘’tohumun büyüsünü ve gücünü’’ keşfediyor:)Kadınların bu keşfinin,müdehalesi ve denetimiyle ''tohumun'' yeniden üretilip geliştirileceği fark ediliyor.
Böylelikle ''neolitik devrim''yani yerleşik hayata tarımla birlikte geçilmiş oluyor.
Yaşamlarını kendi etkinlikleri ve inisiyatifleriyle sürdürme olanaklarını elde etmiş kadınlar olunca,tarımla ilgili teknik karaları veren, bu süreci denetleyenler de onlar oluyor.Kollektif iş bölümünü örgütlüyorlar ve ne zaman ekim, hasat yapacaklarını belirliyorlar.
Peki, neye göre belirleniyor ve yapılıyor tarım?
Tabi ki,mevsimlere,takvime,yani gökcisimlerinin hareketleri ve döngüleriyle ölçebilen zaman dilimine göre.Kadınlar, böylelikle gökyüzü gözlemciliği ve bilgi kayıtlarını tutmayı da öğreniyor.Bu bilgiler anneden kıza aktarılarak devam ediyor.
Bir çok bilgi ediniyorlar. Hangi bitkiler yenir, şifalı olanlar hangileridir,taşların ve madenlerin yapısı nedir gibi bir sürü bilgi birikimine sahip oluyorlar.Ve o dönemde sınıfsal farklılıklar da olmadığı için ,doğal olarak topluluk etkinliklerinin yönetimiyle ilgili kararları da almaya başlıyorlar.
Anaerkil düzende sınıfsız, eşitlikçi, paylaşımcı ve barışçı bir toplum ideali üzerine kuruluyor.

Taa ki; artık toplumun yapmış olduğu üretimin kendi ihtiyaçlarının üstüne çıktığı ve üretim fazlasına varıldığı aşamalara kadar. Dolayısıyla bu fazla üretime kim sahip olacak sorusu sorulduğu anda, onun cevabı da zaten fiziksel güç tarafından veriliyor. ''Yumruğu vuran!'' Bu dönüşümü hızlandırıcı en temel ve birinci unsur Ataerkil aile yapısıdır. Erkek fiziksel gücüyle toplumsal ilişkilere ağırlığını koymaya başladıkça, arkasından askerlik ve savaş kavramları da ön plana çıkmaya başlıyor.
Doğal olarak, çalışmadan sahip olma güdüsü kabul görmeye başladıkça; askerlik, savaşcılık,köleleştirme derken, erkek rolü önemsenmeye başlıyor.Fiziksel güç ve üstünlük,akabinde toprağa ve üretim araçlarına da sahip olmayı gündeme getirdiğinde,’’ mülkiyet’’ kaçınılmaz oluyor.

Ataerkil düzen yalnızca cinsiyetler arasındaki dengesizliği ve kadının statü kaybını ortaya çıkarmakla kalmıyor, fiziksel gücün de üstünlüğüyle , bildiğimiz anlamda ''sosyal sınıflar'' da ortaya çıkmaya başlıyor.

Hüseyin bey'e

Hüseyin bey'e katılıyorum. Tek farkla;

Ben avcı toplayıcı grupta kadının erkekten daha önce konuşmaya başladığını ve teknolojinin hakiminin o devirlerde kadının elinde olduğuna inanıyorum. Zira gününün büyük bölümünü avlanmaya harcayan erkek'in teknolojiye ve konuşulan dile ayak uydurması gecikmiştir. İşleri tersine çeviren faktörlerin binyıllar sonra TARIM ile başladığını ve hemen akabinde gelen köleciliğin erkek egemenliğini kuvvetlendirdiğini savunuyorum.

http://www.sonsuz.us/node/2047

Bence erkek erkilinde,

Bence erkek erkilinde, kadın erkilinde deneyimlenmesi gerekiyordu. Dengeleri sağlayan bilgiye ulaşmak için bunlarda olmazsa olmazlardan biri. Kadın egemen olsa ne olurdu, erkek egemen olsa ne olurdu yu bilmek gerekiyordu. Bilgi evrim sürecine uyum için bunlar yaşandı. Şunu soruyormuyuz neden erkek ve kadın olarak dünyaya geliyoruz... Sormuyoruz çünkü kadın ve erkek gerekliydi ve öyle oluyor. O zaman toplumların neden kadın neden erkek egemenliği oldu sorusunu da sormamız denge açısından anlamsız olmuyormu,
Bakın şimdi bizi ne dengeliyor Tarihi süreçte yaşamış ve bilgiye aktarılmış olan değerler. Öyle ise Yaşam mücadelesi içinde herşey olabiliyor. Ben gelecekte İnsanüstü varlıkların egemenliğinin de deneyimleneceğine inanıyorum. Çünkü teknolojik çağdayız ve bu az biraz yaşanmıyor da değil yani. Şu anda teknoloji egemenliği yokmu var... Peki teknoloji egemenliğinin de bilgi olarak tamamlanmasından sonra ne olacak daha üstü....Bu böyle sonsuza gider. Biz bilmesekte bilgi orda sonsuzlukta kendini varetmeyi sürdürecektir...

"Kutsal kitaplar insanın

"Kutsal kitaplar insanın konuşmaya Hz. Adem ile başladığını ve Tanrı'nın cisimleri adlandırarak Hz. Adem'e bildirdiğini söyler. Bence aksi kanıtlanmadıkça doğru olan görüş budur, kaldıki insanın maymundan geldiğini varsaysak bile konuşmaya başlayan ilk insanı Adem olarak algılamamız gerekmektedir."

Yukardaki alıntı oik0s arkadaşın verdiği linkten. Link okunmalı yararlı. Ancak yukardaki alıntıda "dile" getirilene katılamayacağım. Hem felsefi olarak hemde süreç olarak...
Birincisi; Aksi kanıtlanamayan bir görüşün kendisi de kanıtlanamıyorsa üzerinde durmaya gerek yoktur...
İkincisi; Dilin doğuşu ve gelişimi doğrudan insanın emek faaliyetiyle ilintilidir. Bu günden bakınca da bunu görmek olasıdır. Örneğin televizyon sözcüğü neden Türkçe değildir? Sözcüğün tanımladığı eşyayı Türkler üretmediği için...

Xenix anımsar; bir satranç sitesi olan "canlioyun.net" sitesinde "yaratmak tabiri hakkında" başlıklı bir tartışma çıkmıştı. Hatta Sonsuz.us'a da taşınmıştı o tartışma. O tartışma içerisinde bir yorumda bulunmuştum:

“Her canlı doğar, büyür, kendine benzer bir varlık bırakarak ölür”.
İnsan bir canlıdır. İnsanın ürettiği dil de insan gibi canlılık özellikleri gösterir. Sözcükler de doğar büyür kendine benzer sözcükler bırakarak ölürler. Dil, insanın yaşam pratiği içerisinde, bu pratiğin de, en çok üretim çalışması içerisinde gelişir.
İnsanın ilk sözcüğünün, “nefes sesi” olduğunu düşünürüm. İnsanın içi ile dışı arasında hareket eden nefes, ses tellerini geliştirdi. İnsan sesi keşfettiğinde, kendi bedeninden başlayarak dış dünyadaki her ŞEY’İ bir SES ile ifade etti. SES elbette insandan önce de vardı doğada. Doğanın içindeki insan, kendi içindeki (bedenindeki) sesleri keşfettikten sonra, doğadaki diğer sesleri taklit etmeye başladı. Ve “san’at” taklitle başladı!!... İnsan kendini taklit etmeye başladığında ise sanatçılığın kapısındaydı. Sonra derece, derece sanatçı oldu.

Ben sürecin böyle geliştiğini düşünüyorum...

oikOs arkadaş diyor:
"Ben avcı toplayıcı grupta kadının erkekten daha önce konuşmaya başladığını ve teknolojinin hakiminin o devirlerde kadının elinde olduğuna inanıyorum"
Bu görüşe katılıyorum. Nedenine gelince bugün de kız çocukları erkek çocuklardan erken konuşuyor. Bir yaşında bıcır bıcır olan kızımı deneyimledikten sonra oğlumun iki yaşına değin hiç konuşmayışını (Sonra da suturamadık ya...) araştırırken bunun yapısal olduğunu, kız çocukların "gri hücrelerinin" erkek çocuklara oranla daha fazla olduğunu öğrenmiştim... Bu farkın ozamandan süregelen bir evrim farkı olduğu söylenebilir...
(Aslına bakılırsa ana karnına düşüş anından yetişkin oluşa değin geçirdiğimiz evreler sanki insanlığın evrimini anlatır gibi... Sularda başlayan hayat; ana rahmi sular içinde/ doğadan beslenen insan anadan besleniyor doğuşta/ emekliyen yavru dört ayaklı olduğumuz dönem/ ayağa kalkış primatların ayaklanışı/ bencilliklerimiz, kıskançlıklarımız, yaşanan ve yaşadıkça yıktığımız yanlışlarımız... neyse uzun...)

Şimdi masal arkadaşın, oikOs arkadaşın ve benim söylediklerimizin hepsini bir karıp, temele emek faaliyetini yerleştirir, bu temel üzerinde bir "harç" karabilirsek doğru sonuçlar üretebiliriz. Bunun için de belki bir gamaro lazım şimdi:)

Angelyasam arkadaşın söylediği tersinden bir doğru. Şöyle ki: Bu süreçlerin yaşanılması kaçınılmazdı. Ancak bunu gereklilik olarak açıklayamayız. Devamla "Biz bilmesekte bilgi orda sonsuzlukta kendini varetmeyi sürdürecektir..." savınız da biraz eğreti duruyor, çünkü bilgi kendi kendini üretmez. Bilgiyi insan üretir, yine onun maddi temeli de emek faaliyetidir. İnsanı insan yapan da zaten elleridir!... Emeğidir! Emeksiz hiç bir şeyin olmayacağı bu günden de bellidir... Masal'ın dediği gibi sorun "ihtiyaç fazlası üretim ve buna el koyma" sorunsalıdır...

Aslında masal'ın altını çizdiği bu konu biraz daha ciddi ele alındığında çok şey ortaya çıkacaktır. İnsanın doğadan beslenme çabası, daha sonra doğaya hakim olma çabasına dönüşmüştür. İnsanın ilk savaşı doğaya karşıdır ve bu savaş içerisinde doğaya yabancılamaya başlamıştır. Doğaya yabancılaşan insan aynı süreç içerisinde insana ve kendine de yabancılaşmıştır. Sorunun kilidi de anahtarı da bu noktadadır... Bugün de evrensel bir barış umut ediliyorsa dünyamızda, insanın ilk barışması gereken doğadır diyorum. Ona hakim olmak değil, onun yasalarını keşfederek, onu gereği kadar üreterek ondan alıp ona vererek başlayacak insanın kurtuluşu... Doğanın dengesini bozarak kendi dengesini de bozan insan, yine doğayla dengeli ve uyumlu bir yaşamı düşlemelidir. Doğayla kurulacak olan bu denge toplumsal yaşamı da biçimlendirmelidir... "Özgürlük zorunlulukların bilincine varmaktır"... İnsan kendi zorunluluklarını; sınırlarını tanımak zorundadır. Onları bilmek insanı özgür kılar. Hücrenin kendi çeperi dışına taşması, gereğinden fazla ve hızlı üremesi kanserdir. Aynı olay toplumsal düzeyde de yaşanmaktadır. Doğayı insanlaştırmalı ve ona bir "birey gibi" saygı duymalıyız. İnsanı da doğallaştırmalıyız belki. Çünkü insan da sonuçta, doğanın bir parçası. Ama öyle bir parçası ki, kafası sanki... Doğa bir beden ve insan onun beyni... Kötü huylar edinmiş bir beyin bu... Travmaları var... Depresyonları var... Açlığı var... Tokluğu var... Yokluğu yoksulluğu var... Var oğlu var... Peki bu hastayı nerde tedavi edeceğiz?... Ellerimizde!!... Beynimizden doğaya ve gökyüzüne uzanan ellerimizde!...

Geçmişte bunların yaşanması ( sınıflı toplumların) bilimsel yetersizlikten dolayı kaçınılmazdı. Gelinen noktada artık bilebiliyoruz ama "özel mülkiyeti" hala yenemiyoruz... Başlangıçta "kötü günler için" biriktiren insan, kötü günler için el koymaya, zaptetmeye, fethetmeye, hükmetmeye, el koydukları için düzenler kurmaya, ordular kurmaya, yani devlete ulaşmıştır. sonrasında ise bunu iyi günler için ama, bir kısım insanın iyi günleri için yapmaya devam etmektedir... Sonrası tahmin edilen süreçler işte...

Tam burada kendime ait bir söze girmek isterdim ama, konuyla ilgili olmasına rağmen şimdilik konunun tartışılmasını bekleyeceğim. xenix güzel bir konu açtı, dilerim geniş bir katılım olur... Yeni bir şeyler ortaya konur...

"öpüş benimle kraliçem"

"öpüş benimle kraliçem" diyen bir şarkının etkisiyle -yakın zamanda sahibi nezaket gösterip bizzat seslendirdi" : kraliçe, tanrıça olmak yakışıyor canım kadına...bakayım bir daha...yakışıyor yakışıyor :) geniş bir zamanda dönerim konuya:)

Olur mu yahu kesinlikle

Olur mu yahu kesinlikle doğaya karşıt değiliz yoksa kraliçeyle nasıl öpüşebilirim:)

Evet sana müthiş yakışıyor:)

Konuyla ilgili

Bilimsel olmasa da sezgisel bir savım var. Bence anaerkilden, ataerkile geçişte en büyük etken yine kadınlardı. Yönetimde olmayan kadınlar veya çirkin (ruhu çirkin) kadınlar. Çünkü günümüzden biliyoruz ki, bir kadın bir erkeği rakibi olarak görmez. Onun rakibi diğer kadınlardır. Diğer kadınları elimine etmeye çalışır.

Hatta bir kadın erkek için bile süslenmez. Hiç erkeğin olmadığı, sırf kadınların olduğu ortamları düşündüğümüzde bile kadınların hepsi güzelliklerine son derece önem verirler. Ama kadınların olmadığı bir ortamda (mesela askerlik) erkekler aylarca banyo yapmadan bile yaşayabilir.

Bu yüzden egemenliğin erkeklere teslim edilişinin en büyük etkeni rakip kadınlar olarak görüyorum.

Hatta diyebiliriz ki, bir çok müslüman ülkede kadınların kapanmasının gerektiğini en çok isteyenler yine kadınlardır.

xenix

xenix bu yorumun biraz

xenix bu yorumun biraz omurilikten aşağıda duruyor ama insan bir bütün olduğu için o taraflara da bakılmalıdır... Bir etken olarak araştırılmalıdır. Belirleyen asla olamaz... Ayrıca kadının bir diğer kadını çekememezliği de yine mülkiyet kavramının ortaya çıkması ve sahiplenme duygusu ile ilintilidir.

Ya da sen bu tartışmaya kadınları da çekmek için mi yazdın bunu şimdi?
Neydi o fıkra: Amazonlarda bir erkek ölüme mahkum edilir, ama adam bir yol bulur ve kurtulur. Adama son dileği sorulduğunda "beni aranızdaki en çirkin kadın öldürsün" der... Kadınlar en çirkini ararken birbirlerine düşerler ve adam kurtulur...
Ne bileyim usuma geldi:))

Mülkiyet kavramı

Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır. Çünkü mülk onlara aitti ilk. Erkekler dışarda avlanırken, mağarayı sahiplenen kimdi? Kadın yapısı gereği mülkiyetçi olmalıdır zaten. En azından çocuklarının mülkiyetini taşır doğada ki tüm anneler. Erkekte böyle bir mülkiyetçilik yoktur, sonradan eklenmiştir yapay bir durum. Belki de kadınların baskısıyla yine.

xenix: Bu söylediklerimin kaynağının üstünde oturuyorum tabi ki.

"Mülkiyet kavramının

"Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır."

Alkış!!
Çok çekici geldi... Düşüneceğim...

Anaerkil

Anaerkil düzende,“Sınıf” yaratacak bir mülkiyet üstünlüğü falan asla söz konusu değil. Üretim de, hasat da, paylaşım da kolektif o dönemde.
Ait olunan bir mülk yok:) Mağralarıyla ilgilenmek sahiplenmek mi oluyor?
Siz işin magazin kısmıyla ilgileniyorsunuz xenix:)

sanırım anlatmak istediğim şey anlaşılmadı

Ben bilgi biz olmasakta orda sonsuzluğunda olacak derken şunu demek istedim. Şu anda seninle bu bilgileri paylaşıyoruz değilmi? Ben öldüm yada bu bilgileri paylaşmayı sürdürmedim seninle ne oldu... Bilgi gittimi ben gidince... Yada sen olmayınca gittimi. hayır birileri devam ediyor. Sonsuz usu çökerttiler diyelim. Bu bilgiler gitti biryerlere...Sonsuzluğun içinde bilgi sonsuza taşınırken bilmediğimiz sonda ne yapar....Ben bunu dedim.
Ölüm sonrasını bilmiyoruz... sonsuza kadarda gidiyor olabilir gitmiyorda olabilir.

Mülkiyet

Doğada ki canlıları incelerseniz, dişi olanların mülkiyet, erkek olanların ise mülkiyeti ziyaret etme güdüsünde olduğunu görürsünüz sevgili efsunn. Biriktirmeyi seven de kadındır genelde.

Bir erkeğin sahiplenme güdüsüyle kadının ki anlamak için ayakkabılarını saymanız yeterlidir.

xenix

Mülkiyeti ziyaret etmekle

Mülkiyeti ziyaret etmekle kalmamışlar, çalışmadan sahip olma güdüsüyle yerleşmişler:)
20 çift ayakkabısı olan erkeklerde var sevgili xenix..

Ben hiç

Ben hiç tanımadım öyle erkek. Varsa da biraz metroseksüeldir. :)

Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliği) bunların hepsi aslında mülkiyet izleri taşıyor. Ev meselesine bile baksak, erkek için yaşadığı ev çok ta önemli değildir hani, kafasını soksa yeter. Ama ya kadın için? Mutfağı, banyosu, yatak odası vs vs. Detayları saymak istemiyorum, vaktim yetmeyebilir. :))

xenix

"Amazonlar" geliyor xenix,

"Amazonlar" geliyor xenix, başının çaresine bak sen:)) Hem bunlar daha önceki "adam" olayından gerekli dersleri çıkarmış olarak geliyor... Yandın sen şimdi... Ufalayacaklar:)

Dostlar, bir ev düşünün.

Dostlar, bir ev düşünün. İçeri davetsiz misafir (hırsız vs.) girmesin diye envai çeşit önlem almış mülkün sahibi. Elektrikli tel örgüler, otomatik kilitlenen camlar, falan filan. Yani önlem var oğlu var. Sonra birgün geliyor, bu evin sahibinin tehlikeli bir durumdan kurtulmak için evden acilen çıkması gerekiyor. Ama o da ne, kimse girmesin diye aldığı önlemler yüzünden kendisi de çıkamıyor. Heh heh he! Boşuna dememişler kafes çift yönlü bir aşağılamadır diye....

Olmadı angelyasam; Ha öyle

Olmadı angelyasam;

Ha öyle olmuş ha böyle tipi cevaplar verilebilir. Velakin konuyu tartışıyoruz veya çabalıyoruz.

Şunu desek: Tartıştık da ne oldu... O halde niye buradasınız ?

oik0s : Bilgi bizlerle varolur. (Daha önce tartışılmıştı. Geçmişe bakınız)

Xenix'e: Sen bazen

Xenix'e:

Sen bazen karşıdakinin kaatil olduğunu kanıtlamak için, kendisini karşısındakine öldürtenlere benziyorsun...

Doğruyu göstermek için eğilir, eğrilir insan bazen, sonra senin eğrini alırlar, eğirir dururlar... Gereksinimleri vardır, kazak, hırka falan örerler...

İyi de sen ne zevk alırsın bundan?...
Bir kişi daha var böyle bu forumda... Bir de ona sormak gerek... Ne dersin gamaro?...

Benimki de iş hani... Xenix'den girdim Gamaro'dan çıktım...

Yok Yok! Ben kendimden çıktım kendime geri dönüyorum şimdi... Bana yolu tarif edin bakalım...

Bu konuda

Bu konuda bir savım daha var sayın aktaş. Önce bunu konuşalım istedim. Daha sonra ki savım ise şu. Bilirsiniz eskiden şaman yaşam tarzı yaygındı. Ve bu şamanlar genelde kadınlarda oluşuyordu. (Elde ettiğimiz veriler bu yönde.) Fakat ne olduysa, o devirlerde sezgisel güçler zayıfladı, mantık gelişti.

İşte, mantığın gelişimiyle birlikte yönetim de erkeklere geçti diyorum.

xenix

İnsanlık tarihinde var

İnsanlık tarihinde var olduğu ifade edilen "anaerkil dönem" üzerine iyi kötü birşeyler okumuş olmama rağmen, böyle bir dönemin gerçekte yaşanmış olup olmadığına dair (ya da eğer yaşanmışsa bile gerçekten de varsayıldığı gibi mi -ya da nasıl diyeyim, açıkca ve tam olarak nasıl yaşanmış olduğuna dair-) ciddi bir takım arkeolojik/tarihsel deliller var mıdır, açıkcası bilmiyorum. Bu anlamda,(yani işin arkeolojik tespiti, delillendirilmesi ve bu delillerin yorumlanması bağlamında) cehaletimi şimdiden masanın üzerine bırakıyorum.

Aslında konunun bu yönü elbette ayrı bir uzmanlık alanıdır ve mutlaka ki kendi disiplini içerisinde bilimsel gerçekçi ve tutarlı yöntemlerle ele alınıyordur, bundan şüphe duymaya gerek yok. Ama ben yine de "-mıştır, -miştir, olmuştur, -etmiştir" son ekleriyle yapılan tüm bu tasvir ve tanımlamaların (özellikle komünal yaşam, sömürüsüz ortak paylaşım vs.gibi söylemlerin) ne kadarının gerçek ne kadarının ise varsayım olduğu konusunda açıkcası kendimi ikna edebilmiş değilim..Mesela konu bağlamında delil olarak ortaya konulan bir nesnenin (örneğin taş ve sopadan ibaret bir iş aletinin) "bu aletin sap kısmına ait kıvrım, uzunluk ve genişiliği incelediğimizde, kavrama hareketi açısından hem kadın hem erkek el anatomisine uygun olduğunu görüyoruz, bu da bize aletin her iki cins tarafından da kullanıldığını ve iş bölümü açısından da şöyle böyle olduğunu gösteriyor vs.." şeklindeki önermelerin tam olarak nasıl bir gerçekliğe denk düştüğünü değerlendirme noktasında açıkcası bazen kafam karışıyor..Ama neyse, dediğim gibi, belki tüm bunların nedeni benim kendi cahilliğimdir ve şimdilik es geçiyorum.

Peki anaerkillik üzerine -işin yukardaki kısmını ihmal edersek- neler söylenebilir..

Sosyal ekonomide kadının hakim rolü oynaması....Bir dizi "mantıklı" varsayım yürütürsek, erkekler tarafından yapılan avlanma işinin daima güvenilir bir geçim kaynağı oluşturamayacağı ve bu bakımdan kadınlar tarafından çocuk ve bahçe bakımı ile eş zamanlı olarak yürütülen -ve henüz uzmanlaşmamış ve kısıtlı- ama istikrarlı bir tarımsal üretimin daha güvenilir bir yaşam kaynağı sunmasıyla ilintili olarak klan içerisinde kadın merkezli sosyal bir güç oluştuğu düşünülebilir. Tüm bunların üzerine, dönemsel olarak esas olan şeyin grup evlilikleri olduğunu ve çocuğun babasının kim olduğunun tespit edilememesi nedeniyle soyun da annne üzerinden ve anne bağı ile belirleneceğini düşünürsek, kadının elinin ne kadar ilkel de olsa ilave bir soy hukuku gereğince de bir miktar güçlenmiş olabileceği sonucunu çıkarabiliriz sanırım.

Bu sürecin bitişine ve ataerkilliğe geçise yönelik kırılma noktalarından en önemlileri, ilk planda hayvan besleyiciliğine başlanması ve daha sonra oikos'un da belirttiği gibi tarımın hayvancılıktan ayrılması gibi görünüyor. Hayvan beslenmeye başlanması ile kadının klan içerisindeki rolünün (daha önceden erkeklerin avcılığı ile kıyaslandığında her zaman daha güvenilir ve istikrarlı bir yaşam kaynağı sağlayıcısı konumundaki etkisinin) bir hayli azalmış olması muhtemeldir.. Akabinde tarımın hayvancılıktan ayrılması ve hem tarım hemde hayvancılığın sürekli gelişimi ile özel mülkiyet, hayvan/davar sahipliği ve köleliğin derece derece gelişmesi..kölelerin hayvanlarla mübadelesi vs...Daha sonra da zanaatın tarımdan ayrılması filan...Kitabi bilgiler üç aşağı beş yukarı zaten bu şekilde.

Ama benim burda söylemek istediğim şey aslında daha farklı.. Çünkü anaerkillik ile ataerkillik ayrımında konuşurken, sadece temel tanımlar üzerinden düşünsek dahi dikkatimi çeken bir nokta var..Yazının başında anaerkillik derken, "..klanın sosyal ekonomisinde kadının hakim rolü oynaması" demiştik..Ama benzer bir tanımı ataerkillik ya da anaerkillikten ataerkilliğe geçiş için yaparken şöyle birşeyler dökülüyor nedense ağzımdan; "..klan toplumunun ekonomisine ve yaşayış tarzına yavaş yavaş erkeğin hakim olmaya başlaması.."

İşte ben de zaten anaerkil sistemin, ekonomisinden ziyade bu "yaşayış tarzına" ait -ve kadın bazlı -bir takım farklılıklar üzerinden kurgulanması noktasında şüpheciyim..

(Ya da konuyu xenix'in de yaptığı gibi ufak bir espriyle bağlıyayım, "Avcılık işi artık bitti, erkekler ormandan döndü, sonra da köyün içine etti :)

Sezgisel güçlerin

Sezgisel güçlerin zayıflaması; ''Mülkiyet'' keşfinin yanı sıra,şiddet ve kaba gücün üstünlük sağlayıcı, zorlayıcı gücü keşfedildiğinden olabilir mi?
Ne oldu da sezgisel güçler zayıfladı?
Bu konuyu, erkek-egemen sisteminin tam karşı kutbunda, bir kadın-egemen sistem gibi algılayıp da Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliğin) den dem vurmayınız lütfen:)

Anaerkil dönem

Tarih öncesi dönemde uzun süre egemen olmuş anaerkil toplumların varlığını gösteren arkeolojik buluntuları alttaki bağlantıda görebilirsiniz.

http://www.sonsuz.us/node/628

Ben neye ne derim Hüseyin

Ben neye ne derim Hüseyin bey, tam olarak anlayamadım ne sorduğunuzu?

Gamaro, "Sen bazen

Gamaro,

"Sen bazen karşıdakinin kaatil olduğunu kanıtlamak için, kendisini karşısındakine öldürtenlere benziyorsun..."

diyerek, xenix'e atfettiğim davranışı gösteren bir kişi daha var forumda demek istedim ve "Ne dersin Gamaro?" diyerek sana sorasım geldi işte... Sence var mı yok mu bir kişi daha?...
Sana sordum çünkü gözlem gücünü gözlediğimi düşündüğümden... Tabi bu soruyu yanıtlaman için, önce tarif ettiğim davranışı xenix'in göstermiş olduğunu onaylaman ve aynı davranışı gösteren bir başka kişiyi ozaman araman ya da şimdiye değin görmüş olman gerekir...
Cezbetmedi, ya da dikkatini celbetmediyse üstünde durmana gerek yok, boş ver:))

Yok, ondan değil Hüseyin

Yok, ondan değil Hüseyin bey, sadece her mesajı dikkatlice okuyacak durumda değilim şu an, iş güç nefes aldırmıyor. Mailinize cevap da yazamadım daha, hafta sonu başarabilirim umarım, kusura bakmayın. (Şimdi ben hala bu ikinci kişi ile beni mi yoksa benim dışımda bir başka kişiyi mi kastettiniz onu anlamaya çalışıyorum, şöyle sakin kafayla düşüneyim de bir, sonra yine yazarım:))

Xenix in sav larına

Xenix in sav larına katılıyorum. Kadın doğasında sezgi, estetik, akıl, düzen kurma, işine gelmez ise bozma :) sahip olma, sahip olduklarını koruyup kollama anlayışı vardır. Bu anlamda kadın yaşamın her alanında kendini var etmiştir. Anaerkil yaşamda kadının bu çok fonksiyonlu yaratıcılığı erkeğin düz mantık düşüncesine karşı onu belki tanrıça yapmış olabilir. Anaerkil toplumun yerini ataerkil topluma bırakmasının nedeni düşünce de sorgulamanın başlaması diye bilirim. Din i, felsefi, edebi, bir çok düşünce kaynaklarının ortaya çıkması erkekleri sorgulamaya yöneltti. soran, sorgulamaya başlayan erkek kadından üstün olduğunu düşündü. Zaman içinde gelişen bu anlayış kadının genel yapabilirliğini sınırlayıp onu evine kapattı. Yalnız son yirmi yıldır görülen bir şey var, teknolojinin gelişip yayılmasıyla değişen düşünce akımlarını, artık kadınların da sorup sorguluyor oluşu. Sonucunda dünyaya, ata, ana değil de, belki bilinç hakim olacak.. Devir i - daim değil, bence yenilenmeye doğru gidiyoruz.

^^doğurgan ve üretken

^^doğurgan ve üretken kadınken ve bu durum kadını kutsal yaparken rızki veren allah insanı yaratan allah diye değişince anaerkilliğin karizması bi sarsıldı bence :) sonrasıda mağlum değilmi zaten hem erkeklerin bilek gücü, savaşçı olması korumacı yapısı olnları üstün kıldı.mantığın gelişimyle erkeğin üstün hale gelmesi derken tam anlayamadım kadın daha sezgisel hareket ediyor olabilir ama bu mantığını kullanmada geri kaldığı anlamına gelmez gbi geliyor ve daha çok dinlerle ilgili olduğunu düşünüyorum anaerkilliğin bozulmasının.

roc arkadaşım, insan

roc arkadaşım, insan beyninde daha "Allah" yok o devirde...

Kadınlar her zaman

Kadınlar her zaman "yerleşik" ve "ev sahibi" konumundaymış, erkekse daha hareketli, daha değişken, daha dinamik bir rol üstleniyor. Çocukları doğuran, yetiştiren ve sosyal yapıya hazırlayanlar, kadınlar. Barınılan yerleşim yerinin "sahibesi", kadınlar.Bununla birlikte sınıfsız, eşitlikçi, paylaşımcı ve barışçı bir toplum bilincine sahip olan da kadınlar.
Anaerkil dönemde bi mülkiyet bilinci yok bence..Daha çok kadının doğası gereği, koruyucu, şefkatli ve sevecen bi bilinç hakim:)
Sn. xenix'sin savında katılmadığım nokta, erkekler de kadınların baskısıyla oluşan bi mülkiyet bilincinin oluşmuş olması söz konusu değil gibime geliyor.
Anaerkil dönemde, toprağın doğurganlığıyla kadının doğurganlığı bir tutuluyor.Bu yüzden doğayla, bitki örtüsüyle daha haşir neşirler. Bu durum doğalında,''Ana Tanrıça'' kültüne zemin oluşturuyor.Altyapıda eşitlik, paylaşımcılık, ortaklaşa mülkiyet,üst yapıda da koruyucu, sevecen bi anne bilinci söz konusu.

Ataerkil dönemde ise,erkekler toprakların sahibi olup “üretimin efendisi” haline gelmiş ve bu durum erkekler yönetime geçtikten sonra yaşanıyor.
İktidardaysan ve gücü aldıysan, insanlar da hala Anne’yi unutamıyorsa, ne yapmak lazım ?Tabi ki ; ortaya ona eşdeğer bir erkek tanrı figürü çıkaracaksın. O da sert, cezalandırıcı olmalı:) vesaire vesaire...
Ahhh bu erkeklerr, sindirmişler bizi:))

Not:Hüseyin bey'in,"Amazonlar" geliyor sözü Cellin arkadaşımızı anımsattı.Arada bi gelip;Lululululuuuu ,Leleleleee, lülülülüüüü diyordu:))

"Ben hiç tanımadım öyle

"Ben hiç tanımadım öyle erkek. Varsa da biraz metroseksüeldir. :)

Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliği) bunların hepsi aslında mülkiyet izleri taşıyor. Ev meselesine bile baksak, erkek için yaşadığı ev çok ta önemli değildir hani, kafasını soksa yeter. Ama ya kadın için? Mutfağı, banyosu, yatak odası vs vs. Detayları saymak istemiyorum, vaktim yetmeyebilir. :))
"

Hayır. Anadolu'nun ermiş kadınları vardır. Bu kadınlar öyle mülkiyet derdinde olan kadınlar değildi. Kadın ya da erkek ne farkeder? Mülkiyet fırsatı varsa bunu İNSAN değerlendirir. Günümüzde buna hayır diyecek kadın aramak ne kadar doğrudur? Sistem konformizm dayatıyor. Şimdi bu sistemin acımasız işleyişine yenik düşmüş bilinçler üzerinden iz süreceksek yanılırız. Erkeğinde sahip-olmak hastalığı vardır bu izlerde. Evim, arabam, kadınım. Yıkıcı sahiplenme, aşırı ego, narsisizm. Bu kolay bir bilinç durumu değildir. Reklam panoları, görsel medya. Sistem SAHİP-OL mesajını sokakta bile işliyor algılara. İşleyişi farkedip, bilinci dayatılanın ötesinde bir gerçekliğe odaklamak kolay olsaydı toplumlar bu acımasız düzeneğe bu kadar tahammül etmezdi. Ayrıca dinamikler var, o dinamiklerde ezilmemek, ezilmeden varlık sürdürebilme dürtüsü var. Tarım öncesi toplumlarda konfora ulaşmak sorun değildi. Birkere konfor denilen tüketim bilinci endüstri tolumlarındaki gibi hastalıklı bir gereksinimmiydi ona bakmak gerekir. Doğayla daha barışık olan insanlar, doğadan uzaklaşmış insanlara oranla algı anlamında ciddi davranış ve düşünüş farklılıkları sergilerler.

Sistemin girmediği neresi var? Bu durumda, örneğin karadeniz bölgesinde yaşayan insanlarla, iç anadoluda yaşayan insanlar arasında da bir farklılık kalmıyor. Oradaki insanda akşam televizyonun karşısında. Çocukları sistemi taşıyor o ailelere. Giysilerden, davranışlardan dil'e kadar aktarılan bir vürüs var. Yapaylık var. Bunlardan korunabilmek kişinin içsel yeterliliğiyle de alakalı. Bu içsel yeterlilik kolay ulaşılan bir yer de değil sonra.

Konu güzelmiş. Eh giriş yapmış gibi oldum sanırım. Çok zor bi konu yahu :)

Sistem

Sevgili yabancı, bahsettiğiniz zaman dilimi çok kısa bir süreç. Bunun oluşması zaten şu an ki bahsettiğiniz sistemin temellierini oluşturuyor. Elbette hala anadoluda olsun başka kültürlerde olsun ermiş kadınlar vardır. Sorun zaten bu kadınlar değil. Ermemiş kadınların bu kadınların yönetimini bir şekilde engellemesi veya yönetimi erkeklere teslim edilmesine katkı sağlaması.

Şu an dünyada ki bütün kadınlar yönetimi istiyor olsa, bunu en fazla 2 (iki) nesil içinde ele alabilirler. Çünkü çocukları yetiştirenler onlar. Erkek çocuklara oyuncak silah alıp erkeklik yapmasını öğretenler onlar, kız çocuklara kölelik yapmasını öğretenlerde onlar. Çünkü onlara da öyle öğretildi.

xenix

Sn.Hüseyin Aktaş

^^Dinlerden sonra demiştim zaten dinlerin etkisi var demiştim.

Sayın roc, "doğurgan ve

Sayın roc,

"doğurgan ve üretken kadınken ve bu durum kadını kutsal yaparken rızki veren allah insanı yaratan allah diye değişince anaerkilliğin karizması bi sarsıldı bence :)"
diye başlayıp,

"daha çok dinlerle ilgili olduğunu düşünüyorum anaerkilliğin bozulmasının."

satırıyla biten paragrafınızda

girişte "anaerkilliğin karizmasını çizenin" allaha bağlandığını,

son satırınızda da
"anaerkilliğin bozulmasının" dinlerle igili olduğunu söylüyorsunuz. Aradaki satırlarınızda bunun aksi bir şey yok...

Tartışılan anaerkil dönemse eğer, bu dönemde dinlerin oluşmadığını, Allah düşüncesinin gelişmediğini söylemek istedim...

Dinlerin ve Allah düşüncesinin temelleri atılmış olabilir belki... "Rızkı veren Allah" düşüncesinin ilkel şekilleri de oluşmuştur kuşkusuz. Çünkü ilahlar doğmaya başlamıştır, İlahların öncesindeki totemler de rızk sağlayanlar olarak görülmektedir ve toteme verilen zararın klanı zarara uğratacağı düşünülmektedir... Tüm bunlara rağmen o dönem insanı rızkın kendi elinde olduğu konusunda bugünkü insandan daha gerçekçiydi bana göre...

***

xenix'in parmak bastığı konuyu "magazinsel" anlamda değil de, tarihsel anlamda önemsiyorum. Düşüneceğim demiştim, düşünüyorum: Sınıflı toplumların kaçınılmazlığı, zorunluluğu Marks tarafından açıklanmıştır. İnsanlık tarihinin bu süreçlerden geçişinin zorunlu (gerekli değil, zorunlu) oluşu, anaerkil dönem için de geçerli olamaz mı? Yani toplum sınıflara bölünmeye anaerkil dönemde başlamış olamaz mı? Yani bir an hep kadınların egemen olduğu bir dünya olsaydı da sınıflara bölünmez miydi toplumlar? Egemenin kadın ya da erkek oluşu sınıfsal farklılaşmayı ne kadar etkilemiştir? Hep kadınlar olsa da bence sınıfsal farklılaşma olacaktı ve bunun başlangıç noktası neden anaerkil dönemden başlamasın? Bu araştırılabilir. Eğer kanıtlanırsa da, nasıl bir toplum istiyoruz sorusunun yanıtı olarak bu güne ve yarına ışık tutabilir diye düşünüyorum... Anaerkil dönem hep masumdur gözümüzde. Ama masum olmayabilir mi?...

Hüseyin Aktaş

Soru sorabilmenin bir yetenek olduğunu düşünmüşümdür.
Konuya müdahil olmadan uzaktan okurken, xenix'in çıkışından sonra bu noktaya gelinebileceğini farketmiştim.
Yanıtları merakla okuyacağım.

notumsu;
şarkıda şöyle diyordu biri
"masum değiliz hiçbirimiz"

bir başka notumsu;
ve bir gün şöyle demişti bir başkası
"meleklerle bağlantı kurmak için kendine dokunman yeterli"

Sn. Hüseyin Aktaş

^^ İilk satırdada son satırdada aynı şeyi söylüyorum dinlerden kastım dört büyük din, Allah dan kastım bu 4 büyük dindede aynı olduğu söylenen Allah.

Sayın roc, Bahsetiğiniz

Sayın roc,

Bahsetiğiniz dinler, anaerkil toplumun değil, köleci toplumların yıkılması süreçlerine denk düşer. Şu bağdaki yazı içerisinde bu konuya değindim: http://www.sonsuz.us/node/3074

Tartışma ise anaerkillikten babaerkilliğe geçiş sırasındaki olaylardır.

Biz sizden çok gerideyiz yani!!...

^^Sn Hüseyin Aktaş, Sadece

^^Sn Hüseyin Aktaş,
Sadece dinlerinde ataerkil toplumu desteklediğini söyledim.

Anlaştık:)

Anlaştık:)

Kim Kimi Kafeslemiştir?

Sayın Nanik Atak,

Düşünüyorum:

-Verdiğiniz kafes örneğini anaerkil dönem için mi vermiştiniz?
-Eğer anaerkil dönem için verdiyseniz, bu kafesi ören kadın mıdır?
-Eğer kadınsa bu örgünün "tellerini" ve örülüş şeklini biraz anlatır mısınız? Kısa yazıyorsunuz ama hiç olmazsa başlıkları es geçmeden ve bağlantıları kurarak gidelim...

Teşekkürler şimdiden...

Sayın Hüseyin Aktaş,Ben

Sayın Hüseyin Aktaş,

Ben bu örneği yan binada oturan sevgili arkadaşım Metin için vermiştim. Bir gün bizim Metin'in abisinin düğününe gitmiştik. Bildiğiniz düğün işte. Oynamalar, zıplamalar filan. Biz de baya eğlenirken (Biz evlenmiyoruz ya!! niye eğlenmeyelim di mi?) gözümüz birden Metin'e takıldı. Yüzü dehşet içindeydi. Ne oldu birader dedik haliyle. Arkadaşlar, sizden bir ricam var dedi can havliyle. Eğer bir gün beni abim gibi evlenmeye karar vermiş ve bu hale gelmeye doğru gidiyor görürseniz bilin ki kendimde değilimdir, sopayla döve döve kendime getirin beni, tamam mı? Söz verin lan bana, tamam mı?

İşte bizim bu Metin bu olaydan 5 sene sonra evlenmeye karar verdi. Biz de arkadaşlarla sözümüzü tutmak için sopalarımızı da aldık, Metin'i ziyarete gittik. Arkadaş ya iyilikle kendine gelirsin ya da bizden istediğin gibi seni döve döve kendine getiririz, seç birini dedik. Bu da bize demez mi ulan manyak mısınız, ne diyorsunuz siz? Neyse, fazla uzatmayayım, Metin'i dövmedik tabi. Ama evlendi. Şimdi halini görünce dövsemiydik acaba diye düşünüp acı acı güldüğümüz oluyor.

?

Konuyla alakası yok yani:)
Hayır var, evlilik ilk ilmeği olabilir mi insanı kuşatan kafesin örülmesinde?
Zorluyor muyum yoksa?

Zorluyorsunuz Hüseyin bey:))

Zorluyorsunuz Hüseyin bey:))

Elbette

Anahtar kelime belki de evlilik. Evlilik kurumunu kadınlar mı erkekler mi başlatmıştır sizce tarihin derinliklerinde?

Mülkiyetin temelidir evlilik.

xenix

Zorlamıyorsunuz efendim,

Zorlamıyorsunuz efendim, ona kalırsa daha sırada "ahlak" var.

Evet,Kitabın adı da öyle

Evet,
Kitabın adı da öyle başlıyordu:
"Ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni"

Evlilikler anaerkil dönemde başlıyor başlamasına da, kurum olarak başlatanlar kadınlar mı erkekler mi? Bu soru da güzel. Tamam da, başlamasın mı yani?

Kurumsallaşmanın olmadığı yerde de "kırımsallaşma" oluyor günümüz örgütlenmelerinde...

Evlilik masaya yatırılmalı, ama masadan yine evlilik olarak mı kaldırılmalı, yoksa tamamen ortadadan mı kaldırmalı, yoksa kenarından mı tutulmalı, ne? Ne yapacağız yani?... Yerine ne koyacağız?

Koysan bir türlü koymasan bir türlü "ko gitsin o zaman" mı diyeceğiz?

Kekeme bir aşçı varmış. Çırağına "Oğlum şu yemeğe tuz koyar mısın" demiş, çırak başlamış tuzu akıtmaya, Usta "Ko, ko, ko" derken "Koyma lan anasını sattığımın çocuğu" demiş. Ama yemek tuz ağısı olmuş çoktan...

Önce gerekli, sonra "kekelerken" ayarı kaçıyor evliliğin... Sistemlerin ise son derece kekeme bir dili var...

Neyse, düşünmeye devam edelim bakalım. Zorlamakta da yarar var mı yok mu bilmiyorum. "Mekanikte zorlama varsa hata vardır" demiştim bir zaman. Fotoğrafçıydım o zaman. Çıraklarım bazen emniyet mandalını açmadan denklanşöre basıyorlardı "Mamiya RB 67" makinasının. Denklanşör düşmeyince de "Usta, çekmiyor bu" diyorlardı. Ozaman söylemiştim; "Zorlama varsa hata vardır diye ama, o çırak zorlamadan nasıl öğrenecekti bunu?...

Zor bu işler ya:))

Evlilik olayına bi çok

Evlilik olayına bi çok açıdan bakılabilir.
İnsanlar, iki bireyin beraber olmasını niye bir anlaşmaya ve duyuruya bağlamışlar ki?
Evlilik neyin ispatı, gösterisi, güvencesi, dayatması... olmuş diye düşünmek gerekir.
Bizim toplumumuz da ister tutucu, ister aydın hangi kesimden olursa olsun nedense genelde bi sözlenme , evlenme ilişkiyi resmiyete dökme merakı var.
İki taraf da birbirini müebbet mahkumu ya da hayat sigortası olarak görüyor.
Diğer taraftan da, sanki kadının tek başına bir değeri yokmuş, illaki bir erkeğin eşliği ve himayesi gerekirmiş gibi düşünüp sürekli baskı uygulayan ve başının etini yiyen bi toplum var.Örnekler çoğaltılabilir...
Bir çoğumuz bu dayatmalar sonucu evlenmiş anne ve babaların çocuklarıyız.
Kadın mı başlattı erkek mi bilemem ama tek bildiğim ve gözlemlediğim evlenenlerin hiç de mutlu olmadığıdır:) İstisnalar vardır ama ben görmedim.

Evliliğin amacı mı? Eğer

Evliliğin amacı mı? Eğer bunu evliliğin kendi tarihselliği içerisinde soruyorsanız, cevap mülkiyet hakkının teminat altına alınmasıdır diye düşünüyorum sevgili Efsun. Ve bu sözleşmenin içinde kadın ve kadının namusu da bulunur. Kadının namusu kavramı zaten kadının mülkiyet hakkının sosyal bir ifadesidir. Ama bugüne gelirsek, tıpkı senin de söylediğin gibi ve daha başka şeyler de eklenebilir şüphesiz...Ki artık ultra sosyaliz, doğal hukuku istesek de işletemeyiz..Yani? Bu mesaj öyle ya da böyle mutluluklar diye biter:)

Xenix, "evliliği

Xenix, "evliliği başlatanlar" diye bir şey yok. İnsanlar dünyaya gelirken evlilik başlamış zaten:) Ama çeşitli aşamalardan geçmiş ve işin ilginci bu aşamaları belirleyen bugün olduğu gibi o zaman da "ekonomik" diyebileceğimiz ama "beslenme ve barınma var olma" çabaları...

Şimdi sıkı dur ve avcunu yalamaya hazır ol:

evlilik sürecinin anaerkil dönemin son aşamasında var olan "poligami" ve poliandri", "pairing" denilen "iki kişilik aile" kurumu tarafından yıkılıyor ve babaerkil dönemde ortaya çıkıyor ve mülkiyetin temeli evlilik değil, mülkiyet evliliği "malları" arasına katıyor...

Yani aileyi bugünkü biçimde kurumsallaştırmaya başlayan erkek oluyor!...

Morgan, Freut, Engels, Marks ve daha bir çok bilim adamının çalışmalarını "özetleyen ve ayrıntılı" anlatan August BEBEL'i okuyorum şimdi.
Bitirince yine geleceğim...

Evet sevgili gamaro, bu

Evet sevgili gamaro, bu mesajlar öyle ya da böyle mutluluklar diye biter:)

Bebel demiştiniz, yoksa

Bebel demiştiniz, yoksa "Kadın ve Sosyalizm" i mi okuyorsunuz Hüseyin Bey? Bebel kadının hor görülmesinin ve hatta aşağılanmasının özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla başladığını söyler ve kadına yöneltilmiş inferiorite vurgusunu mülkiyet kavramıyla ilişkilendirir. Aslında ben de benzer bir şeyi söylemek istemiştim, evlilik kurumu kendi tarihselliği içerisinde değerlendirildiğinde, kadın ve kadına ait diğer bileşenlerin mülkiyetinin - diğer malların arasında bir mal olarak ve sözde karşılıklı yükümlülüklerle birlikte -(pek adilane olduğu söylenemez elbette)- teminat altına alınmasına dair sosyal bir sözleşmedir aslında.

Güçlü bir teorisyen olarak Bebel'i saygıyla anmak durumundayım. Bununla birlikte kadın ve sosyalizm yanyana getirildiğinde herşey günlük gülüstanlık olur mu, şu an için bu bağlamda çok da iddealı birşeyler ekleyebilecek durumda değilim. Ama Bebel'in hasmı Bernstein'ın "sonuç hiçbirşeydir, hareket herşey" önermesi ve bu önermenin sosyal demokrat kimliğinden yola çıkarak söyleyebilirim ki; kadın sorunsalının sosyal demokrasi ile çözülebileceğine inanmak için de biraz saf olmak lazım:))

Unuttuklarımı elden

Unuttuklarımı elden geçiriyorum Gamaro arkadaşım. Evet elimdeki "Kadın ve Sosyalizm" idi zikretmek istememiştim.
Unuttuklarım diyorum, anımsadıklarım da var ki onlardan biri de, ozamanlardaki "sosyal demokrat parti" tanımlamasının bu günkü "sosyal demokratlar" ile alakası olmadığı, tamamen koministleri ifade ettiğidir. Siz de bunu biliyor olmalısınız. Dolayısı ile önermemiz sosyalizm olabilir hala ama "sosyal demokrasi" olamaz.

Eklenmesi gereken bir şey daha varki; o zamanki koministlerin, bu günkü koministler olarak algılanan; "reel sosyalizm" olarak tanımlanan süreçteki "koministlerle" de çok farklı olduğudur... Bunlar sosyalizmin sorunları arasında ayrıca tartışılması gereken, Türkiye ve Dünya solunda da uzun süredir tartışılan konular aslında.

"Bir şeyin alternatifi, o şeyin kendisi olamaz" önermesinden yola çıkarak, erkek egemen bir toplum yapısı olan kapitalizmin alternatifi de yine kapitalizmin kendisi olamayacaktır. Bu yüzden, kapitalizmin alternatifi olarak gelişen sosyalizmin, mevcut sorunlarının çözümlenerek yeniden alternatif olması, tarihsel kaçınılmazlık olarak işleyecek olan bir süreçtir... Gerekli, zorunlu, hem de kaçınılmaz... Dolayısı ile benim önermem yeniden sosyalizmdir... Kendimce bu yerlerde aradığım da, insanlar ne istiyor, nasıl düşünüyor, nefretleri, özlemleri, yığınla, insana dair ne varsa herşeyin sorgulanmasıdır...

Zaman zaman güzel konular açılıyor burada. Cehaletimizi ve bilgimizi ortaya koyuyoruz. Ortaya sürülen her sözcük bana seni anlatıyor. Sen ise benim, ben o'yum, diğeriyim, ötekiyim berikiyim... Apayrıyız, hep beraberiz, yan yana, önde arkadayız...

Burada farkına varırsan konu başlığı altına yazdığım ilk yorumda özetlediğim sürecin dışında yeni bir şey bulamadık. Ama sanki olabilirmiş gibi bir soru sordu xenix ve cezbetti beni:

"Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır."

Bu söz doğrultusunda yeniden bakma gereği duydum... Hala da bakıyorum... Yani aslında anaerkil süreç potansiyel olarak ataerkil süreci ve mülkiyetin ortaya çıkış nedenlerini içeriyordu... İçermese nerden çıkacaktı?...

Peki durum böyle ise soru şu:
- İlkel de olsa komünal olan anaerkil süreç mülkiyete yol açmışsa, gelecekte öngörülen komünal yaşam yine mülkiyet ilişkilerinin ortaya çıkmasını her an içinde taşıyacak mıdır?
Mülkiyeti anaerkil üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığının kanıtlanması şu soruyu doğurmuyor mu:
- İnsan soyu mülkiyete her zaman mahkum mudur?... Marksizmin gözden kaçırdığı bir şeyler olabilir mi, olursa ne olabilir?...
Bu nedenle anaerkil üretim ilişkilerini yeniden gözden geçirme gereği duydum.
Bakıyorum...

Not: Belleğimde Bernstein'ın da bir yerlerde mahkum edildiği bilgisi var ama bu konu da başlıbaşına ayrı bir konu. Buraya almayalım derim. Ancak şu kadarını da söylemeliyim ki, kadın sorunu yalnızca sosyalizm ile çözülecek bir sorun değildir, bu konuda ayrıca bir mücadele perspektifinin olması gerekir. Çünkü bir erkek sosyalist olabilir ama egemenlik alışkanlıklarını yenmesi daha derin bir hesaplaşmayı gerektirmektedir.

Hüseyin bey, ben zaten daha

Hüseyin bey, ben zaten daha yaptığım ilk yorumda, bir şekilde okuyup durduğumuz anaerkil sistem tasvirlerine pek çok açıdan şüpheyle yaklaştığımı belirtmiştim. Evet, işin bir tarafında dönemin sosyal ekonomisi ,buna eşlik eden maddi altyapı ve genel iş bölümü alanları mevcut ve bunlar nispeten daha kolay ve somutça ele alınabilmeye olanak tanıyan hususlar. Peki ya daha ötesi? Yani anaerkil döneme keyifle atfedilen pek çok üst yapı değeri ve bunların pozitif anlamda vurgulanan sosyal karşılıkları? Mesela bugün ataerkilliğin tarihinden bahsederken sadece üretim araçları ve diğer özel mülkiyet nesneleri üzerindeki erkek egemenliğinden değil, aynı zamanda sosyal hayata ve yaşam tazına diffüze olmuş, öyle ya da böyle kabul görmüş veya ettirilmiş, ve yaşamın ayırt edici ve keskin bir çizgisi olarak pozitif hukuk içerisinde (yani o an yürülükte ve etkin olan toplam hukuk içerisinde, ki bu gelenek ve göreneği de kapsar) ifade bulmuş "erkek egemen bir yaşam tarzından" da bahsediyoruz mutlaka, ya da belirtmeden geçemiyoruz diyelim..

Peki ya anaerkillik? Ben işte tam da bu noktada, anaerkil dönemin böyle bir karşıtlık gereği içerisinde, yani erkek egemen yaşam tarzının karşıtı olabilecek "anaç" bir yaşam tarzı profiliyle ele alınması noktasında şüpheciyim. Zaten yazının sonundaki cümlemde "..anaerkil sistemin, ekonomisinden ziyade "yaşayış tarzına" ait -ve kadın bazlı -bir takım farklılıklar üzerinden kurgulanması noktasında şüpheciyim.." derken bunu vurgulamak istemiştim.

Elbette ki yapılmış onca araştırma ve çalışmayı destur bilmeden bir kenara itip "inanmıyorum işte" kolaylığında bir tavır sergilemek anlamında değildi bu itiraz, o zaten benim haddimi fazlasıyla aşar. Ama konu bağlamında okuduğum pek çok şeye rağmen, hala kendi kendimi ikna edememiş olduğum bazı önemli hususların varlığını vurgulamak amacıyla böyle bir ifade kullanmak ihtiyacı hissetmiştim, ve bana öyle geliyor ki, sanki bu noktada sizinle ve xenix'le benzer soru işaretlerini paylaşıyoruz. Çünkü sizin de bir ara dile getirdiğiniz "Acaba söylendiği kadar masum değil miydi?" sorusu bence özünde aynı şüphede birleşiyor.

Tabi sizin kafanızı

Tabi sizin kafanızı kurcalayan bir başka önemli bir nokta, son yorumunuzda da ifade ettiğiniz gibi, "eğer öyle ise, o zaman gelecekte de engellenemez bir biçimde böyle mi olacak, ya da olabilir mi?" endişesi, bunu farkettim. Ve belki de bu yüzden, geçmişte ne olmuştunun önlenemezliğinden yola çıkarak gelecekte de önlenemez olabilecek bir tehdit algısını düşünmek durumunda kalmanın huzursuzluğunu yaşadınız. Hüseyin bey, ben aslında son günlerde daha başka bir konuya kafa yorarken benzer bir huzursuzluk yaşamış, hatta bunu ayrı bir forum konusu olarak açma noktasına kadar varmıştım, yeri gelmişken kısaca onu da paylaşayım;

Mesela kapitalizmi deşifre eden aslında kim veya kimlerdi? Ya da şöyle soralım, kapitalistler kapitalizmi kimden öğrendiler? Şimdi bu soruyu kapitalizmi herhangi bir anda var edenler ve bu sistemin varlığını devam ettirici yönde eylem ve söylem üretenler açısından düşündüğümüzde şöyle garip bir sonuç çıkmıyor mu karşımıza? Yani birileri bir şeyler yapıyor ve tüm bu yapılanlardan devasa bir sistem çıkıyor.. ama bu birileri aslında bir sistem inşası amacıyla birşeyler yapıyor değiller, bilakis sadece bildikleri kadarıyla birşeyler yapıyorlar, ama yine de her birinin bildiği kadarıyla yaptığı bu şeylerin toplamından devasa bir sistem doğuyor...Ve bu sistem o kadar büyük ve kompleks ki, sistem inşasında görev almış sayısız gönüllü yapı ustası dahi sistemin bütününü tam olarak kavrayabilmiş değil ve eğer Marks amca olmasaydı muhtemelen bir başka büyük öğretmeni beklemek durumunda kalacaklardı...O zaman, bu durum neyin göstergesi olabilir? Mesela, insanın -kendisi doğrudan farkında olmasa bile- yine de zihninde doğal bir sömürü sistemleri inşacılığı çipi veya programı bulunduğunun mu? Yok, cevap konusunda iddalı değilim, ama soru işte...

Neyse, konu uzayıp gidiyor böyle, uzadıkça da dağılıyor..

En iyisi kendi kendime birkaç şey daha mırıldanıp gideyim ben..Evet, sadece mırıldanıyorum..Eğer anaerkil dönemin sosyal ekonomisine kadın hakimdiyse, ve ilaveten ilkel bir soy hukuku da kadının elini güçlendirdiyse, kadın bu hakimiyetini dönemin herhangi bir anında ve öyle ya da böyle "özelleştirmek" istemiş olamaz mı?..Yani ilk özel mülkiyet, ilk görece konfor ve kadın..Sonrasında olanlar ise bir tür "servetin el değiştirmesi" hadisesidir belki.. Ya da kimbilir, belki herhangi bir cinsiyetin baskın sosyalliği bile söz konusu değildi en başta...cinsiyetsiz bir klan ekonomisi ve birikim..ve belki de erkek doğrudan cinsiyetsiz bir evreden kendini farklılaştırıp var etti..sonra var ettiği hoşuna gitti ve devam ettirdi..Neyse, aslında hep söylenildiği gibi, çok eskiler üzerine konuşmak her zaman tehlikeli yanlar içerir, iyisi mi ben daha fazla tehlike almayayım ve susayım..

Ve bir de son olarak

Ve bir de son olarak, demokrasi, sosyalizm ya da daha başka bir şeyle birlikte kadın..Ama gerçek çözüm diye birşey varsa eğer, bence bu bizim şu anki halimize o kadar farklı ve yabancı olmalı ki, dile getirilmesi dahi binlerce yıldır yapılan zihinsel tekrarların kandırdığı doğallığı irrite edebilmeli ve yerleşik algıya huzur vermemeli..Ve bence biz bu şansı kaçırdık, tıpkı bir filozofun söylediği gibi; bambaşka birşeyler kurmak için bambaşka şeyler üretmek yetmez, aynı zamanda eskiye dair ne varsa hepsi unutulmalıdır. Ki biz yaptığımızı henüz unutmadık, belki çocuklarımız..

[ Bernstein örneği, kadını makyajla güzelleştirmekle gerçek çözümün irkiltisi arasına sıkışmış bir ironiydi Hüseyin bey..Kendileri malum, revizyonizmin babalarındandır, e revizyonizm de başka şeylerin babası oldu tabi daha sonra, ve o şeyler de daha başkalarının..Bu akrabalık ilişkileri içinde gelip sosyal demokraside durduk işte...Elbette espriydi, önce Bebel'in karşıtı olarak çağrışım yaptı, sonra kadın sorunsalının özünü demokrasiyle revize etme derdindekilere sataşmaya kadar uzandı. Ama sizinle bir ilgisi yoktu ve sanırım bu bakımdan biraz yersiz kaçtı. Bazen bir cümle yazıp aradaki iki üç cümleyi içimden söylüyor ve daha sonra içimden söylediğim cümleleri yazıya eklemiş gibi devam ediyorum, farkındayım, ama ben de işte böyleyim, siz gamaro'nun kusuruna bakmayın:) ]

Bu arada, yazıyı yazdım gönderdim, ve baktım ki çok, ama çok uzun. Ben de bölüp parçaladım ve üç fasılada yolladım. Sanırım böyle daha iyi oldu, size de tavsiye ederim:)

"Neyse, aslında hep

"Neyse, aslında hep söylenildiği gibi, çok eskiler üzerine konuşmak her zaman tehlikeli yanlar içerir, iyisi mi ben daha fazla tehlike almayayım ve susayım.."

"Susma, sustukça sıra sana gelecek":))

Hele de bal damlarken kaleminden, susmanın hiç gereği yok.
Ne diyor türkü:
"Oynayın gız oynayın durmanın ne karı var"
Bir diğeri:
"Halaya girmeyenin eli kolu çözülsün"

Okudukça coştum da:)

Gerisini bekliyorum tüm "tehlikeleriyle" birlikte; "görevimiz tehlike":)

Görüşmek üzere...

Ben "dil" üzerine

Ben "dil" üzerine düşündüm aslında son günlerde..Tabi dil üzerine düşününce "düşünce" üzerine düşünmeme gibi bir şansınız kalmıyor..Düşünce deyince bu kez bilgi, kavram, genelleme vs geliyor peşi sıra..Bir de tüm bunları önce klanın sosyal ekonomisi (ya da kısaca geçimi diyelim şuna) ve bu geçime ait iş bölümü vs. gibi alt başlıklar etrafında toparlamaya çalışıp, akabinde kadın ve erkeğe pay etmeye çalışınca...Nasıl desem ki, hem bir şey düşünüyorum, hem de hemen ardından düşündüğüm şeye kendim itiraz ediyorum.. Zemin distabilitesi var:) Vakit bulunca toparlayıp yazabilirim umarım,şimdilik herkese iyi geceler.

Konuştuk, konuştuk,...

Konuştuk, konuştuk,... elde var yine sıfır... )) sanırım tebessüm etmek için Erkek ve dişi erkliğe soyunmuş. Çocuklarını anne ve baba paylaşamamış. Biri demiş benim öteki demiş benim. Bakış açısının gelişip bizim olduğuna varabilmesi için bu süreçler yaşandı. Yaşanıyor yaşanacak. Bizler olduğumuz sürece süreçleri konuşacağız sonrası süresiz zaten. Ben kalkıyor aradan...&

Kadının konuşmaya

Kadının konuşmaya erkekten önce başlamış olması bence de çok muhtemeldir. Ya da tam olarak böyle olmasa bile, en azından anaerkil avcı-toplayıcı dönemde kadının erkeğe oranla daha zengin bir dil muhtevasına sahip olduğuna, ya da en azından erkekten daha iyi konuştuğuna inanıyorum. Çünkü dilin ortaya çıkışı ve gelişimi hormonal, biyolojik veya genetik faktörlerden ziyade sosyal pratikle ilgilidir. (Bir insanı sosyal iletişim ve pratikten izole ederseniz hiçbir zaman kendi kendine konuşamaz. Bunun canlı örnekleri arasıra medyaya da yansır, yıllar boyu kümeste saklanarak büyütülmüş çocuklar vs, örn. bunların hiçbiri konuşamaz)

Bu bakımdan, avcı-toplayıcı dönemin genel iş bölümü içerisinde kadının payına düşen sosyal iletişim ve pratik düzeyinin (çocuk bakımı, bahçe işleri ve tabiatla daha detaylı ve özenli bir birlikteliği gerektiren toplayıcılığın) erkeğin avcılığına oranla daha "sesli" ve daha yoğun bir "pratiğe" olanak tanıdığına ve bunun da kadına gerek konuşmaya başlama gerekse daha iyi konuşma noktasında belirgin bir avantaj sağlamış olabileceğine inanıyorum. Tüm bunlar, tarım devrimine giden yolda yavaş yavaş artan bilgi-birikimin de ağırlıklı olarak kadın emeği, pratiği ve keşifleri üzerinden geliştiği şeklinde de değerlendirilebilir tabi. ( Örn. pek çok öncül tarımsal alet ve edavatın ilk mucitlerinin kadınlar olması çok muhtemeldir)

Ama tarım devrimini takiben ne oldu sorusuna gelince, benim de xenix gibi pek bilimsel olmayan ancak sezgisel bir başka görüşüm daha var ki; onu da "boş vakit" şeklinde özetleyebilirim :)

Evet, insanoğlu için tarım devriminin çok büyük, hatta muazzam getirileri oldu, orası muhakkak. Örneğin herşeyden önce, o güne kadar sahip olduklarının çok daha ötesinde bir yaşamsal garantiye ulaştı, yani düzenli, istikrarlı ve hatta depolanabilecek ve işler yolunda gitmediği zaman (doğal afetler, kuraklık, avın iyi gitmemesi vs.) kullanabilecek ve böylece ortalama yaşam beklentesini günler ve haftalardan aylar ve mevsimlere kadar uzatabilecek bir geçim ve gıda kaynağına kavuşmuş oldu. Bunun etkileri elbette tartışılamaz.

Ama aynı insan tarım devrimi ile çok değerli bir başka şeye de sahip oldu; yani zamana. Ve daha öncesinde gününün nerdeyse tamamına yakınını besin/gıda temini için harcar ve hayatta kalabilmek adına bundan asla taviz veremezken, bir anda dünyanın "boş vakti" ile tanıştı. E şeytana vakit lazım tabi , ya da kimbilir:)

Çok haklısın

Tarım o "boş vakti" getirdi. Patates ise o "boş vakti" ve "tokluğu" arttırdığı için Avrupa'da büyük bir devrim yarattırdı. İnsanlar avlanmak veya ucu ucuna doymak şekilde ucuza ve daha az işlemle doymaya başladı. Bu da onlara düşüncede adım atmalarını sağladı.

Ne tuhaf değil mi? Gelişmeler mucitler sayesinde, mucitler ise boş vakti olan adamlar sayesinde oluşuyor.

xenix

Sadece boş vakit mi?

Sadece boş vakit mi? Ya savaşlar ve olağanüstü durumlar?

Mesela naziler dünyanın dört bi yanına dalmasalardı.. yani bi ihtimal, ne nükleer enerji, ne elektron mikroskobu, ne jet tipi motorlar, ne de roket ve uzay proğramlarıyla henüz tanışmıyor olabilirdik xenix :)

Hatırlatma:)

Hatırlatma:)

arkdaşlar sizleri tebrik

arkdaşlar sizleri tebrik ediyorum guzel tartısmalra oluyor burda benı davet edersenız sevınırım yussuf_duman@hotmail.com

Buradan iyi

Buradan iyi tartışma konusu çıkar gamaro.

"Sadece boş vakit mi? Ya savaşlar ve olağanüstü durumlar?"

Savaşlar gerçekten uygarlığın ilerlemesinde ne derece etkili.

xenix: Takiplerim

2 milyon yıl önce kadınlar erkekleri istemeye gidiyormuş

Times
2 Haziran 2011

Bilim dünyasını şaşkına çeviren keşif

Bilim insanlarının, 1.7 ile 2.4 milyon yıl öncesinden kalma fosilleşmiş dişler üzerinde yaptığı bir araştırma, ilk insanlar hakkında ilginç bir gerçeği ortaya koydu.

Araştırmaya göre, ilkel kabilelerdeki erkekler doğdukları yeri terk etmezken, kadınlar eş bulmak için başka kabilelere gidiyordu.

Diş fosilleri üzerindeki incelemeler, iki insan türünde “yabancı gelin” kültürünün doğmuş olabileceğine işaret etti.

Bugün Nature dergisinde yayımlanan çalışma, Güney Afrika’nın Sterkfontein ve Swartkrans mağaralarında bulunan iki insan türüne ait 19 diş fosili üzerinde yapıldı. Diş minesinden elde edilen bulgulara göre, kadınlar yetişkinliğe erişince yaşadıkları yeri değiştiriyordu. Buna karşın, erkeklerin yüzde 90’ı yaşadıkları mağaraları terk etmedi.

Güney Afrika’da iki farklı kazı alanında bulunan dişler, Australopithecus africanus ve Paranthropus robustus insan türlerine ait.

GELENEK NASIL BAŞLADI BİLİNMİYOR

Araştırmanın başındaki isim, Colorado Üniversitesi’nden Sandi Copeland, “İlk insanların coğrafi hareketleri hakkında elde ettiğimiz bulgular, bize kadınların doğdukları yerleri kendi tercihleriyle terk ettiklerini gösterdi” dedi.

Araştırmada, kadınların iki insan türünün bulunduğu bölgeye dağıldığı tespit edildi. Her iki türün de, bugünün modern insanına çok benzediği belirtildi. Copeland, “günümüzde de bu geleneğin özellikle Çin ve Hindistan’da devam ettiğini, evlenen kadınların eşlerinin evine yerleştiğini” belirtti. Ancak bu geleneğin nerede doğduğu bilinmiyor. Copeland, bu geleneğin insanların yaşadığı bölgenin geçmişinden kalmış olabileceğini ifade etti.

A. africanus türü, 2 ile 3 milyon yıl öncesinde yaşadı. Bu türün, P. robustus ile akraba olduğu düşünülüyor. Modern insanlara benzeyen P. Robustus ise, 1.2 ile 2 milyon yıl önce yaşadı.

Hopi ailesi

less is more

Sevgili Sonsuz

Benide şu aile tipi şaşkına çevirmişti hocamdan ilk dinlediğimde ;

Hopi Ailesi
Arizonada yaşayan kızılderililerde görülmüş anayersel bir aile tipi.Erkek çocuk babaya bakarak gelecekte nasıl davranacağını görür,öğrenir.Evlenince kızın ailesine gidecektir onlarla birlikte yaşayacaktır.Ailenin tek görevi aileye nüfus katmaktır.Erkeğin hiçbir değeri yoktur.Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir.Yani erkek zavallı durumdadır.
Erkeğin evlilik yaşına geldiği şu şekilde anlaşılır;
Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır.Bu şartlar sağlanırsa erkek artık ergenlik çağına gelmiş bir kızla birlikte olabilir fakat kızın birden fazla sevgilisi vardır istediği herkesle birlikte olabilir evleniceği kişiyi seçene kadar.Hamilede kalabilir fakat istediğiyle evlenir illa hamile kaldığı kişiyle evlenmek zorunda değil zaten kiminle birlikteliği sonucu hamile kaldığınaıda bilimiyordur muhtemelen.Kadın erkeği seçer ve evlendiği zaman hamile olması yada doğurduğu cocuk herhangi bir sorun teşkil etmez.Burada önemli olan tek bişey vardır oda gönül koyulanla evlenme gönülsüz evlilik yok.Kızımız istediğinide bulduğunda günlerce tören yapılır.Evlilik önemli bir seramonidir.

less is more

Anaerkil ataerkil...Dinciye

Anaerkil ataerkil...

Dinciye sorsan ne der?

Yau bırak allaağsen.

Der...

Çünkü neden?

Eeee, accık okuyup sürekli düşünür de ondan:)

Tipoloji işte napcan.

"Erkek çocuk babaya bakarak

"Erkek çocuk babaya bakarak gelecekte nasıl davranacağını görür,öğrenir.Evlenince kızın ailesine gidecektir onlarla birlikte yaşayacaktır.Ailenin tek görevi aileye nüfus katmaktır.Erkeğin hiçbir değeri yoktur.Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir.Yani erkek zavallı durumdadır.
Erkeğin evlilik yaşına geldiği şu şekilde anlaşılır;
Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır
."

Bu pasajda dikkat çeken bir kaç noktayı konunun daha önceki tartışılan bölümleriyle ve konunun asıl sorgusuyla ilişkilendirdiğimizde gıcık kaptığım bir kaç husus var:

"Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir": Yani tohumluk tosun gibi bakılan erkek ta o dönemden kalma bu görevinden dolayı, bu gün de önüne geleni tohumlamakla görevli sayıyor kendini. Bu kez ne diyorlar ama: "Kocam beni aldattı Güzin abla"... Güzin abla da şöyle diyor: "A salağım biz zaten tarih boyunca erkeği önüne gelene binsin diye yetiştirmedik mi?"...
Yani anaerkil dönemin kadınlarının erkeğe biçtiği rol sonradan kadınları aldatan erkek tipolojisini oluşturuyor... Sonra da suçlu erkekler oluyor...

Canlılık evriminde ilk erkek nasıl oluştu acaba? Muhtemeldir ki bazı çiçeklerde olduğu gibi kadın kendi gövdesinde erkeklik organını da taşıyordu? Sonra ki üremelerde bir ayrışma ve kendileşme yaşanmış olabilir. Bugün bazı bitkiler de insanlar gibi erkekli dişili ekiliyor. Örneğin avakado meyvesi bir erkek bir dişi olarak yan yana dikilir. Tek başına dikilen ne dişi ne de erkek avakado meyve vermez... İncir, dut gibi ağaçların da erkeği ve dişisi vardır. Ama incir ve dutun dişileri de henüz erkeklik organlarını üzerinde barındırır... Söylemek istediğim erkeği kadın yarattı bence. Zaten ailenin oluşmasında da kadının rolü tek etken. Anne etrafında başlayan hayata alışan yavrular, yetiştikten sonra da kazandıkları alışkanlık nedeniyle anneyi terketmeyince, anne etrafında bir sürü oluşmaya başlıyor. Tabi bu sürüde "zavallı erkek yavrunun" büyüyünce görevi ne? Döl vermek! Ver koçum dölünü! Ama yeter mi? En iyi döl verenin seçilmesi gerek! Nasıl? Dövüşün lan! Böylece kadın kendine en sağlıklı dölü verecek erkeği bulmak için, "zavallı erkekleri" sinsice dövüştürür... Sonra ne olur?

Sonra efendim, erkek dövüşmeyi öğrenir işte! Belki arenalarda aslanlar ile gladyatörlerin, sonra da kölelerin dövüştürülmesi köleci topluma anaerkil dönemden kalma bir mirastır...

Şimdi kodu mu oturtan bir erkeğe sahip midir kadınlar? Sahiptir! Ah şu sahiplik! Ne tatlıdır ...mına koyum!
Sonra ne yapılırmış?:

"Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır"
Ulan tüm bunları yaptıktan sonra bu zavallı erkeklerden ne bekliyorsunuz daha?

Sonra ne oluyor? Erkek dövüş ve döl vermede ustalaşmıştı değil mi? Bu "erk" insanı insan gibi bırakır mı? Erk bu, şişede durduğu gibi durmaz ki! Avakadonun erkek olanı gibi sonradan bağımsızlaşan erkek başlıyor kendine uygun bir sistem araştırmaya. Erk onda, ereksiyon onda ama bazı gereksiyonlardan dolayı da kendine bir düzen kurmaya karar veriyor! Kuruyor, kuruyor, kuruyor! Önüne gelen kadına veerkeğe vuruyor! Kadın orada süs biberi gibi duruyor!

Sonuç mu?
Kadınlar kendi yatattıkları frenkeştayn tarafından evlerine hapsediliyor! Tamam, üretim ilişkileri, çelişkileri, uzmanlaşma falan da, bu üretim ilişkilerinde zavallı erkeğe neden hep güce bağlı işler yıkılıyor? Bu kadınların kurnazlığı değil mi? Zaten kadınların gri hücreleri erkeklerden fazlaymış. Ama erkek ne diyor? "Güç bende" diyor! "Zor oyunu bozar" benim gücüm senin gri hücreni bozar" diyor! Ondan sonra ne oluyor? Yorgun argın geliyor eve
"Yıka len ayaklarımı" diyor erkek! "Yemek nerde kaldı len?" diyor! "Bak işe gidiyorum, evden dışarı çıkmak yok" diyor. Çünkü biliyor; ta anaerkil dönemde kadın istediği erkekle birlikte erkeğini kekleyebilir! Bekaret kemeri falan takıyor sonra! Ahlak kuralları geliyor arkadan!
Kaç kadına sordum: "Bir erkekte ne ararsın?"

Bu sorunun yanıtı olarak "güven" birinci sırada, "sadakat" ikinci sırada, "seks" üçüncü sırada! Bakıyorum sonra: Ulan diyorum, doğada kadınlar ile erkekler arasındaki ilişkide erkek kadına bir tek üreme konusunda muhtaç! Ama kadın erkeğe hem üreme, hem barınma, hem de beslenme konusunda muhtaç! Yani diyorum ki üç temel güdüde; beslenme, barınma, üreme alanlarında zaten doğuştan gelen bir eşitsizlik var. Mağaraya doğru yola çıkıyorum: Kadın hamile kalmış, yüklü, ağırlaşmış hareketleri (üreme), avlanamıyor, ona kim yiyecek (beslenme) getirecek? Erkek!... Kadın yüklü, kadın ağır, onu diğer yırtıcılardan kim koruyacak? Erkek! Sonra doğuracak kadın, lohusalık döneminde iyice yavalayacak ve hatta tam doğurma sırasında başında bir bekçi gerek. Öyle ya, o dönemde taze yavruyu yemeye hazır bir sürü çakal var etrafta ve hatta yamyamlık da henüz revaçta, çünkü insan daha kendi suretinin farkında değil ve bir başka insanı insan olarak değil, bir AV olarak görüyor, her an hemcinsini yemeye hazır bir yamyam sürüsü ortalık! Bu süre içinde lohusayı kim koruyacak? Erkek! Bebeğin beşiğini (barınma) kim yapacak? Erkek! Eeee, bunca görevin bir yıpranma tazminatı olması gerek!... Erkeğin bu işler karşılığında kadından bir alacağı olması gerek! daha çok çetrefilli işler çıkar buralardan... Savaşa kim gidecek? Erkek!...

Biliyor musunuz çoğu kadınlarda hala erkeği bir köle gibi kullanma isteği var! Bu yüzden kadın erkek ilişkilerinde kadınlar için "güvenlik" 1. sırada, "bağlılık" ikinci sırada, seks-"üreme" üçüncü sırada yer alıyor ki üreme bir kadın için hiç de kolay bir iş değil zaten. Çok zahmetli ve acılı bir süreç! Toplumsal öğretilmişlikler ve çevre baskısı olmasa hiç bir kadının çocuk doğurmak isteyeceğini sanmıyorum!
Tüm bu olup bitenlerin arasına bir de sevgi ve aşk diye bir yalan sıkıştırmışlar ki, tüm bu ihtiyaçların giderilme sorunlarına kılıf yapılıyor! Bu ihtiyaçlar olmasa aşk da ne ki? Çünkü bu ihtiyaçlar giderildikten sonra neden biter aşk dedikleri? Hatta çoğu insan için daha ilk sevişmeden sonra biten bir şeydir adına aşk dedikleri! Varlığını sürdürme kaygısından başka bir şey var mı insanın yaşamında? Herşey buna bağlı değl mi? Şimdi aranızda bana "yanılıyorsunuz, biz hala birbirimizi seviyoruz" diye kendini kandırıp da beni de kandırmaya çalışanlar çıkabilir! Onlar için ben şuraya bir külah bırakayım da müsadenizle gideyim!...

Kadının tarihe fırlattığı bumerangtır erkek!
Şapkamızı önümüze koyup barışma zamanı şimdi!

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş